NAMAZ,GÖZÜMÜZÜN NURU

e-Posta Yazdır PDF

“Onlar (müminler), gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara 2/3)
“Herşeyin bir alameti vardır.İmanın alameti ise namazdır.” (Münavi)
Namaz, imandan sonra en büyük hakikattır. Namaz; ibadetlerin özüdür.
Namaz; insana kulluk bilinci kazandırır, kulluk şuurunu canlı tutar.
Namaz, Rabbimiz (cc) ile irtibat kurmaktır. “…Ve beni anmak için
dosdoğru  namaz kıl.” (Ta Ha,14) Namaz; ruhumuzu ve bedenimizi
eğitir. “Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz huşû duyanların
dışındakiler için ağır (bir yük)dır.” (2/45), “Hani
İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin,
anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın,
insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı tam
verin" diye kesin söz almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, sözünüzden
döndünüz ve (hâlâ) yüz çeviriyorsunuz.”(2/83)

 







“Namaz, dinin direğidir. Namazı terk eden dinini harap etmiş olur.”
(Acluni) Namaz; dinin direği, imanın alameti, mutluluğun anahtarı, kalbin
nuru, muttakilerin göz aydınlığıdır. İbadetler içinde ilk emredilen, hayatta
en son terk edilecek ve ahirette hesabı ilk görülecek olan ibadet, namazdır.
“Cennetler içinde (olanlar), cehennemdekilere "Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?"
diye sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Biznamaz kılanlardan değildik.”
(74/40,41,42,43) “İnsan ile küfür arasında yalnız namaz kılmamak vardır.
Yani namazı terk etmek, insanı küfre yaklaştırır.” (Tirmizi)

 


Huşu ile dosdoğru ve devamlı kılınan namaz,insanı her türlü kötülüklerden
alıkoyar. Dayanılmaz çile ve sıkıntılardan kurtuluş da namazladır.
Namazda elde edilen vecd ve aşk ile insanın hayatı değişir, hayatı İslamlaşır.
Namaz, insanı zinde tutar ve namaz aynı zamanda bir cihad eğitimidir.
Namaz, insanı tevhid şuuru, cemaat ve ümmet bilinci noktasında eğitir.








Tüm varlıkların ibadet şekilleri, tesbih ve zikirleri namazda toplanmıştır.
Namaz kılan insanla kılmayan insan, namaz kılan milletle kılmayan millet
arasındaki fark; ölülerle diriler arasındaki fark kadardır, çünkü namaz;
ruhtur, canlılıktır. Namaz; fiili bir dua ve yakarış, eyleme dönüşmüş
bir tevhid, Yüce Allah’ın huzurunda huşu dolu bir boyun eğiş-kulluk ve
Allah’ın düşmanlarına karşı bir kıyam ve başkaldırıdır. Namaz, günde beş
defa “Allahu Ekber (Allah en büyüktür)” ve “Rabbim yalnız sana kulluk eder,
yalnız senden yardım isteriz” sözlerine sadakattir. Namaz, müminin miracıdır.
Namazlarımızı istekle ve aşkla eda etmeli, namazla dirilmeli, namazda
kazandığımız muhabbetle çevremizin dirilişine vesile olmalı, böylece bir
ilahi aşk-adalet medeniyeti oluşturmanın gayretinde olmalıyız.

 


“Namazı dosdoğru kılın, zekatı tam verin ve rüku edenlerle birlikte
siz de rüku edin.” (2/43) Cemaatle namazı terk etmek, Müslümanların
dağınıklığının sebeblerindendir. İslam; cemaat, birlikberaberlik,
sevgi-kardeşlik ve fadakarlık dinidir. “Cemaat rahmet, ayrılık azaptır.”
(Ahmet b. Hanbel, Müsned) Hayır ve iyilikte yardımlaşma ve dayanışmayı
emreden Yüce Dinimiz İslam, her vesileyle cemaatleşmeyi, kenetlenmeyi
ve birleşmeyi emreder.
 

 






“Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece
daha faziletlidir.” (Buhari, Ezan) Cemaatle namazı terk etmemeli,
bu sevabtan mahrum olmamalıdır. “…Cemaate devam ediniz. Zira sürüden
ayrılanı kurt kapar.” (Ebu Davud, Salat) “İman edip güzel amellerde
bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz
onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve
onlar mahzun olmayacaklardır.” (2/277)

 








Bir çok insanımız İslam’ı inanç olarak kabul ettiğini söylemekte ve onunla
iftihar etmekte, ancak İslam dininin ibadet ve ahkamına duyarsız yaşamaktadır.
Yine bazı insanımızda toplumsal hayatın bataklığından çıkış noktası olarak
namaza sarılmakta ancak sosyal yaşantısını, aile hayatını, ticari ve siyasi
ilişkilerini inancına göre şekillendirmemektedir. Halbuki Yüce Dinimiz
İslam, iman-amelibadet- ahlak hükümleriyle bir bütündür, Rabbimiz’in
emirlerinin ve yasaklarının hepsi önemlidir. Din hayattır ve dünya-ahiret
saadetimiz, Müslümanlığımız oranında gerçekleşecektir… Hayatımızın tamamı
namaz kıvamında, ibadet şuurunda olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz (sas)
“Bana yeryüzü mescid ve temiz kılındı.” (Buhari, Teyemmüm) buyurmaktadır.

