İslam, Hayat Nizamıdır

e-Posta Yazdır PDF

“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun.” (Enfal, 24) Peygamberimiz (sas)’de ve O’nun mesajında hayat vardır. İnsanlığa hayat verecek tek mesaj ve sistem, Yüce Allah’ın vahyiyle vücut bulan İslam’dır. Hüküm Allah’ındır. Kul buna razı olmalıdır.  


Yüce Allahımız’ın ve Peygamberimiz’in sevdiği ve razı olduğu kimselerden olmak için Kur’an ve Sünnet’le hayat bulmak lazım. Sahabe böyle hayat buldu, biz ümmeti de ancak böyle hayat bulup dirilebiliriz. İslam toplumu, ebedi kurtuluşun, dünya ve ahiret saadetinin yolu, Kur’an ve Sünnet’ten geçer” şuuruyla hayatının her alanında söz ve davranışlarıyla Yüce Allah ve Rasulullah’ın yanında ve emrinde, adanmış ve bilinçli bir toplumdur. Allah ve Rasulü’nün emrinde ve yanında olmamızın önemi ayette şöyle bildirilmektedir: “Allah ve Rasûl’ü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine (heva ve arzularına) göre seçme (ve yapma) hakkı yoktur. Her kim, Allah ve Resûlü’ne karşı gelirse (emir ve yasaklara uymazsa) apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab, 36) 

Kur’an ve Sünnet’in tüm hayatımıza intikali, dünya ve ahiret saadetini elde etmemize, Allah’ın izniyle kurtuluşumuza vesile olacaktır. Kuran ve Sünnet bize hayat veren, bizi biz yapan iksirdir. İmam Malik’(ra)’in ifadesiyle: “Sünnet, Nuh aleyhisselam’ın gemisi gibidir. Ona binen kurtulur. Ona binmeyen boğulur.” (Süyuti) Merhum Akif’in “Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” dizeleri, İslam toplumunun dikkate alması gereken önemli bir hatırlatmadır. “Şu dünyaya gönderiliş gayemiz olan kulluk imtihanını başarabilmek için, üç tane temel ve birbirini tamamlayan esas vardır:


1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek,

2- Öğrendiğimiz İslami esaslara göre yaşamak, Kur’an’ın hükmünü hayatımıza tatbik etmek,

3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslâm’a göre, yani İslâmca düşünmek. 



Yani, itikat ve ilmihal konularını öğrendiği ve bildiği bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında müşrikler gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında Mümin sayılamaz. Kişi Hak ile batılı ayıracak ve Hakk’a tabi olacaktır.


Örneğin, beş vakit namazı imamın arkasında ve tadil-i erkanıyla kılan bir insan, içinden “Camiden çıktıktan sonra, sattığım tarlanın parasını acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslamca düşünmüyor, demektir ve bu bir felakettir, Allah muhafaza.”


- Rahmetli Erbakan Hocamız “… Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim…” (Maide 3) ayetini okur ve İslamsız saadet olmaz, derdi. 70 öncesi yıllarda Muhterem Erbakan Hocamız’ın Erzurum’daki “İlim ve İslam” konulu konferansını dinleyen bir müftü efendi, daha sonra özel sohbeti sırasında Hocamız’a dönerek: - “Sizi can-u gönülden tebrik ederim. Çok güzel ve önemli konulara temas ettiniz. Bendeniz de yıllardır vaazlarımda: “Dini ve ahlâki ilimleri bilmek yetmeyeceğini, Avrupa’nın fennini ve tekniğini de öğrenmek gerektiğini, hep söylerim” deyince, Erbakan Hocamız ona:


- Aman Müftü Efendi, herhalde sürçü lisan ederek, yanlış bir ifade kullandınız. Çünkü “İslami ilimler yetmez, Avrupa’nın fen ve tekniğini de almamız lazımdır” sözü, bilerek söylense, tecdidi iman gerektiren bir küfür lafzıdır. Zira bu söz Kur’an’daki en son indirilen “Artık dininizi kemale erdirdim. 



Hiçbir eksik bırakmadım (maddi ve manevi) nimetlerimi tamamladım. Din olarak İslam’ı seçtim.”  mealindeki ayete ters düşmektedir. Sizin düşüncenize göre “İslam’da fen, teknik ve müspet ilimler yoktur. Bunları Avrupa’dan almaya ve öğrenmeye ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla bu yönüyle İslam eksiktir” manası anlaşılır ki bu, farkında olmadan “Bugün dininizi ikmal ettim, maddi ve manevi hiçbir eksiklik ve kusur bırakmadım” buyuran Cenab-ı Hakk’ı yalanlamak (haşa) manasına gelir ve elbette yanlıştır.


Doğrusu ise, maddi ve müspet ilimlerin kaynağı Kur’an’dır ve bugün Batılıların elindeki bütün ilimlerin temel esaslarını ortaya koyan da bizzat İslam alimleri olmuştur. Elbette “Hikmet (fen ve sanat) Müslümanın yitik malı gibidir. Nerede bulsa alır ve kullanır.  Ancak İslam’ın müspet ilimlerle ilgisi ve bilgisi yok diye düşünmek tamamen yanlıştır ve yanıltıcıdır.” diyerek düzeltir.


Bütün bu hakikatlerden anlıyoruz ki; 

- İslamsız saadet olmaz. İslam, hayat nizamıdır. İslam sistemdir. 

- Şuurlu Müslüman olacağız. İman, ilim, amel ve ihlas birbirinden ayrılmaz, mükemmel bir nizamın parçalarıdır.

- Cihad farzını eda edeceğiz. Hayat iman ve cihad’dır. 

- İhlas ve samimiyet kulluğumuzun ve cihadın mayasıdır.

- İslam hukuku, İslam adaleti, İslam ekonomisi, İslam eğitimi, İslam kardeşliği, İslam ahlakı ve İslam sosyal düzeni uygulanmadığı, hakim olmadığı müddetçe ümmet ve insanlık olarak huzur ve mutluluk mümkün değildir. 

Vesselam.