RASULULLAH (s.a.v)’İN MÜJDELEDİĞİ FETİH; İSTANBUL’UN FETHİ

e-Posta Yazdır PDF

Bismillahirrahanirrahim…

Esselamü Aleyküm… 


Sözlerime Cenab-ı Hakk’a sonsuz şükür ederek başlıyorum. EbaEyyub El-Ensari Hazretleri’nin dizinin dibindeyiz. İstanbul’un Fethi’nin yıldönümünü kutluyoruz. Cenab-ı Hakk’a sonsuz şükürler ediyoruz, Elhamdülillah… 


Allah hepinizden razı olsun... İşte hep beraber surların önündeyiz. İstanbul`un fethinin heyecanını kalbimizde duyuyoruz. Bu mutlu günü yeniden yaşıyoruz. İstanbul`un fethi bir kere daha ifade ediyorum, bütün milletimize ve bütün cihana hayırlı olsun.


“İstanbul Mutlaka Fethedilecektir.”


İstanbul`un Fethi’nin ilk işareti Asr-ı Saadet`te başlar. Hendek Muharebesi`nde Medine-i Münevvere`nin etrafında büyük hendekler kazılırken Ashab-ı Kiram kumların arasında büyük bir taşa rastladı. Bu taşı kimse yerinden oynatamıyordu. Peygamber Efendimiz (sav)`e haber verdiler. Rasûlullah Efendimiz, bu taşın üzerine vurunca taş paramparça oldu. Kimsenin yerinden oynatamadığı bu taştan üç tane taş fırladı. Ve Resulullah (as)buyurdular: "Bu taşlardan birisi yarın İran`ın Faris`in fethini müjdeliyor. Bir diğeri İstanbul`un Fethini müjdeliyor. Öbürü de Mısır`ın Fethini müjdeliyor." İşte İstanbul`un fethedileceği daha Hendek Harbi sırasında müjdelenmiştir.


Efendimiz (sav) buyurdular: "LetüftehannelKonstantiniyyetefeleniğmelemiru, emiruha, veleniğmelceyşü, zalikelceyş',İstanbul elbet Fetholunacaktır. O`nu fetheden emir (komutan) ne güzel emir, O`nu fetheden asker ne güzel askerdir." Bu hadis-i şerif sekiz buçuk asır önce İstanbul’un fethedileceğini bildirmiş. Asırlar boyu müslümanlar Efendimiz (as)`in bu methine mazhar olmak için İstanbul`a bir çok sefer düzenlediler. Tarihte İstanbul, 29 kere muhasara edilmiştir. İstanbul`un Fethi`ni Cenab-ı Hak, Sultan Fatih`e nasip etti. 


Tarihin En Büyük Olayı


Sultan Fatih, küçük yaştan beri bilhassa Hocası Akşemseddin tarafından İstanbul`un Fethi için hususi olarak yetiştiriliyordu. Kendisi İstanbul`u fethetmek için Rumeli Hisarı`nı inşa etti. İstanbul`u fethetmek için dışarıdan İstanbul`a gelen yardımları önlemek için önce boğazı emniyete almak lazım geliyordu. Dedesi Yıldırım Beyazıt, Anadolu Hisarı`nı inşa etmişti. O büyük inşaatı Sultan Fatih`in kendisi de dahil sırtında taş taşıyarak üç buçuk ayda inşa ettiler. Temmuz 1452 senesinde artık Boğaz kontrol altına alınmıştı. Rumeli Hisarı`na yerleştirilen toplar sayesinde daha o tarihte boğazdan hiçbir geminin izinsiz geçmemesini teminat altına aldı. Boğaz`ın bu şekilde tahkim edildiğini Bizans görünce "Eyvah" diye büyük bir telaşa düştü. Avrupa`dan yardım istedi. 


Sultan Fatih`in büyük mühendisi Mühendis Musluhiddin ve daha önce Bizans`da bu işler üzerine ihtisas yapmış Urban, bizzat projesini Sultan Fatih`in çizdiği büyük topları döktüler. İlk topun denemesi yapıldığı zaman Edirne`de adeta zelzele oldu. Çünkü ilk dökülen büyük top o kadar büyüktü ki, bu topun patlatıldığı zaman 2.5 mil uzaklığa kadar gidiyordu. 2 ton ağırlığındaki mermisi toprağa düştüğü zaman, 2 metre çukur açıyordu. Bu tarihin büyük bir olayıdır. Tarihte ilk defa top keşfediliyor. Bir çağ kapanıyor, yeni bir çağ açılıyordu. Sultan Fatih 2 seneden beri gece gündüz hazırlık yapıyordu. Nihayet 1453 senesi geldi. Önce Sultan Fatih "Şahin" denen büyük topu Edirne`den yola çıkardı. Bu top o kadar büyük bir toptur ki, bu topun Edirne`den buraya getirilmesi için iki tarafında devrilmesin diye 400 tane asker vazife yapıyor. Topun Edirne`den 1 Şubat`ta hareketinden sonra İstanbul`a gelmesi iki ay sürdü. Top geldikten sonra Edirne`den ordu da hareket etti. 


