Çocuk Terbiyesinde Haram Lokmanın Etkileri

e-Posta Yazdır PDF

Anne babalar bu dünyada kendilerinden sorumlu oldukları kadar çocuklarından da sorumludur.  Anne babaların çocuklarına karşı bu dünyada ve öbür dünyada sorumlulukları konusunda Peygamber Efendimiz (sav)bir hadislerinde şöyle buyururlar:

   “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi  siz de evlerinizde ve emriniz altındakileri cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz. Öğretmezseniz mesul olacaksınız.” (Buhârî  Vesâyâ 9)

   Çocuk terbiyesinde dikkat edilecek en önemli hususlardan biride çocuğun midesine gidecek şeylere dikkat etmek gerekir. Çünkü haramla beslenen vücudun organları isyan bayrağını çeker. İsyan bayrağı çeken çocuk için; siz ister laftan anlamaz deyin, ister söz dinlemez deyin, istere ders çalışmıyor deyin, isterseniz saygısız, deyin, isterseniz geçimsiz deyin…Bunun için öncelikle çocukları haram lokmalardan uzak tutmak gerekir. Çünkü Peygamber Efendimiz:

   “Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olur” buyurdu. (R.Nasıhin)

   Bizim inancımıza göre dinimiz; bırakın harama el uzatmayı şüpheli şeylerden bile uzak durmanızı ister. Sevgili Peygamberimiz haramdan uzak durmamız için şüpheli şeylerden kaçınmazı isteyerek, bunu koru etrafında koyun otlatmaya benzeterek şöyle buyururlar:

   “Helal olan şeyler belli, haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın çoğunun helal mi haram mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise, gitgide harama dalarlar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki onun bu araziye girme tehlikesi vardır…” (Buhari, İman 39)

   Köyü birinde, sürekli konu komşunun kümesinden çaldığı yumurta ve tavukları, annesiyle birlikte yiyen bir çocuk varmış. Gel zaman git zaman derken sonunda bu çocuk hırsızlık yaparken yakalanır ve kadının huzuruna çıkarılır. Yargılama sonucunda çocuk suçlu bulunur ve hapse mahkûm edilir.

   Çocuk, kadıdan hapse atılmadan önce bir isteğinin olduğunu söyler. Kadıda isteğinin ne olduğunu sorar. Çocuk annesinden uzun süre ayrılacağı için annesinin o tatlı dilinden öpmek istediğini söyler. Kadıda çocuğun bu isteğine izin verir.

   Çocukta annesine gelip “anneciğim o güzel dilinden öpmek istiyorum” der. Yüreği yanan anne, oğlunun bu son isteğini gerçekleştirmek için dilini ağzından çıkararak oğluna uzatır. Anne dilini çıkarır çıkarmaz çocuk annesinin dilini ısırır. Ne olduğunu anlamayan çevredekiler şaşırırlar. Durumu öğrenmek isteyen kadıya çocuk:

   “Benim bu durumu düşmeme sebep olan şey annemin o güzel dilidir. Ben eve ne getirdiysem nerden buldun diye sormadan birlikte yer içerdik. Ne zaman bir şey çalıp getirsem; aferin oğlum güzel oğlum diyerek, her seferinde benim daha fazla getirmem için ruhumu okşayarak beni bu yola teşvik etti. Beni uyarıp ikaz etmek yerine, beni bu yola devan etmemi sağlayan ve ceza almama sebep olan annemin o tatlı dilidir” demiştir.

   Bu hikâyede de anlaşılacağı üzere çocuk eğitiminde anne babaların fonksiyonlarını ve çocuk eğitiminde haram lokmanın nelere yol açabileceğini bize çok iyi anlatmaktadır.

   Sevgili Peygamberimizin yukarıdaki hadiste de buyurduğu gibi hepiniz çobansınız hepinizi mesuliyeti altındaki bulunduğu insanlardan sorumlusunuz diyerek aile efradını haram lokmadan tutunda eğitiminde de sorumluluğu anne babalara yüklemektedir.

   Yine rivayete göre “anne babalara öbür dünyada ilk davacıları, kişinin kendi çocukları olacağıdır. Bunun nedeni olarak da kendilerine haram lokma yedirmeleri, haram yolda kazanan mallardan miras bırakmaları ve dinini öğrenmeleri için okutmamaları” olduğu söylenir.

