Güzel Bir Dava Adamı; Adnan Demirtürk

e-Posta Yazdır PDF

“Kıymetli taşlar, az olduğu için kıymetlidir. Dâvâ adamları azdır ve dava adamlığı en büyük vasıftır. Ömrü yaşanmaya değer kılan şey dava adamı olmaktır.” diye haykıran ve 34 yıllık kısa süren ömrünü dava adamlığına adamış, büyük hizmetlere imza atmış, Milli Gençlik Vakfı Şehid Genel Başkanımız Adnan Demirtürk Abimizi, “fetih ve gençlik” ayı olan Mayıs ayında yine rahmet, hasret ve dualarla anıyoruz. Adnan abi 15 Mayıs 1999 günü şehadet makamına ulaşmıştı.

Baki kubbede hoş sada bırakan Örnek Şahsiyetler yıllar geçse de asla unutulmazlar, mayıslar geçse de Adnan Abi Milli Görüş Gençliğiyle birlikte cihadını sürmekte ve fetih neslinin yetişmesi için gayretini ortaya koymaktadır. Onun en güzel örnekliği şuuru, duruşu ve istikamet adamı oluşuydu… 


Adnan Abimiz, Milli Görüş zihniyeti çerçevesinde Merhum Liderimiz Erbakan Hocamız’ın emrinde kuvveti değil, Hakk’ı üstün tutan bir medeniyetin kurulması için çalıştı. “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” prensibiyle koşturdu.


Adnan Demirtürk, imanlı, ihlaslı, bilgili, şuurlu, fedakar ve teşkilatçı bir şahsiyetti. Davasına ve liderine sonuna kadar bağlıydı. Çalışma arkadaşlarıyla bütünleşen, onlara güvenen ve ekip çalışmasının önemini kavrayan bir insandı. 1997 yılında MGV Genel Başkanı olunca O yüzden “yeni bir çalışma dönemi”ne girildiğini belirtiyor ve bu dönemin en önemli özelliğinin de “kader birliği” ve “gönül seferberliği” olduğunu söylüyordu. Çalışma arkadaşlarının bir “muhabbet fedaisi” olmasını istiyordu.


Düşünce ve inancı ne olursa olsun, hiçbir insanı rakip olarak kabul etmiyor, “Bizim rakibimiz gençliğimizi tehdit eden kötülüklerdir” diyordu. Bu sözüyle de, gençliğin içine düşürüldüğü sapıklık, uyuşturucu, alkol, fuhuş, zina gibi kötülüklerle mücadelenin önemini vurgulamak istiyordu.


Adnan Demirtürk, Türkiye gibi çok büyük misyon yüklenmiş bir ülkenin meselelerine sahip çıkacak “dinamik bir gençlik”in yetişmesini istiyordu. Azim ve gayretinin sebebi de buydu.


Bu çalışmalarda “vakıf senedi”nin referans alınmasını, hukukî ve yasal sınırlar içinde bir hizmetin yürütülmesini arzu ediyordu. Ekip çalışmasının önemini anlatıyor, tek kişilik ordu döneminin sona erdiğini belirtiyordu. “Çalışmaları bırakamayız. En büyük emniyet çalışmaktır, Allah yolunda cihaddır, fedakarlıktır.  Slogan insanı değil, üslup insanı olmalıyız. Vizyon ve ufuk sahibi olmalıyız” diyordu. Başarının temelinde “devamlılık” prensibi vardı. Gelip geçici, bir mevsimlik, bir dönemlik çalışmalar yerine bir ömür devam eden istikrarlı bir çalışmayı öğütlüyordu.

Vazife Adamı


Çalışma arkadaşlarını ve gençliği “vazife adamı” olmaya davet ediyor ve bir konuşmasında, bu konudaki düşüncesini şöyle açıklıyordu: “Kıymetli taşlar, az olduğu için kıymetlidir. Kara taşlar çok olduğu için kıymetsizdir. Dâvâ adamları azdır ve dava adamlığı en büyük vasıftır.”