Fetih Ordusu


Sultan Fatih`in ordusu tam 200 bin kişilik bir orduydu. O tarihte kimsenin hafsalasının almayacağı azamette bir orduydu. 6 Nisan günü 3 defa büyük top ateşlenmek suretiyle surlara karşı İstanbul`un muhasarası ve İstanbul`un Fethi çalışmaları başlamış oldu. Çarpışma bildiğiniz gibi tam 52 gün sürdü.


İki tarafın ordusunda neler var? Bir tarafta Sultan Fatih`in iman, inanç, şuur, İstanbul`u mutlaka fethetme azmi, buna ilaveten gereken bütün tedbirler alınmış, 200 bin kişilik bir muazzam ordu. Bu ordunun bir tane büyük "Şahin" denen topu var. Ayrıca 4 tane büyük meşhur topları var. 4 tane de bataryası var. Ayrıca 4 tane tarihte ilk defa kullanılmak üzere 6 tekerlekli kuleleri var ki, bu kuleleri şu surların önüne getirdi. Surlardan daha yüksek yapılmıştı. Kulenin üzerindeki topla Bizans`ın içine ateş yapılıyordu. Bunlardan başka yine Sultan Fatih, bugünün füzelerini keşfetmişti, uzaktan uzağa füzelerle ateş yapılıyordu.


Osmanlı Ordusu`nun 150 parça gemisi var. Bütün bunlar İstanbul`un fethi için hazırlanmıştı. Bizans orduları ise 50 bin kişiden ibaret idi. Fakat bu İstanbul surları tarihin en müstahkem, en meşhur surları olarak Bizans`ı koruyordu. Bizanslıların bir de "Gregor" ateşi denilen suya düştüğü zaman daha çok hararet yapan ve terkibini, sırrını kimsenin bilmediği ateşleme usulleri var idi. Bunlara güveniyorlardı. Bizanslılar, “İstanbul fethedilmez, eğer Türkler gelirse Hz. Meryem gelecek mutlaka İstanbul`daki Hristiyanları kurtaracak” diye kendi aralarında böyle bir batıl inanç besliyorlardı.


Ayrıca İstanbul`un asıl güvendiği Avrupa`dan kendilerine gelecek yardımdı. Bütün Avrupa, İstanbul`u müslümanlara vermemek için elinden gelen gayreti gösterecekti. Böylece İstanbul`un fethinde Sultan Fatih ve imanlı mücahid askerleri, sadece Bizans`a karşı değil, bütün Avrupa`ya karşı cihad ediyor.

150 parça gemi, Haliç`i zorluyordu. Sultan Fatih, İstanbul`un fethi için bütün gücü ile çalışıyor, gemilerin içindeki toplar da o bölgelerden ateş ediyordu. Surlarda büyük gedikler açılıyordu. Ancak, İstanbul surları 7 km uzunluğundadır ve 1500`e yakın atış kulesi vardır. 9 tane kurşunlu kulesi vardır. Üstte 4 metre aşağıda kat kat tahkimat mevcuttur. Ve surların önünde 18,5 metre genişliğinde, 9 metre derinliğinde büyük su hendekleri vardı. Bu maniaları aşmak o günün teknik imkanlarıyla imkansızdı adeta. Buna rağmen inanç ve azmin önünde dayanamadı. Çünkü toplar ateş etmeye başlayınca onlar bir yandan tamir etmeye başladılar ama, Sultan Fatih`in azmi bütün bu karşı çalışmalara galip geldi. 


