Cennete Giden Yol Mobilya Aramaktan Geçer mi?

e-Posta Yazdır PDF

Ahmet: Otur, hanım otur. Allah aşkına bir otur.


Nesrin: Ahmet! Ne oturması! Daha gezecek birçok mağaza var, sen oturmaktan bahsediyorsun.


Ahmet: Allah aşkına bir otur hanım. Sabahtan beri dolaşmaktan ayaklarımın altına kara sular indi. Lütfen oturur musun?


Nesrin: Otururum fakat kısa keseceksen.


Ahmet: Tamam tamam. Hele sen bir otur.


Nesrin: Tamam, o zaman.


Ahmet: Sabahtan beri dolaşmaktayız; fakat bir türlü istediğin mobilyayı bulamadın. Sen nasıl bir mobilya arıyorsun söyler misin?

Nesrin: -Bak Ahmet! Birinci mağazada beğendiğim mobilya Ayşe Hanımların mobilyasına benzemektedir. İkinci mağazada beğendiğim mobilyanın benzeri de Sibel Hanımlarda var. Biliyorsun üçüncü mağazada beğendiğimiz mobilya güzeldi; fakat evin rengine uymuyordu. Öbürünün malı güzel; fakat desenleri güzel değildi. Ötekinin markasının ne olduğu belli değil. Öncekinin bilmem neyi eksikti v.s.

Ahmet: -Tamam tamam. Anlaşıldı hanım. Allah, bugün bana daha fazla sabır versin.


Ahmet: -Peki, şimdi ben sana bir soru sormak istiyorum.


Nesrin: -Buyur seni dinliyorum.


Ahmet: -İstediğin mobilyayı bulamadın ve bulman da imkânsız gibi görünüyor. İnşallah bulursun. Öyle bir mobilya istiyorsun ki; hem kaliteli, hem markalı, hem estetik, hem de ucuz olsun. Bunun yanında hem evinin boyasına uygun olsun ve kimsede olmasın, v.s. Buraya kadar tamam mı?


Nesrin: -Tamam.

Ahmet: Sen bunca yıldır Allah’ın verdiği nimetler içinde yaşıyorsun da bu nimetler içinde şükredebiliyor musun?


Bu zamana kadar evine halı, mobilya, beyaz eşya alırken gösterdiğin hassasiyeti, din öğrenmede ya da dini vecibeleri yapmada gösterebiliyor musun?

Dinini ve diyanetini gerçek anlamda öğrenmek için mobilya aradığın gibi çaba gösterebiliyor musun?


Evinin rengine uygun mobilya aradığın kadar iyi bir kul olmaya çalışabiliyor musun?


En kaliteli mobilyayı almak için gösterdiğin çabayı kaliteli Müslüman olmak için de gösterebiliyor musun?


Kendi mobilyanın kimseninkine benzememesi için gösterdiğin hassasiyeti Müslümanlığı yaşamada gösterebiliyor musun?


Sen mobilyada aradığın estetik kadar; İslam’ın emirlerini yaşamada da aynı titizliği gösterebiliyor musun?


Otur hanım otur. Soruları çoğaltabiliriz. Dünya malına gösterdiğin hassasiyeti keşke kullukta da gösterebiliyor olsan. Senin gibi olan Ayşelere, Fatmalara, Alilere, Velilere üzülüyorum. Üç günlük dünya için gösterdiğiniz çabanın onda birini öbür dünya için gösteremiyorsunuz.


Kalk hadi,  biz mobilyana bakmaya devam edelim. Mobilya ararken belki Rabbimizin verdiği nimetlerin farkına varırız da en azından Rabbimize götüren şükür yolunu buluruz.


Ne kadar yıl yaşadığı bilinmeyen; fakat 950 yıl peygamberlik yapan “Biz Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan 50 sene az kaldı.” (Ankebut,14).


Nuh (a.s)’a rivayete göre bir kadın ağlayarak gelir ve oğlunun genç yaşta öldüğünü söyler.


Nuh (a.s) oğlunun kaç yaşında olduğunu sorunca kadın; 300 yaşında olduğunu söyler.


