Duruş Ve İstikâmetiyle Örnek Bir İlahiyatçı: Nedim Urhan Hocaefendi

e-Posta Yazdır PDF

İlim, amel, ihlas ve samimiyeti mezcetmiş, bütün varlığıyla ömrünü hak dâvâya adamış müstesna bir şahsiyet… Siyaset tecrübesi olan Milli Görüş Hareketi’ne ve merhum Erbakan Hocamız’a başından beri, 45 yıldır ilmî destek veren, katkı ve duasını esirgememiş bir İlahiyatçı Hocamız… Fedakârlık ve alicenaplığıyla genel olarak öğrencilerin özelde de fakir öğrencilerin, sıkıntı ve anlaşmazlık yaşayan insanların ortak hitabıyla Nedim Baba… Yarım asırdan fazla zamandır İslamî çalışmaların ağabeyi, fedakâr mücahidi ve istisnasız tüm talebelerinin sevgi, saygı ve hürmetini kazanmış bir muhabbet fedaisi… 


İlahiyatta öğrenciyken kendisinden 3 yıl hadis dersi alma şerefine nail olduğumuz ve yirmi yıldır hocamız olan, M.Ü. İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden, “Hocaların Hocası” namıyla bilinen Doç. Dr. Nedim Urhan Hocaefendi ile güncele dair yaptığımız hoş sohbetle sizleri baş başa bırakmadan önce bir müjde de vermek istiyoruz. Nedim Urhan Hocamız’ın hatıratını ve belgeselini toplumumuza ve gençlerimize örnek olması amacıyla kaleme alıyoruz ve nasipse en kısa zamanda sizlere sunacağız…


Muhterem Hocam, ilim öğrenmenizin yanında bir de siyasî mücadele içerisinde bulundunuz. Bize bu hayatınızı anlatır mısınız?


Euzu billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah eş’şükrülillah ma’en man Allah külli nimetin min Allah, min gayrillah la havle vela kuvvete illa billah…. Emma bagd.


1935 Artvin doğumluyum. İlk ve ortaöğrenimimi Artvin’de tamamladım. İleriye dönük okumayı çok istiyorken fakir bir ailenin çocuğu olmam hasebiyle bu hayalimin gerçekleşemeyeceğini düşünüyordum. Daha sonra bir gazete kupüründe İstanbul’da imam hatip okulunun açıldığını öğrendim ve içime bir aşk ateşi düştü. Bu aşkla yakınlarımızdan borç alıp, 2,5 metre kar altında İstanbul yolunu tuttum ve okula kayıt olup yedi yıl eğitim aldım. İlk imam-hatip talebelerindenim. Okulun beşinci yılında imam olarak görev yapmaya başladım. İmam-hatip okuluyla birlikte büyük üstatlardan Ali Haydar Efendi, Gönenli Mehmet Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen ve İsmail Efendi gibi âlimlerden hafızlık, fıkıh, akaid, hadis, aşere takrip ve Arapça ilimlerini okuduk. Aynı zamanda İslamî mücadelemiz o günlerde başlamış oldu. Aklıma geldi örneğin, Büyük Doğu mecmuasından çok önce Toprak Mecmuası’nı teksir yapıp (çoğaltıp) dağıttığımızı bilirim. O zamanın İslâm’a hadim insanlardan gazeteci Raif Ogan, Mehmet Emin Alpkan, Yahudiler ve Siyonizm aleyhinde yazı yazan Cevat Rıfat Atilhan ile muhabbetimiz vardı. Necip Fazıl’ın mücadelesinde ve mahkemelerinde yanında idik…