Açılan Gedikler


İlk günlerde surları aşma imkanı olmadı. Mutlaka Bizans`ı etraftan kuşatmak lazım geldi. Bundan dolayıdır ki, Sultan Fatih gemilerin karadan yürümesine emir verdi. Bir gecede 72 parça gemi Beşiktaş`tan Haliç`e indirilmiştir. Bu görülmeyen bir azimdir. Bizzat Bizans`ta yaşamış bir tarihçi diyor ki: "Bir gecede gemileri dağlardan aşırmakla Sultan Fatih, Büyük İskender`den dahi daha üstün olduğunu ispatlamıştı, tarihin en azimkar insanı olmak sıfatını kazanmıştır." Karşıdaki düşmanın tarih yazarı bu itirafta bulunuyor. Öte taraftan bu sefer kuleler surlara yaklaştırıldı. Bunlarla da İstanbul`u fethetmek mümkün olmadı. Bu sefer yeraltından dehlizler kazıldı. Şu azmi görüyor musunuz? Muhterem Kardeşlerim. Yeraltından dehlizler kazıldı. Şuralarda toprakların altındaki dehlizlerde bile Bizanslılar’la muharebe edildi. İşte bu kanlı savaşlar cereyan ederken bir yan da Avrupa`dan yardım kuvvetleri hazırlanıyordu.


Haçlılar Hazır


Böylece 26 Mayıs gününe gelindi.26 Mayıs gününü iyi tarif etmek istiyorum. Tarihten ders almak için. Bir yan Sultan Fatih burada bütün İstanbul`u kıskaca almış muharebeyi azimle yürütüyor. Çanakkale`ye Venedik donanmaları gelmiş, Avrupa orduları Tuna’ya gelmiş. Öte taraftan Bizans açılan tüm gedikleri örüyor. Sultan Fatih`in yanındaki yardımcısı Başveziri Kara Halil, her gün "Gelin şu Bizans’la uyuşalım da savaştan vazgeçelim" deyip duruyor. Size hadiseyi tasvir ediyorum. İstanbul`u fethederken Sultan Fatih, kaç cephede savaşmıştır, görelim, ders alalım. Yanındaki baş veziriyle uğraşıyor. Avrupa’yla uğraşıyor, yerin altıyla uğraşıyor, surların önüyle uğraşıyor. Haliç`in içerisinde uğraşıyor. Bu azmi iyi tanımalıyız. Zorlukla karşılaşan insanlar o günü düşünmeli, ibret almalı. Bütün bu zorluklar karşısında Çarlı Kara Halil; “görüyorsunuz tam 49 günden beri şehri fethedemedik.Gelin artık bundan vazgeçelim" diyor. Bizans heyeti de gelmiş “bu işten vazgeçin donanmamız geldi. Ordumuz geldi, şimdi sizi perişan edeceğiz" deyip duruyor.


Ve Akşemseddin Hazretleri


İşte tam böyle bir sırada Akşemseddin Hazretleri, "Katiyyenvazgeçmeyin.Çünkü, bana bildirildi ki, İstanbul bu sefer mutlaka fetholunacak. Sonuna geldik. Sabredin." dediler. 26 Mayıs gününde zahiri güçler bu kadar büyük tedbir aldıkları halde, manevi inanç hepsinin üzerine çıkmıştır. Onun üzerine bu son üç günde Akşemseddin Hazretleri’nin terbiyesinde yetişen Sultan Fatih, bizzat atıyla cihad meydanına gelmiş. Buradan kıtalara emir veriyordu. Ve ardı arkası kesilmeden surlara doğru üç gün hücumlar yapıldı. Bütün her taraftan İstanbul bombardımana tabi tutuldu ve bu azim karşısında artık Bizans dayanamadı. Çünkü, açılan surların önündeki o hendekler dolmaya başlamıştı ve gedikleri askerin bir kısmını Haliç cephesine götürdükleri için hızla öremiyorlardı. İşte bu sırada Sultan Fatih, 28 Mayıs günü ordusuna bir emir verdi. “Artık 29 Mayıs`ta İstanbul`u fethedeceğiz hazır olun” dedi. Bu emir üzerine ardı arkası kesilmeyen hücumlar başladı. İlk defa Ulubatlı Hasan, otuz tane arkadaşlar ile beraber surların üzerine çıktı. Şu surların üzerine ve Sultan Fatih’in bayrağını surların üzerine dikti. O otuz kişinin içinde Ulubatlı Hasan`a bir taş isabet etmiştir, yere yıkıldı. Yaralı halde ayağa kalktı. Şehit oluncaya kadar muharebeye devam etti. Otuz kişilik grubun 18 tanesi şehit oldu. Surun üzerinde bu bayrak devamlı dalgalanmaya başlayınca, Sultan Fatih atından indi. Toprağa secdeye kapı. Çünkü Peygamber Efendimiz’in müjdelediği kumandan olma sıfatı artık tekerrür etmişti. Cenab-ı Hakk`a şükretti. Bunun arkasından hücuma ardı arkası kesilmeden devam edildi.