 


Mümin kimse, “yeryüzü mescid, ben de bir ömür boyu beni yaratan, yaşatan
ve nimetlendiren Allah Teala’nın huzurunda namazdayım” şeklinde bir
teslimiyetle hayatını sürdürmelidir. Müslümanca yaşamalı, müslümanca
düşünmeli, müslümanca ölmelidir. “İman etmiş kullarıma söyle:
"Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, namazı
dosdoğru kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli
ve açık infak etsinler." (14/31) “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır; Onlar, namazlarını (titizlikle)
koruyanlardır.” (23/1,2,9) Namazlarımız namaz ola! Ömrümüz namazın
gerektirdiği imanla, ahlakla ve ibadet şuuruyla baştan sona namazlaşa…
“Rabbim, beni ve nesillerimizi namazı(nda) sürekli kıl. Rabbimiz, duamı kabul
buyur." (14/40)

 

 








NAMAZ ve ANA-BABAYA İTAAT


Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a.) anlatıyor: Resuli Ekremin (a.s.m.) huzurunda
bulunduğumuz bir sırada ona birisi gelerek: "Yâ Resûlâllah, ölüm
döşeğinde yatan bir genç var. Kendisine, 'Lâ ilâhe illâllah, de' dendiği halde
(bir türlü) bunu söyleyemiyor" dedi. Resul-i Ekrem (a.s.m.): "Namaz kılar
mıydı?" diye sordu. Adam: "Evet, (kılardı)" dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem
(sav) kalktı. Biz de onunla kalktık. Resul-i Ekrem gencin yanına girdi
ve ona: "Lâ ilâhe illâllah' de" buyurdu. "Söyleyemiyorum." Resul-i Ekrem (a.s.m.),
Niçin?" diye sorunca, gelen adam: "Annesine âsi idi" dedi. Resul-i Ekrem:
"Annesi sağ mı?" diye sordu. Oradakiler: "Evet sağdır" dediler. Resul-i Ekrem:
"Çağırın gelsin" buyurdu. Onlar da kadını çağırdılar, kadın da geldi. Resul-i
Ekrem kadına: "Bu senin oğlun mudur?" diye sordu.Kadın: "Evet" dedi. Resul-i
Ekrem kadına: "Bak şurada büyük bir ateş (olsa) ve 'Oğluna şefaat edersen onu
bu ateşte yakmayız; fakat şefaat etmezsen bu ateşte yakarız' deseler ne yapardın?
Şefaat eder miydin ?" diye sordu. Kadın: "Onun şefaatçisi ben olurdum" dedi.
Resul-i Ekrem: "O halde ondan râzı olduğuna, Allah-u Teâlâyı ve beni şâhit göster"
buyurdu. Kadın: "Allah'ım! Seni ve Resul-i Ekremi şâhit tutuyorum. Oğlumdan râzı
oldum (hakkımı ona helâl ettim)" dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (sav) hasta
gence: “Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerikeleh ve eşhedü inne Muhammeden
abdühû ve Resulüh' de" diye buyurdu. Hasta hemen şehâdet getirdi. Bunun üzerine
Resul-i Ekrem (a.s.m.): "Allah'a hamdolsun ki, benim vasıtam ile bu (genci)
Cehennem ateşinden kurtardı" dedi. (Hadisi Taberânî ve Ahmed bin Hanbel) Demek ki,
birincisi, namaz kılmamak îmansız kabre girmeye sebep olabilir.



İkincisi, anne-babanın rızâsını almamak,büyük dâvâyı kaybettirebilir. Bu
gerçeğin bizleri tir tir titretmesi lâzım… Rabbimiz tüm gençleri ve tüm
mümin  erkek ve hanımları, namazını dosdoğru kılan ve anne babasının
rızâsını kazananlardan  eylesin.  

 

 




ŞÜKREDEN BİR KUL OLMAYAYIM MI ?


“Ölüm sana erişinceye kadar Rabbi’ne kulluk et!” (Hicr,99) “Rabbi’nin
adını an, bütün varlığınla yalnız Allah’a yönel.” (Müzzemmil,8) Aişe
radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Sevgili Peygamberimiz
sallallahu aleyhi ve selem, gece ayakları şişinceye kadar namaz kılardı.
Hz. Aişe, Rasulullah’a diyor ki; “Allah (cc), senin geçmiş ve gelecek
hatalarını bağışlamışken,  niçin bu kadar meşakkate katlanıyorsun?”
Rasulullah (sav) buyurdu: “Şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhari)
Yine şöyle buyuruyorlar; “Şu muhakkak ki  ben, Allah’a her gün en
az 100 defa istiğfar ve tevbede bulunuyorum.” (Nesâi) Evet,
şükreden bir kul olmanın yolu Rabbimiz’e samimi ve içten ibadetten
geçmektedir. Ölünceye dek Rabbimiz’ kulluğa ve ibadete devam, inşallah…
 

