Çocuklara Karşı Duygu Yoğunluğunda Hudeybiye Örneği

e-Posta Yazdır PDF

Çalıştığımız kurumda işimiz gereği her sabah işe başlamadan toplantı yapılır. Har sabah toplantı olunca da ister istemez toplantıya katılmak içinde ağırdan alınır. 


Bir gün bir arkadaş, hocam ben arkadaşları toplantıya çağırdığım zaman hemen gelmiyorlar da siz çağırdığınız zaman neden hemen geliyorlar dedi. Bende toplantıya nasıl çağırdığını sordum. Arkadaşlar haydi toplantıya diyorum, dedi.  Peki, ben ne diyorum dedim. Arkadaşlar ben toplantıya çıkıyorum diyorsun. Arada bir fark var mı dediğimde o da pek fark olmadığını söyledi. Ben de Aradaki farkı daha iyi anlatabilmek için de Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hudeybiye Anlaşması sonrası ashabıyla yaşadığı olayı anlattım.


Hicretin 6. senesinde Müslümanlar; Kâbe’yi tavaf için çıktıkları umre yolculuğunda, Cidde yakınlarında Mekke müşrikleri tarafından engellenmeye çalışılmış hatta Medine’ye geriye dönmeye zorlanmışlardı. Deve sırtında yaklaşık beş yüz kilometrenin verdiği yorgunluğa Kâbe’yi tavaf edememede eklenince ortam iyice gerilmiş ve hatta bir ara kılıçlar kınında çıkmıştı. Mesele Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in fetanet ve basireti sayesinde kan dökülmeden anlaşma ile çözüme kavuşturulmuştu.


Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında imzalan Hudeybiye Antlaşması’nın maddeleri, görünüşte Müslümanların aleyhinde gibi görünüyordu. Öyle ki ashabı kiram umre için çıkmış oldukları bu yolda, görünüş itibari ile böyle ağır bir maddeleri olan bir antlaşma onları adeta şok etkisi yapmıştı.


Antlaşmadan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v), kendisi gibi umreye niyet eden ashabına; kurbanlarını kesmelerini ve traş olmalarını emretmesine rağmen hiç kimse yerinden kımıldamıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ikinci emrine rağmen ashap hala ağırdan alıyordu. Çünkü ashap acaba bir vahiy gelirde Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu işten vazgeçer bizde Kâbe’yi tavaf edebilirler miyiz düşüncesindeydi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) üç kez tekrarlamasına rağmen yine hiç kimse kalkıp kurbanını kesmiyor ve ihramdan çıkmak içinde saçını traş ettirmiyordu. Bu duruma Peygamber Efendimiz (s.a.v) çok üzülmüş ve üzüntülü bir şekilde Ümmü Seleme annemizin yanına gelip: “Müslümanlar helâk oldu. Ben onlara kurbanlarını kesip, traş olmalarını emrediyorum ama onlar bunu yapmıyorlar.” diye dert yandı. Bunun üzerine Ümmü Seleme annemiz:


“Yâ Resûlallah! Onları levmetme; çünkü şu anda onlar, büyük bir şok yaşıyorlar! Anlaşma konusunda yaşanan sıkıntılar ve bekledikleri gibi bir umre yapamadan geriye dönmek onlara çok ağır geldi.Yâ Resûlallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve mahvolurlar. Ey Allah’ın Resûlü! En iyisi mi Sen, çık ve kimseye bir şey söylemeden kurbanını kes; sonra da birisini çağırıp saçını traş ettir! Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca ister istemez sana itaat edeceklerdir.” (Ebu Davud, Cihad 168, (2765, 2766), Sünnet 9, (4655) der.


Bunun üzerine peygamber efendimiz çadırından çıkıp kurbanını kesti ve daha sonra da tıraşını oldu. Bunu gören sahabede teretsüz Peygamber Efendimiz (s.a.v) taklit ederek kurbanlarını kesip traşlarını oldular. (http://www.peygamberyolu.com/hayati/icerik/medine/1067.html)


Hudeybiye’de yaşananlardan anne babalar içinde birçok dersler olduğunu düşünüyorum. Bu gibi durumlarda davranışların sözlerden daha etkili olduğunu görüyoruz. Ben burada Hudeybiye’de yaşananları özellikle çocuk eğitimi açısından değerlendirmek istiyorum. 


Duygu Yoğunluğunda Karar Vermede İstişare


İstişare; bir konu hakkında doğruya ulaşmak için fikir alışverişinde bulanmaktır. Başka bir ifadeyle bir işi yaparken o işin ehli olan kimselerin görüşlerini almaktır. 