O günlerde okul müdürümüz Celaleddin Öktem hoca, bana İmam-ı Birgivî adını takmıştı. Hayatımda daima istikâmet sahibi olmamı öğütledi. Sonrasında Yüksek İslâm Enstitüsü imtihanlarını kazanarak enstitüde okuduk. Mezun olduktan sonra Giresun’da Din Kültürü öğretmenliğine başladım. Daha sonra Giresun İmam Hatip Okulu’nu kurup, başarılı bir hizmet verdik. O zaman Milli Eğitim Bakanı bizi Yüksek İslâm Enstitüsü’ne almak istedi ve uzun yıllar görev yaptığım İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi) Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyeliğine atanmış oldum. Tabiî Erbakan hocamızın Milli Görüş Hareketi çalışmalarını başlatmasıyla dünyamız ve ufkumuz daha da genişledi ve Odalar Birliği’nden itibaren yanında yer aldık, elhamdülillah. Fakültede görevime devam ederken 1977 seçimlerinde Giresun’da MSP’den milletvekili adayı oldum. 


İlim tahsili ve akademik çalışmalar için Suriye’ye gittim. Döndükten sonra doktoraya müracaat ettim. Milli Görüş teşkilatlarına eğitim ve konferans çalışmaları için gittiğim Belçika’da, Fransızcamı geliştirerek doktora imtihanına başladım. O günden sonra bizim duruşumuzdan rahatsız olan, art niyetli öğretim üyeleri ellerinden geleni artlarına koymadılar. 2,5 yıl mücadele ettikten sonra hazırlamış olduğum tez ile doktoramı aldım. Yardımcı doçentlik için tekrar bir yabancı dil imtihanına girerek başarıyla tamamlayıp öğretim üyesi oldum. Doçentliğimi almak için çalışmalara başladığımda fakültedeki talebelerin de sevgisinin ve ilgisinin attığını gören birçok art niyetli fakülte üyelerini karşımda gördüm. Bunların başında Türkiye’de gerçek mânâda yapılması gereken İslâmî faaliyetlerin önünde en büyük engel olan hocalar var… 2002 yılında üniversiteden emekli olduktan sonra, elimden geldiğince hep devam ettiğim eğitim, konferans, seminer ve gençlik faaliyetlerine vakit ayırmaktayım. Dini, imanı sağlam, kaliteli, tavizsiz, alt yapısı sağlam, ümmetçi, bilgi, ihlas, şuur, fedakârlık, heyecan ve ufuk sahibi ideal bir gençlik olan kısacası Milli Gençliğe hizmet yolunda ömrümü tamamlamak en büyük arzumdu. Çünkü Anadolu’dan gelmiş, 2,5 kuruşa muhtaç olan bir talebeydim. Onun için Cenab-ı Hakk’a söz verdim. “Bu talebelere hizmet etmeyi memuriyet olarak senden istiyorum ya Rabbi!” diye. Yüce Allâh bana bunu ikram etti… Haza min fazlı Rabbi… 

Muhterem Hocam, bir hadis âlimi olarak hakiki mânâda mümin olabilmenin şartlarını ifade eder misiniz?


Mümin olmak için her hususta yüce Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat etmek, olmazsa olmaz bir şarttır. Bir âyette “Rasûl, size neyi getirdiyse alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının.” (Haşr, 59/7) buyurarak, müminin Rasûlullah’ın söz ve davranışlarına nasıl bakacağını, sünnetin değerini ve konumunu belirtiyor rabbimiz. 


Rasûlullah (sas), Hz. Ömer (ra)’a; “Ya Ömer, benimle senin arandaki durum nasıldır?” diye sorunca, “Ya Rasûlullah, seni malımdan ve ailemden çok seviyorum” dedi. Bunun üzerine, “Ya Ömer, olmadı” buyurdu, Efendimiz (sas). O an Hz. Ömer radıyallahu anh beyninden vurulmuşa döndü. Hemen Rasulullah’a koşarak “Seni nefsimden (canımdan) da çok seviyorum” deyince, Peygamberimiz (sas); “Evet, şimdi kâmil iman sahibi oldun, ya Ömer” buyurdu.


Bir kimse Hz. Peygamber (sas)’e inanıyorum diyorsa Kur’ân’ı gündeminin başına alması zarurîdir. Mümin bir kimse bir âyeti bile rafa kaldıramaz. Hz. Aişe validemizin ifadesiyle “Rasulullah’ın ahlâkı, Kur’ân ahlâkıdır.” 


