Dünyanın En Kazançlı Ve En İyi İşi

e-Posta Yazdır PDF

Bir kimseyi gerçekten sarsacak imtihan, âilesi, malı, çocuğu ve komşusuyla ilgili olarak yaşayacağı imtihanlardır. Bu imtihanlarda işleyeceği hatalara oruç, namaz, sadaka ve emr-i bil-ma rûf ve nehy-i ani l-münker (iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak) kefaret olur." Huzeyfe İbn Yemân(ra) Hz. Ömer in de olduğu bir mecliste Allah Rasûlü’nün böyle buyurduğunu rivâyet ediyor.

   Bir insanın âilesi, gerçek bir imtihan meydanıdır. Bu imtihanda insan çok şeyler de kazanabilir, çok şeyler de kaybedebilir. Fitne kelimesi de daha çok kaybetme ihtimali olan imtihanlar için kullanılır.

   Allah Rasûlü(sav) bu hadisiyle zorlu bir imtihan alanına dikkat çektiği gibi, imtihanda işlenebilecek hataları telafi edebilecek, onları örtebilecek, silebilecek amellere de dikkat çekmiştir. Bu amellerin her biri kişiyi olgunlaştıracak, şahsiyetini güçlendirecek, cemiyete faydalar getirecek amellerdir. İnsan kendisini de, içinde yaşadığı âilesini de korumak zorundadır, cemiyetle hayra doğru adım atmak için azim ve gayret içinde olmalıdır. Ferdin kurtuluşu, cemiyetin kurtuluşundan geçmektedir, bir noktada.
   Zikr-i Hakîm de; “Ey iman edenler kendinizi ve âilenizi cehennem ateşinden koruyun…”(Tahrim, 66/ 6) buyurulur. Bu, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir ikaz, bir buyruktur. İnsanı sarsan ve ikaz eden bir ayet...

   Bizlere yaratılış güzelliği ve sayısız nimet bahşedilmiştir. Bizden istenen, bizi yaratanı ve sonsuz nimetlerle donatanı tanımak, hayatı O’nun huzuruna çıkıp hesabını verecek şekilde ve şuurda yaşamaktır. Bu şuurda yaşanınca dünya hayatı da güzeldir, emniyetlidir, huzurludur. Dolayısıyla Rabbimiz bizden iki cihan saadetini elde edecek güzellikte ve dürüstlükte bir hayat seyri istemektedir.

   Zikr-i Hakîm’de cennet ehlinin cennetteki hali tasvir edilirken gönüllere ümit ve sürur veren bir inceliğe dikkat çekilir ve şöyle buyrulur:  “İman edenler ve gönüllerinde iman nuru taşıyarak onların yolundan yürüyen nesilleri var ya, işte biz onların zürriyetinden gelen bu insanları da onlara katarız. Onların amellerinden de hiçbir şey eksiltmeyiz. Her insan, kazandıkları karşılığı rehindir.”(Tûr, 52/ 21)   Bu âyet-i kerîmede, cennet nimetlerinin, mü’min gönüllerin kendi neslinden gelen ve gönlünde iman nûru taşıyan insanlarla bir araya gelmesiyle daha da kemal bulacağı, bununla sevince sevinç, coşkuya coşku katılacağı dile getirilir. Demekki nesiller çok önemli.

   Ayrıca hayırlı bir neslin, asırlar sonra da İslâm’a gönül vererek, hizmet ederek hak yolda yürümeye devamı için anne ve babaların zemin hazırlamasına teşvik vardır… Bu büyük bir sorumluluktur.

   Bu onların ecirlerini çoğaltacak, âilesiyle cennette buluşma saadeti yaşatacaktır. Bu farklı bir nimettir. Dünya hayatında gerçek saadet nasıl âile ve dostlarla elde edilirse, ebedî alemde de bir araya geliş, aynı lütfa eriş saadete saadet ekleyecektir. 