 

 

KARDEŞLERİMİ GÖRMEYİ ÇOK ARZU EDERDİM


Sevgili Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: “Kardeşlerimizi görmüş
olmayı çok arzu ederdim.” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Biz senin
kardeşlerin değil miyiz ?” diye sordu. Efendimiz: “Siz benim
ashabımsınız, kardeşlerimiz ise henüz gelmemişlerdir” buyurdu.
Ashab: “Peki ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl
tanıyacaksın, Ya Rasulallah ? diye sorunca, Rasulullah (sav) da:
“Bir adamın, alnı ve ayakları beyaz olan atları, siyah ve koyu
renkli atlar arasında bulunursa o adam kendi atlarını tanımaz mı,
ne dersin ?” diye sordu. Ashab: “Evet, Tanır Ya Rasulallah”,
deyince Alemlerin Efendisi (sav) şöyle buyurdu: “Onlar abdest
aldıklarından ötürü yüzleri, kolları ve bacakları nurlu
geleceklerdir ve ben Havz’a onlardan önce varmış olacağım…”
(Müslim)

 

 

 

KİTAB'I OKU ve NAMAZI KIL


“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki,
namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette
(ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut,45)
“Emrolunduğu gibi abdest alanın ve emrolunduğu gibi namaz kılanın
geçmiş (küçük) günahları (ameli kusurları) bağışlanır.” (Nesai)
Bir adam gelip, - ‘Ya Rasulallah, öyle bir amel göster ki bana,
yaptığımda beni Cennet’e yaklaştırsın, Cehennem’den uzaklaştırsın,’
dedi. Rasulullah (sav): “Allah’ı bir bilip, hiçbir şeyi ortak koşmazsın,
namazı dosdoğru kılar, zekatı (eksiksiz) verirsin, akrabanla ilgilenir
(onlara iyilik edersin)”, buyurdu… (Müslim) Abdullah b. Mesûd (r.a.)
şöyle nakletmiştir: Allah Resulü'ne (a.s.): Hangi amel en faziletlidir?
diye sordum. "Vaktinde namaz kılmaktır" buyurdu. Sonra hangisidir? dedim:
"Ebeveyne iyilik etmektir" buyurdu. Sonra hangisidir? dedim: "Allah
yolunda cihad etmektir" buyurdu. (Sahih-i Müslim)
 

 

 

SECDEMİZ KULLUĞUMUZUN İZİDİR


Namaz, Allah’a kulluğun en güzel ve en kâmil ifadesidir. Namaz ibadetini,
en kamil manasıyla Rasûlullah (sav), ikame etmiştir (kılmıştır.) Sevgili
Peygamberimiz, ashabına ve ümmetine de, “Namazınızı benim kıldığım gibi
kılın!”, (Buhari) buyurmuştur. Efendimiz (sav), namazdan hiçbir zaman
taviz vermemiş, derin bir aşk ve vecd ile dosdoğru kıldığı namazı,
hayatının esası kılmıştır. O (sav), Rabbi’nin huzurunda olduğunun
şuurunda, tazim ve haşyet duyguları içinde ifa ettiği farz namazların
dışında, her fırsatta nafile namaz kılar, sevinçli ve üzüntülü anında
hemen namaza koşardı. “Namaz, gözümün nuru kılındı”, diye buyuran,
Kainat’ın Efendisi (sav), yeni Müslüman olanlardan namaz hususunda
isteksiz görünenlere asla izin vermemiş ve namazsız bir dinin olamayacağını
vurgulamıştır. Mute Gazası’na gitmek için hazırlanan “Peygamber
Dostları’dan”, Abdullah b. Revaha (ra), gül yüzüne hasret kalacağı
Efendimiz’in (as) yanına gelip vedalaştıktan sonra: - “Ya Rasulallah!
Bana ezberleyeceğim ve aklımdan hiç çıkmayacak bir şey tavsiye buyur”,
deyince, Peygamberimiz (sav) ona: “Sen yarın Allah’a pek az secde edilen
bir ülkeye varacaksın. Orada secdelerini ve namazlarını çoğalt”, buyurdu.
(Vakıdi) Rabbimiz, has kullarını hep secdelerde seçiyor bilinciyle
namazlarımızı çoğaltalım, inşaallah.
 

 

 

RASULULLAH’IN (SAV) SON TAVSİYELERİ


Rasulullah sav son anlarında Yüce Allah’ın rükuda tazim edilmesini, secdede
çokça dua edilmesini ve namaza dikkat edilmesini de tavsiye etti.
Ummu Seleme (ra), Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin vefat ettiği
hastalığında sürekli olarak “Namaz, namaza ve elleriniz altında bulunan
kölelerin haklarına riayet edin”, diye tekrarlayıp duruyordu” demiştir.”
Evet, Kutlu Nebi’nin son tavsiyesi de namaz olmuştur.