“Vazife adamı” denildiği zaman, “görev verildiğinde gözümüzün arkada kalmayacağı insan” anlaşılır. İnsanlar yalnız “inandık” demekle kurtulacak ve hesaba çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Elli-altmış yıllık ömrümüzde çetin imtihanlardan geçeceğiz. Ömrü yaşanmaya değer kılan şey dava adamı olmaktır.


Biz, insanları Allah’a kul yapmaya çalışacağız. Allah’a kavuşmayı her şeyden fazla isteyeceğiz. Çalışma ve ibadet hazzını duymalıyız. Yunus’u, Yunus yapan “Bizim kapımızdan odunun bile eğrisi giremez” sadakatidir. Unutmayın ki, sel gider, kum kalır. Gönüllerinizi açın ve yürüyün! Toplumsal değişimin bir tek yolu var: Kendimizi değiştirmek. Birbirimizi seversek, Allah da bizi sever ve önümüzü açar.”


Adnan Abi’nin tıpkı Erbakan Hocamız gibi bitmek tükenmek bilmeyen bir azim ve heyecanı vardı. 


“Bütün dünyanın Türkiye’nin gözünün içine baktığını” söylüyor ve büyük bir ümmet şuuru ve gayretle çalışıyordu. Başarı için “irade sahibi olma” ve verilen görevlerin bir “emanet” ve “iradenin ruhları eriten bir meziyet olduğunu” söylüyordu. Daima hedefe kilitlenmek gerektiğini anlatıyordu. Sarsılmaz bir iman ve azimle yapılan çalışmalar meyvelerini veriyor, yeni ve şuurlu bir neslin adresi olan Milli Gençlik Vakfı çalışmalarına canlılık geliyor, insanımızın yüzünü güldürecek çalışmaların alt yapısı hazırlanıyordu.


Milli Gençlik Vakfı Genel Merkezimizi büyük bir binaya taşımak için gayret etmiş ve bu gayret meyvesini vermişti… Hem de Hacı Bayram Veli Hazretlerine yakın bir mekâna... Ulus’taki Hükümet Caddesi’nde...


23 Nisan 1999 günü MGV Genel Merkez’inin açılışı yapılıyordu. Coşkulu bir törenle... Vefatından 22 gün önce gerçekleşen bu açılışın bitiminde, Adnan Abimiz illerden gelen kadrolarını topluyor, yaptıklarını yeterli görmeyen ve başarıya doymayan karakterini şu sözlerle ortaya koyuyordu. “-Benim için bu bina bugünden eskimiştir. Bu güzel ülke daha iyi ve mükemmel hizmetlere lâyıktır!”

Son Toplantı


Şehid Genel Başkanımız, 20 aya yaklaşan genel başkanlığı döneminde 55 ili dolaşmış, problemleri yakından takip etmiş ve bu problemlere çözümler getirmek için seferber olmuştu. Ve 55. şubenin ziyareti... Bu il, 55 plâka numaralı ilimiz olan Samsun... Adnan Demirtürk, son çalışmalarını yapmak ve ilk adımın “80. yıldönümü” münasebetiyle bir dizi programa katılmak üzere Samsun’a gidiyordu. Fakat bu gidiş, çok farklı bir gidişti.


Ankara’dan ayrılırken bütün personelle tek tek vedalaşıyor, bir daha geri dönmeyecek bir insan tavrı gösteriyordu. Vakfın sekretaryasını yürüten Yılmaz Bölükbaşı’yı şu sözlerle “vekil” bırakıyordu: “-Yılmaz Bey! Genel Merkez size, siz de Allah’a emanetsiniz!..”


Hatta gece geç vakit döneceğini dikkate alarak, her zaman evinin anahtarını yanına alırken, o gün ilk defa yanına almamıştı. 15 Mayıs 1999 günü, üç kader arkadaşını da yanına alarak Samsun’a gelmiş, “Bölge Sorumluları ve Şube Başkanları Toplantısı”na başkanlık etmişti.


