PEYGAMBERİMİZ (s.a.s.) VE HANE-İ SAADETLERİ

e-Posta Yazdır PDF

Rasulullah sas, her yerde olduğu gibi aile hayatında da mükemmel bir eş, mükemmel bir baba idi. “En hayırlınız, ailesi için en hayırlı olanınızdır.”


(İbn Mace) buyurarak, erkeğin hanımına nasıl davranması gerektiğini ifade etmiştir. Unutmayalım ki, gerçek saadet, evimizle birlikte yaşanıp dışarıya taşan saadettir. Çünkü ev, yeni nesillerin maneviyatlarının dokunduğu tezgahlardır. Aman dikkat edelim.


Bu hususta da Efendimiz (s.a.s.) “Bir babanın evladına en güzel hediyesi, güzel terbiyeden (ahlaktan) başka bir şey değildir” (Buhari, Birr, 33) buyurmuştur. Evet, iman, salih amel, ilim ve güzel ahlak ne büyük nimet, ne büyük zinet…


Hane-i Saadetleri mütevazı ve sade olduğu gibi O’nun (as arzu ve tavsiye ettiği şekilde geniş de değildi, bir kısmı taştan ve bir kısmı da kerpiçten

olup üzerleri hurma kütüğü ve dalları ile örtülmüştü.

Bu konuda Hz. Aişe’ye (r.a.) kulak veriyoruz: “Ben Rasulullah’ın karşısında, ayaklarım secde edeceği yere gelecek şekilde uyurdum. Secdeye varacağı zaman eliyle uyarırdı ve ayaklarımı geri çekerdim. Secdeden kalktığı zaman yine uzatırdım.” (Müsned)


- Bir gün Hz. Ömer (r.a.), Sevgili Peygamberimiz’in hasırın üzerinde yattığını ve vücudunda hasırın izlerinin olduğunu görünce ağlamış ve Efendimiz’e (s.a.s.):


- “Ya Rasulallah! Allah’a dua et de ümmetine genişlik versin. Kisra ve Kayser’in nasıl yaşadığı malum! halbuki Sen, Allah’ın elçisisin”, demiş ve Efendimiz de, ona:


- “Dünyanın onların, ahiretin de senin (Müslümanların) olmasını istemez misin?” buyurmuştur. (Müslim)


Peki, “en güzel örnek”, Rasûlullah (s.a.s.) evinde ne yapardı? Sahabe bu soruyu Hz. Aişe Validemiz’e sordu. O (r.a.), şöyle cevap verdi: “Herkes evinde ne yaparsa onu yapardı. Elbisesini yamar, ayakkabısını tamir eder, koyunları sağar, kendi işini kendi yapardı. Namaz vakti gelince mescide geçerdi.” (Müsned) Yine O (a.s.), eşyasını kendisi taşır, kimseye yük olmazdı. (Heysemi)


- Hayatları gibi yemekleri de gayet sade idi. “Ben ancak bir kulum. Kulun yediği gibi yer, kulun içtiği gibi içerim.” (Feyzu’l Kadir) O (s.a.s.) ve aileleri, iki gün ard arda arpa ekmeğiyle bile karınlarını doyuramamış, üç ay boyunca evlerinde yemek pişmediği olmuştur. Hurma ile ekmek yediği olmuştur.


“Kendilerine hoşlanmadıkları bir yemek ikram edilince onu yemezler fakat o yemeğin aleyhinde bir söz söylemezlerdi.” (Buhârî)


Bu hususlarda bizler nerdeyiz, napıyoruz, bir muhasebe yapalım, ne dersiniz ?


"Ben, Allah’ın sevgilisinin sevgilisiyim" diye kendisiyle iftihar eden, Efendimiz’in zarif eşleri Hz Aişe annemiz, bir gün Peygamberimiz’e şu soruyu sorar:


- Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun? Allah Resulü, şöyle der:

- Evet ya Aişe, elbette seni seviyorum! Aişe annemiz ardından ikinci sorusunu sorar:


- Beni ne kadar seviyorsun ya Resulallah? Bunun üzerine Efendimiz, şöyle cevap verir:


- "Kördüğüm gibi."


Efendimiz, eşini asla açılmayan, çözülmeyen, kördüğüm gibi bir sevgiyle sevdiğini söylüyordu.


Hz Aişe annemiz aldığı bu cevap karşısında elbette çok memnun kalmıştı. 


Hz. Aişe annemiz zaman zaman "- Ey Allah’ın Resulü kördüğüm ne alemde?" diyordu. AllahResulü de her defasında Aişe annemizi memnun edecek cevabı veriyordu:


- "İlk günkü gibi ya Aişe..."


- Aişe Validemiz’in anlattığına göre; evliliklerinin ilk yıllarında Rasûlullah (s.a.s.) ile bir sefere giderken, Nebi (s.a.v.) yanındaki sahabilere, “siz yürüye durun”, buyurdu. Sahabiler, bir hayli yürüdükten sonra Hz. Aişe’ye -“Yarışalım mı?” diye sordu. Aişe Validemiz, bu teklifi sevinerek kabul edince yarıştılar. Genç olan Hz. Aişe (r.a.), yarışı kazandı.

Aradan yıllar geçtikten sonra yine bir seferde beraberdiler. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “yarışalım mı?” diye sordu. Hz. Aişe, bir zamanlar yaptıkları yarışı hatırlayarak teklifi memnûniyetle kabul etti. Yarıştılar; bu defa da Hz. Aişe kaybetti. Çünkü kendi ifadesiyle söyleyecek olursak, kilo almış ve biraz şişmanlamıştı. Hz. Peygamber (s.a.v.) gülerek(Müsned), “Bu, vaktiyle kazandığın müsabakanın rövanşıdır” buyurdu.


- Bizzat yanında yetiştirdiği ve ümmetin en büyük alimlerinden olan Hz. Aişe ile birlikte yemek yerken bir şeyi önce O’nun içmesini ister, sonra da özellikle O’nun ağzının değdiği yerden içerdi. Şayet et yiyorlarsa, Hz. Aişe’nin elindeki parçayı alır, O’nun ağzının değdiği yerden ısırırdı.


Bütün bunlar ailede sevgiye ve muhabbete vesile olan güzel şeyler olduğu için Efendimiz, biz ümmetine de güzel bir örnek oluyordu. Evet, aile hayatı sevgi, iletişim ve fedakarlıkla yürür.

 

Hz. Aişe validemizin anlattığına göre, Ezvâc-ı tâhirât (mübarek hanımları) birgün Peygamber Efendimiz’in (sas) yanında toplanmışlardı. Sordular:


- “Ya Rasûlallah! Senin vefatından sonra, en önce hangimiz sana kavuşacağız?”


Hz. Peygamber:

- “Eli uzun olanınız” buyurdu. Aişe (r.anha) söze devamla diyor ki: “Elimize bir kamış çubuk aldık; kollarımızı ölçmeye başladık. Sonra öğrendik ki; uzun kollu demek, bol sadaka veren, eli açık kimse demektir. Bununla beraber Peygamber’in (s.a.s.) vefatından sonra içimizden O’na  en önce kavuşan yine de Sevde oldu. Çünkü Sevde (r.anha), sadaka vermeyi çok severdi.”


- Rasulullah buyurdu: "Evet, ben de şaka yaparım, fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim." (Buhari)


Sözün özü kendisine Kur’an’ı hayat kitabı, Rasulullah’ı en güzel örnek olarak alan Müslümanın evi de tıpkı Rasulullah (a.s.)’ın mübarek evi gibi hane-i saadet olur, saadet ve mutluluk evi olur. Vesselam.