Kıyamete Dek Milli Görüş “Kökü Mazide Atidir, Milli Görüş”

e-Posta Yazdır PDF

Merhum Liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız’ı rahmet ve hasretle anarken, Hocamız’ı anlamamıza vesile olması temennisiyle bazı kanaat ve hatıraları paylaşmak istiyorum.


YAŞAMA ZEVKİ 

DEĞİL YAŞATMA

GAYESİ


Büyük fikir üstadı Nurettin Topçu’nun “ Marifimiz ve meclisimizle, hukukumuz ve ahlakımızla, bilim ve sanatımızla... Her bakımdan bizim benliğimizin mimarı olacak güzide ve fedakar bir zümrenin artık mektepleşmesi (Tanışma, danışma ve dayanışma içerisine girmesi ve partileşmesi) zamanı gelmiştir”,


“Yarınki Türkiye’nin kurucuları; yaşama zevki gibi cüce düşünceleri bırakıp, “yaşatma gayesi” gibi yüce duygu ve değerlere gönül vermiş sabırlı ve azimli, ama sade ve samimi olarak çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaktır.” (Yarınki Türkiye – N. Topçu) dediği, müjdelediği ve hasretle beklediği hareket, Milli Görüş olarak ortaya çıkmıştır.


AYDININ GÖREVİ, KARANLIKLARI

AYDINLATMAKTIR


- Prof. Dr. Ümit Meriç, babası Cemil Meriç’e dair bir soruya şöyle cevap veriyor:


• Babanızın siyasi kimliği nasıldı? 

- “Babamın siyasi kimliği annemin paralelindeydi. Annemin oy verdiği Milli Selamet Partisi’ne babam da oy verirdi. Hatta bir keresinde oy vermeye giderlerken yolda konuştular, babam “Fevziye oyunu nereye vereceksin?” dedi. Annem de “MSP’ye” dedi ve beraber oylarını MSP’ye verdiler. 


Annem Erenköy Kız Lisesi’nden mezun Kadıköy Caddebostan’da oturmuş, görünüş itibariyle de son derece Batılı bir hanımdı. Hatta takma adı Tango’ydu, fakat annemin gönlü İslâm’daydı.” (Vakit Gazetesi)


- Cemil Meriç şöyle diyor: “Aydının Görevi, Karanlıkları Aydınlatmak…, Gerçek Entelektüel, Önce Ülkesinin Haklarını, Düşman Bir Dünyaya Haykırmakla Görevlidir…”


- “…Düşünenin görevi; insanından kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak, kızmadan, usanmadan irşat…”  (Cemil Meriç, Mağaradakiler, s.32)


“ZİNDANDA

DUYDUĞUM BİR SES”


Zaman bir yün yumağı gibi. Kimi ondan kazak örerek bir eser meydana getirir, kimi de bu yumağı hendekten aşağı yuvarlar; bir de bakar ki, elde avuçta ne yumak kalmış, ne de kazak var… 


Evet, Hoca, bir devri dönüştürdü… Millî Nizam Hareketi’ni tarih farklı yazacaktır… Dağlarda gözeleri yerin derinliklerine kaçmış pınarları, tekrar yeryüzüne çıkarıp ummanla birleştirme hareketiydi o. Ses Sineması’ndaki gözyaşları, “bahar”ın gelişini müjdeliyordu. 


Kimse korkmasın ve ürkmesin. Pınarlar dirilticidir, seller öldürücü. Sellerin sesine ve coşkusuna aldanmamak gerek, aslolan pınarlarda ve insanlar pınarlara muhtaç… (D. Ali Taşçı, Eğitimci Yazar)


“SİZ OSMANLI’NIN TORUNLARISINIZ”


Başbakan Erbakan Hocamız anlatıyor:

 - Başbakan olduğum zaman ilk işim 8 İslam ülkesi ile ‘İslam Birliği’ni kurmak oldu.  Bu ülkelerin hepsini ziyaret ettim. Bu gezilerden birinde Nijerya’ya gittim. Havaalanından şehre gelirken şehir içine geldiğimizde araba artık yürüyemez oldu. Halk etrafımızı sardı sevinç gösterisi yaptı. 


