Yaşadığı Çağdan Sorumlu İnsan; Müslüman

e-Posta Yazdır PDF

Yaşadığı Çağdan Sorumlu İnsan;

Müslüman


Zaman hızla akıyor, imtihan bütün yönleriyle devam ediyor. Zaman hakkımızda şahitlik yapmak üzere devinirken biz de hazin görüntülere şahit oluyoruz. Geçtiğimiz ay içerisinde Kurban Bayramını geride bıraktık. Allah kurbanlarımızı kabul eylesin. Bayram vesilesi ile yaptığımız ziyaretleri en hayra vesile kılsın. Yoksunlarla, yoksullarla, komşu ve akrabalarla paylaştığımız kurban etlerini kardeşliğimizi artırmaya vesile kılsın.


Bir taraftan biz Allah’a yakınlaşmak için kurbanlarımızı keserken diğer taraftan her gün kardeşlerimizi, çocuklarımızı, coğrafyamızı, ümmetin zayıf bırakılmışlarını ırkçı emperyalizme, zalimlere kurban veriyoruz. Bir taraftan milyonlarca mümin aynı anda Beytullah’ı tavaf etti, Arafat’ta buluştu, diğer taraftan aynı Peygamber’e (sas) ve aynı Kitab’a inanan İslam coğrafyası darmadağın.


Hazreti Peygamberimiz (sas) ve O’na inanan bir avuç sahabinin hervelesi zalimleri endişeye sevk ederken, milyonlarca müminin “lebbeyk Allahümme lebbeyk” nidaları maalesef dünyanın müstekbirlerinin rahatını kaçırmıyor. Görünürde hacılar Beytullah’ta cem oldular, Arafat’ta marifeti buldular.  Buna rağmen kalpler arasında fersah fersah mesafaler var.  Bir çok kardeşimiz kendini okyanusun ortasında ıssız bir adada tek başına hissediyor.


Hicri yılbaşını idrak ettik. Hicret, Hazreti Peygamber (sas)’in ahlakıdır. Hicret, Cennet’in Müslümanlardan beklediği bir fedakârlıktır.  Hicret, imanın buyurduğu bir tavırdır. Asıl marifet, hicreti anlatmak değil yaşamaktır. Allah için zerre kadar dünya metaından vazgeçmeyi bilmeyenlerin,  Allah’ın mağfiretine kavuşmayı ummaları ham hayaldir.


Evet, görünürde dindarlık yükseliyor. Bu yükselen dindarlık, faizle barışık dindarlıktır. Bu yükselen dindarlık emperyalizme barışık dindarlıktır. Bu yükselen dindarlık konfor tutkusunun peşinden koşan dindarlıktır. Bu yükselen dindarlık zulmü kınamakla yetinen, zalimle ticareti kâr bilen bir dindarlıktır. Bu yükselen dindarlık mezhepçi, bölgeci, ırkçı bir dindarlıktır. (Allah muhafaza) Bu yükselen dindarlık Müslümanların ahlak zafiyetidir. İçi boşaltılmış, gösterişçi, şekilci, özünden uzak bir dindarlıktır. Müslüman, İslam’a teslim olan ve yaşadığı çağdan sorumlu insan değil miydi?


İmam-Hatiplerin orta kısmının açılması, Siyer ve Kur’an seçmeli ders olması, ortaöğretimde başörtüsüne müsaade edilmesi Müslümanları rehavete düşürmesin. İstihdam ve statünün,  makam ve koltukların muhafazakârlar lehine genişlemesi Müslümanları rehavete düşürmesin. Bakın geçtiğimiz Ramazan Ayı ve Ramazan Bayramı dindarların gözü önünde kana bulandı. Kurban Bayramı yine dindarların gözü önünde kana bulandı. Bu yükselen dindarlık, İslam coğrafyasında akan kanı durdurmak için ne hazindir ki her seferinde İslam coğrafyasını kana bulayan ABD, İngiltere ve Fransa ile birlikte hareket etmeyi çözüm saymakta.  Anlaşılan o ki Sudan’ın ikiye bölünmesi iktidarın yamacında statü ve konfor Müslümanların uyanmasına vesile olmamıştır.  Anlaşılan o ki bu uyuyan Müslümanlar sayesinde Irak ve Suriye de üçer parçaya bölünecektir. Ve yine anlaşılan o ki İslam âlemi uyanmazsa daha çok Ramazan ve Kurban Bayramı küresel emperyalizmin ve siyonizmin gölgesi altında geçecektir.