   Yine köyün birinde, komşuların kümeslerindeki yumurtaları çalarak içen bir çocuk varmış. Köylüleri illallah ettiren bu çocuğun babası, civardaki bir âlime gider ve durumu anlatır. Adam, âlim zatta:

   “Çocuğunun sadece kümeslerdeki yumurtaları kırıp içtiğini bunun dışında hiçbir olumsuz hareketini olmadığını bundan da bir anlam çıkaramadığını” söyler.  Adamı dinleyen hoca efendi de:

   “Siz yâda sizin ailenin size ait olmayan bir şeyi içmiştir. Çocuğunuzun bu davranışı bundan kaynaklanmaktır” der. Adamı da düşünmesi için evine gönderir.

   Âlim zatın anlattıklarını eşine de anlatan adam belli bir süre geçtikten sonra hanımını çağırır “Ya hanım, ben düşündüm taşındım; fakat kendimde başkasının izinsiz bir şeyini içtiğimi bulamadım. Acaba sen kendinde bir şey bulabildin mi diye sorar. Adamın hanımı da biraz duraksamadan sonra bey der:
   “ Ben bu çocuğa hamile iken komşunun evinde iken canım limon istemişti. Komşudan istemeye utandım ve komşunun haberi olmadan limona iğne batırıp suyunu içmiştim. Herhalde çocuğun davranışı bundan kaynaklanmaktadır” der.

   Çocuk terbiyesinin anne karnında başladığını bilmeyenimiz yoktur.  Hamilelik dönemindeki süreçte yaşanan çocuğu doğrudan etkilemektedir.

   Çocuğun anne karnındaki eğitim sürecini araştırmak isteyen psikologlar, belli guruptaki hamile olan anne adaylarını dokuz ay boyunca gözleme tabi tutarlar. Doğumdan sonra çocukları belirli bir yaşa kadar gözlemleyen psikologlar, çocukların davranışlarının annenin hamilelik dönemindeki davranışlarıyla örtüştüğünü görürler.
   Hamilelik döneminde sinirli olan annenlerin çocukları sinirli, hamilelik döneminde sakin olanların çocukları daha sakin oldukları gibi hamilelik döneminde dinlenen müzik türlerinin de çocuklarda etkisini göstermiştir.

   Bunu yanında hamilelik döneminde dini konulara meyilli olan kadınları çocukların dini konulara meyilli olduğu gibi hamilelik döneminde haram helale dikkat etmeyen kadınların çocukları da okulda bu konulara dikkat etmediği gözlenmiştir.

   Yine başka bir araştırmada ise anne karnında 7-8 aylık bir çocuğu ultrasyon makinesinde gözlemleyen psikologlar, çocuğun anne karnında mutlu bir şekilde hareket ettiğini görürler.  Sonra anne ve babadan ciddi şekilde tartışarak kavga etmelerini isterler. Anne babaların kavgaları yapmacıkta olsa çocuk birden hareket etmeyi bırakıyor ve büzüşmeye başlıyor.

   Yukarıdaki araştırmadaki örnekleri bizler her zaman çevremizde görmekteyiz. Uzaklara gitmeye gerek yok, yakın akrabalarımıza baktığımız zaman bunu gördüğümüz gibi kardeşler arasındaki farkları görebilmek için hamilelik dönemlerini gözden geçirilmesi yeterlidir diye düşünüyorum.

   Eskiden anneler eşlerini işe gönderirken: “Aman bey! bize haram para getirme, biz açlığa dayanırız; fakat cehennem ateşine dayanamayız” anlayışı ile gelinlik kız aranırken “helal süt emmiş” biri olmasına dikkat edilmesinin temelinde hayırlı evlatlar yetiştirmek yatmaktadır.

   Oysa günümüzde öyle mi? Gelsin de nerden gelsin anlayışı ile birlikte, gelin kız yâda damat adayında soracağımız ilk soru nerde çalışır yâda babası ne iş yapar sorusu olur. Gelin adayın yâda damat aydının ahlakı ve ailesinin kazançları sorgulanmadan yapılan evliliklerden doğan çocuğun da, ona göre olacağı bir gerçektir. Özünde haram olan bir çocuğun bırakın ders çalışması okulda arkadaşlarına ve öğretmenlerine karşı asi davranışları olan çocuklar olarak karşımız çıkmaktadır.

   “Hiçbir baba evlâdına güzel edep ve terbiyeden daha değerli ve üstün bir miras bırakamaz.” (Tirmizi)

   “Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır….” (Tahrim Süresi:6)