Nuh (a.s) da kadına: “Ahir zamanda insanlar 60-65 yıl yaşayacaklar, senin oğlun bak; 300 yıl yaşamış.” der.


Kadın da: “Peki, o zaman o insanlar ev bark sahibi olabilecekler mi?” der.


Nuh (a.s) da: “Evet. Hem de ne evler barklar…” der.


Rivayete göre eski zamanlarda Rabbinin aşkıyla yanıp tutuşan sabah akşam ibadetle uğraşan bir zat varmış. Öyle ki bu adamın dünyalık hiçbir şeyi yokmuş. Nerde sabah orda akşam yaparmış.


Bu adamın halini gören zamanın peygamberi “Gel sana bir kulübe yapalım, ibadetlerini orada daha rahat yaparsın.” demiş. Allah aşığı zat da zamanın peygamberine “350 yıllık hayat için kulübe yapmaya değmez.” demiş.


Bunu duyan zamanın peygamberi Allah aşkıyla yanan zata:  ''Ahir zamanda son peygamberin ümmetinin ömrü ortalama 60-65 yıl olacak." demiş.


O zat da: ''Peki, bu insanlar o zaman ev yapacaklar mı?” diye sorar.


Zamanın peygamberi de: “Hem de ne evler, ne saraylar, ne köşkler yapacaklar.” der. Bunu duyan zatta zamanın peygamberine:


“Benim o kadar ömrüm olacağını bilsem bir ağacın gölgesinde oturur ibadetlerimi yaparım.” demiş.

Herhalde Nuh (a.s) ve zamanın peygamberi ahir zaman insanının bugünkü hallerini de anlatsalardı bize daha farklı gözle bakıp daha farklı mı değerlendirirlerdi diye düşünüyorum.


“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat,56) buyuran Cenab-ı Hakka kul olarak yaratılan bizler; şu üç günlük dünyada gerçekten de ömrümüzü boşa geçirmekteyiz. Evin en iyisini, en iyi yerden olmasını isteriz. Ardından eşyasının markalı ve kaliteli olmasını isteriz. Bir iki sene sonra da modası geçti diye yenisini almak için tekrar mağaza mağaza gezeriz.


Araba alırız, bir iki yıl bindikten sonra değiştirmeye kalkarız. Telefonuydu, bilgisayarıydı, beyaz eşyasıydı, onlar da değişimden nasiplerini alırlar. Değişimin haddi hesabı da yoktur.


Gerçekten de bizler dünya malına gösterdiğimiz hassasiyeti ibadetlerimizde de göstermiş olsaydık belki de bugünkünden daha bilinçli bir Müslüman olurduk. Telefon ve bilgisayarda bulunması gereken özellikleri araştırdığımız kadar, bir Müslüman da bulunması gereken özellikleri de araştırmış olsaydık herhalde İslam’ı yaşantımız bugünkünden daha çok farklı olurdu.


Şu üç günlük dünyada değişmesi gereken bir şey varsa, inanın o da bizleriz diye düşünüyorum. Oysa bizler nimetler içinde yüzerken Rabbimize en güzel şekilde kulluk yapmak gerektiğini ne kadar çabuk unutuyoruz.


Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir ziynet yaptık.” (Kehf,7) buyurur.


Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar:


“Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır."(Tirmizî, Zühd, 26).


"Sizin için korktuğum şeylerden biri, dünyanın süs ve güzelliklerinin sizlere açılmasıdır. Şüphesiz ki bu mal hoştur, tatlıdır. Ondan fakire, yetime ve yolcuya veren bu malın Müslüman sahibi en iyi (insan) dir. Bunu hak etmeden alan, yediği halde doymayan kimse gibidir. O mal, kıyamet günü aleyhinde şâhitlik yapacaktır."(Buhârî, Zekât,47)


"Bir sürüye salınan (dadanan) iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Tirmizî, Zühd,43)


"Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu (karnını) ancak toprak doldurur (gözünü toprak doyurur). Allah tövbe edenleri affeder." (Buhârî, Rikak,10)