Selam, Hidayet’e Tabi Olanlardır

e-Posta Yazdır PDF

(Bizans Kral’ı Hirakl’ın, Ebu Süfyan’a Peygamberimiz (sas) hakkında sorduğu hidayete götüren sorular ve cevapları)

 

İbn-i Abbas (r.a.) anlatıyor: Mekkeli Müşriklerin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan Şam diyarında ticaret yaparken Bizans Kralı Hirakl, haber gönderip Ebu Süfyan ve yanındaki topluluğu çağırmıştı. Hirakl ve rumların ileri gelenlerinin huzuruna kabul edilen Ebu Süfyan ve yanındaki topluluğa, Bizans Kral’ı Hirakl sordu:

 

"Kendisinin Peygamber olduğunu söyleyen bu adama akrabalık yönünden hanginiz daha yakındır?"

Ebu Süfyan: ‘Akrabalık yönünden en yakını benim.’ dedim." dedi. Bunun  üzerine tercümanına:

"Onun arkadaşlarına söyle ben, şu kimse (Hz. Muhammed) hakkında buna soru soracağım. Eğer yalan söylerse onun yalan söylediğini bildirsinler." dedi.

 

Ebu Süfyan şöyle devam eder: Vallahi, arkadaşlarımın benim yalanımı anlatmalarından çekinmem olmasaydı, onun hakkında yalan söylerdim. Sonra bana Peygamber hakkında sorduğu ilk soru:

"Sizin aranızda onun soyu nasıldır?" olmuştur. Ben: "O, içimizde soylu birisidir." dedim.

 

Hirakl: "Ondan önce sizden birisi onun söylediği bu şeyleri söylemiş miydi?" dedi. "Hayır" dedim.

"Atalarından kral olan var mıdır?" dedi. "Hayır" dedim.

"Halkın ileri gelenleri mi kendisine tabi oluyor? Yoksa zayıf kimseler mi tabi oluyor?" dedi. "Zayıf kimseler" dedim.

"Çoğalıyorlar mi yoksa azalıyorlar mı?" dedi. "Hayır, çoğalıyorlar." dedim.

"Onlardan, dinine girdikten sonra memnun olmadığından dinden dönen biri var mıdır?" dedi. "Hayır" dedim.

"Söylediği şeyleri söylemezden önce yalan töhmetinde bulunuyor muydunuz?" dedi. "Hayır" dedim.

"Sözünden döner mi?" dedi. "Hayır. Ancak biz bir süredir ondan ayrıyız. Şu anda ne yaptığını bilmiyoruz." dedim. -Ebu Sufyan: "Bu sözden başka içerisine bir şeyler katabileceğim başka bir söz imkanım olmadı." dedi ve şöyle devam etti: "Onunla savaştınız mı?", "Evet" dedim.

 

"Onunla savaşınız nasıl olmuştu?" dedi. "Onunla aramızdaki savaş değişiyor, bir bize meylediyor bir ona meylediyor." dedim.

"(O Peygamber sav.) Size ne emrediyor?" dedi. ''Tek olan Allah'a kul olun, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, atalarınızın söylediklerini bırakın" diyor ve bize namaz kılmayı, dürüst ve namuslu olmayı, akraba ile ilişkiyi sürdürmeyi emrediyor dedim.

 

Hirakl tercümanına: Ona söyle de: Sana onun soyundan sordum, kendisinin içinizde soylu birisi olduğunu söyledin. Zaten Peygamberler böyle olur, kavmin soylu olanlarından peygamber gönderilir.

Sana, sizden birisi onun söylediği şeyleri söylemiş midir, diye sordum, hayır dedin. O halde diyorum ki: Eğer kendisinden önce bu sözü söyleyen bir kimse olsaydı, kendisinden önce söylenmiş bir sözün peşine takılmıştır derdim.

 

Sana, atalarından kral olan var mıdır? diye sordum, hayır dedin. O halde ben de diyorum ki, “eğer atalarından kral olan birisi olsaydı, atalarının kraliyetini arzu eden bir kimsedir" derdim.

Sana, "Söylediği bu şeyleri söylemezden önce yalan töhmetinde bulunuyor muydunuz?"diye sordum:

"Hayır" dedin. Bundan anlıyorum ki, “insanlara yalan söylemeyen, Allah'a karşı hiç yalan söylemez.”

 

Sana: "Halkın ileri gelenleri mi kendisine tabi oluyor? Yoksa zayıf kimseler mi tabi oluyor?" diye sordum. Zayıf kimselerin kendisine tabi olduğunu söyledin. Aslında peygamberlere (ilk önce)uyanlar da onlardır.