Başkana sordum ‘nedir bu’ diye? Bana “Siz Osmanlı’nın torunlarısınız. 200 yıl önce İspanyol ve Portekizler’in elinden bizi Osmanlı komutanı kurtarmıştı. Karşılığında da ne elmaslarımızı ne de kömürümüzü istediler.” diye cevap verdi. Bizim ecdadımız işte böyledir. D8’in altında bu büyük ruh yatar.


O BİNANIN

HİKAYESİ!


Bir haftadır İsviçre’deydik. Bir hikaye vardır. Biri ehl-i dünya, diğeri mütedeyyin iki kişi bir başka ülkeye gezmeye gitmişler. Dönüşte arkadaşlarına gezdikleri ülkeyi anlatıyorlar. Tabii ehli dünya olanı eğlence düşkünü olduğu için başlıyor anlatmaya, “Çok güzel bir yer. Her taraf kafe, bar, disko dolu.”


Dindar olanın izlenimleri ise tam tersi; O’da “Öyle mübarek bir yer ki her taraf cami dolu. Çok güzel camileri, yatırları var. “ Oysa gittikleri aynı ülke. Yani gidilen yer bakışa göre değişiyor. İnsan görmek istediğini görüyor.


Bizimki de biraz böyle oldu. Tabii biliyorsunuz bizim de Siyonizm özel ilgi alanımız. İsviçre de bu anlamda önemli bir merkez. 


Mesela Theodor Herzl 1897’de Birinci Siyonist Kongre’yi İsviçre’de yapmıştı. Bu kongrede gelecek 100 yılın planı çizilmişti. Üç aşamalı plana göre “Abdülhamit tahttan indirilecek”, “Osmanlı Yıkılacak” ve “100 yıl içinde İslam yok edilecekti.” İlk ikisini gerçekleştirdiler. 


Ama Elhamdülillah üçüncüsü yani İslam’ın yok edilmesini gerçekleştiremediler. Erbakan Hocamız 1997’de (Başbakanlığı dönemi), yani Siyonist planın tam da 100’üncü yıldönümünde, aynı binada “Müslümanlarla Dayanışma Toplantısı’nı” gerçekleştirdi. 


Onlar hangi planlarını ortaya koyarlarsa koysunlar, yegane kuvvet ve kudret sahibi Rabbimiz’dir. Yeter ki, biz şuurlu Müslümanlar olarak sorumluluklarımızı bilip yerine getirelim. (M. Yılmaz, Milli Gazete)


ERBAKAN HOCAMIZ,  İTALYA’DA


Dönem MSP’nin iktidar ortağı olduğu 1976’lı yıllar… Ağır Sanayi hamlemizin en mühim teşebbüslerinden biri olan Konya Motor Fabrikası’nın yapılması ve çalışır hale getirilmesi için Erbakan Hocamız, bu fabrikanın makina ve tezgahlarını temin için Başbakan Yardımcısı olarak yanında otuzu aşkın devlet personeli ile İtalya’ya gidiyor. Bu personelin içerisinde Sanayi Bakanlığının Daire Başkanları, Genel Müdürleri, yeni kurulmuş olan TÜMASAN, TUSAŞ, TAKSAN, TEMSAN, TESTAŞ, DESİYAP Genel Müdürleri de mevcut idi.

Bu ziyarette emperyalist güçlerin engellemesine rağmen yılda 100.000 motor yapacak fabrikanın kurulması için aşağıdaki şartlarla anlaşma imzalanmıştır:


1-  Biz fabrikanın binalarını yapacağız.

2- İtalyanlar, Fiat firmasının imal ettiği, fabrika tezgah ve makinalarının tümünü getirip kuracaklar.

3-  Bu işe mukabil bizden döviz istemeyecekler.

4-  Fabrika üretime geçtikten sonra borcumuz için 12 senelik bir ödemesiz devre tanınacak.

5- 12 sene sonra, İtalyanlara, yapılacak 100.000 motordan her sene 5.000’ini vermek suretiyle taksit taksit borcumuzu ödemeye çalışacağız.


