Çanakkale Cihadı’na Dair Bunları Biliyor Muyuz ?

e-Posta Yazdır PDF

- İlk şehidlerimizi verdiğimiz 3 Kasım 1914 tarihinde başlayan fiili savaş, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman askerinin Seddülbahir Bölgesi’ni terk etmesiyle son bulmuştur. 14 ay süren bu büyük cihad, her anı ile hatırlanılması, bugünkü meseleleri kavramamıza ve şuurlanmamıza vesile olması gereken bir müdafaadır.


- Osmanlı 7 cephede, (Kafkasya, Sina ve Filistin, Irak, Hicaz ve Yemen, İran, Galiçya, Balkan ve Çanakkale Cephesinde) Siyonist haçlılarla savaşmıştır.


- Çanakkale Savaşı, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’nda mücadele ettiği diğer cephelerdeki savaşlar gibi Osmanlı Padişahı’nın yani Halife-i Müslim’in “cihad- ekber” ilan etmesiyle başlamıştır. Bu sebeple ümmetin çiçeği burnunda evlatları büyük bir biat ve itaat şuuruyla koşup gelmiştir, cepheye. Cihadın ilk duyurusu İstanbul Fatih Camii’nde yapılmıştır.

- Çanakkale Cihadı; liseli öğrencilerin, futbolcuların, çocukların, kadınların, tıp talebelerinin, medrese talebelerinin ve mollaların da katıldığı ve şehit olduğu bir cephedir.

- Siyonist Haçlıların hedefi, Çanakkale’den İstanbul’a ilerlemek, hilafeti yok ederek Büyük İsrail’i kurmaktır. 

- “Katırcı Siyonist Birlikler… Çok ilginçtir ki, bu topraklara, İslam aleminin liderliği olan hilafete kastetmek için müstakil bir birlik ve flama ile savaşmaya gelen Yahudiler’den hiç bahsedilmez. Ne bir heykel, ne bir mezarlık, ne bir emare… Küçük bir birlik gözden kaçmıştır, unutulmuştur diyeceğim ama, bugün katil ve siyonist İsrail’in en büyük meydanlarından birinin adının, o birliğin adı olan “Zion Mule Corps.” (Katırcı Siyonist Birlikler), kelimelerinin baş harflerinden oluşan “ZMC” meydanı olduğunu düşününce ve ilk devlet başkanları David Ben Gurion’un bu ZMC birliğinin askeri olduğunu düşününce kulağıma kar suyu kaçıyor… 


Bugün İslam Alemi’nin bağrında hançer gibi saplı duran İsrail adında bir devlet varsa, bu devletin kurulmasında Çanakkale Savaşları’nın büyük önemi vardır. Bakın bu birliği kuranlardan biri, Yahudi asıllı Rus gazeteci, aynı zamanda hukukçuda olan Ze’ev Jabotinsky’nin tarihe geçen sözleri; “Savaşmak amacıyla Gelibolu’ya giden 600 katırcı, Siyonizm’e yepyeni ufuklar açmıştır... Eğer biz 2 Kasım 1917’de Balfour Deklarasyonu ile Filistin’de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu’dan (yani Çanakkale’den) geçmiştir.” 

- Çanakkale;  Yemen’den Kosova’ya, Türk, Kürt, Arap, Boşnak, Arnavut, ümmetin her renginden ve her yaşta Müslüman’ın ümmet şuuruyla,  emperyalizme karşı birlikte savaştığı son cephedir.

- Osmanlı Devleti’nin İtilaf devletleri tarafından işgal edilmesi Hindistan (bugünkü Pakistan, Bangladeş ve Hindistan ) Müslümanlarını da endişelendirmişti. Hilafetin ve Müslümanların bu işgalden kurtarılması için Hindistan Müslümanları yardım kampanyaları düzenlediler. Ve bu yardımları Osmanlı’ya gönderdiler.

- Savaşta 60 İngiliz uçağına karşılık 22 Türk uçağı vardır. Osmanlı askerinin sayısı 700 bin civarında idi. 250 bin civarında şehit verdik. 10 bin askerimiz kayıptır. 

- İngiltere 470 bin askerle katıldı. 250 bin askeri öldü. Fransızlar 47 bin kayıp verdi. 

- 300 kadar Yunan askeri, Saroz Körfezi’ne çıkarıldı ama korkarak geri çekildiler.

- Çanakkale’de 1 milyonun üzerinde insan savaşmıştır. Metrekareye 6 bin mermi düşmüştür. Bir alay asker 3 dakika içerisinde Hakk’a yürümüştür. 

