Mesele Sistem Ve Zihniyet

e-Posta Yazdır PDF

Malumunuz ülkeler ve dünya şahıslardan ziyade sistem ve zihniyetlerle idare edilmektedir… Bu bağlamda ülkemizde de mevcut sistem iki ayak üzerine kuruludur. Birinci ayak dış politika ayağıdır. Dış politika ayağında sistemin öteden beri karakteristiği şunlardır: 


1) ABD stratejik ortaktır.


2) Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci sürdürülmektedir.


3) İsrail ile her türlü ticari-askeri ortaklık ve istihbarat paylaşımı devam etmektedir.


4) NATO üyeliği ve NATO ülkeleri ile birlikte sınır ötesi operasyonlar devam etmektedir.

5) İslam ülkeleri ile ilişkiler ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde sürdürülmektedir.


İkinci ayak ekonomi ayağıdır. Ekonomi ayağında ise sistemin karakteristiği şunlardır:


1) Bankacılık sistemi faize endekslidir. Bankalar para satarak kâr eden kuruluşlardır.


2) Sermayenin belirli ellerde toplanmasını önleyecek bir mekanizma işletilmemektedir.


Yerli üretici küresel sermaye karşısında, küçük esnaf büyük işletmeler karşısında korumasızdır. Tarım nüfusunu azaltma ve kent nüfusunu artırmaya yönelik politikalar sürdürülmektedir. Anadolu’dan Marmara Bölgesine göç sürekli devam etmektedir. Toprak insansızlaştırılmakta, Marmara Bölgesinde insanlar topraksızlaştırılmaktadır. Yatırımlar yol, köprü, tünel, metro, liman, hava limanı, okul, hastane gibi hizmet sektörüne dönük yatırımlardır. Üretime dönük değildir. Bunun adı sömürge tipi kalkınmadır. Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılık artmaktadır. Taşeron işçilik, asgari ücretle çalışanların çalışan nüfus içindeki oranının yüksekliği, ücretlerin düşüklüğü ve ücretler arasında dengesizlik, emeklilik yaşının yüksekliği, emeklilik maaşının düşüklüğü, işsizlik, istihdama yönelik politikaların olmayışı ve göç kronik haldedir. Sanayi montaj sanayidir, teknoloji transfer teknolojidir. Eğitim sistemi emek tasarrufuna yol açmaktadır. Çalışabilecek nesiller adeta nadasa bırakılmaktadır. 

3) Bu politikalar Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun dayattığı ya da ev ödevi olarak verdiği politikalardır.


İnsanımızın ekserisinden bu meseleler gizlenmektedir. Ya da algı operasyonlarıyla işler yürütülmektedir. 


Kimse üzülüp gevşemesin. Kimse hesap gününü unutmasın. Kimse zerrece iyiliğin ve kötülüğün hesabının sorulacağını unutmasın.


İyinin, güzelin, doğrunun, faydalının ve adil olanın galip gelmesi için gayret etmeye devam etmeliyiz. Kan dökülmesin, masum insanlar ölmesin, kimsenin tırnağı çizilmesin diye gayret etmeye devam etmeliyiz. Yargısız infaz yapılmasın, kimseye hukuk dışı muamele yapılmasın diye gayret etmeye devam etmeliyiz. İşçinin hakkı, çalışanın hakkı, alın terinin, emeğin hakkı verilsin diye gayret etmeye devam etmeliyiz. Faizi terk etmemenin Allah ve elçisine savaş açmak olduğunu bilerek adil bir düzen için gayret etmeye devam etmeliyiz. ABD’nin, Avrupa Birliği’nin, NATO’nun yeryüzünde akıttığı kanı durdurmak, ektikleri fitne ve fesat tohumlarını yok etmek için gayret etmeliyiz. Alemlerin Rabbi’nin hoşnutluğunu aramaya devam etmeliyiz. İman ve istikametten başka çıkar yol yoktur.


Müminun Suresi  53, 54, 55 ve 56. Ayet-i Kerimeleri mealen aktarmak istiyorum:


“Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup kendinde bulunan fikir ve davranış ile sevinip böbürlenmektedir. Şimdi sen onları gaflet ve şaşkınlıkları ile baş başa bırak. Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile kendilerine fayda sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.”


Birilerinin dünyada zaferler kazanması, birilerinin dünyada servet yığması, birilerinin dünyada iktidar olması istikametlerinin de doğru olduğu anlamına gelmez. Biliyoruz ve inanıyoruz ki İslam tek hak dindir, tüm peygamberler İslam peygamberidir, Kur’an doğruluğu şüphe götürmeyen bir kitaptır, Efendimiz (sas)’in sünneti Kur’an’ın yaşama tatbik edilmesidir.


Biz biliyoruz ve inanıyoruz ki İslamsız saadet olmaz. İman edip, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç insanların çoğu hüsrana uğrayacaktır. Yaşamını sadece atama, ihale, kredi, biriktirme, istifleme, yığma üzerine kuranlar hüsrana uğrayacaktır. İnsan yeryüzünde biriktirebilir ama asla sahip olamaz. Yüz yıl önce olmadığımız ve yüz yıl sonra olmayacağımız bir hayatı yaşıyoruz. Bize düşen bu çağdan, bu zamandan ve mekândan kimsenin hakkını yemeden ve kendi hakkımızı da yedirmeden şerefimizle ve onurumuzla geçmektir. Biz izzet ve onuru zalimlerin, zorbaların yanında değil Allah’ın hoşnutluğunda arıyoruz.


