Ölüme Giden Hayat Yolunda…

e-Posta Yazdır PDF

Bir zamanlar efendisinin evine her gün nehirden su taşıyan bir köle vardı. Köle boynunda taşıdığı bir sopanın iki ucuna birer kova asar, bu kovaları nehirden aldığı su ile doldurur ve eve getirirdi.  Ancak kovalardan birisi birkaç yerinden delinmiş eski bir kovaydı. Dolayısıyla, nehirde ağzına kadar doldurulan suyun ancak yarısını tutabilirdi eve kadar. Diğeri ise yepyeni ve sağlam bir kovaydı. Suyu hiç sızdırmadan taşırdı.

Tam iki yıl bu böylece devam etti. Sucu köle nehirde iki tam kova dolduruyor, efendisinin evine geldiğinde ise geriye sadece bir buçuk kova su kalıyordu.  Deliksiz kova bu başarısıyla gurur duyuyor ve “Ben işimi tam görüyorum.” diyerek böbürleniyordu. Zavallı delik kova kusurundan dolayı utanıyor ve kendisinden beklenenin sadece yarısını yapabildiği için hep üzülüyordu. İki yıl boyunca deliğinden su sızdırmayı içine sindiremediği için bir gün dile gelip nehir kenarında sucuya şöyle dedi: 

-Ey sucu insan! Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.

-Niye ki? diye sordu sucu. 

-Neden utanıyorsun?

-İki yıl boyunca, yan tarafımdaki çatlaklar yüzünden sular akıp gitti ve yükümün sadece yarısını efendinin evine götürebildin. Benim kusurum nedeniyle sen de gayretlerinin karşılığını tam alamıyorsun.

Sucu eski delik kovaya acıdı ve şefkatli bir sesle şöyle dedi: 

-Efendinin evine dönerken yol kenarındaki çiçeklere bir dikkat et istersen. Gerçekten de, tepeye çıkarken, delik kova yol kenarındaki enfes yaban çiçeklerini gördü ve bu onu birazcık neşelendirdi. Ama yolun sonunda yine kederlendi çünkü yükünün yarısını yine çatlaklardan akıtmıştı. Bu başarısızlığından ötürü sucudan yine özür diledi. Sucu kovaya şöyle dedi: 

-Yolun sadece senin tarafında çiçekler açtığını, diğer tarafında hiç çiçek olmadığını fark etmedin mi? Bu neden böyle biliyor musun? Ben senin delik olduğunu baştan beri biliyordum ve bundan faydalanmak istedim. Senin tarafındaki yol kenarına çiçek tohumları ektim. Ve her gün dereden dönerken onları sen suladın. İki yıl boyunca bu güzel çiçeklerle efendimin masasını süsleyebildiysem bu senin sayende oldu. Senin sayende, efendimin odası böylesine güzelleşti.

Hikâyede olduğu gibi hayata ve olaylara, olumlu bir şekilde bakılmalıdır. Hedefe ulaşmak, sadece amacımız olmamalıdır. Hedefe ulaşırken, etrafımızdaki güzellikleri görebilmeliyiz.

Nedir bu, hedefteki güzellikleri görebilmek?

Hayatın içindeki olumsuz yönlerden daha çok, olumlu yönlerini görebilmektir. Bardağın boş tarafı değil, dolu tarafını görebilmektir. Eşimizin, dostumuzun ve çocuklarımızın olumsuz davranışlarını değil, olumlu davranışlarını görebilmektir. Mevlana Hazretlerinin: “Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır.” misali ile elektriği bulmak için 999 defa (bazı rivayete göre de 9999) deneme yapan Edison’a etrafındakiler: “Üstat, bir daha deneyince başarısız oldum diyebilir misiniz?” demişler.

Edison: “Hayır, elektriğe gitmeyen bir yol daha buldum diyebilirim.” şeklinde cevap vermiştir. İnsan bu bakış açısıyla hayata bakabilmelidir.

Memlekete ziyarete ya da tatile gitmeye karar verdiğinizi düşünelim. Tatil programını yaptıktan sonra akla; “Ne zaman çıkalım?” sorusu gelecektir. 

Baba: “Erken çıkalım, erken varalım.” der. 

Anne: “Benim için fark etmez.” der.

Çocuklar ise; “Gündüz çıkalım, hem etrafı seyrederiz hem de piknik yaparak gideriz.” derler.

Babanın görüşüne göre hareket edilirse, sadece önemli olan hedefe ulaşmaktır. Annenin yaklaşımı uyumlu gibi görünse de hayattan da çok fazla beklentisi yok. Çocukların düşüncelerinde hem hedefe ulaşmak hem de hedefe ulaşırken zamanı ve ortamı en güzel şekilde değerlendirmek vardır.

İnsanoğlunun hayatında sadece bir kesit olan bu örnek, gerçekten de insan hayatının tümüyle nasıl değerlendirildiğini veya nasıl değerlendirilebileceğini gözler önüne sermektedir.

İnsanoğlu çocukluğunda büyümeyi, büyüyünce okulu bitirmeyi, üniversite kazanmayı, işe yerleşmeyi, evlenmeyi, çoluk çocuk derken emekli olmayı hedefler. Oysa hedeflerine adım adım ulaşırken içinde bulunduğu zamanı ve ortamı en güzel şekilde değerlendirmeyi aklının ucuna bile getirmez. Hayatındaki gülleri değil dikenleri görerek yaşamaya çalışır.

Bu ömür nasılsa geçecektir. Kimi yetmiş yaşında, kimi elli yaşında, kimi hayatın baharı dediğimiz genç yaşta ölümle tanışacaktır. Ölüme giden hayat yolunda zamanı ve ortamı en güzel şekilde değerlendirmek gerekir. En güzel şekilde değerlendirme adına kendimize, eşimize, çocuklarımıza ve çevremize en azından tebessüm etmeyi ihmal etmemeliyiz.

Sabah işe başladığımız zaman akşam eve gitme hayaliyle zamanı geçirmek yerine “İşimi en güzel şekilde nasıl yaparım, insanlara nasıl yardımcı olabilirim?” diye düşünmek gerekir. Hatta bunu düşünceden öteye götürüp uygulamaya koyarsak hem insanları hem de kendimizi mutlu etmiş oluruz. Önemli olan burada bakış açısıdır. Çünkü olumlu bakmak kişinin hem işini sevmesini sağlayacak hem de kendini geliştirmesini sağlayacaktır. Faydalı olabilme adına kendini geliştiren insan, olaylara geniş açılardan bakmayı öğrenecektir.

Her sabah işimize giderken zihnimizi olumsuzluklarla meşgul etmek yerine faydalı şeylerle meşgul etmeliyiz. Dolmuş ve otobüslerde insanlara baktığınız zaman herkesin camdan dışarı baktığını görürsünüz. İnsanlar yanındakilerle ya iletişime kapalı olduğundan ya da diğer insanları rahatsız etmeme adına konuşmamaktadırlar. Oysa eline bir kitap veya dergi alıp okusa ya da zikir yapsa içinde bulunduğu anı en güzel şekilde değerlendirmiş olacaktır.

Gerçekten de insanlar, aklıselim şekilde bir düşündüğü zaman, ne kadar önemli olduğunun farkına varacaktır. Telafisi ve dönüşü olmayan bir hayat yolunda bulunduğumuzu ve bulunduğumuz konum ve yerin kıymetini bilerek yaşamak ve değerlendirmek gerekir