Yegane Din, İslâm

e-Posta Yazdır PDF


“ŞÜPHESİZ ALLAH (cc) KATINDAYEGANE HAK DİN, İSLAM’DIR.” (Al-i İmran,19) İslam, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den, Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e kadar bütün Nebi ve Rasuller’in Dini’dir. Hz. Muhammed (sav), Rabbimiz’in ifadesiyle Peygamberlerin Sonuncusu
(Hatem’ül Enbiya) ve Efendisi’dir. Peygamberler atadan kardeştirler ve (şeriatlarında bazı farklılıklar olsa da) dinleri bir’dir. O da İslam’dır. (Buhari) Yüce Allah (cc) bu
hususta şöyle buyuruyor: “SİZİN İÇİN
DİN OLARAK İSLAM’I SEÇTİM.”
(Maide,3) Bütün peygamberlerin bir olan
çağrısı TEVHİD’tir.
“İslâm kelimesi ve türevleri,
genel olarak Hz. Muhammed'den önceki
semâvî tevhid dinleri ve mensupları
için de kullanılmıştır. Çünkü
vahy'in kaynağı bir olup, o da Yüce Allah'tır. O’na ve peygamberlerine
"tabi ve teslim olma" niteliği önceki
dinlerde de vardır. Kitabımız Kur’an-ı
Kerim bunu kesinlikle teyid etmektedir.
Yüce Allah celle celeluhu, Kur’an’da,
mealen (Hz. Nuh’un diliyle) şöyle buyuruyor:
“Ben teslim olanlardan olmakla
emrolundum.” (Neml,91) Yine Hz.
İbrahim ve Hz. İsmail’in diliyle Rabbimiz
şöyle buyuruyor: “EY RABBİMİZ,
BİZİ YALNIZ SANA TESLİM OLANLARDAN
KIL.” (Bakara,128) Hz. İsa’nın
Havarilerinin dilinden de şöyle buyuruluyor:
“Biz Allah’a iman ettik ve
sen şahit ol ki, biz gerçekten teslim
olanlardanız.” (Al-i İmran,52)
Cenâb-ı Hak Nûh (a.s)'a vahyettiği
gibi Hz. Muhammed'e de vahyettiğini
bildirmiş (en-Nisâ, 4/163), Hz.
İbrahim ve ondan sonra gelen peygamberleri
ve mensuplarını "müslüman"
olarak nitelemiştir. "Bir zaman
Rabbi ona: "İslâm ol" dediğinde, İbrahim:
"ALEMLERİN RABBİ OLAN
ALLAH’A TESLİM OLDUM” demişti.

İbrahim, İslâm ümmetinden olmayı oğullarına da
vasiyet etti. Ya'kub da onu tavsiye ederek: "Oğullarım!
Allah sizin için bu dini seçti. O halde sizler
sadece müslümanlar olarak can verin" dedi.
Yoksa siz, Yakub'a ölüm geldiği sırada yanında mı
bulunuyordunuz? O zaman o, oğullarına: "Benden
sonra neye tapacaksınız?" demiş, oğulları
da:"Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın
ilâhı olan tek ilâha kulluk edeceğiz. Bizler O'na
teslim olduk" demişlerdi" (el-Bakara, 2/131-133).
Şu ayet-i kerîmede peygamberlerin mesajının
temelde bir ve aynı olduğu ve bunun da İslâm'dan
ibaret bulunduğu şöyle ifade buyurulur:
"Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a,
Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilen ve diğer peygamberlere
Rab’leri tarafından verilene iman ettik. Onlar
arasında bir ayrım yapmayız, biz de Allah'a teslim
olanlarız, deyin" (el-Bakara, 2/136). Ancak daha
sonra yahudi ve hıristiyanlık dininin bozulduğu ve
mensuplarının şirke düştükleri bir önceki ayette
şöyle anlatılır: "Kitap ehli: " Yahudi ve hristiyan
olun ki, doğru yolu bulasınız" dediler. Ey Muhammed!
De ki:"Hayır, biz bâtılı bırakıp, hakka
yönelen İbrahim'in dinine uyarız. O, Allah'a
ortak koşanlardan değildi" (el-Bakara, 2/135).
Diğer yandan teslis (üç ilâhı bir sayma) inancının
onları küfre düşürdüğü de ifade edilir: "Gerçekten,
Allah Meryem'in oğlu İsa'dır, diyenler kâfir
olmuşlardır" (el-Mâide, 5/72). "Şüphesiz ki: Allah
üç ilâhtan biridir, diyenler, kâfir olmuştur. Oysa
tek bir ilâhtan başka, hiçbir ilâh yoktur" (el-Mâide,
5/73). "Yahudiler, Üzeyr Allah'ın oğludur, hristiyanlar
da İsâ Allah'ın oğludur, dediler. Bu, onların
ağızlarında geveledikleri câhilce
sözleridir" (et-Tevbe, 9/30).
