“Bana Ne Diyemezsin”

e-Posta Yazdır PDF

Rabbimiz buyuruyor:
           -“Asra yemin olsun ki, insanlık hüsrandadır. Ancak ve ancak hakkıyla iman edenler, Salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler felaha-kurtuluşa ermiştir.” (Asr 1,2,3)

           - “İnsanları Allah'a davet eden, Salih ameller (dünya ve ahiret için iyi işler) yapan ve ‘Ben şüphesiz müslümanlardanım’ diyen kimselerden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 33)


          - “Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz.”

  

          - “Kendini Hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.” (İmâmı Şâfîi)

 

         - Kendinle beraber başkalarının saadeti için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer erdemli bir hayattır.

         - “Allahım! Hakkı hak olarak bize göster ve hakka tabi olmakla bizleri şereflendir. Batılı da batıl olarak bize öğret ve batıldan uzak durmakla bizleri kıymetlendir.” Amin. (Hadis-i Şerif)


        - Gerek şahsî işlerimizde gerekse ibadet ve İslamî hizmetlerde, çalışmalarda muvaffak mı olmak istiyoruz? Öyleyse: Önemseyecek, Benimseyecek, Planlayacak, Uygulayacak, Fedakarâne çalışacağız. Sabırlı olacağız. Daima Rabbimiz’e sığınacağız.


Peygamberimiz aleyhisselam buyuruyor:
            “İsrailoğulları arasında zulüm yaygınlaştığı dönemlerde, bir kimse diğerini günah işlerken görünce evvela onu bu yaptığından sakındırırdı. Fakat (daha sonraları) ertesi gün onunla oturup kalkabilmek ve yiyip içebilmek için kötülükten sakındırmaz oldular.


            Bunun üzerine Cenab-ı Hak, kalblerini birbirine benzetti ve haklarında: “İsrailoğulları'ndan küfredenler, Davud ve Meryem'in oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!” (Maide,78-79) ayetlerini indirdi. Evet, siz de ya zalime engel olup onu, hakka çekersiniz, ya da bu durum sizin başınıza da gelir.”  (Tirmizi)


            - Kainat’ın Efendisi (sav) buyuruyor: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki siz ya iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ya da Allah (cc) kendi katından üzerinize bir azap gönderir de o zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez.”  (Tirmizi)

  

          - Hz. Lokman, oğluna şu nasihatte bulunuyor: “Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.” (Lokman,17)

  

          - “(Ey Rasulüm)De ki: İşte benim yolum budur; ben sizi (körü körüne değil) basiret üzere Allah'a davet ediyorum.” (Yusuf,108)

          - İnsanlığın önderi ve örneği Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Mazluma da zalime de yardım edin.” soruluyor. “Mazluma yardımı anladık da zalime nasıl yardım edebiliriz?”


            “Onun zulmüne engel olmaya çalışın, bu da ona bir yardımdır.” (Tirmizî, Fiten/68, 2255)

            Zalime yardım edin, yani zulmüne engel olmaya çalışın ki başkasına daha fazla zulmetmesin. Ona yardım edin ki kendine de daha fazla zarar vermesin. Öyle ya, zulmüne devam ettikçe Allah’ın lâneti, mazlumların ahı ve bedduası onun peşini bırakmayacaktır. Hem bu dünyada, hem de ötede fitil fitil burnundan gelecektir. Yaptığı haksızlıkların karşılığını mutlaka görecektir. Siz yine de merhametli olun, ona engel olmaya çalışın. Zalime asla prim vermeyin, yüz vermeyin, destek vermeyin…

 

           Müslümanlar her yönden güçlü olacaklar, otorite Müslümanların elinde olacak, zalime zulüm yapacak fırsat tanınmayacak, zalimin eline imkan geçmeyecek. Müslümanlar güçlü olduğu kadar cesur olacak, bir ve beraber olacak, alimleri önde olacak ki zalim diz çöksün…

     

       Hz. Ebubekir’in; “Siz Kendinizi Korumaya Bakın!” (Mâide 5/105) Ayetini Tefsir Etmesi…

 