- Çanakkale Zaferi, Haçlı Orduları’nın Müslüman milletimizi yok etmek amacıyla karadan, havadan ve denizden üzerimize saldırdığı bir iman-küfür, hak-batıl mücadelesidir. Çanakkale; emperyalizme hayır demektir.

- Çanakkale Zaferi, büyük bir ümmet şuuruna sahip olan İslam Aleminde büyük bir sevince sebep olmuştur. Örneğin Endeyozya’nın başkentin Jakarta’da Müslüman kardeşlerimiz sevinçlerini camilerde dua ve niyazlarla, Cuma hutbeleriyle dile getirmişlerdir…   

- ANZAK kelimesi, Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri (Avustralya New Zeland Army Corps) anlamına gelen cümlelerin baş harflerinden oluşmaktadır. Her yıl 25 Nisan’da, Avustralya, Yeni Zelanda ve İngiltere’den gelen torunları “şafak ayini” adı altında devlet töreni yaparlar. “Lone Pine” adını verdikleri mezarlıklarının içindeki “Şapel” de kendilerince dua ederler. Her türlü kepazeliği şehid topraklarında gerçekleştirirler, ne yazık ki.

- ANZAK’ları ilk duraksatan 27. Alay’a bağlı gözetleme birliğidir…

- “Çanakkale sadece bir savaş değildi. O bir devrin battığı, yeni bir devrin doğduğu yerdi. O, iman ile inancın garbın çelik zırhlı duvarının delinebileceğinin ispatıydı. O, haçlı seferinin son tangosuydu. O, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilirken yaptığı jübilesiydi. O, Osmanlının ölüsünün bile batıyı yenebileceğinin ispatıydı. O, Osmanlı varken Çanakkale’nin geçilmeyeceğinin ispatıydı. O, ümmet olmanın bilinciydi. O, bizdik... Her şeydik...” 

- Milletimizin mayası Çanakkale’de şahlanan ruhta gizlidir. Çanakkale, Müslümanların dünya hayatına, kâinata ve insana bakışının özü ve özetidir. Milletimizin İslami tavrını, ahlaki duruşunu, kahramanlığını, fedakârlığını, ümmet bilincini ve cihad şuurunu tüm dünyaya ispatlamıştır.

- Çanakkale deniz savaşı ve birinci aşamasının komutanı “Esad Paşa”dır. Çanakkale zaferinin asıl kahramanı o’dur. Onun uyguladığı strateji savaşı sayesinde zaferi elde ettik. Çanakkale Savaşı denildiğinde komutan olarak hep Alman Limon Von Sanders öğretildi, ülkemizdeki çocuklara.

- 18 Mart Çanakkale Zaferi’nde ordularımızı komuta eden Binbaşı Selahaddin Adil Bey’dir. Onun iyi yönetmesi savaşı kazandırdı. Karargâh komutanımız ise Albay Cevat Paşa’dır.

- Enver Paşa’nın Alman hayranlığının bize 500 bin vatan evladına ve bir imparatorluğun tasfiyesine neden olduğunu, Almanlarla yapılan gizli anlaşmanın kabinedeki bakanlardan bile gizlendiğini, aradan yüz yıl geçmesine rağmen yabancı hayranlığı hastalığımızın geçmediğini bilmeliyiz… 

- Sultan Abdülhamid’in olayları, Çanakkale Savaşı’ndan kırk yıl önceden görerek Çanakkale’deki tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirdiğini, bazı yeni tabyaları inşa ettirdiğini, O’nun yaptığı çalışmaların belki de savaşın seyrini değiştirdiğini anlamalıyız.

- Payitahtın İstanbul’dan taşınmasını dile getiren devlet erkânına Sultan Abdulhamid’in verdiği cevap çok anlamlıdır: “Ben de bu milletin bir ferdiyim. Bana da silah versinler. Ben de bu şehre girecek düşman kuvvetlerinin karşısında son damla kanını döken evlatlarımızla beraber şehit olmak isterim. Anadolu’da bir yere değil, cepheye, asker evlatlarımın yanına gitmek isterim. Eğer hükümet Anadolu’ya geçip savaşı oradan idare etmek isterse gidebilir. Ben hiçbir yere gitmiyorum. Yegane arzum burada ölmektir.  Benim kararım budur.”  

- İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir’i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi, 

- Padişah’ın “Cihad” ilanını duyan ve Avustralya’da yaşayan iki zenci Müslüman’ın, Osmanlı ile savaşa giden birliğe ateş açtığını ve orada şehit edildiklerini, orada bulunan ve olayı yaşayan Avustralyalıların bu olayın nedenini uzun süre anlayamadıklarını,  

- İngilizlerin sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini zannettiklerini, akşam beş çayını Marmara denizinin ortasında içmeyi planladıklarını, İstanbul üzerine bahisler kurduklarını, 

- Yüzlerce yıl Osmanlı’nın ekmeğini yemiş olan ve Osmanlı’dan sadece saygı ve hoşgörü görmüş olan gayr-i Müslimlerin bir kısmının, İngiliz-Fransız donanmasının gelmekte olduğunu haber alınca İstanbul’da sevinç gösterileri yaptığını, 

- Anadolu’nun birçok Lise’nin, öğrencilerin Çanakkale’ye koşması sebebiyle boşaldığını, o yıllarda mezun veremediğini,

- 19 Mayıs 1915’te cepheye koşan 100 civarında İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisinin, Çanakkale’de 3 saat içinde şehit düştüğünü, bu sebeple 1921’de mezun veremediğini, 

- Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, ümitsiz vakalarla hiç ilgilenilmediğini ve kurtulma şansı olanlara öncelik verildiğini, bir doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, “Kurtulma şansı yok, ağaçların altına” diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini, 

- Kerevizdere Muharebelerinde şehid düşen 2 subay biri olan 2. Tümen Komutanı Yüzbaşı Kemal Bey’in cephede her yönüyle büyük fedakarlık gösteren, 20 Haziran 1915 günü, vücudu büyük yara almasına rağmen din ve vatan müdafaasından geri durmayan, yaralanınca askerine sargı yerine tedavi edilmeye değil de Tümen Karargahı’ndaki çok önemli toplantıya götürülmesi talimatını veren ve o toplantıda vücudundan oluk oluk kan akarken, sedye üzerinden “askerimizi geri çekmemeliyiz, cephemizi savunmalıyız” diyerek duruşunu ve şuurunu ortaya koyan kahramanlardan biri olduğunu,

-Çanakkale’de cephe gerisinde hizmet veren kadınlarımızın yanısıra bazı analarımızın da, Mehmetçik ile birlikte düşmana karşı çarpıştıklarını,

- İngilizlerin öncülüğündeki Haçlı Zihniyeti’nin sivillerin bulunduğu alanlara ve Hilal-i Ahmer işareti olan hastanelere, sargı yerlerine ve hasta taşıyan gemilere ateş emri vermesini, boğucu gaz ve domdom kurşunu kullanmasını hatta düşman denizaltılarının, Marmara Havzası’ndaki sivil yolcu gemilerine saldırmasını, 

- Aldıkları ağır yenilgiler ve savaşın uzamasından dolayı, W. Churchill uluslararası hukuku çiğneyerek, hastanelerin özellikle de Zığındere’nin bombalanma emrini verdiğini, kendisine, “bunun savaş ve insanlık suçu olduğu” hatırlatanlara, “Müslümanlar insan mı ki!” diye çıkıştığını,  

- Bizim subay ve komutanlarımızın, Alman Komutanların zehirli gaz kullanma tekliflerini “mertçe ve adil” bulmayıp, savaş kurallarına da aykırı olacağı gerekçesiyle onaylamadığını ve zehirli gazın, savaşın son gününe kadar hiç kullanılmadığını, bilmeli ve anlamalıyız…

- Sözün özü, bugün en çok ihtiyacımız olan ümmet şuuru, İslam kardeşliği bilinci, fedakarlık ve diğerkâmlık ve cihad aşkı Çanakkale’de had safhadadır.  Çanakkale’deki şehitliklerde, 15 yaşından 70 yaşına kadar, Bosna’dan Bağdat’a, Gazze’den Şam’a, İzmir’den Diyarbakır’a kadar her yaştan, her yöreden ve her rütbeden şehidimizin yatmakta olduğu görülecektir.… Çanakkale’yi iyi anlarsak, çocuklarımıza iyi anlatırsak, 27. Alay’ı ve Komutanı Albay Şefik Bey’i tanıtırsak, Seyit Onbaşı’yı, Nusret Mayın Gemisi’ni, asteğmen Mehmet Muzaffer’i öğretirsek, bu ümmet yeniden şahlanır, Siyonist Haçlıların yeni vahşetlerini Allah’ın izniyle önler, İslam Birliği’ni tesis eder ve hak ve adalet temelli Yeni Bir Dünya’yı kurarız, biiznillah. 


Evet, iman ve kendi değerlerine bağlılıktır, Çanakkale Ruhu… Tüm şehidlerimize rahmet olsun, ruhları şad olsun.