Yine Kur'an-ı Kerîm'de Hz. İbrahim'den söz
eden on kadar ayette, O'nun "hanîf (Hakk’a dönen,
tam teslim olan, ibadet eden)" bir peygamber olduğuna
yer verilir. "İbrahim ne yahudi idi, ne de
hristiyandı. Fakat o, dosdoğru (doğruya yönelmiş,
hanîf) bir müslümandı. Müşriklerden de
değildi" (Âl-i İmrân, 3/67). "Şüphesiz ki ben, Hakk’a eğilerek
yüzümü gökleri ve yeri Yaratan’a çevirdim. (eslemtü) Ben Allah'a ortak koşanlardan
değilim " (el-En'âm, 6/79).
Bütün peygamberlerin tevhid dinine dair vurgulamalarını
(ayetleri) çoğaltmak mümkündür. Görüldüğü
gibi bütün Peygamberler müslüman’dı ve
dinleri de İslam’dı. İslam, vahiyle gelen Allah’ın
emirlerine ve yasaklarına teslim olmaktır. Nebi ve
rasuller diğer insanlardan daha çok Allah’a teslim
olan Müslümanlardı.
Yüce Kitabımız Kur’an’ın gelmesiyle önceki
kitapların hükmü tamamen ortadan kalkmıştır.
Kur’an, kendinden evvelki kitapları ve peygamberleri
tasdik eder, fakat onlarla amel etmeyi emretmez ve yasaklar. Kur’an’dan başka rehber, İslam’dan
başka din yoktur. Bütün insanlığa hitabeden
ve evrensel bir mesaj getiren son tevhid dini,
en mükemmel düzeye ulaştırılmıştır. "BUGÜN Dİ-
NİNİZİ SİZİN İÇİN İKMAL EDİP, ÜZERİNİZE Nİ-
METİMİ TAMAMLADIM VE SİZE DİN OLARAK
İSLAM’I SEÇTİM” (el-Mâide, 5/3), “Deki; 'Ey kitap ehli,
sizinle aramızda ortak olan şu söze geliniz: Sırf
Allah'a kulluk edelim, hiçbir şeyi O'na ortak
koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirimizi ilâh
edinmeyelim.” (Al-i İmran,64)”
Din; hayat tarzı,bakış açısı gibi manalara
gelir. Peki, İslam Dini nedir? İslam Dini, her şeye
Allah Teala’nın baktığı yerden bakmaya azmetmektir.
Hayatın merkezine Allah ve Rasulü’nü koymaktır.
İslam, her şart ve her zamanda tek
doğrunun adıdır. İslam, hem dünyadır, hem de ahirettir.
İslam bütün emir ve yasaklarıyla bir bütündür.
İslam sadece ahlaki prensipler manzumesi
değil iman, ilim, ahlak, ibadete dair ilkeleri olan yegane
hayat nizamıdır. İslam, insanların her çağ ve
her zamanda yaşantılarına yön veren dosdoğru
sistemdir. İslam’ın sahibi de, kainatın, içindekilerinin,
mekanın ve zamanın sahibi de, yaratan ve yaşatan
Yüce Allah’tır.
Yüce Allah (cc), kullarını yarattığı gibi onlara
hayatın bütün kanun ve müeyyidelerini de en güzel
şekliyle beyan buyurmuştur. Bir makinayı-cihazı
üreten mühendis-firma nasıl ki onu herkesten iyi
bilir ve bu doğrultuda “kullanma talimatını”da yanında
verirse, tek güç ve kudret sahibi- her şeyi
yaratan ve yaşatan Allah (cc) da en mükemmel şekilde
yarattığı kullarının durumunu, onlar için neyin
gerekli, neyin gereksiz olduğunu en iyi bilen ve bu
çerçeve de Kur’an’ı ve Rasulu’nu gönderendir.
İslam, yaratıcı Yüce Allah ile insan, insan ile
insan ve insan ile diğer mahlukat- çevre arasındaki
ilişki ve iletişimi en güzel şekilde düzenleyen, en
mükemmel ve en son yegane Hak Din’dir. İslam,
Rabbimiz Yüce Allah’ın insanlar için gönderdiği sistemin
bütünüdür, asla beşeri bir nizam değildir. Yaratanımız
ve yaşatanımız BİR olduğuna göre
O’nun insanlar için seçtiği ve beğendiği din de elbette
bir tanedir, o din de şüphesiz İSLAM DİNİ’dir.