İstişarenin Müslümanlar için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmek için Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Yapacağın işi önce meşveret et!” (Al-i İmran,159),  “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şura,38) 

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de hakkında nas olmayan konularda ashabıyla hep istişare etmiştir. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v) önemli kararlarda, karar vermeden önce ashabına da fikirlerini sorar, önemli olanları dikkate alır ve sonucu içinde Allah’a tevekkül ederdi. Bedir Savaşı’nda karargâhını değiştirmesi, Uhut Savaşı’nda Medine dışına çıkması düşüncesi olmamasına rağmen Uhut’a çıkılması, Hendek Savaşı’nda hendek kazılması hep istişare ile olmuştur. Bunun içinde Ebu Hureyre (r.a): “Ben Resulullah’tan daha fazla arkadaşları ile meşveret eden birini görmedim.” (Tirmizi, Cihat, 35) demiştir. 


Peygamber Efendimiz (s.a.v) istişare konusundaki bir örneğini de Hudeybiye Antlaşması sonrasında yaşananlardır. Yukarıda anlattığımız Hudeybiye Antlaşması’ndaki gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v); sıkıntılı zamanlarda yaşanan duygu yoğunluğunda nasıl hareket edilmesi gerektiğini yaşantısıyla göstermiştir. Burada Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ümmü Seleme annemizle istişare etmiş ve onun dediklerini uygun bulup hemen uygulama geçmiştir. Özellikle duygu yoğunluğu yaşandığı zamanlarda duygusal olarak hareket etmek yerine istişare yapılması ve fiili hareketlerin sözlerinden daha etkili olduğunu göstermiştir.


İnsanların bireyselleşip istişarenin ikinci plana atıldığı günümüzde, özellikle de çocuk eğitiminde istişarenin üzerinde daha fazla durulması gerekir. Anne babalar, aile içinde istişare ortamları oluşturarak, istişareyi ailenin vazgeçilmezlerinden yapmaları gerekir. Özellikle Anne babalar, çocukları ilgilendiren konularda istişare adına çocukların fikirlerini almalıdırlar. Çünkü çocukların görüşleri alınmadan verilen birçok kararlar, çocuklar tarafından benimsenmeyecekleri için uygulama konusunda da es geçilecektir.


Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in istişare sünnetini, bugün evlerimizde çocuklarımızla uygulamış olsaydık çocuklarla ilişkilerimiz bugünkünden çok daha farklı olacaktı. Bugün çocukların söz dinlememe davranışları ve düşük benlik saygılarının temelinde de istişare yap(a)mama yatmaktadır.


Nedir Bu Düşük Benlik Saygısı? Düşük benlik saygısı; kendine güvenmemek, sorumluluk almaktan korkmak, yeteneklerinin altında başarı göstermek demektir.


Aileyi ilgilendirilen konularda çocuklarla istişare edilmediği takdirde, çocuklar karar verme ve sorumluluk alma konusunda kendilerine güvenemeyeceklerdi. Kendine güvenemeyen bu çocuklar, büyüdükleri zamanda kendi kararlarını vermekte zorluk çekeceklerdir. 

Yine çocukları ilgilendiren konularda çocuklarla istişare etmek yerine “Sen daha çocuksun, anlamazsın!” ya da çocukların en küçük olumsuz davranışlarına karşı “Kocama oldun, ama hala çocuksu hareketlerin var! “ diyerek çocukları ikilem içinde bırakılmaktadırlar.


İstişare edilmeden büyüyen çocuklar, uygun model edinemedikleri içinde ilerde ne eşiyle ne çocuklarıyla ne anne babasıyla ne de bir başkasıyla istişare etmeyecektir. Sıkıntılı zamanlarında da “Sıkıntı var mı?” diye sorulduğu zaman “Bir şey yok, önemli değil!” diye birçok şeyleri geçiştirecektir. Oysa duygu yoğunluğu yaşandığı zamanlarda kararlarını istişare ederek veren aile bireyleri, olası hataların önüne geçmektedirler. Bunu yanında istişare sayesinde birbirlerinin değerli olduklarını, birbirlerinin görüşlerini önemsemelerinin yanı sıra çocukların karar verirken kendilerine güvenlerini geliştirmelerini ve olaylara farklı açıdan da bakmalarını sağlayacaktır.