       - Hz. Ebubekir radıyallahu anh, halife seçildiğinde minbere çıkarak Allah’a hamdettikten sonra şunları söyledi: “Ey insanlar! Sizler ‘Ey iman edenler! Siz kendinizi korumaya bakın. Siz hidayette olduğunuz zaman başkasının dalâlete (yanlışa ve sapıklığa) gitmesi size bir zarar veremez...’ (Mâide: 5/105) âyetini okuyor fakat doğru yorumlayamıyorsunuz. Ben Hz. Peygamber’in (sav); “İnsanlar, işlenen bir kötülük gördüklerinde ona engel olamazlarsa Allah Teâlâ onları, tamamını kapsayan bir belaya düçar eder” buyurduğunu işittim” [Kenz II/138]

   

        - Ebubekir Sıddîk, Allah Rasûlü’nün Halifesi ünvanını aldığı gün Hz. Peygamber’in minberine çıktı. Allah’a hamd ü senâlar ettikten, Hz. Peygamber’e salât u selam getirdikten sonra ellerini, Hz. Peygamber’in hayatlarında iken oturmakta oldukları basamağa koyarak şunları söyledi:

      

      “Bir keresinde dost (Hz. Peygamber as) şuraya oturdular ve “Ey iman edenler! Siz kendinizi korumaya bakın. Siz hidayette olduğunuz zaman başkasının dalâlete gitmesi size bir zarar veremez...” (Mâide: 5/105) âyetini okudular. Sonra da bunu şöyle tefsir ettiler: “Allah Teâlâ içlerinde işlenmekte olan fenalıklara ve kötülüklere engel olmaya gayret etmeyen ve bunlara nefret gözüyle bakmayan toplumlardaki tüm insanları cezalandırdığı gibi onların dualarını da kabul etmez.” Hz. Ebubekir Sıddîk bunları söyledikten sonra iki parmağını iki kulağına sokarak “Eğer ben bunları dosttan işitmemişsem şu iki kulağım sağır olsun” dedi.[Hayat’üs Sahabe]


        - Hz. Ebubekir şöyle buyurmuştur: “Kendilerini engelleyebilecek kadar güçleri olduğu halde ümmet, içlerinde Allah’a isyan edenlere engel olmaz ve onlara karşı çıkmazsa Allah üzerlerine bir bela indirir. Sonra bu belayı da onlardan uzaklaştırmaz.”

     

       Müslümanın gayesi, bütün insanların dünya ve ahiret mutluluğu ve saadeti için çalışarak Yüce Allah’ın rızasını kazanmaktır. Her Müslüman, Yüce Allah’ın kendisine verdiği meziyetlerle (akıl, irade, his, ünsiyet, vs.) bütün gücüyle çalışmayı vazife bilir, en büyük ibadet sayar. Her Müslüman, kendi mutluluk ve saadetinin toplumun ve insanlığın mutluluk ve saadetinden geçtiğinin şuurundadır.

  

          Her Müslüman; Doğru ile yanlışı ayırır ve Doğrunun hakim olması için,

        -İyi ile kötüyü ayırır ve İyinin hakim olması için,

        -Faydalı ile zararlıyı ayırır ve Faydalının hakim olması için,

       -Adalet ile zulmü ayırır ve Adaletin hakim olması için canla başla çalışır. Çünkü mutluluk ve saadet; doğrunun, güzelin, iyinin, faydalının ve adaletin hakim olması ile mümkündür.
 
       - Milli Görüş Liderimiz Merhum Prof. Dr. Muhterem Necmettin ERBAKAN Hocamız, bizlerin diğer insanlar üzerindeki sorumluluğunu şu veciz örnekle anlatıyordu:


  

          “Örneğin sen şurada masada oturuyorsun. Bir adam elinde baston gözleri ama karşıdan tık tık geliyor. Onunla senin aranda üzerinde 500 bin volt eletrik bulunan bir çıplak kablo var, adam bassa yanacak. O kablo senin masanda bir düğmeye bağlı. Sen o düğmeye basarsan elektriği kesip adamı ölmekten kurtarabilirsin. Ancak öyle yapmaz da -Efendim bu adamı buraya ben mi çağırdım?

        -Efendim kabloyu ben mi döşedim?, -Elektriği de kabloya ben vermediğime göre bana ne? derse, Allah Teala o kimseyi yargılar. “Be adam sen odun musun, taş mısın, gözünün önünde adam ölüyor sen seyrediyorsun.” - Efendim ben tam basacaktım ceketim kancaya takılmış, - Tam basacaktım ki 5 kişi kolumdan tuttu… Gerekirse ceketin yırtılacak, o beş kişiyle mücadele edip kolunu kurtaracaksın ve düğmeye basacaksın. Çünkü o kimsenin yaşamı senin ceketinden de beş kişiyle mücadele etmenden de çok daha mühimdir. Asla bana ne diyemezsin.