Ta ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den, Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav) kadar gelen
bütün Tevhidi İnanışların ismi İSLAM (Allah’a teslimiyet
ve barış ve esenlik yolunda olmak)’dır. Üç
ayrı din olmadığı gibi İslam’ın ılımlısı (light) veya
ılımsızı da olmaz, İslam İslam’dır. Tarih bu ve benzeri
birçok sapık ve uydurma girişimlere şahit olmuştur,
ancak hiç biri ilgi ve alaka görmemiş, yer ile
yeksan olmuştur.

Ilımlı İslam gibi uydurma tanımlamalar yapmak
veya bu tür tanımlamaların peşine düşmek,
bunlardan medet ummak abesle iştigaldir ve hiçbir
müminin asla işi değildir. Mümin şahsiyet (hayatının
merkezinde para, makam, şöhret ve şehvet
değil Allah (cc) ve Rasulu’nun (sav) emir ve yasakları
olan insan) bir kelime ile ifade edecek olursak
şayet, ancak ve ancak “SALİH AMEL” ile
meşgul olur. Salih amel odur ki, kişi yaptığı zaman
onu Allah’ın rızasına götüren fiillerdir.
Salih amel denilen yapıldığı takdirde kişinin
veya topluluğun iki cihan saadetine vesile olacak
dünyanın en güzel işine örnek verecek olursak namaz’ı
ikame etmek (dosdoğru kılmak), fiili ve kavli,
samimi ve gözyaşı ile dua etmek, hakkı ve sabrı
tavsiye etmek, emin ve güvenilir bir şahsiyet olmak,
iyilik ve hayırda yardımlaşmak, “Ancak Müminler
kardeştir” ayetine sımsıkı sarılmak, iyiliği emretmek,
kötülüğü nehyetmek (en azından kötülüğe ve
yanlışa buğzederek, tavır alarak prim vermemek)
ve bu gaye için çaba harcamak, yollardaki (maddi
ve manevi alemimizde) manileri ve engelleri kaldırmak,
diğergam olmak, maddi ve manevi sıkıntı
ve acılara rağmen mümin kardeşinden tebessüm
ve güleryüzü esirgememek, kendimiz ve insanlığın
faydası için ilim ile meşgul olmak, akletmek, , istişare
ve danışmaya önem vermek, planlı ve disiplinli
olmak, günlük, haftalık ve aylık yaptığımız
program paralelinde yalnız ve topluca Kur’an’ı
uyanık bir halde okumak, anlamaya gayret etmek
ve en önemlisi de Kur’an’ın sunduğu hayat çerçevesinde
yaşamaya cehdetmek, nezaket ve güzel
ahlak sahibi olmak, zalime ve zulme engel olmak,
şehadeti arzulamak öz ifade ile Allah ve Rasulu’nun
istediği gibi Müslümanca Yaşamak ve Müslümanca
Düşünmek, Salih Amel’dir.
Sonuç itibarıyla Batı ve onun uzantıları, Müslümanları
ve İslam ülkelerini “yumuşak lokma” haline
getirmek gayesiyle “lıght (ılımlı) İslam” vb.
projeleri uygulamaya koymaya ve bunun için coğrafyaları,
kültürleri, halkları, eğitim ve öğretim sistemlerini,
siyaseti, medyayı, ekonomiyi içini
boşaltarak yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. Ve
Müslümanlar asıllarından yani İslam’ın ahlakından,
ibadetinden, hukukundan, edebinden, kardeşliğinden,
müslümanca düşünmek ve müslümanca yaşamak
bilincinden uzaklaştıkça da Batı
Emperyalizmi zulümde ve vahşette başarılı oluyor,
maalesef. Batı’nın ise en belirgin özelliği emperyalizm’dir.
İnsanı maddeye kul yapmak, esir etmek,
yer altı ve yer üstü kaynaklarını, kültürleri ve dahi
insanlığı sömürmek ama hep sömürmektir.

İslam ise, onurlu, şahsiyetli ve özgür fertler
ve toplum tesis eder. Allah’a kulluk en büyük özgürlüktür.
Müslüman ne zulmeder ne de zulme
uğrar. Daha fazla sömürülmemek ve ezilmemek
için yapılacak şey, yıkıldığımız yerden ayağa kalkmaktır,
birlik ve beraberliğe, sevgi ve kardeşliğe,
iyilik ve hayra, namaza ve duaya, nezaket ve güleryüze,
sadaka ve infaka, adalet ve dürüstlüğe,
ilim ve ahlaka, Kur’an’a- İslam’a dönmektir.