Söz buraya gelmişken elbette Akşemseddin Hazretleri’ni de anmak ve üzerinde durmak, büyük bir görevimizdir. Fatih’in hocası olarak, siperleri dolaşıp askere cesaret veren şuurlu bir hocaefendi, mücahid şeyh ve üstad… Bu bir takım hocaefendilerimize ders olsun diye hatırlatıyoruz. Onlar çünkü sadece namaz kılıp tesbih çekmekle vazifelerinin bittiğini zannediyorlar. Hayır, yeni bir dünyayı kurmak için bütün gücümüzle çalışmadıkça iman etmiş olmayız. AkşemseddinHazretleri, âlim olmanın en güzel örneklerini vermiştir.


Ve Fetih Nasib Oldu


Ve nihayet beklenen tarihi gün, fetih, 29 Mayıs 1453 günü geldi. Bizans askerleri arkasından kuşatılmış oldu. Fatih Sultan, "Kan dökülmesin teslim olun" demişti. Her seferinde kan dökülmemesi için elinden gelen gayreti esirgememiştir. Bunları Bizanslılar dinlemediler ve neticede Sultan Fatih`in ordusu İstanbul`un içine girmeye başladı. Bizanslılar surları terkettiler. Ayasofya Camii’nde toplandılar. Osmanlı ordusu, Ayasofya`nın önüne kadar gitti ve orada Padişahı bekledi. Sultan Fatih öğlen üzeri İstanbul`a girdi. Bir muzaffer kumandan, aynen Asr-ı Saadet’teki numunelere benzer tarzda insanlık gösteriyor, hürriyet veriyordu.


Ayasofya, Hakk’ın batıla hâkimiyetinin sembolüdür.


Fatih’in ilk işi, Ayasofya`ya gitmek oldu. Ayasofya`da iki rekat bir şükür namazı kıldı ve o an itibaren de Ayasofya`yı bir cami olarak ilan eden etti. Ayasofya, Fatih`in hakkıdır, kendisinin malıdır. Ve kendisi de bu malını bir cami olarak vakfetmiştir. Bugün Ayasofya'nın cami olarak kullanılmaması kanuna aykırıdır. Vicdanlara aykırıdır. Kimse bunun hem dünyada hem de ahirette, o büyük hesab gününde hesabını veremez. Ayasofya, Hakk’ın batıla hâkimiyetinin sembolüdür


İman, Lider ve Nefer


Bakınız İstanbul`un fethi için ne büyük gayretler harcanmış. İnançla, azimle, sebatla çalışılmış, ne büyük keşifler yapılmış. Fetihten alacağımız dersler var: Fetih için önce iman ve inanç, İnanç... Bizans taklitçileri fetih yapamazlar, uşak olurlar, müstemleke olurlar. Fetih işi azim işidir, azim... Sultan Fatih, İstanbul`u alacağına inanıyordu. Bu inanç etrafında 52 gün ardı arkası kesilmeyen bütün güçlüklere rağmen hedefinden vazgeçmedi. Yani inanan insanın elden gelen gayretini göstermesi gerekir. Esbaba tevessül edilmesi lazım gelir.


İstanbul'un fethinden aşk, azim ve irade dersi almak mecburiyetindeyiz. İnsanlığın saadeti için hepimiz birer Fatih, Akşemseddin, EbaEyyüp el Ensari (ra), Ulubatlı Hasan olmak mecburiyetindeyiz. İnanç tekeden bile süt çıkartır. Öbür taraftan; fetih için kumandan, lider lazımdır. Fetih için imanlı ve inançlı askerler lazımdır. Bu gerçekleri hepimiz biliyoruz.


Şuanda duyduğumuz büyük heyecan, sadece şerefli tarihimizden kaynaklanan heyecan değil, bundan sonra yapacağımız fetihler için duyduğumuz heyecandır. İnsanlığın yeni fetihlere, maddi ve manevi fetihlere ihtiyacı büyüktür. Artık yeni bir dünyanın kurulma vakti gelmiştir. Bunun için canla başla çalışmalıyız. Yeni bir dünyanın kurulacağına inanmamız için bir çoksebep var. Bunlardan ilki imanımız ve inancımızdır. İkincisi şanlı tarihimizdir. İstanbul'un fethinden 50 yıl önce, Ankara savaşından sonra Osmanlı fetret dönemine girmiştir, fakat 50 yıl sonra İstanbul'u fethedecek seviyeye gelmiştir. Tarihteki bu ve diğer başarılarımız, bu fetihleri devam ettireceğimize ve yeni bir dünya kuracağımıza inanmamızın gerekçelerindendir. Her şey dinimizi ve tarihimizi iyi tanımamıza bağlıdır. Bu, vazifelerimizin başında gelmektedir.


