İSLAM DİNİ, ŞAMİL ve KAMİLDİR

e-Posta Yazdır PDF

Bir ömür yolunda gitme şerefine erdiği Alemlerin Efendisi Sevgili Peygamberimiz’le, tüm peygamberlerle, salihlerle, şehidlerle ve sadıklarla beraber olduğuna inandığımız, İslam Alemi’nin Önderi, Ümmetin Hocası ve Milli Görüş Lideri Muhterem Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, “iman, salih amel, imtihan, tebliğ, davet, ilim, cihad, biat, itaat, ittifak vb. konular” üzerinde çokça durmuş, mübarek konuşmalarında geniş geniş yer vermiş ve hayatı boyunca yaşantısında uygulamıştır.


Hocamız’ın bu önemli konularda yaptığı konuşmalardan bazı kesitler: 


Kur’an ve Sünnet Merkezli Bir Hayat


- Rabbimiz buyuruyor: “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (33,72)


- “Allah'ın vaadi haktır. Allah asla sözünden dönmez”(3,194)


Muhterem Erbakan Hocamız yukarıdaki ayetleri “temel esaslar” derslerinde tekrar tekrar okurlar, bizleri düşünmeye sevkeder  ve nasihatler verirlerdi.

Bir şeyi anlatırken bir eğitimci duruşuyla en ince detayına kadar inen Erbakan Hocamız’ın, konuşurken tüm hücreleri ve azaları mübarek ağızlarından çıkan kelimelere iştirak eder ve bu durum karşıdaki muhatabı çok etkilerdi.


İmtihan Dünyası


- Dünya hayatımızın bir imtihan olduğunu sohbetlerinde vurgulayan Hocamız "O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, ölümü ve hayatı yaratandır..." (Mülk, 2) ayetini okur, “İmtihanı kazanmak itaat iledir. İnsanoğluna Rabbimiz tarafından başka varlıklarda olmayan çok kıymetli meziyetler verilmiştir. Bu kıymetli meziyetlerin kendisine verilmesi dolayısıyla insanoğlu, "Rabbimiz Adil olduğundan" imtihan edilmek mecburiyetindedir. Biz dünya hayatına, imtihan için geliyoruz. İmtihan oluyor ve fani dünyadan gidiyoruz. Cenab-ı Hak bu imtihanda hepimize yüz aklığı ve muvaffakiyet versin İnşallah. Amin. Peki bu imtihan nasıl oluyor? Bu imtihan; Bir insan, iyi midir, kötü müdür? esasına göre yapılmaktadır. Yani bu imtihan en ulvi, en kıymetli, en yüksek bir gaye bakımından yapılmaktadır. İyi insan olmak nasıl mümkündür? Bir Hadis-i Şerifte "Hayrun nas men yenfeûn nas" buyurulmaktadır. Yani "insanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır." (el-Camiu's-Sağır Şerhi Feyzül-Kadir, Hadis No: 4044)

İyilik kendi kendine olmaz. Başkasına faydası dokunmakla olur. En büyük fayda, en büyük iyilik herkesin, bütün insanların iyiliğini isteme ve bu yolda elinden gelen gayretle çalışmaktır. Yani bütün insanların dünyada da, ahirette de mesut olmalarını istemek ve bu yolda bütün gücüyle çalışmaktır. Mareşallik meydan muharebesi kazanana verilir. Düşmanı yenip hak edeceksin, şeref madalyası takacaksın. Cennete gitmek için mücadele lazım.”


- Hocamız “imtihan” konusunda şunları da ifade ederdi: "Şu dünyaya gönderiliş gayemiz olan kulluk imtihanını başarabilmek için, üç tane temel ve birbirini tamamlayan esas vardır:


1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek,


2- Öğrendiğimiz İslami esaslara göre yaşamak, Kur’an’ın hükmünü hayatımıza tatbik etmek,


3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslâm’a göre, yani İslâmca düşünmek.


