HANIMEFENDİ

e-Posta Yazdır PDF

Hanımefendi, milli ve manevi değerlerine bağlı, Müslüman hanımın kimliğini ve kişiliğini bilen ve yaşayandır.

   Hanımefendi, vakar sahibi, mütevazı, kol kanat geren, ailesini kuşatan ve asil olandır, tıpkı Hz. Hatice Annemiz gibi. Hz. Hatice Annemiz, beyefendisi Hz. Rasulullah (sav)’a ve İslam’a iman ederek hemen yanında yer aldı. Şöyle ki;  “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku ki, senin Rabbin kalemle yazı yazmayı öğreten, insana bilmediğini öğreten, bol kerem ve ihsan sahibidir.” (Alak Suresi, 1-5) dedi.

   Bu âyetleri alan Allah'ın Resulü, yüreği titreyerek, eşi Hatice'nin yanına geldi ve: “Beni örtünüz” dedi. Korkusu geçinceye kadar onu örttüler. Sonra başına gelen olayı sevgili eşine anlatarak: “Kendimden korkuyorum” dedi. Bunun üzerine eşi:

   “Allah'a yemin ederim ki, Rabbin seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü, sen akrabanı gözetirsin, âciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, misafiri ağırlar, Hak yolunda halka yardım edersin” diyerek, onu teselli etti, O’nu (sav) rahatlattı.

   Bundan sonra Hz. Hatice Annemiz, Resûlullah'ı alıp, amcazadesi Varaka bin Nevfel'e götürdü. Bu zât, câhiliyye çağında hristiyan olmuş, İbranice'yi bilir ve İncil'den nasibi nisbetinde birşeyler yazardı. O günlerde gözleri kör idi. Hatice, Varaka'ya, “Amcaoğlu, dinle bak,  kardeşinin oğlu ne söylüyor?”  dedi. Varaka; “Kardeşimin oğlu, ne var?” deyince, Resûlullah başından geçeni anlattı. Bunun üzerine Varaka; 

   “Gördüğün, Allah'ın Mûsâ'-ya indirdiği Nâmûs-u Ekber'dir. Keşke senin da'vet günlerinde genç olsaydım da, kavminin seni yurdundan çıkaracakları zamanı görseydim” dedi. Allah'ın Resulü de; “Onlar beni çıkaracaklar mı?” diye sordu. O da;

   “Evet, senin gibi birşey getirmiş, yâni vahiy tebliğ etmiş hiçbir kimse yoktur ki, düşmanlığa uğramasın. Şayet senin da'vet günlerinde yetişirsem, sana yardım ederim” diye cevab verdi. Çok geçmeden Varaka vefat etti… Evet, hanımefendi doğru bir konuda, doğru bir yolda beyefendisinin yanında yer alan, çözüm üreten ve yardım edendir, Hz. Hatice Annemiz gibi.

   Hanımefendi, iffetli ve haya sahibi, nerde nasıl davranacağını bilendir, tıpkı Hz. Meryem gibi. “Kur’ân ayetlerinde Hz. Meryem’e geniş yer verildiği görülmektedir. Ayetlerde onun, annesi tarafından mabede adandığı, doğumundan itibaren Hz. Zekeriyya gibi salih ve bilgili bir peygamberin gözetiminde Allah tarafından "güzel bir nebat gibi yetiştirildiği", ergenlik çağına erdiğinde ise mabedin bir köşesinde inzivaya çekildiğinden bahsedilmektedir. Kendisini ibadete vermesi sebebiyle, tefsirlerde "el-Betûl" olarak vasıflanan Hz. Meryem, Kur’ân-ı Kerim’de adı bizzat zikredilen tek kadın olmakla ayrı bir önem taşımaktadır. Hz. Zekeriyya ne zaman onun yanına girse, orada mevsimi olmayan meyvelerle karşılaşmaktaydı. Bu olağanüstü hadisenin kaynağını sorunca, Hz. Meryem şu cevabı vermişti: "Bunlar bana Allah katından geliyor. Zira O, dilediğini hesapsız ve hiçbir zahmete sokmadan rızıklandırır." Bundan sonraki hadiseleri Kurân bizlere şöyle aktarmaktadır:

