Diyalog Ve Necat Meselesi

e-Posta Yazdır PDF

Kur’an ve Peygamberimiz (s.a.v.) sadece ehl-i kitap dışındaki insanları değil ne kadar insan varsa hatta cinleri bile İslam’a çağırmakta ve kurtuluşun sadece bu yolda olduğunu ilan etmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) için Resulu’s-Sakaleyn denilmektedir ki bu ifade ins ve cinnin Peygamberi anlamına gelir. Kur’an’da apaçık şekilde Peygamberimiz için “De ki ey insanlar ben size toptan Allah’ın peygamberiyim” (A‘raf 158), denilmektedir. Bundan daha açık başka nasıl bir ifade istenebilir ki. Peygamberimiz (s.a.v.)  bizzat kendisi “Başka peygamberlere verilmeyen beş şey bana verildi” demiş ve bunları sayarken bir tanesini “Başka peygamberler özel olarak kendi kavmine gönderildiği halde ben tüm insanlara gönderildim…” şeklinde zikretmiştir.

Ehl-i kitap Peygamberimize (s.a.v.) inanıp tabi olmayacaklar idiyse bu ayet ve hadisin ne anlamı olabilir. Haşa Allah ve Peygamberi abesle mi iştigal etti. Peygamberimize (s.a.v.) tüm insanların ve bu arada ehl-i kitabın hem iman edip tabi olmaları hem de düşmanlarına karşı onu desteklemeleri gerektiğini, bununla emrolunduklarını çok açık ifadelerle görmek için A‘raf suresi 157 ve 158. ayetlere bakmak fazlasıyla yeterlidir. Hz. Muhammed’e (s.a.v.)  inanıp tabi olmaktan başka yolun ve kurtuluşun olmadığını bu ayetler çok açık ifade etmektedir. Bakara Suresi 137. ayette ise Allah Teâlâ, ehl-i kitabın, Peygamberimizin (s.a.v.) ashabının imanı gibi iman etmezlerse doğru yol üzerinde olamayacaklarını, doğru yola gelmiş olmak için ashap gibi iman etmenin şart olduğunu söylüyor. Bu şekilde iman etmemiş olan insan ehl-i kitap bile olsa cennete giremeyecektir. Beyyine Suresi’nde Rabbimiz Teâlâ şöyle buyuruyor. “Ehl-i Kitap ve müşriklerden oluşan o kafirler ebedi kalmak üzere cehennem ateşi içerisindedirler…” Aksi iddiada bulunanların başka bir ciddi hataları da şudur; meseleleri anlamaya ve çözmeye çalışırken Resulullah’ın (s.a.v.) hadislerine bakmamaları. Onlar hadis-i şeriflere de baksalar iddialarının ne kadar yanlış olduğunu hemen göreceklerdir. Zaten sapıklığın en baş sebebi sünneti dışlamaktır. Peygamberimizin sünnetini dışlamak ve kendini ona bağlı görmemek, sünnet beni ilgilendirmez şeklinde itikat etmek, insanı Allah korusun İslam’ın dışına çıkarır.

Diyalog taraftarlarının sık sık dillendirdikleri bir başka ciddi yanlış da “İbrahimî Dinler”  söylemidir. Bu ifadeyi Kuran’a arz ettiğimiz zaman çok açık şekilde bu söylemi red cevabı alırız. Hem de Kur’an “… hiç mi aklınız çalışmıyor” (Âl-i İmran/65) demektedir. Aynı surenin 67. ayetinde ise Rabbimiz Teâlâ aynen şunu söylemektedir: “İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan’dı. Hanîf Müslüman idi, müşriklerden de değildi.” Bu ayet varken hem Yahudiliği hem de Hıristiyanlığı Hz. İbrahim’e dayandırmak ve o büyük peygamberin bu dinlere mensup olduğunu söylemek Kuran’a iftira değil midir. Herkes artık kafasına şunu çok net olarak yazsın ki Hz. İbrahim babamızın tek dini vardı, o da hanîf İslam’dı. İddia ettikleri gibi İbrahim babamız üç tane dine mensup değildi. Dolayısıyla İbrahimî dinler ifadesi değil İbrahimî din (hanîf İslam) ifadesi doğrusudur, öteki ifade tek kelimeyle yanlıştır ve de Kuran’a terstir.

Müslüman kadın kesinlikle hangi dinden olursa olsun gayrı Müslim bir erkekle evlenemez. Bu hüküm Bakara Suresi 221. ve Mümtehine Suresi 10. ayetle sabittir. Bu ayetlerin, Müslüman kadını din ayrımı gözetmeksizin gayrı Müslim erkeğe haram kıldığını ifade ettiği icma ile sabittir. Yani icma ile sabittir ki bu ayetler müşrik veya kâfir erkek derken ehl-i kitap erkeklerini de içine almaktadır. Dikkat buyurun; bu hüküm icma ile sabittir demiyorum. O ayetlerin bu hükmü ifade ettiği icma ile sabittir diyorum. Yani icma burada hüküm koyucu olarak değil tefsir edici olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla bu ayetler sadece müşrik erkekleri kastediyor, ehl-i kitap erkekleri kastetmiyor demek icma ile sabit olan tefsire nazaran ayetlere ters düşen bir fikir olup batıldır. Ehl-i kitap kadınları Müslüman erkeklere helal kılan Maide Suresi 5. Ayeti, adı geçen iki ayet tahsis etmektedir. Fıkıh usûlü ilkelerine göre tahsis sadece ifade ettiği hükme mahsus kalır ve başkasına taşmaz. Dolayısıyla ehl-i kitap kadın helal kılındığına göre ehl-i kitap erkek de Müslüman kadına helal olmalı demek yanlış olur.

Bizim ehl-i kitapla insani diyaloğumuz tarih boyu âdâb-ı muaşeret ilkelerinin en güzel şekliyle devam etti. Buna tarihimiz şahittir. İlmihallerde der ki;“Kestiğiniz kurbanın etinden Yahudi komşunuza verebilirsiniz”. İnsanî diyaloğu bundan daha güzel nasıl ifade edebiliriz. Tarih boyu bizim ehl-i kitapla diyaloğumuz bu insanî şekliyle devam ettiği halde yeni bir diyalog ileri sürüldüğüne göre bu diyalog başka bir diyalog olmalıdır. Uzatmadan söyleyelim ki bu diyalog Hıristiyanlık önündeki İslam engelini kaldırmaya yöneliktir. Yani Hıristiyanlık yeryüzünde yayılma çabası gösterirken İslam’dan başka ciddi bir duvar ve engelle karşılaşmamaktadır. İşte Hıristiyanlık önündeki bu sorunun bertaraf edilmesi, zikri geçen yeni diyalogun hedefidir. Biz bu diyaloğu reddediyoruz. Çünkü bu diyalog, İslam’ın da diğer dinler gibi tahrif edilmesi sonucunu doğurur ki bu doğrudan doğruya İslam’ın tahrif edilmesi anlamına gelir. İslam’ın reforma da tahrife de müsaadesi ve ihtiyacı yoktur.

Satırlarımı burada noktalarken şunu hatırlatmayı vazife sayıyorum; Âl-i İmran 8 ve 9. ayetleri özellikle hatırlatarak iman ve amelimizi Allah’a emanet etmemiz gerekiyor. Yoksa Şeytan batıl amelleri süslü göstererek bize hiç ummadığımız sözleri söyletir. Farkında olmadan her şeyimiz boşa çıkabilir neuzubillah. Allah’a emanet olun. Dua ve selam ile.