Yani, itikat ve ilmihal konularını öğrendiği ve bildiği bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında müşrikler gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında Mümin sayılamaz. Kişi Hak ile batılı ayıracak ve Hakk’a tabi olacak.


Örneğin, beş vakit namazı imamın arkasında ve tadil-i erkanıyla kılan bir insan, içinden “Camiden çıktıktan sonra, sattığım tarlanın parasını acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslamca düşünmüyor, demektir ve bu bir felakettir, Allah muhafaza."


İslam Dini Şamil ve Kamildir


- Erbakan Hocamız “… Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim…” (Maide 3) ayetini “Müslümanca düşünmenin üç temel esası” konusu içinde okur ve izah ederlerdi.


Müslümanca düşünmenin üç temel esası vardır:


1 Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize, çok yakındır.


2- İslâm Dini, Allah yapısıdır. Bunun için İslam, mükemmeldir ve tastamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. İslam şamil ve kamil bir dindir.


3- İslâm Dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak'tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. İslam’sız saadet olmaz.

- Şu hatıra anlatılır: “70 öncesi yıllarda Muhterem Erbakan Hocamız’ın Erzurum’daki "İlim ve İslam" konulu konferansını dinleyen bir müftü efendi, daha sonra özel sohbeti sırasında Hocamız’a dönerek: -“ Sizi can-u gönülden tebrik ederim. Çok güzel ve önemli konulara temas ettiniz. Bendeniz de yıllardır vaazlarımda : "Dini ve ahlâki ilimleri bilmek yetmeyeceğini, Avrupa’nın fennini ve tekniğini de öğrenmek gerektiğini, hep söylerim" deyince, Erbakan Hocamız ona:


- Aman Müftü Efendi, herhalde sürçü lisan ederek, yanlış bir ifade kullandınız. Çünkü "İslami ilimler yetmez, Avrupa’nın fen ve tekniğini de almamız lazımdır" sözü, bilerek söylense, tecdidi iman gerektiren bir küfür lafzıdır. Zira bu söz Kur’an’daki en son indirilen "Artık dininizi kemale erdirdim. Hiçbir eksik bırakmadım (maddi ve manevi) nimetlerimi tamamladım. Din olarak İslam’ı seçtim. " mealindeki ayete ters düşmektedir. Sizin düşüncenize göre "İslam’da fen, teknik ve müspet ilimler yoktur. Bunları Avrupa’dan almaya ve öğrenmeye ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla bu yönüyle İslam eksiktir " manası anlaşılır ki bu, farkında olmadan "Bugün dininizi ikmal ettim, maddi ve manevi hiçbir eksiklik ve kusur bırakmadım" buyuran Cenab-ı Hakk’ı yalanlamak (haşa) manasına gelir ve elbette yanlıştır.


Doğrusu ise, maddi ve müspet ilimlerin kaynağı Kur’an’dır ve bugün Batılıların elindeki bütün ilimlerin temel esaslarını ortaya koyan da bizzat İslam alimleri olmuştur. Elbette "Hikmet (fen ve sanat) Müslümanın yitik malı gibidir. Nerede bulsa alır ve kullanır.  Ancak İslam’ın müspet ilimlerle ilgisi ve bilgisi yok diye düşünmek tamamen yanlıştır ve yanıltıcıdır.” diyerek düzeltir.


“Cihad ve Zekat Olmadan Ne İle Cennete Gireceksin ?”


