Hz. Peygamber (s.a.v) Hayatında Öğrenilmiş Çaresizlik Var mıydı?

e-Posta Yazdır PDF

Öğrenilmiş çaresizlik konusunda Sevgili Peygamberimizin Hz. Muhammed (s.a.v) hayatına birlikte bakalım. İslam'ı anlatırken hangi engellerle karşılaştı ve bu engellerin nasıl üstesinden geldi.


O bir peygamberdi ve Allah O’na yardım ediyordu diyebilir miyiz?  Bu doğru; ancak bu dünyada en fazla sıkıntıları peygamberlerin çektiğini bilmeyenimiz yoktur. 


Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)  her konuda olduğu gibi öğrenilmiş çaresizliği yenme konusunda da bize hayatıyla en güzel şekilde örnek olmuştur. İslam'ı anlatmak için bütün olumsuzluklara göğüs germiş, inandığını anlatma ve uygulamadaki kararlılığını davranışlarıyla bizlere göstermiştir.


Peygamber efendimizin karşısına çıkan ve başına gelen olumsuzluklara birlikte bakalım:

Doğmadan iki ay önce babasını, altı yaşında annesini, sekiz yaşında da kendisini himaye eden dedesini kaybetti.

Kırk yaşında Allah'ın emirlerini insanlara anlatmaya başlayınca Mekke müşrikleri saltanat ve rahatlarının bozulacağını düşünerek kendisine düşman oldu.

İslam dinini anlatırken en büyük düşmanı da amcası Ebu Lehep oldu. Bu konu da kendisine deli divane dendi.

Mekke'nin ileri gelen iki Ömer'inden biri kendisini öldürmek istedi. Davası için memleketinden hicrete zorlanmakla beraber hicret gecesi suikast düzenlenmeye çalışıldı. Başını getirenlere yüz deve vaat edildi.


Müşrikler tarafından kendisine ve kendisine inananlara üç yıl ambargo uygulandı. Ambargo esnasında kendisini himaye eden amcası Ebu Talip ve iki ay sonra biricik eşi Hz. Hatice'yi kaybetti. Yedi çocuğundan altısını kendi elleriyle mezara koydu.


İslam dinini anlatmak için gittiği Taif'te Taif'in ileri gelenleri tarafından halka ve çocuklara taşlatıldı.

Uhut Savaşında dişi kırıldı, Hendek'te açlıktan karnına taş bağladı, Miraç'a çıkmasıyla alay edilmek istendi.... Bunlar benim ilk alıma gelen örneklerdir.

ütün bu olumsuzluklara rağmen ki -bu olumsuzluklar içinde müşriklerin saldırıları, münafıkların sinsi hareketleri ve Yahudilerin düşmanlıklarını da katarsak- hiç kimseden çekinmeden bütün riskleri göze alarak İslam dinini anlatmıştır.


İslam'ı anlatmak için taşlandı, deli dendi, alay edildi velhasıl engellenmek için bütün olumsuzluklar karşına çıkarıldı; fakat O: "sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz ben bu davadan vazgeçmem" buyurmuşlardır.


Peygamber efendimizin başına gelenlerden hangisi acaba bizim başımıza gelmiştir:

Düşmanımız çoktur diyorsak; Hz. Peygamberin düşmanları Mekke'nin ileri gelenleriydi ve başı vurdurmak istiyorlardı.

Çekemeyenlerimiz çoktur diyorsak; Hz Peygambere bu konuda münafıklar ve Yahudiler fazlasıyla görevlerini yapıyorlardı.

Maddi imkânlarımız yoktur diyorsak; Hz. Peygamber bırakın maddi imkânları, yiyecek ekmek bulamayıp açlıktan karnına taş bağladığı zamanlar oldu. 

Şartlarımız mı müsait değil zamanımız mı yok diyorsak; Hz Peygamber'in bunları düşünecek bahanesi de zamanı da yoktu.


İnandıklarımızı savunmak ve doğru bildiğimiz yolda yürüme konusunda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) gibi olmalıyız. Bizler her konu da olduğu gibi öğrenilmiş çaresizliği yenme konusunda da Peygamber Efendimizi (s.a.v) örnek almalıyız.


Bizler başarılı olmak için neleri, nasıl ve ne şekilde yapmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz. Bunun için gerekli olan eylemsizliğimizi yenerek imkân ve şartları tekrar değerlendirerek eyleme geçmemiz gerekir.


Yarın değil hemen şimdi. Onun için Sevgili Peygamberimiz: "İki günü birbirine eşit olan ziyandadır" buyurmuşlardır.

Bir Müslüman olarak her konuda olduğu gibi olumsuzluklarla mücadele etme konusunda, öğrenilmiş çaresizlik konusunda da Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in hayatını çok iyi öğrenerek O’nu model almalıyız.