Sana: "Çoğalıyorlar mi azalıyorlar mi?" diye sordum, kendilerinin çoğaldıklarını söyledin. Zaten iman işi böyledir. Tamamlanana değin artar.

Sana: "Onlardan, dinine girdikten sonra memnun olmadığı için dinden dönen biri var midir?" diye sordum, hayır dedin. Zaten iman da budur, iman nuru kalbe girdiğinde böyle olur.

Sana: "Sözünden döner mi?"diye sordum. Hayır dedin. Peygamberlerde sözlerinden dönmezler.

Sana: "Size neyi emrediyor?" diye sordum, Size putlara kulluğu yasakladığını, tek olan Allah'a kul olmayı ve Ona ortak koşmamayı emrettiğini ve yine, namaz kılmayı, dürüst ve namuslu olmayı emrettiğini söyledin.

 

“Eğer senin söylediklerin doğru ise yakında bu kimse (Hz. Muhammed sas) şu iki ayağımın bastığı yerlere sahip olacaktır. Aslında ben onun zuhur ettiğini biliyordum ama sizden olacağını tahmin edemiyordum. Eğer ona ulaşacağımı bilsem, tehlikeye rağmen, kendisiyle karşılaşma zahmetine katlanırım, şayet yanında olsaydım ayaklarını bile yıkardım." dedi. Sonra da, Rasulüllah (s.a.v.)'in Dihye (r.a.) ile Bizans 'in Busra emirine gönderdiği mektubunu istedi. Mektubu getiren, onu Hirakl'a verdi, o da mektubu okudu.

 

Mektup şöyleydi:

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

Allah'ın Rasulü Muhammed'den Rumların büyüğü Hirakl'e. Selam, hidayete uyan kimseleredir.

Bundan sonra, ben seni İslam çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol ki kurtulasın. Allah, yaptığın işin karşılığını sana iki kat verir. Eğer kabul etmez, yüz çevirirsen çiftçi ve ziraatçi olan halkının günahı da sana olur.

 

«Ey Kitap ehli! Aramızda ortak olan söze gelin. Allah'a kul olalım, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Birbirimizi, Allah'ın dışında bir takım rabler edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse: "şahit olun ki bizler Allah'a teslim olanlarız "deyiniz.» (Al-i İmran: 64) Sonra Ebu Süfyan şöyle devam eder: Hirakl, söyleyeceğini söyleyip mektubu bitirdiğinde yanında sesler yükseldi, gürültüler çoğaldı, bizde oradan çıkarıldık. Oradan çıkarılırken arkadaşlarıma: "Ebu Kebşe'nin (Ebu Kebşe, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in dedelerinden birisinin ismidir) oğlunun etkisi önem kazandı, ondan Rumların kralı bile korkuyor olmalı." dedim. Onun galip geleceği kanaatini hep taşıdım, sonunda Allah Teala, İslam'ı gönlüme koydu. (Buhari)

 

SELAMLAŞMA ADABI

 

“Es’selamü aleyküm”

-Selam; sevgi, saygı ve sıcaklığın ifadesidir. Selam verdiğimizde ve aldığımızda “selam, barış, huzur, saadet ve esenlik seninle olsun” demiş oluyoruz. Selam, güzel ve özlü bir duadır. - Selam, karşılıklı olarak “biz kardeşiz, bana güvenebilirsin” demektir, aynı zamanda.

- Kültürümüzde “günaydın, tünaydın, iyi sabahlar, iyi akşamlar” gibi güneşin hareketlerine bağlı selamlaşma kelimeleri yerine ırkı, dili ve kültürü ne olursa olsun adeta tüm Müslümanlar için ortak bir parola olan “esselamü aleyküm” ifadesi daha çok rağbet görmektedir. Çünkü bu selam, bize Dinimizin sunduğu bir mutluluk reçetesi ve hayat iksiridir. Selam, silm (İslam, barış) düzeninin sembolleşmiş halidir.

           

-Selamı yaygınlaştırmaya gayret edelim.. Tanımadıklarımıza da selam verelim.

-Selam verene daha fazlası ile karşılık verelim (ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketühü gibi.) (Önemli bir not: Arapça dil kuralları açısından erbabınca malumdur ki kelimenin başına elif ve lam gelirse tenvin düşer dolayısıyla “es’selamün aleyküm” ifadesi yanlış bir kullanımdır, doğrusu selamlaşmaya ; “es’selamü aleyküm” veya “selamün aleyküm” diye başlamaktır. Kısaca bunu da hatırlatalım istedik, sevgili okurlarımız.)