Erbakan Hocamız’ın Türkiye’de başlattığı mânevi kalkınmanın yanısıra maddi kalkınma hamlesi, şer güçlerin uykusunu kaçırırken bir takım batılı münevver bilim ve devlet adamlarının da takdirini ve beğenisini kazanıyordu. İşte bir batılı devlet adamının söyledikleri:


“Ben sizin partinizin kalkınma modelini çok beğeniyorum. Çünkü sadece maddi kalkınma ile yetinmiyorsunuz, manevi kalkınmayı maddi kalkınma ile birlikte götürmek istiyorsunuz, işte bu çok isabetli bir çözüm. Bakınız biz İtalya’da gerçekten sanayileşmek için planlar programlar uyguladık. Bu işte başarılı da olduk. Ama sizin gibi mânevi ve ahlaki gelişmeyi de beraberinde yürütmediğimiz için şimdi grevlerden, boykotlardan güzelim tesislerimiz verimli çalışamaz hale geldi. Ekonomimiz bu yüzden krizlere, çıkmazlara giriyor. Sizin politikanızı takdirle karşılıyorum.” (Leonne Cevanni İtalya Cumhurbaşkanı, Roma, 1976)


MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ SİYONİSTLERİ RAHATSIZ EDİYOR 


MSP Genel Başkanı, Saadet Partisi YİK Üyesi ve Erbakan Hocamız’ın Dava Arkadaşlarından Süleyman Arif EMRE Abi anlatıyor: 


Türkiye’de Milli Nizam Partisi kurulur kurulmaz, hemen harekete geçtiler, bize kurye gönderdiler. ‘Ben Müslüman bir Yahudiyim’ diye söze başlayan Musa Saffet Bayramaşık, ‘Washington’daki Siyonist liderlerin Milli Nizam’ın çalışmalarını dikkatle izlediklerini ve eğer partiniz diğer sistem partileri gibi hareket etmezse kapatılmasını sağlayacaklarını’ söyledi. Bayramaşık; “Siz her konferansınızda, dünya siyonizmine, masonluğa ve onun yan kuruluşları olan lions ve rotary kulüplerine çatıyorsunuz. Bundan liderler son derece rahatsız oluyorlar. Bu aleyhteki kampanyadan vazgeçmenizi istiyorlar. Aksi halde partinizin siyasi hayatına son vermek zorunda kalacaklar...” Erbakan Hoca, ‘peki ne yapmamızı istiyorsunuz’ deyince, açıkça ‘bir bildiri yayınlayacaksınız, temel tezlerinizden vazgeçtiğinizi vurgulayacaksınız’ dedi. 


“Tabi biz bunu yapmadık, o gelen kişiye çayını ısmarladık ve gönderdik. Kısa bir süre sonra başsavcılıktan kapanma iddianamesi geldi. Zira başsavcı masondu. Bir parti Siyonizm’e taviz vermiyorsa başına gelecekler bellidir ve biz partiyi kurduğumuzda nelerle karşılaşacağımızı biliyorduk. MNP böylece kapatıldı. Bir parti Siyonizm’e taviz veriyorsa, faizci ise, IMF’ci ise onun iktidar olmasına göz yumulur. Ama biz, faizcilik yaparak -hâşâ- Allah’a ve Resul’üne savaş açamayız. Tam tersine, gerek MSP gerekse RP iktidarında faiz ekonomisine, rantiyeye izin vermedik ve çok başarılı olduk. MNP’nin kapatılışı gibi Refahyol Hükümeti’nin yıkılma sebebi açık, Erbakan Hoca ‘havuz sistemi’ ile faizcilerin iç borçlanma faizinden kazandıkları trilyonlara engel olunca kartel medyası harekete geçti ve olanlar oldu. 


28 Şubat sürecinde de Refah Partisi’ne dair Fransız Maşrık-ı Azamlığı, “bu parti mutlaka kapatılmalıdır” diye beyanat verdi. Ardından o sıralar Amerika’da olup Milliyet Gazetesi’nde yazan Talat S. Halman da “bu partinin mutlaka kapatılmalı, hatta kapatmak yetmez bölünmeli, hatta ikiye değil, üçe-dörde bölünmeli’ şeklinde yazılar yazdı:


“RP’nin bir parti olarak bölünmesi, daha iyisi parçalanması, ülkemizin siyasal geleceği için hayırlı, uğurlu olacaktır. (...) RP’de yakın gelecekte çatlamalar, kopmalar olması beklenebilir. RP bölünmezse bile yeni din partileri kurulması mümkündür. Düşünün, Refah’tan üç parti doğarsa, bundan sonraki seçimde hiç biri barajı aşamayabilir. Ya da yepyeni bir din partisi kurulursa, RP ve yeni parti, belki küçük partiler olurlar, TBMM’de. Milletçe okuyalım, üfleyelim de birleşik din cephesi bölünsün, parçalansın...” (30 Nisan 1997 tarihli Milliyet gazetesi) 


Süleyman Arif Emre devam ediyor: “Maalesef adamlar ne yazdıysa onu uygularcasına, bir sene arayla iki partiyi de (RP ve FP) kapattılar, sonra da bölme operasyonuna giriştiler, ne yazık ki bizim eski arkadaşlar da bu oyunlara alet oldular.”