Rasulullah (sas), Kur’ân’ın emirlerinden bir zerre eksiklik veya dönüş yapmamıştır. Müşriklerin bütün dünyaları önüne koymalarına, her şeyi temin edeceklerini vaadetmelerine rağmen o (sas); “Benim dâvâmın zerresi, bu sizin tekliflerinizin tamamına bile tekâbül etmez.” diyerek reddetmiştir. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud, 11/12) istikâmetinden asla şaşmamış ve bize bu noktada eşsiz bir örnek olmuştur. 

Rabbimiz, Kur’ân ve sünnete sımsıkı sarılan müminlere dünyada huzur ve saadet vaadettiği gibi asıl yurdumuz olan ahirette de bakınız ne müjdeliyor: “…Kim Allah’a ve rasûlüne itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.” (Fetih, 17) Sonuç itibariyle şöyle ifade edelim, Rasulullah’ın en büyük sünneti, tavizsiz İslâmî yaşantısı ve istikâmeti idi. Yüce Allah hepimizi itaat edenlerden eylesin.


Hocam, yarım asırlık tecrübesiyle bir ilahiyat hocası olarak Türkiye’deki ilahiyat fakülteleriyle ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?


İlahiyatlar kurucu zihniyeti ve amaçları itibariyle çok sıkıntılı ve problemli olmasına rağmen Allâh’ın yardımıyla hayırlı insanlar yetiştirmişlerdir. Büyük hizmetlere vesile olundu. Ancak bugünü konuşacak olursak alt yapı, bakış açısı, müfredat ve hoca kadrosu problemi olduğu için ilahiyatlardaki durum ortada. Siyasetin, ümmetin ve insanlığın durumu içler acısı… Gerçek mânâda örneklik ve önderlik teşkil edecek, ilim ve hikmet sahibi, şuurlu, fedakâr, mütevazı, tavizsiz; istikâmet, heyecan ve ufuk sahibi âlim, hoca eksikliğimiz ümmet olarak kanayan yaramızdır…


Muhterem Hocam, merhum Erbakan Hocamız’la nasıl tanıştınız?

Erbakan Hocam’ı (Allah rahmet eylesin) ilk Fatih’te Dr. Niyazi Kurtulmuş Bey’in ofisinde ve İskenderpaşa’da tanıdık. Bilgili, birikimli, ümmetin ve insanlığın dertlerini dert edinmiş, bunlara İslâm medeniyeti çerçevesinde çare ve çözüm arayan mümtaz bir kişi olarak ilk izlenimlerimi edindim. Hocamla şahsî ilk tanışmamızsa Odalar Birliği Başkanlığını yürüttüğü zamanlar idi. Öncesinde radikaldim, siyasî hiçbir görüşe bağlı kalmamıştım. Fakat Adnan Menderes’e sempati duyuyordum. Orada tanıştığımız günden bugüne, söylemleriyle eylemleri aynı olduğundan hâlâ Erbakan Hocamız’ın ve dâvâsının (ki hocamızın dâvâsı İslâm idi) yanındayım. Allâh ayaklarımızı sabit kılsın.


Muhterem Hocam, Milli Görüş Hareketi’nin ilk zamanlarına dair hatırınızda kalanlar nelerdir?


Tabiî çok zorluklar yaşadık. İslâm dâvâsının çilesi, sıkıntısı ve imtihanı bitmez. Mehmet Zahid Kotku hazretlerinin Erbakan hocaya bizzat, “Bu işi ele alacaksın ve yürüteceksin!” demesinden ve Konya’da ilk hareket başarıldıktan sonra Milli Nizam Partisi kurulmaya başlandı.  Ben İstanbul’da Enstitü’de öğretim görevlisiydim. Daha sonra parti kurulmaya başladığı zaman, başarılı bir şekilde on yıl Ümraniye Belediye Başkanlığı yapan Mehmet Bingöl Bey’le biz ve arkadaşlarımız, yirmi tane kırık sandalyeyi topladık, çivileri çaktık, kırık masaları veya sandalyelerle yirmi kişilik bir salon kurarak işe başladık…

Erbakan Hocamız’ın sizin üzerinizdeki etkileri nelerdir? 