O halde kurtuluş, İslam’dan başka bir şeyde
aranmamalıdır. Rabbimiz şöyle ferman ediyor:
"KİM, İSLAM’DAN BAŞKA BİR DİN ARARSA,
ONUN DİNİ ASLA KABUL EDİLMEYECEK VE O,
AHİRETTE BÜYÜK ZARARA UĞRAYACAKTIR”
(Âl-i İmrân, 3/85) , “Kim, kendisine doğru yol besbelli
olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin
yolundan başkasına uyup giderse onu
döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız.
Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisa,115)
Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh)’den; "Hz.
Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
"KİM, RAB OLARAK ALLAH’I, DİN OLARAK
İSLAM’I, RASUL OLARAK HZ.
MUHAMMED’İ SEÇTİM (kabul edip, tabi oldum)
DERSE CENNET ONA VACİP OLUR.” (Ebu Dâvud,
Salât)
HAYAT, ANCAK
GÜZEL AHLÂKLA GÜZELLEŞİR
Kardeşim;
- “Emrolunduğun gibi Dosdoğru Ol” (Hud Suresi)
- “Yalandan sakının, çünkü yalancılık insanı
kötülüğe, kötülükte cehenneme götürür…” (Buhari)

- “Hile yapıp, aldatan bizden değildir.”
- Daima verdiğin sözde dur, sözüne sadık ol,
vefalı ol, çalışkan ol, tembel olma.
- Emaneti koru, emanete ihanet etme, unutma
can, mal, evlat, aile, dünya, çevre hepsi emanet…
- İyilerle ve iyiliklerle beraber ol,
- İyilik ve hayır için çalış, koştur.
- Her zaman doğrudan ve haklıdan yana ol,
mazlumu koru.
- Zalimi destekleme, işbirlikçilik yapma.
- Kötülüklere yaklaşma, kötülüklere engel ol,
arkadaşını ve çevreni de bu konuda uyar, uyandır
- Açık sözlü, tevazu sahibi, dürüst, samimi,
sevgi dolu, tatlı sözlü, güleryüzlü, vefalı, cömert
olmak aklın, vicdanın ve İslam’ın beğendiği güzel
ahlaktandır, bunlara sarıl, sakın güzel ahlakı bırakma.
- Dedikodu, gıybet, gösteriş, iki yüzlülük, yalakalık,
yalan, hile, hırsızlık, kıskançlık, iftira, büyüklenmek,
başkalarını hor görmek, alay etmek, kötü
zanda bulunmak, insanların özel hayatlarıyla ilgilenmek,
saygısızlık, kul hakkı yemek, öfkelenmek,
israf, alkollu içki kullanmak, kumar oynamak aklınvicdanın
ve İslam’ın kabul etmediği kötü davranışlardır,
bu kötü davranışlardan şiddetle kaçın…
- "İyilik güzel ahlâktır; fenalık da, kalbin yatışmadığı
ve halkın duymasını hoş görmediğin
şeydir."
- "İnsanların en hayırlısı ahlâkça en güzel
olanıdır."
- "Kıyâmet günü müminin mîzanında güzel
ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz ve her
halde Allah, çirkin ve kötü sözlü kimseyi sevmez.
"
- "İmânı en olgun kimseler, en güzel ahlâklılardır.
En hayırlılarınız, kadınlarına hayırlı olanlardır."
- "Bir mümin güzel ahlâkıyla gece ibâdet
eden, gündüz oruç tutan kimselerin derecelerine
erişir.",
- "Güzel ahlâk güler yüz hayırlı işlerde el
açıklığı, bir de kimseye eziyet etmemektir. "
- "Kendinizden aşağı olana bakın. Sizden
daha üstün olana bakmayın. Çünkü bu türlü hareket
Allah'ın size olan nimetini küçümsememeniz
için daha uygundur."
- "Biriniz mal ve yaratılış (hilkât)ça kendinden
üstün birini gördü mü, kendinden aşağı
olana bakıversin." (Buhârî, Rikâk, 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizî, Libas,
38)
- Nevvâs b. Sem'ân (r.a.) Allah Rasûlü'ne birr
ve ism'in anlamını sormuş, o, şu cevabı vermiştir:
"Birr, ahlâk güzelliğidir. İsm ise, kalbini rahatsız
eden ve başkalarının bilmesini istemediğin
şeylerdir." Vesselam.