Yeryüzü Müslümanlara Emanettir

e-Posta Yazdır PDF

Rabbimiz, Müslümanları imanla izzete, İslam’la istikamete, Kur’an’la hidayete sevketmektedir. Hidayet nimeti en büyük nimettir. Ahiret ancak hidayetle kazanılır.


İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, yeryüzünün en çok neye ihtiyacı vardır diye sorulsa, elbette verilecek ilk cevap, “yeryüzünün Hazreti Muhammed Mustafa (sas)’in imanına, şuur ve duruşuna, ahlakına ihtiyacı vardır” olacaktır.


Bir insanın kurtuluşuna vesile olmak, onu Efendimiz’in iklimiyle buluşturmak bütün insanları kurtarmak gibidir. Bir insanın yüreğine girmek, yüreğini fethetmek fetihlerin en büyüğüdür.


Bizler Elhamdülillah Müslüman bir toplumuz. Müslüman demek, doğumundan ölümüne kadar yaratan, yaşatan ve yöneten Rabbimiz’in emirlerine kayıtsız şartsız teslim olmuş, Allah’ın yeryüzünde halifesi olan, huzur ve barış insanı demektir.

Kardeşler topluluğu olan, sevgi ve kardeşliğin, hak ve adaletin teminatı olan Müslüman, yaşadığı çağdan sorumlu olan insan demektir. En faziletli Müslüman, şuur, ihlas ve takva sahibi Müslümandır. Takva sahibi yani, sorumluluğunu kuşanmış, görevini bilen ve yapan, fedakar insan…


Biz Müslümanlar, inancımız gereği, Müslüman olsun ya da olmasın bütün insanların hak ve hukukunu gözetmekten sorumluyuz. Yeryüzünde insan gibi yaşamak her renkten, her ırktan ve inançtan herkesin hakkıdır.


Müslüman, sadece kendini düşünen, sadece ferdi ibadetlerini yerine getiren, sadece namazını kılan, tesbihini çeken insan değildir. 

Böyle olsaydı Peygamberimiz Efendimiz (sas), Hira’da ferdi ibadetlerine devam eder, Mekke cahiliyye toplumunu İslam’a davete koşmaz, en onulmaz çileleri çekmez, İslam’In hakim olması için çalışmazdı. Ama İnsanlığın Efendisi öyle yapmadı, قُمْ فَأَنْذِرْ “kalk ve insanları uyar (uyandır)” emri gereği, şirk ve zulümle mücadele etti, herkesi imana ve tevhide davet etti. Putları, atalarının batıl dinlerini reddetti. Mekke şirk devletiyle mücadele etti. Bu sebeple Mekkelilerden, dün beraber olduğu kimselerden zulüm gördü. Çile çekti, sabretti, yalnız Allah’a teslim oldu. 


Mekkelilerin makam, şan, şöhret, servet, kadın, vs. tekliflerine, Peygamberimiz ; “Güneşi sağ elime, Ayı da sol elime koysanız ben yine de İslam davamdan vazgeçmem.” cevabını vererek meydan okuyor ve “Davasına sadakatini, duruşunu ve cesaretini” ortaya koyuyordu.


Efendimiz sahabesiyle birlikte Allah yolunda, insanlığın iki cihan saadeti için hicret etti, hakkın hakimiyeti için cihad etti. İslam Devleti’ni kurarak, Kur’an ve sünnetin fert, toplum ve tüm otoriteler bazında yaşanmasını ve hakimiyetini tesis etti. Fethi Mübin’i gerçekleştirdi, Mekke’yi fethetti. Hakkı hakim kıldı, batılı yer ile yeksan etti. Böylece İslam hakim oldu. Esenlik, barış, sulh ve selamet geldi. 


İslam, Müslüman olsun ya da olmasın bütün insanlığa huzuru ve barışı getirebilecek yegâne nizamdır. İslam haricindeki tüm arayışlar insanlığın duvara toslamasıdır. İslam haricindeki her nizamın insanlığa verebileceği kaostur, kandır, gözyaşıdır.


Coğrafyamızda 300 yıldır İslam’a, kimliğimize, değerlerimize karşı yürütülen bir kültür savaşı var. 300 yıldır bu toprakların çocuklarına “insan insanın kurdudur”  diyen Batı’nın ürettiği paradigmalar sistemli bir şekilde çıkış yolu olarak dayatılmaya çalışıldı.


Tertemiz zihinlere yaptıkları yüklemelerle bireyselliği ön plana çıkarttılar, aile hızla çözüldü, hedonist ve konformist bir nesil oluştu. Fedakarlık ve diğergamlık gitti. Rasyonellikten, reel politikten bahsettiler, her şeyin merkezine mülkiyeti-serveti koyan bir nesil oluştu.