   "Ey Muhammed! Kitab’da Meryem’i de an. O ailesinden ayrılarak doğu yönünde bir yere çekilmişti. Sonra insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. Meryem: "Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen, Senden Rahman’a sığınırım" dedi. Cebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbi’nin sana gönderdiği bir elçiyim" dedi. Meryem: "Bana herhangi bir insan dokunmamış iken ve ben de kötü bir kadın olmadığıma göre nasıl olur da bir oğlum olabilir?" dedi. Cebrail: "Bu böyledir. Çünkü Rabbin, "bu bana kolaydır. Onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırdığımız bir iştir" diyor" dedi. Meryem oğlana hamile oldu, o haliyle uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur etti ve şöyle dedi: "Ah! Keşke bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim." Alt tarafından bir ses şöyle seslendi: "Sakın üzülme!. Rabbin, içinde bulunanı şerefli kılmıştır."

   Hz. Meryem son derece mahçup ve çekingen bir tabiate sahipti. Cebrail ona tam bir insan suretinde görünmüştü. Ancak o ilk defa karşılaştığı bu genç insana "Eğer Allah’tan korkan bir kimse isen, ben senden Allah’a sığınırım" demek suretiyle kendisine herhangi bir kötülük yapmamasını rica etmişti. Bu sözler, onun iffet ve haya sahibi biri olduğunun ifadeleridir.

   Öte yandan Allah’ın dilemesiyle Hz. İsa’ya hamile kalan Hz. Meryem’in, doğum sancıları çektiği sırada söylediği sözler de dikkat çekicidir. Namuslu ve iffetli bir kişi iken böyle bir durum ile karşı karşıya kalıp, insanlara bunu ne şekilde izah edeceğinin sıkıntısını taşıdığı bir hâlet-i ruhiye içinde söylediği, "Ah! keşke bundan önce ölseydim de unutulup giden biri olsaydım..." sözleri de onun psikolojik durumunu yansıtan en güzel ifadelerdir. Hz. Meryem, ayette bizlere, "Allah Teâlâ’nın dünyadaki bütün kadınlara üstün kıldığı" bir şahsiyet olarak tanıtılırken, en önemli vasfının, iffet ve haya timsali, edeb ve takva sahibi, kendisini ibadete veren biri olduğu vurgulanmaktadır.

   Her ne kadar, büyük bir sınavla karşı karşıya kalsa da, Allah’a olan güzel kulluğu sebebiyle, oğlu Hz. İsa’nın mucizeleriyle Cenab-ı Hak, onu insanların töhmetinden ve şerrinden korumuş ve sonuçta onu bir peygamber annesi kılarak ismini insanlar arasında hep saygıyla anılan bir kişi yapmıştır. Bu da gösteriyor ki, iffet ve hayanın, kulluk ve takvanın karşılığı Allah tarafından öncelikle dünyada ödüllendiriliyor. Ahiretteki mükafatını ise siz düşünün.” “Ve onlar ki, iffetlerini korurlar.” (Müminun, 5)

   Hanımefendi, İslam’ı çağımıza taşımış, Allah’ı zikirle huzura kavuşmuş, hayata ve meselelere her zaman ve her yerde Kur’an ve Sünnet penceresinden bakmayı kendine şiar edinmiştir.
Hanımefendi, Müslümanca düşünmek ve Müslümanca yaşamak için ilimle kuşanmış, ilmiyle amel eden, ihlas ve samimiyet abidesidir, Hz. Aişe Annemiz gibi. “Rasûlullah’a olan yakınlığı ve ilim arzusu Aişe Annemiz’i hadis, tefsir ve fıkıh alanında otorite yapmış ve ilmî açıdan kadın erkek bütün müslümanların gıpta ettikleri bir seviyeye ulaşmıştır. O, öğrendiklerini Rasûlullah’ın vefatından sonra da insanlara aktarmaya devam etmiştir. Sahabî tarafından müctehidler arasında sayılmış, görüşlerine itibar edilmiştir.