İslam ülkelerinin idarecilerinin Arjantin Devlet Başkanı Bayan Cristina Fernandez (Kristina Fernandes) kadar olamaması esef vericidir. Bakın Bayan Fernandez olup bitenleri çok net bir şekilde ifade etmiş: “ bugün burada IŞİD’e karşı bir BM kararı çıkarmak üzere toplandık. Oysa IŞİD’in bazı BM Güvenlik Konseyi ülkelerinin gözetiminde dostları tarafından kurulup beslendiğini herkes görüyor. Bir terörizm canavarı oluşturdular ve bu canavar şu an kontrolden çıktı. Geçen yılki BM Genel Kurul Toplantısında Esad rejimini terörist olarak değerlendirdiniz. Ona karşı olanları devrimci görüp desteklediniz. Şimdi dün devrimci dediklerinize savaş açmış durumdasınız. Büyük güçler çok kolay bir şekilde dost ve düşman kavramını değiştiriyor. Teröristler dost, dostlar ise terörist oluyor. Geçmişte Hizbullah’ı terörist listesine koymuştunuz. Sonradan Lüban’da geniş bir tabanı olan saygın bir yapı olduğu anlaşıldı. 1994’te Buenos Aires’te İsrail Elçiliğine yapılan bombalı saldırıda İran parmağı aradınız ancak öyle olmadığı kesinleşti. 11 Eylül sonrası El Kaide terörü gerekçesiyle Afganistan ve Irak’a savaş açtınız; o ülkeler şimdi dünyanın en ağır koşullarına sahip. Arap Baharı ile bölge halklarının özgürlüklerini gasp ettiniz.”

Bayan Fernandez’in konuşmasında şu bölüm elbette daha ilginç. Bakın ne diyor: “Birleşmiş Millletler, savaş kartallarıyla borç akbabaları topluluğudur. Nasıl oluyor da bir ticaret mahkemesi 40 milyon dolarlık bir borç senedini 1.7 milyar dolara yükseltiyor. Bunun adı kumarhane ekonomisidir.”


Arjantin Devlet Başkanı Bayan Fernandez, kendisine yönelik ölüm tehditleri olduğunu söylüyor ve bu tehditlerle de ilgili adresi gösteriyor: “Bana bir şey olursa kimse Ortadoğu’ya bakmasın, herkes Kuzey’e baksın..”


Geçtiğimiz ay hep beraber izledik ya da okuduk. Tezkere onaylandıktan hemen sonra Joe Biden (Co Baydın)’ın açıklamaları son derece ilginçti. Gerçi Cumhurbaşkanımız bu konuşmayı yalanladı ama bir de olup bitenler var. Ne diyordu ABD Başkan Yardımcısı Joe Bıden? “ Bugüne kadar en büyük problemimiz müttefiklerimiz oldu… Şimdi ilk defa neyimiz var? Suudi Arabistan giden fonları durdurdu. Ayrıca kendi toprağında Amerikan güçlerinin açık eğitim vermesine izin veriyor. Katarlılar terörist örgütlerin en aşırı unsurlarına olan desteğini kesti. Ve Türkler.. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ki eski bir dosttur, bana, ‘siz haklıydınız, çok fazla insanın Suriye’ye geçişine izin verdik, şimdi sınırı mühürlemeye çalışıyoruz’ dedi. IŞİD’e karşı Türk kara gücüne izin vermek, Türk hava sahasının NATO ve diğer müttefikler tarafından kullanılabilmesi, Türk hava sahasının bizim insansız hava araçlarına açılabilmesi için Türk parlamentosunda oylama ya yaptılar. Erdoğan bunları bana söylemişti ama yeterli oy alıncaya kadar bahsetmememizi istemişti.”


2 Ekim 2014 günü Büyük Millet Meclisi tarihi bir yanılgının altına imza attı.  AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla Türkiye’de yabancı silahlı kuvvet bulunmasını ve kendi silahlı kuvvetlerimizin ABD’nin emrinde Irak ve Suriye’de savaşmasını yasallaştıracak tezkere kabul edildi. CHP ve HDP göstermelik bir muhalefetle bu tezkereye hayır dedi. Bu tezkere tarihi bir yanılgıdır. Çünkü;


Birincisi,  ABD’nin, İngiltere’nin ve Fransa’nın bölgede İsrail aleyhine olacak bir adım atmaları mümkün değildir. İkincisi, ABD’nin, İngiltere’nin ve Fransa’nın bölgenin enerji kaynaklarını kullanmaktan vazgeçmeleri mümkün değildir. Üçüncüsü, yine bu güçlerin enerji nakil yollarının kontrolünden vazgeçmeleri mümkün değildir. Dördüncüsü, bütün bu süreç İsrail’in lehine işlemektedir. Bölgede terör örgütü olarak adlandırılan yapıların hiçbirinin, altını çizerek söylüyorum, bölgede terör örgütü olarak adlandırılan yapıların hiçbirinin İsrail’e karşı tek bir eyleminin olmaması birilerinin dikkatinden kaçsa da bizim için elbette dikkat çekicidir. 