   Eşya zıddıyla daha iyi tanınır. Hüsran, kazancın zıddıdır. Şu âyet-i kerîme de aynı mânâyı diğer bir açıdan tamamlamakta, vurgulamak istediğimiz manânın daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır:  “De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de âilelerini hüsrana sürüklemiş olanlardır. Bilesiniz ki kesin, açık ve net hüsran işte bu hüsrandır.” (Zümer, 39/ 15)

   Evet, gerçek saadet, cennette bir insanın âilesi ve gelecek nesillerle bir araya gelişiyle kemal bulduğu gibi, insanı binlerce kere kahretmesi, pişmanlıkla kıvrandırması gereken zarar ve hüsran da kişinin âilesiyle ile birlikte hüsrana sürüklenişi, ebedî azabın pençesinde birlikte kıvranışıdır. "Paylaşılan sevinçler çoğalır, acılar azalır" denilir; ancak ebedî hayattaki acıyı paylaşma, azabın tesirini azaltmayan, aksine çoğaltan, katlayan bir paylaşmadır. Bu beraberlik sevinç hissettirmeyen bir beraberliktir, Allah muhafaza. Âilenin ve gelecek nesillerin hüsranına ve sonunda azaba sürüklenişine zemin hazırlayanın acı ve ızdırabı şüphesiz daha dehşetli olacaktır… Bilinen bir gerçeği tekrar hatırlatıyoruz: Dünya hayatından sonraki pişmanlık faydasız bir pişmanlıktır...

   Bu sebeple kendimize ve nesillerimize sahip çıkalım. Onlara din duygusunu, din şuurunu, “din hayattır, din hayat içindir” şuurunu ve din coşkusunu verelim, bunun üzerine kafa yoralım. Çocuklarımızı ve gençlerimizi yaz kurslarına, yaz etkinliklerine gönderelim. Dini ve ahlaki gelişimlerine katkıda bulunalım. Böylece dünyanın en kazançlı ve en iyi işini yapmış olalım, evet dünyanın en kazançlı ve en iyi işi…

ÖNCE SEVGİ VE İLGİ BERABERİNDE BİLGİ VE DAVRANIŞ

   Eğitimde özellikle de yaz kursları ve yaz etkinliklerimizde öğretmek değil sevdirmek prensibinden yola çıkılmalıdır. Bunu “önce sevgi ve ilgi, beraberinde bilgi ve doğru davranış” olarak formülleştirebiliriz. Seven ilgi duyar, ilgi duyan öğrenir ve sevdiği şeyin yoluna baş koyar.

   Bir Müslüman’ın Kur’an-Kerim’e ve Sünnet’e (İslam'a) karşı vazifesini şöyle özetleyebiliriz;

   Sevmek, benimsemek
   Okumak
   Okuduğunu Anlamak
   Anladığını Uygulamak
   Örnek Olmak
   Uyguladıklarını Başkalarına Öğretmek…
   İslam Dinimiz’in;
   İman ve İnanç boyutu…
   Sevgi ve Coşku boyutu…
   Bilgi ve İlim boyutu…
   Estetik boyutu… birlikte ele alınmalı ve gençlerimize birlikte verilmelidir.

   “Din, hayatın her alanına yayılan bir sevgi ve coşku ile yaşanır. Sevgi ve coşkudan yoksun kuru bilgi, sahibine sadece yüktür. Manevî ve ahlakî güzelliklerden mahrum, sadece şekilden ibaret olan din anlayışı eksik ve yetersizdir. Böyle bir din anlayışı İlahî rızaya ve Allah Rasûlü’nün Sünnetine, hayat çizgisine uygun değildir.

   Yaz aylarındaki din eğitiminden istenen verimliliğin elde edilebilmesi için bu eğitim, teorik ders ve seminer yükü azaltılmış, pratik uygulamalarla donatılmış, manevî ve ahlakî eğitim ağırlıklı, kısa dönem yaz çalışmaları şeklinde olmalıdır.”