Adnan Abi, o gün farklı bir âlemden seslenen bir insan görümündeydi. Ölüm, kulluk, Âlemlerin sahibi, ihlas, gül, cennet, mahşer gibi argümanları bol bol kullanıyor, lahuti âlemden seslenen bir insan üslûbuyla şu dörtlüğü okuyordu.


“Gülden terazi kurmuşlar

İçine güller koymuşlar

Gül alırlar, gül satarlar

Alanlar gül, satanlar gül.”


Hatta bir ara şu cümleler dökülmüştü dudaklarından... “Gelirken Havza civarı Çakallı Mevkiindeki o kayalıkları gördünüz mü? Kim bilir, o mekânlarda kadrolarımızdan kimler şehit olacak. Hak tecelli edince, alın açıklığıyla “Ey Allah’ım, Sana geldim.” diyebiliyorsak, o zaman hayatımız bir anlam kazanmış olacaktır.”


Güle Sevdalı Başkanımız, bu sözleriyle öleceği yeri tarif etmişti… Toplantı bu atmosfer içinde sona ermiş ve Adnan Abimiz ilk defa bulunduğu yerdeki sandalyeye ilişivermişti. Hâlbuki her toplantı sonrası, kapının çıkış noktasında durur, toplantıya katılanlarla tek tek musafaha eder, güler yüzle gönüllerini alır, başarı dilekleriyle bulundukları şehirlere uğurlardı.


Samsun’da ilk defa böyle yapmadı. Sanki “Bugün uğurlanacak olan benim” der gibiydi... Bu farklılığı, toplantıya katılan kayınbiraderi Veysel Topçu da anlamış olmalı ki, yanına kadar yaklaşarak şöyle demişti:

“-Bir rahatsızlığınız mı var? Bir durum varsa yardımcı olalım.”


Adnan Demirtürk, tebessüm ediyor ve şöyle diyordu:


“Allah’ın dediği olur! Allah’ın dediği olur!..”


Bu atmosferde Ankara’ya doğru hareket eden Adnan Abi  ve üç arkadaşı, Musa Sertkaya’nın kullandığı araba ile Havza yakınlarına geliyorlar ve saat 23.30’da İstanbul-Bayburt seferini yapan bir yolcu otobüsüyle çarpışıyorlar.


Şoförleri Musa Sertkaya’nın ağır yaralandığı kazada Adnan Demirtürk, Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan Hakk’a yürüyorlar. Üçü de hayatlarının baharında gençler... Üçünün de ortak özelliği Vakfıkebirli ve baba tarafından “yetim” olmaları... Her bir şehidimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Sevgi Mutlaka Galip Gelecektir


Şehid Genel Başkanımız şöyle seslenirdi:

“Her işin başı imandır. Sonra da Salih amel … Hakkı ve sabrı tavsiye… Davamızın hayranı değil, bağlısı olmalıyız. ”


“Namaz konusunda titiz olunmalı, her zaman abdestli bulunmaya ve misvak kullanmaya gayret edilmelidir.”


“İslam’ın, Müslümanların ve bütün insanlığın hizmetinde olduğumuzun şuurundayız. Vazifelerimiz bize verilmiş birer emanettir. İlimizin evliyasından da,  eşkıyasından da mesulüz.”


“İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’ten almamız gereken dersler şunlardır:


- Fatih’in imanı, inancı ve ilmi

- Kendine olan öz güveni ve kararlılığı

- Şuuru, hedefe götürecek dinamikleri iyi bilmesi

- İdealine ulaşmayı dert edinmesi

- Ciddiyet ve Heyecanı”

“Ömür, Allah’ın rızası uğruna harcanmalıdır.”


“Bizim tek gündemimiz var: Biz kuluz, âlemlerin ise bir sahibi var. Biz, bize düşeni, vazifemizi yaparız. Âlemlerin Rabbi, layık olduğumuz zaman, en zayıf sebepleri bile oluşturarak bize yardım eder. Örümceğin ağ kurup, Efendimiz’i (s.a.s) koruduğu gibi… Her fırsatta pek zayıf sebeplerle Rabbimiz, sevgili kullarını korumaya devam etmektedir.”


