21.Yüzyıl Mimarlarını Hayrete Bırakan Şadırvan

e-Posta Yazdır PDF

Bir gün öğle yemeğini yedikten sonra namazı hangi camide kılalım derken bir arkadaş İplikçi Cami’sinde kılalım ve size 21. Yüzyılı mimarlarının akıl sır erdiremediği harika bir şey göstereceğim dedi.  Kış günü olduğu için abdestlerimizi genelde işyerinde alır o şekilde çıkarız. Camiye gelince arkadaş cami yerine doğruca şadırvana doğru yöneldi. Biz, caminin tarihi bir özelliğini anlatmasını beklerken arkadaşın şadırvana doğru yönelmesi bizi biraz daha meraklandırdı. İplikçi Camii’nin şadırvanına gelince arkadaş; hocam siz şadırvanın bu direğinin altında dur, bende karşı direğin dibine durup sizinle oradan konuşacağım. Üç arkadaş direklerin dilberine ayakta birer birer durduk. Arkadaş benim durduğum direğin karşındaki direğin dibine durdu ve konuşmaya başladı. O da ne? Sanki arkadaş mikrofonla konuşuyor gibi. Ses o kadar dolgun ve net ki kulağınızı mikrofon gibi rahatsız etmiyor. Sesin gelişi o kadar toplu ki yüksek ses bile insanı rahatsız etmiyor. Bu ortamda konuşmak insanı hem mutlu ediyor hem de hayrette bırakıyor. Bunu diğer direklerde yaptık aynı şekilde ses yankısı muhteşemliğini sergilemektedir. Biz bunları arkadaşlarla kendi aramızda konuşurken bize burayı gösteren arkadaş bir taraftan da 21. Yüzyılı mimarlarının bunu yapamadıkları gibi sırrını dahi çözemediklerin söylüyordu. Şadırvanın üstü klasik bir şadırvanı andırmasına rağmen bu özelliğimin olması gerçektende akıl sır ermemektedir. (Bize İplikçi Camii’nin şadırvanındaki ses olayını gösterip anlatan dostum Mehmet ASLAN’a okuyucularım adına teşekkür ederim)

   Tarihi camilerde bu ses olayının olduğunu biliyorduk da şadırvanda böyle bir ses olayının olabileceğini aklımızın ucundan bile geçirmiyorduk. İslam medeniyetinin Selçuklularda yakaladığı bu muhteşem buluşu günümüzde dahi özelliğini kaybetmeden devam ettirebilmesi ayrı öneme sahiptir.

   İslam medeniyetinin temelinde hizmet anlayışının ön planda olunca böyle güzellikler karşımıza her zaman çıkabilmektedir. Ağustos ayının yakıcı sıcaklarında normal camileri klimalar dahi serinletmekte aciz kalırken; İslam medeniyetinden esinlenerek yüzyıllar öncesi inşa edilen camilerde klimaya bile insan ihtiyaç hissedilmemektedir.

   İslam medeniyetinin temeline baktığımız zaman her zaman karşımıza sevgi ve hoşgörü çıkmaktadır. İslam medeniyetinde hizmetler götürülürken ve yapılırken hiçbir karşılık beklemeden ve insanları incitmeden yapıldığını hepimiz çok iyi bilmekteyiz.

   Yukarıda bahsettiğim şadırvanın ait olduğu caminin de halk arasında ilginç bir hikâyesi vardı.

   Öğrencilik yıllarımda ilçeden Konya’ya sınava geldiğim zaman, sınavdan sonra öğle namazı İplikçi Cami’sinde kıldım. Normalde tarih derslerinden edindiğimiz bilgilere göre yeni yapılan camilere genelde sultan ya da padişahların isimlere verilirdi. Tarih bilgimi yokladığım zaman iplikçi diye ne bir padişah ne sultan ne bir vezir ne de Konyalılarla özdeşmiş birini hatırlamıyordum. Camini isminin nerden geldiğini bizimle namaz kılan üniversiteli bir abiye sordum. Abide hikâyesini şöyle anlattı.

   Camiyi yaptıran kişin (padişahta olabilir zengin bir kişide olabilir) camiyi yaptırırken hiç kimseden yardım alınmaması konusunda etrafındakilere ve çalışanlarına emir vermiş. Cami inşaatı başlamış; fakat bir süre sonra yaşlı bir teyze birikintilerini camiye yardım olarak vermek istemiş. Herkese olduğu gibi yaşlı teyzeye de yardımlarının kabul edilemeyeceği söylenmiş.

   Teyze her gelişinde ısrar etmesine rağmen değişen hiçbir şey olmamış. Teyzede bakmış olacak gibi değil gidip elindeki paralara pazardan yün almış. Aldığı yünlerle evdeki yünlerin hepsini eğirtmeciyle bir güzel ip yapmış. Sonra yaptığı ipleri de küçük küçük keserek bir çuvala doldurmuş doğruca camini inşaatına gitmiş. Çalışanlar cami için harç kararken yaşlı teyze hiç kimseye bir şey demeden çuvaldaki ipleri harcın için hemen boşaltıvermiş.  Durum camiyi yaptırana kişi ya da sultana anlatılınca yaşlı teyzeyi huzuruna çağırmış ve davranışının nedenini sormuş. Teyzede niyetini ve başından geçenleri bir güzel anlatmış. Teyzenin davranışı camiyi yaptıranın çok hoşuna gitmiş ve teyzeyi takdir etmiş. Bir rivayete göre camiyi yaptıran kişi kadının bu davranışından dolayı caminin ismi iplikçi koyduğu baş bir rivayette ise bu olay halk arasında bu şekilde anılmaya başlanmış, camide inşaatını bitince camini ismi bu şekilde kalmıştır.

   İşte İslam medeniyetinin temelini oluşturan ruh budur. Temelinde rıza-i ilahi olan hizmetler hep günümüze kadar ayakta kalabildiği gibi yıllarca da ayakta kalabileceğini göstermektedir.

   Konya’ya yolunuz düştüğü zaman tarih kokan İplikçi Cami’sini ve şadırvanı ile Mevlana ve Şems Tebriz-i Hazretlerinin türbesini ziyaret etmeden geçmeyelim Bunların yanında Kapu Cami, Şerafettin Cami, Sultan Selim Cami, Alaadin Cami gibi tarih kokan İslam medeniyetinin şaheserlerini olan camilerini de unutmamanız dileğiyle…