   “Din; toplum hayatında sanat, ticaret, siyaset, ekonomi, eğitim, yönetim gibi ayrı bir meslek, ayrı bir kategori değildir. Din bir ölçüdür. Din bir ışıktır. Bütün bu kategorilere yön veren eskimeyen bir ölçü, hayatın bütün alanlarını aydınlatan hiç sönmeyen bir ışıktır. Din topluma ruh veren, canlılık veren, hayata dinamizm kazandıran en önemli unsurdur. Din hayattır, yaşam biçimidir. Toplumun birlik ve beraberliği, huzur ve mutluluğu konusunda en önemli faktör dindir.

   Din; psikolojik, sosyolojik, fizyolojik, ekonomik, ahlakî, hukûkî, edebî ve benzeri  pek çok alanla ilgili ilkeler ve prensipler ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, dinî olan veya olmayan şeyler ayrımı asla doğru değildir. Din her konuda yol gösterici ve yönlendirici özelliğiyle topluma rehberlik yapmaktadır. Eğitimin yazı-kışı olmadığı gibi din ve dünya diye ayırmakta yanlıştır. Din dünyadır, dünya dindir…” (H. İbrahim Kutlay)

   İslam’ın imani, ahlaki, iktisadi, sosyal ve siyasi prensipleriyle bir hayat nizamı olduğunu, İslam’ın bütün emirleriyle bir bütün olduğunu, din-dünya ayrımının olmadığını, din hayattır bilincini, şuurlu Müslüman olmak gerektiğini gençlerimize sevgiyle öğretmeliyiz.

   Şu üç hususu asla unutmamalı ve kafamıza kazımalıyız:

   1. İslamsız saadet olmaz. Ferdin ve toplumun huzur ve saadeti Kur’an ve Sünnet’ten geçer.

   2. Şuurlu Müslüman olmalıyız. Şuurlu Müslüman; sorumluluğunun bilincinde olan kimsedir.

   3. İman, ibadet, ahlak, muamelat esaslarının yanı sıra Cihad farzı asla ihmal edilmemeli, Cihad farzı bilinmeli ve yaşanmalıdır.

   Cihad; fıtrata yapılan müdahalelerle mücadele etmektir. İslam ile insan arasındaki engelleri kaldırmaktır. Cihad; iyinin, güzelin, doğrunun, faydalının, adaletin ve hakkın fert, toplum ve her alanda hakim kılınması için takatımızın sonuna kadar çalışmaktır.

   “Dini Eğitim” Yok,  Eğitim Vardır… diyen D. Ali Taşçı Hocamız çok önemli bir hakikatı hatırlatıyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Kimi aileler çocuklarını sokağa salacaklar, kimileri de yavrularına “dini eğitim” verebilmek için onları Kur’an kurslarına  göndereceklerdir. Aslında eğitim bir bütündür, öyle olmalıdır. Eğitim, eğitim ise onun yazı kışı yoktur. Eğitim, yine eğitim ise, onun “dini-dünyevi” diye ikiye ayrılan bir yapısı yoktur ve olamaz. Bir tohumu toprağa atarsınız… Ortada bir tohum vardır, tohumla birlikte toprak ve toprakta türlü türlü mineraller vardır. Susuz hayat olamaz, su imdada yetişir. Hava zaten her anı ve yanı kuşatır. Güneş ışığı olmadan olmaz. Bir tohumun ağaca durup meyve verebilmesi için nelerin harekete geçmesi gerekiyor değil mi? Ama hiçbiri arasında kavga yoktur, her biri kendine düşen görevi eksiksizce yerine getirmektedir. Öyle olmazsa zaten tohum, ağaç olmaz.