İstanbul’da birçok kıymetli alimden dersler almamıza rağmen Müslümanca siyaseti, İslâm’ın hayat nizâmı olduğunu ve cihadı yani iyinin, doğrunun, faydalının, adâletin, fert, cemiyet ve tüm otoritelerde hakkın hâkim olması için takatimizin sonuna kadar çalışmamızı üzerimize yükleyen ve Kur’ân’da beş yüzden fazla âyette emredilen cihad farzını, merhum Erbakan Hocamız’dan öğrendik. Hocamızın alt yapısı çok sağlamdı, o bir şuur abidesiydi. O bize cihadı, her şeyiyle en önemlisi de örnek yaşantısıyla, samimiyetiyle öğretti. O bizim için büyük bir öğretmendir. Allâh Teâla, Hocamız’dan râzı olsun. Son yüzyılda ümmete ve tüm insanlığa en büyük hizmetleri yapmış, birinci sırada müstesna bir zattır. Hocamız, İslâm’ın bir hayat projesi, bir nizâm, ölçü olarak nasıl yaşanacağını, İslâmî siyaseti; Kur’ân’a ve sünnete tam bir teslimiyetle, eğip bükmeden sözleri, yaşantısı ve dünya çapındaki projeleriyle ortaya koydu. Allâh rahmet eylesin. 

Milli Görüş nedir sizce? Mili Görüş hareketi üzerine konuşacak olursak neler söylemek istersiniz?


Terimsel olarak en kaliteli, en isabetli, en şerefli bir kavramdır. “Milli” kelimesi Arapça, “dinî” demektir. “Kul bel millete İbrahime Hanife” âyetinde, Allâh Teâla; “De ki ben hanif olan İbrahim’in dini üzereyim” (Bakara, 2/135)  buyurmuştur.  Milli Görüş, Müslüman milletimizin kendi inancı, imanı, kendi kültür ve tarihidir. Milli Görüş, insanlığın yaratıldığı gün başlayıp, kıyamete kadar var olacak olan Hakk-batıl mücadelesinde Hakk’ı temsil eden görüştür.


Milli Görüş şirki değil, tevhidi esas alan, kaba kuvveti değil, Hakk’ı üstün tutan, Hakk’tan sapanlara karşı Peygamberlerin ortaya koyduğu görüştür. Mazlumun yanında zalimin karşısında olan, ölümü ve âhirette hesabı dikkate alan görüştür. Bir millet, millî olmaz ise, milletine ve insanlığa hizmet edemez. Bugün en büyük zahmet çektiğimiz hususlardan biri de millîlik hususudur. Milletini seven, dinini ve vatanını seven, dâvâsını seven millîdir. Milli Görüşçüdür. Milli Görüşçü, sözüyle eylemi, uygulaması bir olandır. “Milli Görüşçüyüm” diyen bir kimse, bütün hayatını Kur’ân ve sünnete göre şekillendirmesi gerekir. Türkiye’de ve dünyada en çok eksikliğini çektiğimiz husus “kaliteli insan” yetiştirmektir. Kaliteli insan olmadığı takdirde toplumda iman, ilim, amel, ahlâk ve sorumluluk bilinci olmuyor. Bu yüzden Milli Görüş, Türkiye’nin kalkınması, dünya üzerinde yeniden söz sahibi olabilmesi için ortaya çıkmış en kaliteli, en şerefli, en anlamlı harekettir. 


