“Eğer Anlıyorsanız, Sizin İçin Hayırlı Olan Budur.”

e-Posta Yazdır PDF

   “Ey müminler! Sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak hep birlikte seferber olunuz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz. Eğer anlıyorsanız, sizin için hayırlı olan budur.” (tevbe suresi,  41)

   Ağırlıklı ve ağırlıksız olarak, gerek binitli gerek binitsiz olarak, gerek kolay gerek zor gelerek, gerek genç gerek yaşlı olarak, gerek evli gerek bekar olarak, gerek zengin gerek fakir olarak, gerek silahlı gerek silahsız olarak, gerek erkek, gerek kadın olarak Allah yolunda seferber olup, savaşa çıkın. İşiniz, aşınız, durumunuz müsait olsa da çıkın olmasa da çıkın.

   Allah’ın ve Resulü’nün emrine koşun. Hiç beklemeden emre imtisal edin., emre uyun, Allah’a ve Rasulü’ne teslim olun. Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edin. Malı olan malıyla, canı olan canıyla, ikisine de sahip olan ikisiyle de savaşa gitsin. Sakın ha sakın, Allah yolunda çıkılacak bir cihad için mâzeretlerin (fakirlik, yaşlılık, gurbet vs.) arkasına saklanmayın.

   Cihad; fıtrata yapılan müdahalelerle yapılan mücadeledir. Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz. Cihad ediniz yani Allah için koşturunuz. Cihad; Allah rızası için yapılan çalışma ve mücadelenin tamamıdır.

   Cihad; Yüce Allah’ın en güzel şekilde yarattığı insan ile Yüce Allah’ın en son ve en mükemmel din olarak gönderdiği İslam arasındaki engelleri kaldırmaktır.

   Cihad; fıtrata (yaratılışa, doğal hale) yapılan müdahalelerle yapılan mücadeledir.

   Cihad; her şeyden önce kendi nefsimizin ıslahıyla ilgilenmek, İslam’ı tam manasıyla öğrenmek, anlamak ve yaşamak sonra da başkalarına bu İlahi Mesaj’ı iletmek, İslam’ı tatlı dil ve güleryüzle tebliğ etmek, hakkı tümüyle hakim kılmak, iyiliği emretmek, kötülüğü yok etmek, gerekirse de düşmanla dinimiz, değerlerimiz, canımız, namusumuz, malımız, vs. için savaşmaktır.

   Bu manada cihad etmeyenler ve cihada koşmasını bilmeyenler, zillete talip demektir ki, bu durum bile bile kendini uçuruma atmaktır ve en büyük tehlikedir. Bahanelere ve mazeretlere sığınmayınız. Engellerin ve kaytarıcılıkların tutsağı olmayınız. Çünkü; eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır. Haydi hakkınızda hayırlı olana koşun. Haydi imanlarınızı yapabileceğiniz, imanlarınızı hayatınızda görüntüleyebileceğiniz, iman kaynaklı yaşayabileceğiniz bir hayat ortamı oluşturmak üzere mücadele edin. İslâm düşmanlarına karşı, düşmanlarınıza karşı tedbirlerinizi alarak koşturun.

   Ey Allah ve Resulü’ne iman edenler! Ey dünya hayatı yerine âhireti satın alanlar! Ey Allah’la böyle bir alışverişte bulunanlar! Fânîyi verip de bâkîye talip olanlar! Dünya hayatının basit zevklerini bırakıp da cennete ve Allah’ın rızasına talip olanlar! Allah yolunda, Allah’ın için, ila-ı kelimetullah için cihad edin. Dünya metaı-menfaatı hem azdır, hem de geçicidir, fânidir.

   Yâni şu anda dünyanın ne kadarına sahip olsanız, ne kadarına egemen olsanız, tüm dünya mülkleri, tüm dünya saltanatları sizin de olsa bilesiniz ki çok azdır, âhiretin ve âhiret saltanatının yanında. Madem ki dünya metaı çok azdır, madem ki tüm dünya sizin olsa bile bir gün bitecektir, öyleyse bir gün bitecek olan bir dünya metaı hesabıyla Allah için bir mücadeleden geri kalarak ebedî bir âhiret hayatını, ebedî bir cenneti fedâ etmek akıl kârı mıdır? Muttakiler için, Allah’la yol bulanlar için, hayatlarını Allah için yaşayanlar için, Allah’ın koruması altına girip Allah’ın istediği gibi yaşayan, Allah adına canları ve mallarını fedâya hazır olanlar için âhiret yurdu gerçekten çok hayırlıdır.

“Yerinize mıhlanıp kaldınız”
   “ Ey mü'minler, size ne oldu da "Allah yolunda cihad edin" dendiğinde yere çakıldınız (yerinize mıhlanıp kaldınız.) Yoksa dünya hayatını ahirete tercih mi ettiniz? Oysa dünya hayatının hazzı, ahiretin hazzı yanında pek azdır.” (tevbe 38) Samimi mü'minler bu hayrı ve yararı iyi kavradılar ve bu bilincin coşkusu ile cihada koştular. Yolları üzerine dikilen engellere aldırış etmediler. İleri sürebilecekleri birçok gerçek mazeretlerine sığınmaya yanaşmadılar.