   Bakıyoruz yaz gelince birçok aileye büyük bir telaş kaplıyor, haklı olarak. Neden? “Çocuğuma din eğitimini nasıl verebilirim? “Gerçekten ‘din eğitimi’ diye bir eğitim var mıdır? Tohumun ağaç olma serüveninde toprak, su, hava, ateş(güneş) bir araya geldiler ve kendi üzerlerine düşen görevi yaparak tohumun ağaç olmasını sağladılar. Bu dört unsur “toprak eğitimi, hava, su, güneş eğitimi” diye bir ayrıma gittiler mi? Gitselerdi, tohum ağaç olabilir miydi?
“Dini eğitim” tabiri yanlıştır ve tehlikeli bir tanımlamadır. Eğitim bir bütündür, onun dünyevisi-uhrevisi olmaz…

   Eğitim, fıtrat tohumunu hayata hazırlamaktır. Bu tohum (insan) hayata hazır hale gelmişse, onun ticareti, cinsel hayatı, gezip tozması yani hayat algısının tümü bir eğitim içindedir. Tadı nasıl elmadan ayıramıyorsak, Allah’ı ondan nasıl ayıracaksınız?  Böyle bir güç var mıdır? O zaman bu çatışmadan kim zararlı çıkacaktır?

   Ne demektir “din eğitimi?” “Allah camide söz sahibi, ama başka yerde değil” mi demektir? “Allah, namaza karışır ama ticarete, cinsel hayata yani yaşamın dünyaya dönük yüzüne karışmaz” mı demektir? Bu ne biçim ilahtır ki, her şeye gücü yetmez! (Haşa)
Eğitimse eğitimdir. Değilse, ne ise odur. Eğitilmiş insan, yaratılış gerçeğini kavramış, fıtratıyla tanışmış bir insandır. Bu gerçek anlaşılmadıkça daha havanda çok su döveceğiz demektir. “Okumaktan mana ne, kişi Hakk’ı bilmektir.”

   Bu yaz çocuklarımıza kendilerini tanıtıcı bir çaba içinde olalım; ama kışların da yazların da onları büyüten mevsimler olduğunu unutmadan.
Eğitim, ruh madenini bir kuyumcu gibi işleme sanatıdır. Sarraf olmayana çocuğunuzu zinhar teslim etmeyin.”

   Her bir öğretmeniz ve yardımcı kardeşlerimiz;
   İmanıyla, ahlakıyla, ibadetiyle, ilmiyle, şuuruyla, ihlasıyla ve heyecanıyla örnek-numune birer müslümandır.

   Daima güleryüzlü ve tatlı dillidir, kızmaz ve bağırmaz.

   Doğruyu ve başarıyı ödüllendirir, yanlışı ve başarısızlığı ıslah eder.

   Yaz Etkinliklerinde görev alan hocalarımıza ve kardeşlerimize bazı tavsiyelerimiz şunlardır:
  •Samimi ve gayretli olunuz. Dünyanın en önemli işini yaptığınızı asla unutmayınız.
  •Ders alanlarını mümkün olduğu kadar değiştirin. Açık havada yapmaya gayret edin.
  •Dersi örneklerle işleyin
  •Dinin hayatın tamamını kapsadığını ve dinin bir bütün olduğunu öğrencilerinize anlatınız
  •Her şeyi sevgi merkezli yapın. Kendinizi, arkadaşlarını ve dinimizi sevdiriniz.
  •Her şeye rağmen mutlu olmaya, güleryüzlü olmaya gayret ediniz.
  •Öğrencilerinizi herşeye rağmen mutlu etmeye çalışınız
  •Ortamı süsleyin. İlk gelişte öğrencilerinize hoş geldiniz diyerek kapıda karşılayınız
  •Ve yarını heyecanla bekleyiniz, öğrenci sizin heyecanınızla heyecanlansın.
  •Oyunlar oynayın. Kaynaşma amaçlı programlar düzenleyin
  •Yaz  bittikten sonra kışın bir araya gelin
  •Öğrenciyi diri tutun.
  •Sabrı bırakmayın.
  •Aşk ve heyecan dolu olun
  •Sizler Fatih yetiştireceksiniz…