- Bir çok alimin ifadesiyle son yüz yılda cihadın anlamını ve önemini ümmete öğreten Erbakan Hocamız, cihadın üzerinde çokça durur ve Kur’an’da 500 küsur yerde zikredilen cihad ayetlerini okurdu: "İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır." (Tevbe, 20), "Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun. O'na yaklaşmak için vesile arayın. O'nun yolunda cihad ediniz ki kurtulasınız."(Maide, 35)…


- Muhterem Hocamız cihadın önemini şu hadis-i şerifi anlatarak izah ederdi: Birisi Peygamber Efendimiz (sav)'e geldi:  "-Yâ Rasûlallah uzat elini, sana biat edeceğim, sadakat sözü vereceğim, tebliğ ettiklerinin hepsi tamam. Ancak bir şartım var: Ben korkak bir insanım. Bana cihadı emretme. Bir de on tane devem var, çoluk çocuğum çok kalabalık. Bu develerin sütlerini sağıyoruz, ancak geçiniyoruz. Benden zekât isteme! Zekât istersen bu develer azalacak, zâten imkânım iyi değil..." dedi.


Peygamber Efendimiz(sav) ona elini uzatmadı ve dedi ki:


"-Cihad olmadan, zekât olmadan İslâm olur mu?.. Allah yolunda sadaka ve infak yok, cihad yok, o zaman sen ne ile cennete gireceksin?” (Kenzü’l-Ummal, VII,12)


- Erbakan Hocamız cihada dair şöyle derdi: “ İslam bir savunma dini değil, cihad dinidir. Cihad: C.h.d kökünden gelir. Cihad; Allah'ın kesin bir emir olarak; bütün insanların dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak maksadıyla fert, toplum ve kurumsal olarak iyinin, güzelin, doğrunun, faydalının, adaletin  ve hakkın hâkim olup yaşanması ve yaşatılması, kötünün, çirkinin, yanlışın, zararlının, zulmün ve batılın menedilmesi ve kökünün kurutulması için, bütün gücümüzle, hep beraber, teşkilatlı bir şekilde çalışma mecburiyetini üzerimize yükleyen farzın adıdır. Cihad bütün insanlığı küfrün, nifakın, şirkin, zulmün karanlığından kurtarıp İslam'ın aydınlığına kavuşturmaktır. İnsanlardan hiçbiri cehenneme gitmesin, hepsi cennete gitsin şefkati ile çırpınmaktır. Cihadın amacı ifsat etmek değil ıslah etmektir. Günümüzde bu anlayış ve idrak Milli Görüş tarafından temsil edilmektedir. Biz siyaset yapmıyoruz, cihad ediyoruz. Cihad konuşulacak değil yapılacak bir iştir. Felakete doğru hızla giden insanlığın iki cihan saadeti için cihad delisi olmalıyız. Cihadı terk etmek zillettir, eda etmek ise izzettir. Bu görevi yapmak insanın Allah katındaki en büyük şerefidir.”


- Muhterem Hocamız cihada dair şu hadisi de hatırlatır ve anlatırlardı:  “Muaz İbnu Cebel (ra) rivayet ediyor:  Rasulullah (sav)bana sordu; "Bu dinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" "Evet, ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Dinle öyleyse" buyurdu ve açıkladı: "Bu dinin başı İslam'dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!" (Tirmizi, İman 8, 2619)


- "Kelime-i şehadet getirip iman etmekle işimiz bitmiyor, tam aksine kulluk imtihanımız yeni başlıyor. Yani kelime-i şehadet, bir nevi, Kuran programıyla yapılan kulluk imtihanına giriş belgesidir. Müslüman, Hakk’ın hâkimiyeti için 'motor', şerrin yok olması için 'fren' olma görevlisidir.”


“Hakkı batıl ile karıştırmayın”


- Hak yolda sabırlı ve kararlı olmak gerektiğini bilen Hocamız, en sıkıntılı zamanlarda bile  “atınızı alanlar yolunuzu da almadı ya” derdi ve şu ayetleri okurdu: "Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler, Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır." (Bakara , 214), "Asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa, çay sohbetlerinde ve edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır. İdeallerimiz için fedakârlık yapmalıyız. Davamız için maddi ve manevi fedakârlıkta bulunmak farzdır."