   Bu fedakârlıklarının sonucunda Yüce Allah, onlara hem kalplerin ve hem de ülkelerin kapılarını açtı; onlar eli ile kendi sözünü yüceltirken, bir yandan da kendi sözü aracılığı ile onları yüceltti, onların bileklerinin gücü ile fetihler tarihinde inanılmaz sayılan destanları gerçekleştirdi. Şimdi bu destan kahramanlarının yüreklerindeki cihad coşkusunu kanıtlayan belgelerden birkaç örnek:
   Bir gün Ebu Talha, Tevbe suresini okuyordu. Sıra bu ayete (tevbe 41) gelince oğullarına dönerek, "Görüyorum ki, Rabbimiz genç-yaşlı ayırımı yapmaksızın, hepimizi savaşa çağırıyor. Çabuk, silahımı ve teçhizatımı getirin" dedi.

   Bunun üzerine oğulları kendisine "Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Sen önce Peygamberimiz ile birlikte, arkasından Ebu Bekir'in yanıbaşında ve sonra da Ömer ile beraber ölümlerine kadar savaştın. Şimdi bırak da senin yerine biz savaşalım" dediler.

   Fakat Ebu Talha, oğullarını dinlemedi, hemen deniz seferine katıldı, gemi denizde yol alırken vefat etti, cenazesini toprağa verecekleri bir adacık bulamadılar, böylece dokuz gün Ebu Talha’yı (ra) gemide tuttular, bu süre içinde cesedinde herhangi bir bozulma emaresi görülmedi, sonunda adaya çıkınca, cesedini toprağa verdiler.

   Tarihçi İbn-i Cerir'in bildirdiğine göre, Ebu Reşid Harranı şöyle diyor: "Bir defasında Peygamberimiz’in süvarisi Mikdad b. Esved (ra) ile karşılaştım. 'Bir kuyumcu sandığı üzerinde oturuyordu.

   Vücudun bazı kemikleri dışarıya uğramıştı, buna rağmen savaşa katılmak istiyordu. Kendisine `Amcacığım, yüce Allah seni bu işten mazur gördü' dedim. Bana `Bize Beus (mücahidleri koturan ve coşturan) sure geldi.' karşılığını verdi.

   (Elimizdeki belgelere göre "Tevbe" suresi çeşitli bir adlarla anılır: Bu adlardan bazıları şunlardır: Münafıkların gizil duygularını açığa çıkardığı gerekçesi ile "Fadıha", kalplerdeki kötü niyetlerden nefret ettirdiği için "Muneffire", yine kalplerdeki saklı duyguları deştiği gerekçesi ile "Mubasıra", yine gönüllerin barındırdığı sırları meydana çıkardığı için "Muahbire", mü'minlerin duygularını alevlendiren özelliği yüzünden "Musıre", mü'min savaşçılara coşku aşıladığı için "Beus".

   Bunların yanısıra, bu surenin "Mudemmire (kahredici)", "Muhziye (rezil edici)", "Munekkile (cezaya çarptırıcı)", "Muşerride (perişan edici)" gibi adlarına da rastlanmıştır.) Bu sözü ile Tevbe suresindeki `Kolayınıza da gelse, zorunuza da gitse mutlaka sefere çıkınız' diye başlayan ayeti kasdediyordu. “Siz tevbe suresi 41. ayeti okumadınız mı ?”

   Yine bu vesile ile Ebu Eyyüp el Ensari’yi hatırlıyoruz. Bu büyük sahabi (ra) bütün savaşlarda İslam'ın sancağını taşımıştır. Peygamberimiz (s.a.v)'i evinde 7 ay misafir etmiştir ve İslam Devleti o evde kurulmuştur. İslam onun evini seçmiştir, o ise İstanbul'u seçmiştir. İstanbulumuz’un aziz misafiridir. 96 yaşındayken 6 evladıyla ve onlarca torunuyla birlikte sırf İstanbukl’un fethi hadisinteki müjdeye mazhar olabilmek için İstanbul'u fethe gelmiştir.

   Evlatları “artık biz varız, sen Medine’de kal, ihtiyarladın” dedikleri zaman O “siz tevbe suresi 41. Ayeti okumadınız mı ? Ölünceye kadar sorumluyuz” demiş ve cihada koşmuştur. Evlatlarının ısrarına rağmen herkesten fazla O (ra) hücum ediyordu. Daha sonra onu “kendinizi tehlikeye atmayın” ayetiyle caydırmaya çalıştılar fakat Ebu Eyyüp el Ensari o ayetin “dünyalık işleri bahane ederek cihattan kaçarak kendinizi tehlikeye atmayın” manasına geldiğini açıklayarak savaş sırasında da ders vermiştir. İslam dini sadece oruçla namazla olsaydı ve sadece gençler sorumlu olsaydı Ebu Eyyüp el Ensari 96 yaşında İstanbul’a kadar gelmezdi.

   “Cihad yani hakkın hakim kılınması için çalışmak hepimiz ama hepimiz için dinin zirvesidir.” Vesselam.