Camiler Çocuklara “Cısss!” mı?

e-Posta Yazdır PDF

Çocuklar Neden Camide Yoklar?




Cami cemaatlerine baktığımız zaman genelde çocukları camide görememekteyiz. Görebildiklerimizi de ya teravih namazlarında ya da mübarek gecelerde görmekteyiz. Ramazan aylarında özellikle de teravihlerde camilerin, çocuklar adına cıvıl cıvıl olması gerekirken bazı cami cemaati yüzünden çocukları pek göremiyoruz. Caminizde bir saf çocuk cemaatiniz var mı diye sorduğum bir abimiz:


“Ne çocuğu hocam; bir ayağı çukurda 70 yaşında ihtiyar bir amcamız var, onun sayesinde çocuklar teravihe de gelmez oldular.” der.


Sokakta ya da cami çevresinde oyun oynayan çocuklar, su ihtiyaçlarını genelde cami çeşmelerinden ya da cami şadırvanlarından karşılamaya çalışırlar. Çocuklar, su içmek ya da el ve yüzlerini yıkamak için camiye gittikleri zaman, etrafı kirletecek ya da zarar verecekler diye cami cemaati tarafından cami avlusuna sokulmamaktadırlar. Cami cemaati tarafında cami avlusuna sokulmayan çocuklar, büyüyünce cami cemaate alışmaları da kolay olmayacaktır.


Bir gün camide namaz kılmak için ezanın okunmasını bekliyordum. O sırada arkada oturan iki çocuk, kendi aralarında fısıltılı şekilde konuşmaya başladılar. Ön safta oturan cemaatten biri kalktı ve çocukların kulağından tuttuğu gibi caminin kapısına doğru yöneldi. Hemen koştum ve “Amca sen ne yapıyorsun? Camide çocuk mu dövülür?” dedim. Adam çocukları bıraktı, kendince gerekçelerini açıklama adına da benimle tartışmaya başladı. Cemaat başımıza toplandı ve kimisi beni, kimisi de adamı desteklemeye başladı. Baktım olay farklı boyutlara gidecek,  bende Peygamber Efendimizin (s.a.v) çocuklara karşı yaklaşımını vaazlarında anlatması için konuyu hocaya havale ettim.” der bir hocamız.


Yukarıda anlattığım olay, rahmetli babamın öğrencileri ile cami cemaati arasında yaşananları aklıma getirdi. Yıllar geçse de çok fazla değişen bir şey yok gibi.


Rahmetli babam yaklaşık otuz yıl köyümüzün camisinde hem namaz kıldırdı hem de mahalle odasında hiçbir ücret almadan köyün çocuklarını okuttu.


İlkokulu bitiren kız ve erkek çocukları, iki yıl mahalle odasında Kur’an-ı Kerim ve dini eğitim görürlerdi.  Öğlene kadar Kur’an Kerim okurlar, öğleden sonra itikat ve ibadet dersleri alırlardı. Çocuklar sabah odaya gelirler öğlene kadar okurlar, öğle arası yemek için kızlar evlerine giderken erkek çocukları da babamla birlikte topluca öğle namazına giderlerdir.

Camiye giden bu çocuklar, müezzinlik yapmak için birbirleriyle yarışırlardı. “Ezanı ben okuyacağım, kameti ben yapacağım” diye. Bu, oda nöbetçisi ayarlanıncaya kadar devam ederdi. Oda nöbetçisi; odanın temizliği, sobanın yakılması, içilecek sularını doldurulması, odanın açılıp kapanması ve o gün oda nöbetçisi erkekse cami müezzinliğinden de sorumluydu.


Çocukların camiye gelmeleri, çocuk psikolojisinden haberi olmayan bazı cami cemaatinin tepkisine neden olurdu. Tepkinin nedeni de genelde; caminin kirletilmesi, camide konuşulması, yanlış okuma gibi konulardı.