Beşincisi, bu ülkeler güvenerek etnisite merkezli, ırk merkezli özgürlük mücadelesi yapan bazı kimseler dipsiz bir kuyuya daldıklarının farkına varmalıdırlar. Bölgedeki mevcut ulus devletler kendilerini emperyalizmin tasallutundan ne kadar koruyorlar ki bu vahşi emperyalizm yeni bir ulus devlete sömürmeden yaşama hakkı tanısın? Bu mümkün değildir. “Olsun, beni kendi bayrağım altında sömürsünler” demenin neresi özgürlük mücadelesidir? Altıncısı, bu ülkelerden aldıkları İkinci Dünya Savaşından kalmış silahlarla İslam Devleti kuruduklarını sanan bazı kimseler nasıl kullanıldıklarını er geç anlayacaklardır. Emperyalizmin ipi ile kuyuya inilmez. Yedincisi bu ülkelerin yanında durmayı reel politik sayan iktidarlar, aynı reel politiğin kendilerini nasıl bir çıkmaz sokağa götürdüğünü er geç anlayacaklardır. 


Bütün bu süreç Büyük Ortadoğu (İsrail) Projesi’nin işletilmesinin neticesidir. Bütün bu süreç Siyonizm’in Arz-ı Mevud hedefini gerçekleştirme planlarının neticesidir.  Birleşmiş Milletler’e üye 54 İslam ülkesinin, maalesef Türkiye’de dahil, her birinin ayrı ayrı politikalar gütmesi ve neredeyse her birinin kendi çıkarlarını korumak için ABD, AB ve İsrail ile ayrı ayrı görüşmeler yapıp gizli ya da açık ittifaklar içerisinde olması Büyük Ortadoğu Projesinin işletilmesinde ve Siyonizm’in hedeflerine ulaşmasında en etkin amildir. 


Şimdi bu ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsüne güvenerek geleceğini garanti altına almaya çalışan ülkeler, yönetimler ya da örgütler, ayı kendisine zarar vermesin diye kendi kovanlarındaki balla ayıyı besleyen arıcının durumundadırlar. Gün gelecek kovanınızdaki bal bitecek..


Tek çare var, bu ayı okyanus ötresindeki ormanına geri gönderilmelidir. Bu coğrafyaya huzur, barış ve kardeşliği getirecek tek çıkış yolu vardır.  Bu çıkış yolu, İslam Birliği’dir. Tüm Müslümanlar ırk, renk ve dil ayrımı olmaksızın tek bir millettir: İslam Milleti.  Irkçılık, mezhepçilik ya da bölgecilik yaparak bölgeye barış getirmek mümkün değildir. Ulus devlet, etnisite merkezli devlet, mezhep merkezli devlet anlayışları ile bölgeye barış getirmek mümkün değildir. Biz bu ABD ile AB ile İsrail ile müttefik olursak ya da kalırsak bu ateşten kendimizi koruruz diye düşünenlerin bu düşüncelerinin gerçekleşmesi mümkün değildir.


Irkçı emperyalizm işbirliği içinde olduğu her İslam ülkesini aynı zamanda işgal etmenin planlarını yapmaktan da geri durmayan arızalı bir kafadır. Irak’ta, Afganistan’da, Sudan’da ve diğer birçok İslam ülkesinde yaşanılanlara rağmen ırkçı emperyalizmle iş birliğini çıkış yolu görmek elbette başlı başına bir arızadır. Zalimlerin refah içerisinde saltanat sürmeleri ilelebet devam etmeyecektir. Onların bu debdebeli hayatlarının özenilecek hiçbir tarafı yoktur. Böyle bir hayat yaşayabilmek özlemiyle zalimlerle işbirliği yapmanın hiçbir mantığı yoktur.


Allah (cc) bizi terk ederse O’ndan başka kimse bize yardım edemez. Ancak, Allah bize yardım ederse, bizi hiç kimse yenemez.  Biz yalnızca Allah’a güveniyoruz. İnanıyoruz ve üstünüz.


İslam coğrafyasının, ümmetin ve de elbette tüm insanlığın her zamankinden daha fazla Milli Görüş’e ihtiyacı var. İslam bizim hobimiz değildir. İslam bizim varlık sebebimizdir.


“İyilik ve takvada yardımlaşınız. Günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın, Allah’a karşı gelmekten sakının” (Maide Suresi 2)