Namaz Kılan Köleler Olmayacağız

e-Posta Yazdır PDF

Namazı ikame etmek, İslam dinimizin başlıca temel emirlerinden biridir. “Sen vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı ikame et (kıl). Muhakkak namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar…” (Ankebut 45) Namaz insanı ahlaklı, edebli, şahsiyetli, şuur sahibi, hakkın ve iyiliklerin peşinde koşar hale getirir. Namazı ikame etmek, iki namaz arasını güzelleştirmektir. 


Namaz hayatımıza yansımalıdır. Namaz hayata müdahale etmelidir. Ayette Rabbimiz’in buyurduğu gibi kurdukları hile ve zulüm düzeni sarsılmaya başlayan zamanın Firavunları olan Medyen-Eyke’nin zorba egemenleri, Hz. Şuayb’a (as) çok anlamlı ve manidar bir itirazda bulunuyorlardı: “Dediler ki: ‘Ey Şuayb! Senin namazın mı; bizim atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımız(ı kazanma) hususunda dilediğimizi yapmamamızı sana emrediyor?” (Hûd, 87) 


Ayetten anlıyoruz ki, Namazı ikame etmek, çoğunluktan ve reel politikten yana olmak değil haktan ve adaletten yana olmaktır. Neyi, niçin yaptığını bilmektir. Namazı ikame etmek, yeryüzünde 7 milyar insanlık için, tevhid ve adalet için cihad etmektir. Namazı ikame etmek, şuurlu Müslüman olmaktır.


*****

Müslüman, yaşadığı çağdan sorumlu olan insandır. Namaz bu duruş ve bilinci veren müthiş bir eğitimdir. Müslümanın ölçüsü ve kriteri bellidir, Kur’an ve Sünnettir. Avrupa Birliği, ABD, İsrail, vd.’leri değildir.  Şuurlu Müslüman modaya, çoğunluğa ve kalabalığa uyan değil, “durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokaktır” diyerek, tek başına kalsa bile hakkın ve hakikatin yanında durandır.


Şuurlu Müslüman, sadece kendini düşünen, ferdi ibadetlerini yerine getiren, sadece namazını kılan, tesbihini çeken insan veya Siyonist gemisinde hakka doğru kürek çektiğini zanneden değildir. Böyle olsaydı Peygamberimiz Efendimiz (s.a.s), Hira’da ibadetlerine devam eder, Mekke cahiliyye toplumunu İslam’a davete koşmaz, en onulmaz çileleri çekmezdi. Ama İnsanlığın Efendisi öyle yapmadı, şirk ve zulümle mücadele etti, herkesi imana ve tevhide davet etti, çile çekti, sabretti, yalnız Allah’a teslim oldu. 


Peygamberimiz (s.a.s), Mekke’nin zalim egemenlerinin işbirlikçilik tekliflerini, “bir elime ayı diğerine güneşi verseniz ben İslam davamdan vazgeçmem” diyerek reddetti. Mekke’nin reel politiğini kabul etmedi. Sahabesiyle birlikte Allah yolunda, insanlığın iki cihan saadeti için cihad etti. İslam Devleti’ni kurarak, Kur’an ve Sünnetin fert, toplum, devlet ve tüm otoriteler bazında yaşanmasını ve hakimiyetini tesis etti. Hakkı hakim kıldı, batılı yer ile yeksan etti. Böylece tevhid ve adalet düzeni, adil düzen kurulmuş oldu. Medine Medeniyetin beşiği oldu.


*****

Sözün özü, değişmeyen tek gündem, hak ve batıl mücadelesidir. Meselenin farkına varanlar nebevi mücadeleden bunu anlarlar. Nerdeyse tüm medya ve yapılan icraatlar insanımızı “namaz kılan köleler” haline getirmeye çalışırken, İslam’ı ve namazı ruhuna işlemiş ve farkı farketmiş olan Milli Görüş’ün ve Ümmetin Merhum Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız; “namaz kılan köleler olmayacağız” diyordu. Erbakan Hocamız, ‘lıght (ılımlı) İslam’ denilen batıl düşüncenin peşinde gitmeyeceğiz, siyonizme teslim olup yumuşak lokma haline gelmeyeceğiz, İslam’ın saadete ulaştıracak tek hayat sistemi ve yaşam biçimi olduğunu ve bu yolda ümmet şuuruyla cihad edilmesi gerektiğini asrın idrakine sunacağız, diyordu. Bu büyük bir duruş ve şuurdur.


Her geçen gün, her gelen iktidar insanımızı sorumsuz, sinirleri alınmış tepkisiz ve ferdi hale getirirken, Erbakan Hocamız ve Milli Görüşçüler şu hakikati akl-ı selim vicdanlara haykırıyor: “Batıl diyor ki; Namaz kılacaksın, oruç tutacaksın ama Siyonizmin düzenine karışmayacaksın. Köle olacaksın. Siyasetle, ekonomiyle uğraşmayacaksın. Batının okşayarak yutma politikasına alet olacaksın. Hayır. İslam şuur dinidir, şekil değil. İslam kölelik kabul etmez. Şuurlu Müslüman olacaksın. Şuurlu Müslüman yani hidayet, feraset ve dirayet sahibi Müslüman olacaksın. Hakk ile batılı ayırıp, hakka tabi olacaksın.”


Ömrünü fıtratımızı yani İslam’ı hatırlatmaya, anlatmaya ve projelendirip uygulamaya adayan Erbakan Hocamız yine haykırıyor: “İmanla küfür bir kalpte birleşmez ve barışmaz. Küfre ve gavura sempati duyamayız. İşbirlikçilik yapamayız. Her gece en son kıldığımız vitir namazındaki kunut duasını okurken, Allah’a şu sözü vermeden başımızı yastığa koymuyoruz: “ Ve nahleu ve netrükü men yefcürük. Sana isyan içinde olanlardan uzağız; onlara katılmıyoruz.” Ya Rabbi, facir ve fasık kimselerle bütün bağlarımızı kestik ve Senin dinini yıkmak isteyenleri terk ettik.” diyoruz... (Facir; itikâdı bozuk, görüşü batıl olan kişilerdir. Fasık ise, ameli bozuk, ahlâkı berbat kimseler demektir.) Acaba biz Müslümanlar, Allah’a verdiğimiz bu sözü tutuyor muyuz? Bu sözün neresindeyiz?”


Allah’a kul olmayan,  davasına er olamaz. Kulluk sadece seccadede değil, her zaman her yerde Yüce Allah’a teslim olmaktır. Bunun adı, bugün en çok ihtiyacımız olan şuurdur şuur. Şuurlu kimse, namaz kılan köle olmamaya cehdetmiş olup Cihad dersini hücrelerine kadar işlemiş insandır. Vesselam.