Babam bunları işitince cemaate; “Bu çocuklar yerine göre oyunu bırakıp geliyorlar; tabi ki cami kirlenecek. Cami kirlenecek diye bu çocukları camiye almayalım mı? Konuşmalarına gelince bunlar daha çocuk, o kadar olacak, cami adabını da öğrenecekler. Yok, konu yanlış okumaları ise hatalarını da burada düzelteceklerdir.


Çocukları ben camiye getirmeye çalışıyorum sizde göndermeye çalışıyorsunuz. Şimdi camiye alışmayan, cami cemaatine katılmayan bu çocuklar, ileride cami cemaatine katılıp müezzinlik yapabilirler mi? Sizler bugün camiye gelip müezzinlik yapabiliyorsanız çocukluğunuzda odada aldığınız eğitim sayesinde olduğunu biliyorsunuz. Çocukluğunuzu unutmayın lütfen!” derdi. Çocuklarda bu desteği görünce hem kendilerine güven gelirdi hem de hocalarını mahcup etmemek için gereken özeni gösterirlerdi.


Rahmetli babam; çocukların camiye alıştırılması konusu açılınca görev yaptığı köyün birinde yaşanan bir olayı da örnek olsun diye şöyle anlatırdı:

Eskiden cami imamı olmayan köyler, kendi imamlarını kendileri tutar, parasını da kendileri öderlermiş. Yine köyün birinde, imamı giden köylü, camilerine yeni bir imam tutmuşlar. Göreve başlayan hoca bakmış çocuklara abdest almadan namaz kılıyorlarmış.


Hoca çocuklara; “Siz neden abdest almadan namaz kılıyorsunuz?” dediğinde çocuklar;  “Hocam sizden önceki hoca abdestsiz de namaz kılabileceğimizi söylediği için kılıyoruz” demişler.


Hoca da önceki hocanın adresini almış ve hemen bir mektup yazarak sebebini sormuş. Gelen cevapta önceki hoca; “Hocam ben çocukları oyun alanında tutup camiye alıştırdım; sizde abdest almasını alıştırın” demiş.


Değerli hocalarımızdan biri cami ve namaza alışmasını şöyle anlatır:


“Çocukluğumuzda mahalle hocasında okurken, namaz vakti gelince hocamız haydi çocuklar ellerinizi yüzünüzü yıkayın, camiye namaz kılmaya gidiyoruz derdi. Bu bize çok kolay gelirdi. Sonraki haftada çocuklar ellerinizi yüzünüzü yıkamışken kollarınızı da yıkayıverin dedi. Her hafta bir uzvumuzu yıkayıp abdest alarak namaza başladık.



Çocukları Camiye Alıştırmada Anne Babalar


Çocuklar bugün cami cemaate katılmıyorlarsa bu, cami cemaati kadar anne babalardan da kaynaklanmaktadır. 


Birçok baba namazlarını düzenli olarak kıldıkları halde cami cemaate katılmamaktadırlar. Nedenleri sorulduğunda ise kimisi işlerinin yoğunluğunda, kimisi üşendiğinde, kimisi yorgun olduğundan, kimisi caminin uzak olmasında, kimisi de alıştırılmamasından kaynaklandığını ifade etmektedirler.


Sonuçta herkesin camiye gitmemek için bir gerekçesi olsa da cumadan cumaya camiye giden bir babanın çocukları da cami cemaate karışmayacaklardır. Bunun için çocukları camiye alıştırmak için öncelikle onlar nasihat etmek yerine en güzel şekilde model olmak gerekir. Çünkü çocuklar da yetişkinler gibi duyduklarını unutur, gördüklerini hatırlar; fakat yaptıklarını ise yıllar geçse de unutmazlar. 


Çocukların cami alışkanlığı kazanmaları için küçük yaştan itibaren ellerinden tutarak götürmek onların cami cemaatin alışmasını kolaylaştıracaktır. Bu hususta örnek alacağımız kişi yine Peygamber Efendimiz (s.a.v). Her konuda olduğu gibi çocukları camiye alıştırma konusunda da Peygamber Efendimiz (s.a.v) söz ve davranışlarıyla bize en güzel şekilde örnek olmuştur.