Bu dünyada ve ülkemizde, faizci kapitalist sistemden dolayı herşeyi en az 3 kat fiyata alıyoruz. Örneğin hala 25 tl’ye alacağımız ekmeği 75 tl’ye alıyoruz. Bu gezgende 7 milyar insan yaşıyor ve 1 milyar insan her gece aç yatıyor. 1,5 milyar insanın sağlıklı içme suyu yok. 2 milyar 400 milyon insan sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. 3,5 milyar insan günlük 2 doların altında bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda. Her 6 saniyede bir 1 çocuk yaşamını yitiriyor.


Sadece 100 milyar dolar dünyadaki açlığı önlemeye yetecekken bu para bulunamıyor. Buna karşın kozmetik için harcanan para da 100 milyar dolar. Futbolda dönen para 500 milyar dolar. En zengin 82 kişi 3,5 milyar insanın toplam serveti kadar servete sahip.


Böyle bir dünyanın adil bir dünya olduğunu kimse iddia edemez. Kıyamlarımız, rükûlarımız, secdelerimiz, orucumuz, umremiz, haccımız bize bu tablo karşısında harekete geçmeyi emrediyor. Vicdanımız, merhametimiz, adalet anlayışımız bize bu tablo karşısında harekete geçmeyi emrediyor. Mevcut dünya düzeni bir piramittir. Aynı eski Mısır’daki gibi bir Firavun, Firavun ailesi, korumaları, yardımcıları, komutanları piramidin üst basamaklarında, milyarlarca insan ise piramidin altında. Birilerinin piramide gönüllü taş taşıyor oluşu bir gün belki biz de Firavun oluruz beklentisindendir. Birilerinin piramide gönüllü taş taşıyor oluşu, Musa’nın yanında olmanın tehlikeli bir iş olduğunu düşünmelerindendir. Birilerinin piramide gönüllü taş taşıyor oluşu, karın tokluğuna sigortalı bir işte çalışmaya razı oluşlarındandır. Biz Firavun olmayı istemiyoruz, biz asıl tehlikenin ahireti kaybetmek olduğuna inanıyoruz, bizim için yaşamak mide doldurmanın ötesinde bir anlama sahip.


Merhum Erbakan Hocamız’a söz verdik, Yeni Bir Dünya’nın kurulması için, İkinci Yalta Konferansı’nın yapılması için tüm gücümüzle çalışacağımıza söz verdik. Biz sözümüzden dönmeyeceğiz. Sözünden dönen kardeşlerimiz için dua edeceğiz. Birleşmiş Milletler kurulduğu günden bu güne insanlık için faydalı bir tek iş yapmamıştır. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu Güney’in yoksul insanlarının tüm kaynaklarını Kuzey’in semiz ülkelerine aktarmaktan, servetin belirli ellerde birikmesinden öteye başka iş yapmamaktadır. NATO gittiği her yere kan ve gözyaşı götürmüştür. Kim ne derse desin Avrupa Birliği bir Haçlı Kulübüdür, bayrağındaki 12 yıldız da bunun sembolüdür. İslam coğrafyasına zehirli bir hançer gibi saplanmış İsrail öteden beri bu coğrafyadaki terörün baş müsebbibidir.


İslam Coğrafyasının bugünkü parçalanmışlığı elbette İsrail’in güvenliği ve yayılmacı politikalarını sürdürebilmesi içindir. Bir Siyonist olan Oded Yinon, 1982 yılında hazırladığı bir raporda, İsrail’in varlığını İslam coğrafyasının parçalanmasına bağlı olduğunu vurgulamıştır. Aynı Rapor İsrail’in güvenlik problemini Türkiye ve Ürdün’ün yardımlarıyla aşabileceğini belirtmiştir. 1996 yılında Refah-Yol Hükümeti kurulunca İsrail sıkıtıya düşümüş, bu rapor tekrar gündeme gelmiş ve Merhum Erbakan Hocamız etkisizleştirilerek Türkiye yeniden kazanılmaya çalışılmıştır. Bunda da başarılı olunmuştur. 19 sayfalık bu raporda İsrail’in bölgede mutlak hâkimiyete sahip olması gerektiği belirtilmiştir. Aynı raporda tüm Arap ülkelerinin küçük parçalara bölünmesi ve bazılarının kontrolünün tamamen ele geçirilmesi gerektiği ve neticede hem tampon bölge hem de bölgesel uydu olarak kullanılacak devletçiklere ihtiyaç duyulduğu yazılmıştır. 


Büyük Ortadoğu Projesi, Ilımlı İslam Projesi, Dinler Arası Diyalog Toplantıları ve Medeniyetler ittifakı... Büyük Ortadoğu Projesi, Sykes-Picot Antlaşması ile Fransız ve İngiltere’nin cetvelle çizdiği Ortadoğu’nun, bu sefer ABD tarafından, İsrail’in güvenliği ve yer altı zenginliklerinin sömürülmesi için yeniden dizayn edilmesinin adıdır. Amerika Birleşik Devletleri 43. Başkanı Bush tarafından duyurulan Büyük Ortadoğu Projesi, batıda Fas’ın Atlantik kıyılarından, doğuda Pakistan’ın kuzeyindeki Kara Kurum yaylalarına, Kuzeyde Türkiye’nin Karadeniz kıyılarından Güneyde Aden ve Yemen’e kadar uzanan bölgede, Müslüman ülkelere demokrasi ihracı ve bu ülkelerin pazarlarının küresel ekonomiye açılmasıdır…


Adil bir düzen için mücahede etmeye devam edeceğiz. Yeni bir dünyanın kurulması için gayret edeceğiz. Yalta Konferansıyla kurulan tezgahı bozup barış ve kardeşliği yeniden tesis edeceğiz. Allah hepimize şuur ve inşirah versin.