Peki, Hocam gündeme dair bir sorumuz olacak. Malumunuz ülkemiz büyük bir badire atlattı. Darbe girişimi oldu, şehitler verildi. Sizin yıllardır eğitim ve toplantılarda tehlikesine dikkat çektiğiniz iç ve dış güçlerin haince bir girişimine şahit olduk. Nasıl değerlendiriyorsunuz?


Allâh’ımız ülkemizi, ümmet-i Muhammed’i ve tüm insanlığı böyle büyük sıkıntılardan, Siyonizm mikrobundan ve terör hadiselerinden muhafaza etsin. Bir ömür boyu bu ve benzeri tehlikeli-hain yapı ve sistemlerle mücadele ettik, Erbakan Hocamız’ın yanında. Bu (darbe azmettiricisi) adamın zihniyeti sakat olduğu için ortaya çıkan ürünler de hep sıkıntılı oldu. Milli Görüş ve Erbakan Hocamız hariç her siyasî parti ve iktidar bunları destekledi ve büyüttü. Ümmet ve insanlık için büyük bir belâdır. İslâm’ı bozmak için çok çalıştılar… İnşaallah oyunları bozulacaktır. Rabbimiz bütün hainlerin ve destekçilerinin hile, oyun ve bozgunculuklarını yerle yeksan etsin. Yüce Allah İslâmî şuurumuzu ve ferasetimizi, Allâh’a kulluk bilincimizi, birlik beraberliğimizi, kardeşliğimizi arttırsın. Zalimlere fırsat vermesin. Hepimizin ve hükümetin bilgi, adâlet, liyakat, ehliyet ve sadakatle hükmetme iradesini ortaya çıkarsın ve ziyade eylesin…


Fetullah Gülen size “mehdi” olduğunu söylemiş, 70’li yıllarda. Anlatabilir misiniz?


Şöyle oldu. Fakültede üç tane talebe geldi bana, “hala mehdi-rasûlü bekliyor musunuz, hocam” dedi bana. Ben “hayrola” dedim. “Mehdi geldi” dedi, F. Gülen için. Prof. Dr. Osman Çataklı, Prof. Dr. Osman Öztürk ve Prof. Dr. Nevzat Kor beylerle gittim, Zeynep Kamil Hastanesi’nin ordaki evlerine. Sordum; “şu talebe şu talebe, sen tanıyor musun bunları?” “Tanıyorum” dedi. “Bunlar senin mehdi olduğunu söylüyorlar, senin mehdiliğini ilan ediyorlar, bana da söylediler, ne diyorsun bu konuda?” dedim. Durdu, durdu… Hâlbuki ben “F. Gülen mehdi-rasul olma vasıflarına sahip değil” dedim. Bu talebeler itiraz ettiler… Sonra tek söylediği şuydu: “Ben saraya mensup Kürt hocanın torunuyum. Ben bu yoldan dönmem.” Dolaylı yoldan “ben mehdiyim” dedi. “O talebeler yanlış söylüyorlar”, diyemedi. Biz onu ve ihanetini kırk küsur yıldır tanıyoruz, asla yolumuz hiç kesişmedi, elhamdülillah…        


Muhterem Hocam, bu güzel sohbetiniz için teşekkür ederim. Allâh sizden râzı olsun. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey varsa buyurun?


Ben de çok teşekkür ederim. Allâh yâr ve yardımcımız olsun. Ben Anadolu Gençlik’ten bugün ve yarınlar adına çok ümitliyim. Merhum Erbakan Hocamız’ın yolu ve çalışmaları aynen devam ediyor. Samimi ve sadık dâvâ arkadaşları tarafından Saadet Partisi, Anadolu Gençlik Derneği ve diğer Milli Görüşçü kuruluşlarda elden gelen bütün hayırlı hizmetler yapılıyor. Allâh yardımcıları olsun.       


 Hep dua ediyorum. İnşaallah özellikle gençlerin arzu ve isteği ile MGV Yayınları’ndan çıkacak Hatırat kitabımız da bu noktada bir hizmet olacak. Bütün kardeşlerimize ve Anadolu Gençlik’e selâm ve dualarımı iletiyorum.