Peygamber Efendimiz (s.a.v), çocukları sık sık camiye götürürdü. Orada gördüğü başka çocuklarla da ilgilenirdi. Küçük torunu Ümame’yi omzuna alır, camiye gelirdi. Camideki cemaate namaz kıldırır, Ümame orada beklerdi. (Buharî, Salât, 156.)


Namaz vakitlerinin yanı sıra cuma ve bayram namazlarına kimi zaman Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin kendileri gelirlerken, kimi zamanda Peygamberimiz (s.a.v) torunlarını bizzat kendisi camiye getirirdi.


İbn Abbas (r.a.), Peygamberimizle birlikte bayram namazına gittiğini, orada namaz kıldığını ve Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) okuduğu hutbeyi dinlediğini anlatır. (Buharî, İdeyn, 16)


Abdullah bin  Şeddâd, babasından şöyle naklediyor: “Resulullah (s.a.v) bir akşam veya yatsı namazında yanımıza gelmişti. Hasan veya Hüseyin’den birini omzuna almıştı. Öne geçip çocuğu yere bıraktı. Sonra tekbir getirip namaza durdu. Namaz sırasında secdeyi çok uzattı. Başımı kaldırıp baktım. Bir de ne göreyim! Secdede olan Resulullah’ın sırtına çocuk binmiş duruyor. Ben hemen secdeme geri döndüm. Namaz bitince cemaatten: 


– Ey Allah’ın Resulü! Namaz sırasında öyle uzun bir secde yaptınız ki, bir hadise meydana geldi veya sana vahiy indi zannettik!”  diye soranlar oldu. Rasûlullah (s.a.v) şöyle cevap verdi:


“– Hayır! Bunlardan hiçbiri olmadı. Lakin torunum sırtıma bindi. Ben de, acele edip hevesi geçmeden sırtımdan indirmeyi uygun bulmadım.” (Nesâî, İftitah, 83)

Peygamber Efendimiz (s.a.v)  rukû sırasında bacaklarının arasından geçmek isteyen çocuk için ayaklarını aralamış, müdahale ederek gönlünü kırmamıştır. (Suyutî, Tarihu’l-hulefâ, s.189)


Kızı Zeyneb’den olan torunu Ümâme omzunda olduğu hâlde namaz kılmış, rükû ve secdeye gittikçe yere bırakmış, kıyama kalkarken tekrar omzuna almıştır. (İbn-i Sa‘d, Tabakât, VIII, 232) 


Yine Efendimiz (s.a.v) secdeye gittiğinde bazen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gelip sırtına binmişlerdir. Allah Resulü secdeden kalkarken onları yumuşak bir şekilde alıp yere koymuş, secdeye vardığında onlar yine sırtına binmişlerdir. Bu durum namaz bitene kadar böyle devam etmiş, namaz bittiğinde de Resûl-i Ekrem Efendimiz hiç kızmadan onları alıp dizine oturtmuştur. (İbn-i Hanbel,  II, 513) 


Peygamber Efendimiz (s.a.v) yine bir gün hutbe okurken mescide tökezleyerek giren torununu kaldırmak üzere hutbesini kesip aşağıya inmiş, evladını kucaklayarak minberin üzerine oturtmuş ve hutbesine devam etmiştir. (Tirmizî, Menâkıb, 30/3774) 


Sonuç olarak;


Çocukları camiden kovmak için değil camiye alıştırmak için çaba sarf etmeli. Babalar camiye giderken çocuklarını da beraberinde götürmeli.


Çocukların camilerdeki çocuksu davranışları görülmemelidir. Eğer çocuklara müdahale edilecekse bu, cami görevlisinin tarafından yapılmalı.


Cami çevresi çocukların oyun alanı olmadır. Çocuklar cami avlusunu ve çeşmelerini rahatça kullanabilmelidirler. Cami ile haşır neşir olan çocuklar da  cami ve cemaate alışmaları da kolay olacaktır.Cami çevresinde oynayan çocukları uygun bir dille namaza davet etmeli.