Sekülerizmi, pozitivizmi merkeze aldılar, ahlak ve maneviyattan yoksun bir nesil oluştu. Evrim teorisini tartışılmaz bir gerçekmiş gibi anlattılar, çıkarları için her türlü tahribatı yapabilecek bir nesil oluştu.


Gelişen kitle iletişim araçlarıyla yılın 365 günü 7/24 kablolu, kablosuz televizyonlardan, her türlü ekrandan, internet ağından yeni neslin üzerine her türlü kokuşmuşluğu boşaltıyorlar. Bu milletin pırıl pırıl evlatlarına, henüz masum çocukluk günlerinden yeni çıkmış evlatlarına bu kötülüğü yapanların insanlıktan nasiplerini aldıklarını düşünmüyoruz.

Bugün 1 milyar 500 milyon insanın sağlıklı içme suyundan mahrum olduğu, 925 milyon insanın her gece aç yattığı, her 6 saniyede bir 1 çocuğun açlık nedeniyle öldüğü, her 4 saniyede bir 1 insanın mülteci pozisyonuna düştüğü bir dünyada yaşarken kalbinde merhamet olan bir insanın, kalbinde kardeşlik olan bir insanın, kalbinde paylaşmak olan bir insanın İslam Medeniyetini bırakıp Batı’nın peşinde koşmasından, vicdanları körelten eğlencelerden, dünyaya kul köle olmaktan, zalimlerle beraber olmaktan ve her türlü batıl yollardan uzak durması gerekir. Biz İnsanlığın Efendisi’nden bunu öğrendik, öğreniyoruz.

Diğer taraftan komşumuz Suriye’de karışıklıklar devam ediyor, Irak’ın ırk ve mezhep ekseninde bölünmüşlüğü devam ediyor. Arakan’dan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yine İslam coğrafyası tarumar bir vaziyette. 


Bir taraftan inkar ve asimilasyon politikaları, diğer taraftan karşı ırkçılık ve mezhepçilik Müslüman kimliğine karşı yöneltilmiş en büyük tehditlerdir.


Bütün bu zulümlerin, haksızlıkların, çürümüşlüğün ve kokuşmuşluğun karşısında İslam’a, İslami şuura ve İslam kardeşliğine sarılmamız lazım.


Yeryüzü bize, biz Müminlere ve Müslümanlara emanettir ve dünyanın her yeri ile ilgili nihai söz hakkı Müslümanlarındır. Müslümanlar bu yetkiyi, iradeyi ve gücü âlemlerin Rabbi’nden alıyor. 


Allah, Al-i İmran suresi 110. Ayet-i Kerimede şöyle buyurmuştur. “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” 


Mekke ve Medine’de 10 bin civarı sahabe kabri var. Veda hutbesini 120 bin civarı sahabe dinlemişti, değil mi? Nerde 110 bin civarı sahabe? Hepsi din için, iman için, Allah rızası için, yürek fetihleri için, hak hakim olsun diye, yeryüzünün her noktasına koştular. Çünkü yeryüzü müminlere emanettir. Rabbimiz “dünyaya şuurlu-salih kullarının sahip çıkmasını” istemektedir. (Enbiya 105)


Allah hepimize Allah yolunda koşmayı, yorulmayı, bu yoldan dönmemeyi ve Allah yolunda koşarken ölmeyi-şehadeti nasip etsin. Bizi batıl davaların peşinde sürüklemesin.


Muhammed Suresi 7. Ayeti Kerimede şöyle buyrulmuştur: “Ey İman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.” 


Üstad İmam-ı Rabbani  “insanların yolları, aşkları kadardır” demiş. Sekülerleşme ve Dünyevileşme önümüzde duran en büyük tehlikedir. Lüksün ve Konforun rahatlığına zevkine değil imtihanın meşakkatine inanıyoruz. Üç günlük yalan dünyaya değil ebedi bir hayata inanıyoruz. Menfaate, çıkara, kaba kuvvete, işbirlikçiliğe değil, hakka, kardeşliğe, merhamete, adalete inanıyoruz. Duruşumuzu ve istikametimizi bozmayan Allah’a şükürler olsun.


“Modernite ve emparyalist dünya düzeni ile hesaplaşacak tek hak sistem, Hz. Peygamberimiz’in Risaleti yani İslam’dır. O’nun risaletini dışta tutarak yol aramak, emperyalizme ömür biçip hayat hakkı tanımaktan başka bir şey değildir. Ferasetli Müslüman ise bu oyuna gelmeyendir.”


Büyük Yaşayanlar, Başkaları İçin Yaşayanlardır. Büyük hedefler, Büyük fedakarlıklar gerektirir. “İzzet ve şeref, Allah’ındır, Rasulullah’ındır ve Müminlerindir.” Allah bizimledir. Hak mutlaka galip gelecektir.

وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ

“Allah’ın rızası, en büyüktür.” Ve akıbet (güzel sonuç) muttakılerindir…