“Asıl tehlike, hakkı ve adaleti hâkim kılmaktan geri durmaktır”


Elbette bu büyük fetih gününde, Ebu Eyyüb el Ensari Halid bin Zeyd (ra)’i unutamayız. İstanbul’un fethinden alacağımız en büyük derslerden birisi de EbaEyyub El-Ensari Hazretleridir. EbaEyub El-Ensari hazretlerini tanımalı ve onun şefaatini istemeliyiz.  İslam’ın bayrağını EbaEyub El-Ensari hazretleri taşıdı. Bir ordu ki her biri birer yıldız ve başlarında en güzel komutan Efendimiz (sav) var. Bir çok muharebelerde Efendimiz’in sancağını EbaEyub El-Ensari taşıdı.  Bugün EbaEyub El-Ensari Hazretleri’nin dizlerinin dibindeyiz. Cenab-ı Allah’a şükrediyoruz. İstanbul’un surlarının önüne 90 yaşındayken geldi. İstanbul’un surlarının dibinde ön saflarda savaşırken askerler onu geride tutmak istediler ama EbaEyub El-Ensari Hazretlerine söz dinletemediler. İşte bu mübarek insan,  İstanbul’un Fetihi’nden asırlar önce İstanbul surları önüne geldi. 90 yaşında 6 oğlu ile birlikte oklara karşı herkesten önce o atılıyor. Genç Kumandan “Ya Ensari, sen bize Allah Rasûlü’nün bir hediyesisin. Niçin bu oklara atılıyorsun? Sana birisi isabet ederse, biz ne yaparız? Niçin geride durmuyorsun?” Birkaç kere bunları kendisine söyledi. Ama onu durduramadı. En sonunda durdurmak için, sen şu ayetin manası bilmiyor musun? “Neden bile bile kendinizi tehlikeye atıyorsunuz?” (Bakara 195) dendiği zaman, işte Bizans’ın okları altında Ebu Eyyüp El-Ensari Hz., genç kumandana muharebe meydanında vereceği dersi verdi. Dedi ki “Evladım sen kaç yaşındasın? Bak gördün mü? O ayetin açıklandığı zaman sen daha doğmamıştın. Bu ayette söylenen nedir?” “Ey Müslümanlar hurmaların altını havalandıracağız, yapraklarını temizleyeceğiz diye dünyalık işlere dalıp, hakkı, adaleti hâkim kılmak ve bütün herkesin saadeti için çalışmaktan yani Allah yolunda cihaddan kendinizi alıkoyarak, bile bile kendinizi tehlikeye atmayın. Unutmayın ki asıl tehlike hakkı ve adaleti hâkim kılmaktan geri durmaktır” dedi.


Her zaman bendeniz, her 29 Mayıs’ta şu gerçeği tekrar etmişimdir. Kim İslam dini nasıl bir dindir diye merak ediyorsa EbaEyyub El-Ensari Hazretleri’ne baksın. İşte İslam’ı tarif eden fotoğraf budur… Onun için siz sadece namazınıza, tesbihinize bakınız cihada karışmayınız, demek cahilliktir. Eğer öyle olsaydı EbaEyyub El-Ensari Hazretleri Medine-i Münevvere’den ayrılmaz en güzel namazı kılar, en güzel tesbihi orada çekerdi. İslam dini cihad dinidir. Cihad, cihad, cihad…


İslam aleminde bugün de görülmemiş zulümler, soykırımlar yaşanıyor. Bu yüzden dünya yeni fetihler bekliyor. Geliniz ey ezilenler, elbirliği ile zulümleri durduralım. Ve azmedelim. Bunun hazırlıklarını yapalım. Ve hakka ve adalete dayanan yeni bir dünyayı kuralım.


Bir noktaya daha dikkatlerinizi çekiyorum, Necip Fazıl’ın dediği gibi, “ne zamanki bu stadyumlar futbol için değil, hakkı hâkim kılmak için Mücahitler tarafından doldurulursa işte o zaman hakkı hâkim kılmanın vakti gelmiş demektir.” Bugün sizler aziz milletimizin özünü ve inancını temsil eden Milli Görüşçüler olarak bu stadyumu doldurdunuz. Bunlar kurtuluşun işaretleridir. Bu coşkuyu bugün Allah’ın lütfuyla bir kere daha yaşamak nasip olduğu için sonsuz şükürler ediyorum.


Ve yemin…


“Bütün insanlığın saadet ve selameti için, yaşanabilir bir Türkiye için, yeniden büyük Türkiye için, barış ve adalete dayanan yeni bir dünya için, bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz.”


Yeni fetih hayırlı olsun, gazanız mübarek olsun.