Hz. Ali (r.a)’nin şu sözleri çocuklarla istişarenin önemini çok güzel ifade etmektedir: “Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayın, on beş yaşına kadar onlarla arkadaş olun, on beş yaşından sonra da onlarla istişare edin.”  


Duygu Yoğunluğunda

Model Olabilmek


Aile bireyleri sıkıntılı zamanlarında duygu yoğunluğuna bağlı olarak, zaman zaman iletişim problemleri yaşabilmektedirler. Duygu yoğunluğunun fazlaca yaşandığı bu zamanlarda, çocuklara uzun uzun nasihat etmek yerine istenilen konularda uygun şekilde model olmak daha iyi olacaktır.


Ümmü Seleme annemizin yıllar öncesinde anne babalara ışık tutarcasına ifade ettiği gibi duygu yoğunluğunda davranışlar sözlerden daha etkilidir. Bunun için duygu yoğunluğu yaşayan çocuklara da bir şeyleri yaptırmaya ya da kabul ettirmeye çalışmak yerine uygun şekilde model olmak gerekir.


Duygu yoğunlu nedir? 


Duygu yoğunluğu; sevinç, heyecan, üzüntü, endişe, öfke, korku gibi durumlarda kişilerin yaşadığı yoğun duygulardır. Sevinç ve heyecan veren durumlarda olumlu duygu yoğunluğu yaşanırken, hastalık, kaza, ölüm ve doğal afetlerin yanı sıra anlaşılmama ve dinlenilmeme gibi durumlarda da olumsuz duygu yoğunluğu yaşanmaktadır.


 Anne babalarda zaman zaman aile içinde söz dinlememe adına çocuklarla problemler yaşayabilmektedirler. Problemler, uygun şekilde çözülmediği takdirde iki tarafta duygu yoğunluğu yaşayacaktır.


 Duygu yoğunluğu fazla yaşayan çocuklara kimi anne babalar bağırıp çağırırken, kimisi başından kovmakta, kimisi de zaman zaman şiddet uygulayabilmektedirler. Bazı ailelerde ise bunun tersi yaşanmaktadır. Bu sefer çocuk bağırıp çağırmakta ya da kapıyı vurup çıkmakta veyahut anne babasına rağmen isteklerini yapmaktadır. Özellikle duygu yoğunlunun fazla yaşandığı özellikle ergenlik çağında çocuklar, tepkilerini ya bağırarak ya da odalarına kapanarak gösterebilirler. Tabi ki aile içinde yaşanan olumsuz duygu yoğunluklarını istişare ve dinleme beceriyle çözen anne babalarda vardır.

Duygu yoğunluğu aşamasında söylediği sözü hayatında yaşamayan ve uygun model olmayan anne babaların söyleyecekleri sözlerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Bu noktada çocuğa verilecek eğitimin söz ile değil, hal ile yapılması gerekmektedir.  Söz dinleme, yalan ve kötü söz söylememe, güzel ahlak sahibi olma gibi konularda çocuklara uygun model olmak yerine olumsuz davranışlar sergileyen bir anne baba, çocuklarının olumsuz davranışları bırakması ve bu davranışların yanlış olduğunu anlatmaya çalışması ne kadar etkili olabilir ki. Yine kendisi olumsuz davranışlar sergilemede bir sakınca görmeyen; fakat çocuğunun olumsuz davranışlarına aşırı tepki veren bir anne babanın davranışları ne kadar tutarlı olabilir ki. Çocuğa uygun şekilde model olmak yerine; “Çocuğum dediklerimi yap; fakat gittiğim yoldan gitme!” sözü çocukta ne kadar etkileyici olabilir ki.


Peki, ne yapmak gerekir?


Bilindiği üzere çocuk eğitiminde en güzel yöntem model olma yöntemidir. Çünkü çocuklar,  anne babalarının sözlerinden daha çok davranışlarından etkilenirler. Çocuklar duygu yoğunluklarında duygularını nasıl ifade edeceklerini de yine anne babalarından öğrenmektedirler. Yüksek sesle konuşan anne babaların çocukları da, yüksek sesle konuştukları gözlemlenmiştir. Etkiye tepki doğuracağından çocuklarla mümkün mertebe yumuşak sözlerle konuşulmalıdır. Duygularını ifade etme konusunda da anne babalar, çocuklarına en güzel şekilde model olmaları gerekir.