 

- Selamdan önce söze başlamayalım.

-Selam verirken sesimizi iyi ayarlayalım.. Ses tonumuzla sevgi ve saygımızı ifade edelim.

-Selamdan sonra “merhaba”, “hoş geldin” diyelim.

- Kapıyı çalarken direk kapıya bakmayıp yüzümüzü sağa veya sola çevirelim.

-Küçükler büyüklere, yürüyen oturana, az olan kişiler çok olanlara, dışardan gelen içerdekilere önce selam verir. Buna dikkat edelim.

-Önemli bir mazeret sebebiyle şayet bir toplantı, ders, sohbet vs. başladıktan sonra biz oraya ulaşmışsak selam vermeden uygun yere sessizce oturalım.

-Namaz kılana, yemek yiyene, Kur’an okuyana selam vermeyelim.

-Selamdan sonra büyüklerin ellerini öpelim, hürmet edelim.

-Hala, teyze, abla gibi öz akraba haricindeki nikah düşen hanımlarla tokalaşmayalım.

- Tokalaşma esnasında nazik ve ciddi olalım.

- Muhatabımızın gözünün içine samimiyetle bakalım.

- Tokalaşma esnasında mümkünse salavat okuyalım. Mevlana hazretlerinin şu sözüyle yazımızı sonlandıralım; “Gözünü aç da Allâh'ın Kelâmına baştan başa bir bak! Âyet âyet bütün Kur'ân edep tâliminden ibârettir!” Edep ya Hu. Vesselam.

 

SELAM’I YAYINIZ

 


Ebû Hüreyre, Allah Rasûlü'nün şöyle dediğini nakletmiştir: "Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altı’dır:

*Ona rastladığın zaman kendisine selâm ver,

*Seni yemeğe davet ederse icâbet et.

*Senden öğüt isterse öğüt ver.

*Aksırır da Allah'a hamd ederse "yerhamükellah" (Allah sana merhamet etsin) de.

*Hastalanırsa kendisini ziyaret et.

*Ölürse cenazesinde hazır bulun." (Buhârî, Cenâiz, 2; Müslim, Selâm, 4-6).

 

Abdullah b. Amr b. As (ra) anlatıyor:

Bir adam, Sevgili Peygamberimiz’e (sav) “İslam’ın hangi özelliği daha hayırlıdır?” diye sordu. Rasulullah aleyhisselam:

“Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermendir” buyurdu. (Buhari)

 

“İMAN ETMEDİKÇE CENNET’E  GİREMEZSİNİZ, BİRBİRİNİZİ SEVMEDİKÇE DE İMAN ETMİŞ OLMAZSINIZ. YAPTIĞINIZ ZAMAN BİRBİRİNİZİ SEVECEĞİNİZ BİR İŞİ SİZE HABER VEREYİM Mİ; ARANIZDA SELAM’I (ESSELAMÜ ALEYKÜM…) YAYINIZ.” (Müslim)

 

Güzel İsimleri’nden biri de “Selam” olan Allah Teala şöyle buyuruyor:

“Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını hakkıyla yapandır.” (Nisa,86)


Bir Kardeşimizi Karşılarken veya Bir Kardeşimizle Karşılaşınca;

- Selamını güzelce alalım veya selam (esselamü aleyküm) verelim.

- Musafaha edelim.


- Mütebessim (Güleryüzlü) ve Samimi olalım.

- “Hoş geldiniz, Sefalar getirdiniz, Bizi ne kadar mutlu ettiniz, Sizi çok özlemiştik, Bizi kavuşturan Rabbimiz’e hamd olsun, Sizi görmek ne güzel …” gibi samimi iltifatlarda bulunalım.

- Hemen kısa da olsa bir dua edelim, çünkü sevinince dualar kabul oluyor, biiznillah.

- Kardeşimizle samimi bir şekilde ilgilenelim..

- “Bir kimsenin diğer Müslüman kardeşine sevgiyle, hayırla ve şefkatle bakması şu mescitte bir sene itikaf etmesinden hayırlıdır.” buyuruyor. Sevgili Peygamberimiz (sav).   O halde birbirimize ziyarete gidelim, güleryüz gösterelim, selamlaşalım, kardeş olalım, dualaşalım, dertleşelim, birlikte İslam davası için koşalım, yardımlaşalım.

 

“Cemaatle namaz kılmak, gece ibadet etmek ve sadık dostlarla bir araya gelmek olmasa, bu dünyada yaşamaktan zevk almazdık." buyurur, hakikat ehli.