“Her nimetin şükrü, kendi cinsindendir. Hidayet nimetinin şükrü ise hizmet ve Allah yolunda cihaddır.” 


Başarıyı hak etmek için Rabbi’ne kilitlenmiş, şehadet ne zaman diye bekleyen bir insan olmalıyız.  Bir yerde şehadet varsa orada esaret yoktur. Allah (c.c.), mazlumların yanındadır. Şehitler,  bizim şuur vesilemizdir.”


“Okuyun, araştırın, öğrenin, ilim tahsil edin, faydasız ilimlerden uzak durun. Beden ve ruh temizliğine itina gösterin. Güzel ahlak sahibi olun. Argodan, boş sözlerden, malayaniden uzak durun. Şahsiyetli olun. Arkadaşlarınızı iyi seçin. İrade sahibi olun.”


“ Zorluğu gösterip korkutmamalı, kolaylığı gösterip rehber olmalıyız. Sır saklamayı bilmeliyiz.” 


“Ölümü unutmayın. Bütün lezzetleri sona erdiren ölümü, çok anınız.”


“Mazeret bulmaya değil iş üretmeye, Allah’ın (c.c.) rızasını zerrede bile olsa aramaya gayret etmeliyiz.” 


“Olumsuz şeyleri sayıp dökerek karamsar bir tablo çizmek yerine hep pozitif şeyleri, aksiyon ve hamleleri konuşmayı ilke edinmeliyiz. Bir başka deyişle düşen bir yaprağı konuşmak yerine açan bir çiçeği konuşmalıyız.” 


“Düşünce ve inancı ne olursa olsun hiçbir insanı rakip olarak kabul etmiyoruz. Bizim rakibimiz, gençliğimizi tehdit eden satanizm, fuhuş,  içki, kumar gibi kötü hastalıklardır. Gençlerimiz hangi inanç ve düşüncenin sahibi olurlarsa olsunlar, bu ülkenin en aziz varlıklarıdır.” 


“Sönük değil; var olan, dinamik bir gençliğin yetişmesini amaçlıyoruz.”


“Dedikodunun bulunduğu yerde rüzgârınız kesilir. Problemler değil aksiyonlar konuşulacak.” 


“Çalışmalara usulen değil fonksiyonel olarak katılacağız. Beyinde negatif bir düşünce olamaz. Kimin içinde bir eğrilik varsa bunu düzeltmelidir.”


“Kıymetli taşlar, az olduğu için kıymetlidir. Dava adamları azdır ve dava adamlığı en önemli vasıftır. Vazife adamı denildiği zaman görev verildiğinde gözümüzün arkada kalmayacağı, insan anlaşılır.” 


“Ömrü yaşanmaya değer kılan şey, dava adamı olmaktır. Biz, Allah’a (c.c.) kulluk için çalışacağız. Allah’a (c.c.) kavuşmayı her şeyden fazla isteyeceğiz. İbadet ve çalışmalarımızdan haz duyacağız.”


“İnsanlar yalnız inandık deyip de kurtulacak ve hesaba çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar?” 50, 60 yıllık ömrümüzde nice çetin imtihanlardan geçeceğiz.” 


“Ne kadar başarılı olsak, başımız öne eğiliyor. Çünkü işin sahibi, Allah (c.c.) tır. Allah (c.c.) emirlerinde galip olandır. Kul olduğumuz için bu çalışmaları yapıyoruz. Şu üç şeyi iyi bilmeliyiz:


a) Yaradılış gayemizi,

b) Dünyada bir imtihanda oluşumuzu,

c) İhsanı (Allah’ın (c.c.) bizi daima gördüğünü bilerek çalışmalarımızı yürütmek.”


“Hizmetin önemine önce kendimiz inanacak, ailemizde yaşayacağız. İçi yanan insan, toplumun dertleri ile dertlenen insan, hizmet delisi bir insan olacağız.”