 

           İnsanlar şuurlansın, Hakkı üstün tutan bir düzen kurulsun amacıyla yapılan hizmetler bu düğmeye basmak gibidir. Bizim yolumuz ikna yoludur. Tatlı dildir, güleryüzdür.”

        - Dr. H. İbrahim KUTLUAY Hocamız bir yazısında şöyle haykırıyordu:

            “Bugün İslâmî bir duruşa, İslâmca, Kur’anca, müslümanca duruş’a muhtacız. Bugün böyle bir duruşa şiddetle ihtiyaç var. Olayları, kişileri, tarihi, coğrafyayı, siyaseti, ekonomiyi, bilimi, hayatı, geçmişi ve geleceği  değerlendirirken İslâmî bir duruş bekleniyor, bizden..

  

          Duruşumuz onurlu, kararlı, istikrarlı, ilkeli kısaca gerçek anlamıyla İslâmî bir duruş olmalı; ama tavizsiz ve korkusuz bir duruş olmalıdır. Tavrımız, her vesileyle gönlümüzdeki  iman ve ihlası, sevgi ve şefkati ortaya koyduğumuz samimî bir tavır olmalıdır.


            Arkadaş!.. Yıllardır bu dâvâya hizmet ettiğini söyleyen sen.. Şu anda nerede ve hangi konumdasın?..  Bana “Dâvâ, kimsenin umurunda değil, herkes menfaat peşinde”, deme.. Arkadaşım, bizden sadece konuşan, suçlayan, eleştiren değil; icraat sergileyen, inandığını yaşayan, kendine has imanî duruş’unu ortaya koyan mü’min olmamız isteniyor.

 

           Soruyorum… Arkadaşım!.. Ne yaptın, Allah için?!. Ne yapıyorsun, Allah için?.. İslâm’a, müslümanlara hizmet etme noktasında planın, programın ne?.. Düşündün mü?!.. Hangi meslekte olursan ol, dâvâna ve dinine hizmet edebilirsin. Yeter ki azimli, gayretli ve ümitli ol!.. Seni pasifize ve nötralize eden, söz ve tavırlara aldırma.. Yerli veya yabancı din, iman, vatan düşmanları… Planlı ve programlı çalışırken senin onlardan daha düzenli, daha sistemli, daha planlı ve daha programlı çalışman gerekmez mi? İslâm dâvâsına karşı bu ilgisiz, kayıtsız ve duyarsız duruş’un ne zaman sona erecek, Allah aşkına?

            Kardeşim… Dünkü samimî ve ihlaslı duruşunu tekrar kazanmaya çalış. Başkasından bekleme, sen gayret et… Sen çalış... Fedakâr ve vefakâr ol. Sevgi ve şefkat elçisi ol. Sen hikmetle ve basiretle yürürsen mutlaka senin arkandan gelenler olacaktır.


           Önce sen, her şey seninle başlıyor.. Uyan, kendinle barış ve uyandır, insanlığı.. Ayağa kalk, artık ve samimî bir gönülle koşmaya başla!. Kum fe-enzir!..(Kalk ve uyar!..) (Müddessir, 2)”

       - Allah Teala buyuruyor:
            “Sen, (insanları) Rabbi’nin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.” (Nahl,125)

            - Sevgili Peygamberimiz (sav), sadece ve sadece İslam’a davet amacıyla gittiği, pek meşakkatli Taif yolculuğundan, oradaki insanların düşmanlığı sonucu elleri ve ayakları kanlar içinde dönerken Rabbimiz’e şöyle yalvarıp yakarıyordu:

            “İlahi! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere, belalara hiç aldırmam. Fakat Sen’in lütuf ve ihsanın, benim için daha geniştir. İlahi! Gazabına uğramaktan, rızasızlığına duçar olmaktan Sana sığınırım… İlahi! Sen razı olasıya kadar affını diliyorum. Bütün kuvvet ve her kudret ancak Sen’dendir, Ya Rabbi!” (İbn-i Hişam)