ERBAKANCI OLAN 

DIŞARI ÇIKSIN!


Milli Görüş Hareketi’nin fedakar insanlarındanYusuf Baykay Ağabey başından geçen bir hadiseyi aktarmıştı:


Milli Selamet Partisi döneminde Ankara’ya bir toplantıya giderler. İçerisi tıklım tıklım. Herkes Erbakan Hoca’yı dinlemek için pür dikkat göz gezdirirken Erbakan Hoca söze şöyle başlar:


- “Aranızda Milli Selamet Partili olan varsa dışarı çıksın!”


Ortalık derin bir şaşkınlık ve sessizliğe gömülür. Hoca bu sefer daha yüksek bir sesle:


- “ Aranızda Erbakancı varsa dışarı çıksın!” der. İçeride bulunanlar ve Yusuf Baykay Ağabey şaşkınlık içerisinde Erbakan Hocayı dinlerken hoca tekrar seslenir:


- “Bizim davamız partilerin davası, Erbakan ve şahısların davası değildir. Biz bir inancın temsilcileriyiz.” diye söze devam eder.


Milli Görüş bir davanın ve inancın adıdır. Milli Görüşte şahsiyetçilik yoktur.


ŞEREF BULDUK

EFENDİM


Malumunuz; 11 Mayıs 2003 tarihi Saadet Partimiz ve siyasi tarih bakımından çok önemlidir. Bu tarihte liderimiz Erbakan Hocamız’ı kısa bir süreliğine de olsa Saadet Partisi Genel Başkanı olarak seçmiştik. 


Bu kongrede Muhterem Hocamız siyasete yeni bir tasnif getirmiştir. “Bundan sonra Türk siyasetinde Sağ -  Sol ayrımı bitmiştir. Milli görüş ile Gayri milli işbirlikçi görüş sahiplerinin ayrışması vardır”  demişti. Son 5 yılda yaşadıklarımız bu sözün ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir.


İşte bu kongrenin hemen akabinde yaşanan bir olay bizim kendimize ve davamıza bakışımızı açık ve net olarak şekillendirmektedir : “Kongreden hemen sonra Ankara il Başkanlığı konferans salonunda ilk büyük toplantı yapılmaktadır. Süleyman Arif Emre Ağabeyimiz, Muhterem Liderimiz Erbakan Hocamız’a mikrofonu arz ederken şöyle dedi:


“Davamız bugün Erbakan ile şeref buldu”.  Bu söz üzerine Hocamız,  Arif Emre Bey’ in önündeki mikrofonu kaparcasına kendine doğru çekti ve başka bir söz söylemeden herkese ibret olması gereken şu sözünü söyledi: “Arif bey’ in dili sürçtü. Kimse davaya şeref veremez. Ancak bu dava ile şeref bulunur”


Evet,  “kimse bu davaya şeref veremez. Ancak bu dava ile şeref bulunur”  sözü alelade bir ağızdan çıkmış değildir. Bu davanın anası mesabesindeki bir Lider tarafından söylenmiştir. Mühim olan bu hak davaya son nefese kadar sadakatle ve samimiyetle hizmet edebilmektir.


“Sevdası Ümmet” olan, Milli Görüş’e inanmış, bu dava ile şeref bulmuş olan nesiller, inandığı davanın peşinden gitmeyi sürdürecektir.  Kıyamete kadar…


- Muhterem Erbakan Hocamız’ı bu vesileyle bir kez daha rahmet, hasret ve gıpta ile anıyoruz. Rabbimiz bizleri de Hocamız gibi kendi rızası için bir ömür boyu cihad edenlerden ve yolunda koştururken şehadete erenlerden eylesin. Amin.