“Şuur; davasını, hedefini ve sorumluluğunu bilmektir. Heyecan; Duygu, tavır ve kelamında coşkulu olmaktır. Ciddiyet ise usul, adap ve kurallara uymaktır.”


“Bir kişiyi kazanmanın sevabının Uhud dağından daha büyük olduğunun idrakinde olarak görevimizi sürdüreceğiz.” 


“Bizler, Yunus’un deyimiyle; “her gün yeniden doğarız, bizden kim usanası” şuurundayız.”


“Allah’ın kula en büyük ihsanı, kişiyi kendi yolunda çalıştırmasıdır.”

“Zorluklar aşılmak içindir.”


“Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum dikiniz. On yıl sonrasını düşünüyorsanız, fidan dikiniz. Ama eğer, yüz yıl sonrasını düşünüyorsanız, çağlar kapatıp çağlar açacak Fatihler olsun, o Fatihleri yetiştirecek anneler olsun istiyorsanız, o zaman insan yetiştiriniz.”


“Arkadaşlar! İhlasla çalışalım. İhlas, dünya yansa içinde bir kalbur samanı bulunmamaktır. İhlasla çalışan, kardeşlerinin aleyhinde konuşmaz. Geriye dönüş yok. Her zaman terakki var.” 


“Yılmaz, yorulmaz, yıkılmaz bir gayretle çalışalım. Az topluluğun sırrını bilelim. “Nice az topluluklar, Allah’ın yardımıyla çok topluluklara galip gelir.” 


“Açısı tam insan olalım. Sürüye kurt getirmeyen insan… Elinde zehir tenekesiyle dolaşmayan insan… “Adam gibi adam” olalım. Asıl felaket, ebedi hayatta cennetten mahrum kalmaktır.” 


“Kendi işinizi yapın. Kardeşlerinizin aleyhinde konuşmayın. Fitne ve fesat mihrakı olmayın. Kimse, kimsenin aleyhinde olamaz. Gıybet, iftira, dedikodu, tecessüs, zan olmayacak. Bunlar en büyük virüslerdir.”


“Gönüllerinizi açın ve yürüyün, toplumsal değişimin bir tek yolu var: Kendimizi değiştirmek. Birbirimizi seversek, Allah da (c.c.) bizi sever ve yolumuzu açar.”

Hayatı


Adnan Demirtürk Abimiz,  1965 yılında Trabzon Vakfıkebir’de doğdu. Sırasıyla Merkez Kemaliye İlkokulu ve Ömer Nakkaş Ticaret Lisesini bitirdi. Gönlünden İlahiyat Fakültesi geçiyordu ama O’ na nasip olan Vakfıkebir’in tarihindeki ilk Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi olmaktı. 1980 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. 1984 yılında mezun oldu.


Öğrencilik yıllarından itibaren pek çok ilim, fikir ve siyaset adamından ders aldı. Okumak ve öğrenmeye büyük ilgisi vardı. Arapça ve İngilizceyi çok iyi biliyordu. Din ilimlerine bir uzman derecesinde vakıftı.


1986 yılında Mekteb-i Mülkiye İşletme mezunu idi. Kısa dönem olarak askerlik hizmetini tamamlayan Demirtürk, Konya-Ilgın Un Fabrikasında muhasebeci olarak çalışmaya başladı. Vakfıkebir’de Refah Partisi İlçe Başkanlığı, Trabzon’da gençliğe yönelik çalışmalar yaptı.


Adnan Demirtürk 6 Eylül 1997’de Milli Gençlik Vakfı Genel Başkan’ı oldu. 15 Mayıs 1999 günü şehadet şerbetini içti…


Ve son söz niyetine:

“Büyük muvaffakiyetler, büyük cüretler (fedakarlıklar) gerektirir. Mutlaka sevgi galip gelecektir.”


“Allah Teala bizimledir. O (cc), alemlerin Rabbi’dir. Hamd ve dönüş O’nadır. O (cc), ne güzel vekil ve ne güzel yardımcıdır. Allah’a emanet olunuz.”