Duygu yoğunluğu yaşayıp derdini anlatamayan ve anlaşılmadığını düşünen çocuklar, anne babalarıyla sıkıntı yaşayacaklardır. Duygu yoğunluğu yaşayan çocuklara “Çok konuşuyorsun, susar mısın? Kapat çeneni !..” gibi ifadeler  kullanıp  olumsuz tepki vermek yerine psikolojik halleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Bazı çocuklar ise sıkıntılı ve üzgün oldukları zaman konuşmak istemezler. Bu durumda konuşması için çocukları zorlamak yerine; “Canın herhalde konuşmak istemiyor; ama konuşmak istersen ben seni, her zaman dinlemeye hazırım...” mesajı, sıkıntılarını anne babalarıyla paylaşmalarına olanak sağlayacaktır.


Yetişkinlerle olduğu gibi çocuklarla da mümkün mertebe tartışmalara girilmemelidir. Çünkü çocuklarda henüz kişilik gelişimi tamamlanmadığından kendilerini kontrol edemezler. Bu durum, istenmeyen sonuçlar doğurabilir veya çocukla anne baba arasındaki ilişkiye zarar verebilir. 


Sonuç olarak duygu yoğunluğundaki çocuklar, kendilerine yakın duran, konuşurken gözlerinin içine bakan ve geribildirimleri ben diliyle veren annelerle daha iyi iletişim kurduklarının biliyoruz. Yine konuşma esnasında sözlerini kesmeyen, durakladıklarında “Hımmm, evet, anlıyorum…” diye geri bildirimler verilmesi çocuğun dinlenildiğini ve anlaşıldığın göstereceğinden duygularını daha rahat ifade edebileceklerdir. 


Duygu Yoğunluğunda Beddua


Şu bir gerçek ki Peygamber Efendimiz (s.a.v) müminlere hiçbir zaman beddua etmediği gibi etmesi de düşünülemez. Her ne kadar Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabının tavırlarına üzülmüş olsa da “Bir rahmet peygamberi” olarak Uhut Savaşı’nda dişini kıran ve kendisi Taif’te taşlayanlara karşı dahi beddua etmemiştir. Ümmü Seleme annemiz burada duygu yoğunluğu yaşayan anne babaların çocuklara karşı beddua konusunda mesaj verdiğini düşünüyorum.


Anne babalar, normal şartlarda akıllarının ucundan dahi geçirmedikleri düşünceleri, duygu yoğunluğu yaşandığı zamanlarda çocukların en küçük olumsuz hareketlerine karşı sinirlenip beddua amaçlı sözleri kolayca söyleyebilmektedirler.

Duygu yoğunluğu fazlaca yaşandığı zamanlarda ağzından çıkan bir sözün nereye varacağını kestiremeyen anne babalar, sıkıntıların dönüp dolaşıp kendilerini bulacağını düşünemezler. Duygu yoğunluğunda çocukların olumsuz davranışlarına sabretmek yerine, beddua eden anne babalar, çocuklarının olduğu kadar kendi hayatlarını da karartmaktadırlar.


İtaatsizlikte bulunan çocuğundan şikâyete gelen bir babaya İbn-i Mübarek sordu: 

“Sen oğluna hiç beddua ettin mi?” 

“Evet, canımı çok sıktığı zamanlarda ettim.” 

“Sen kendi elinle kötü yapmışsın çocuğunu. Baba ve annenin çocuğu hakkındaki duası ret olunmaz.”  demiştir. (Evliyalar Ansiklopedisi, İhlas Gazetecilik (Türkiye Gazetesi) İstanbul,1992)


Peygamber Efendimiz (s.a.v) çocuklara dua konusunda şöyle buyurmuşlardır:


“Babanın çocuğuna duası, peygamberin ümmetine duası gibidir.” (Câmiü’s-Sağîr, 3/994)


“Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.” (İbni Mace)


“Kendinize beddua etmeyin. Çocuklarınıza beddua etmeyin. Mallarınıza beddua etmeyin. Duaların kabul olduğu bir ana rastlarsınız da duanız kabul olur. ” (Ebu Davud,Vitr,27).


Sonuç olarak her ne kadar kızgınlık anlarında duygu yoğunluğu fazla yaşansa da çocuklara beddua edilmemesi gerekir. Çünkü çocuklara yapılacak beddualar hem anne babalar için hem de çocuklar için hayırlı olmayacaktır. Unutmayalım ki hayırlı evlat kişinin amel defterinin kapanmamasını (“İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün ameli amellerinin sevabı kesilir. Sadak-i cariye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından hayır dua eden hayırlı evlat.”) (Müslim, Vasiyet,14) sağlayacağından duygu yoğunluğunda da hayır dua edilmesi gerekir.