   Ebû Mûsa O’nun için, “Hakkında bilgi sahibi olmayıp da Âişe’den sorduğumuz hiç bir şeyde asla güçlük çekmedik” demiştir.

   Allah’ın bir çok kabiliyetlerle donattığı Hz. Âişe, ibadetlerini de büyük bir istekle yerine getirirdi. O, nafile oruç ve namazlarında Hz. Peygamber’e eşlik eder, gecelerini ibadetle ihya ederdi.

   Zengin bir aile kızı olmasına rağmen Peygamber evinin mütevazi havasına çok çabuk uyum sağlamış, dünya hayatını değil “Allah’ı, Rasûl’ü ve Ahiret muradı”nı tercih etmiştir. Resûlullah’a karşı çok hizmetkârdı. Ev işleriyle meşgul olacak bir hizmetçi olmasına rağmen O’nun işleriyle bizzat kendisi ilgilenirdi.”

   Hanımefendi, eşi, çocukları ve çevresi için numune olan, etrafına ışık saçandır, Hz. Fatıma gibi. "Rasulullah'ın Kızlarının en küçüğü... Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin'in anneleri... Hz. Ali kerremallahu veche efendimizin zevcesi... Eli değirmen döndüren "Fâtıma ana" diye anılan bir sultane anne...  O, Zehra ve Betül lakablarıyla meşhurdu. Zehra; "Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü kadın" manasına, Betül ise; "Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah'a yönelten, iffetli ve namuslu kadın" anlamına gelmekteydi.

   O, yaşının küçük olması sebebiyle ve bilhassa anneciği Hz. Hatice (r.anhâ)'nın vefatından sonra babacığının yanından hiç ayrılmadı. Bazan babasının elini tutup Mekke sokaklarında gezdi. Bazan da babasının peşini takip etti. Müşriklerin işkencelerine maruz kalan babacığına yardımcı olmağa çalıştı. Küçük yaşta çok çileler çekti. Çocukluğu Müşrik Kureyş'in zulum, baskı ve ambargoları altında geçti.

   O, hassas ruhlu, zayıf yapılı idi. Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahibti. Üstün bir zekâsı, halîm ve selîm bir yapısı vardı. Son derece mütevaziydi. Söz ve davranışlarında vakurdu. Çok az konuşurdu. Ağzından çıkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardı. Cömertti, zâhidâne yaşamayı severdi. Ev işlerinde maharetli ve becerikliydi. Hz. Ali Efendimiz’in eşi, ümmetin evladları Hz. Hasan İle Hz. Hüseyin’in anneleri, bu iki mübarek şahsiyeti İslam terbiyesi ile büyüyüp yetiştiren iman, ahlak ve samimiyet örneği anne…"

   Hanımefendi, İslam için adanan ve adayandır, tıpkı Hz. Sümeyye gibi. Mekke cahiliyyesinde müşriklere “Allah birdir, Allah’tan başka ilah yoktur, siz kim oluyorsunuz” diye haykıran ve Muhammed Ümmeti arasında ilk şehadete koşan, adanan insan Sümeyye annemiz.

   Nihayet Hanımefendi aşağıdaki ayette özellikleri sıralanandır. Allah Teala buyuruyor:

   “Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, ibadete devam eden erkekler ve ibadete devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab, 35)

   Yine Rabbimiz buyuruyor: "Gerçekten hüsrâna uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de âilelerini hüsrâna sürüklemiş olanlardır. İyi dikkat edin,  açık, kesin ve acısı derin hüsrân bu hüsrândır." (Zümer Sûresi, 39/ 15)

   Rabbimiz bizleri, kendimizi ve ailemizi hüsrana uğramaktan koruyacak beyefendiler ve hanımefendiler kılsın. Bizlere bu şuuru versin. Bugün buna çok ihtiyacımız var, vesselam.