- Konferans, seminer ve sohbetlerinde hak ve batıl kelimelerinin üzerinde duran Hocamız “Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.” (2/42) ayetini okur ve şöyle derdi: “Hak ne demektir? Batıl ne demektir? Şarta bağlı olmaksızın mutlak olarak her şart altında doğru olan şeye “hak” denir. Her şart altında yanlış olan şeye ise “batıl” denir.”


Lidere Biat ve İtaat Farzdır


- Muhterem Hocamız “baş başa bağlı, baş da Allah’a bağlı” inancıyla çalışmaların yapılması gerektiğini ifade eder,  lidere, emire itaat konusunda şu mühim ayeti okurlardı. “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine (idarecilere) itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (4/59)


- Hocamız şöyle anlatırdı: “İtaat; bir Müslümanın kendilerinden olan emir sahiplerine, maruf olan her emrine hoşuna gitse de gitmese de itaat edeceğine dair yaptığı bir sadakat yeminidir. Peygamberimiz(s.a.v) bu hususta bizlere şu tembihatta bulunmaktadır: "Müslümanlar hoşlarına giden ve gitmeyen her konuda, kendilerinden olan emir sahiplerine itaat etmekle yükümlüdürler. Ancak günah işlemeleri emredilirse itaat etmezler." (Buhari, Ahkâm: 4) Siyonizm'in ve işbirlikçilerinin menfi telkinlerine boyun eğerek biat ve itaat farzlarını terk edenlerin "Cahiliye ölümüyle ölmeleri" kaçınılmazdır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur. "Her kim biat etmeden ölürse cahiliye ölümü gibi bir ölümle ölmüş olur." (Müslim, İmâre, 51) Müslüman hoşuna gideni, aklına geleni, nefsinin arzusuna uyanı yapan kimse değildir. Müslüman Allah’a teslim olan insandır.”


- “Müslüman insan, insanlığın dünya ve ahiret saadeti için vereceği mücadeleyi ittifak ederek, biat ve itaat şuuruyla, tek bir ümmet halinde yürütmekle görevlidir.” hakikatini bir ömür boyu haykıran Muhterem Hocamız,  "Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; sakın ayrılıp parçalanmayın." (Ali İmran, 103), ayetini okurdu ve şöyle derdi: “İslam ancak iman ve cihad ile yaşanır. Müslümanların tek vücut olmaları zorunludur. Ümmet olmak demek bir lider etrafında toplanarak insanları hayra davet etmek, iyiliği emredip hâkim kılmak, kötülüğü men edip kökünü kurutmak için çalışan şuurlu bir topluluk olmak demektir.” "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Ali İmran, 104). Allah (c.c) bu topluluğu insanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmet olarak övmüştür. "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız..." (Ali İmran, 110). “Müslüman, itaat, sadakat, ihlâs ve irfan sahibi olmalıdır. Tefrikadan kaçınmalıyız. Dava arkadaşlarıyla çekişerek faydalı olunmaz. Esas mesele cemaat ruhuna sahip bir şekilde İttifak halinde olmaktır. “Bunlar iyi hizmet yapmıyor, eksik? Daha iyisini yapacağım” deyip dahi tefrika haramdır.  “Ve la teferragu” (Hiçbir şekilde tefrika yapma)İslam’ı hakim kılmak zordur, hep beraber yapılır. Sahiden bu hakkı hakim kılacak topluluk burası mı ya hu? Bunu Bush biliyor da sen mi bilmiyorsun?”


- "El küfrü milletün vâhidetün" yani "Küfür tek bir millettir.” hadisini Hocamız izah ederlerdi: “Yeryüzünde nefsine esir olup Hak ve adalet için değil, kendi sömürü ve tahakkümleri için çalışanlar dağınık değildirler. Organize bir güçtürler. Birbirleriyle irtibatlı bir bütündürler. Bir millet gibidirler. Küfür bir merkezden yönetiliyor. Siz bunların başka başka soylardan geldiklerine, haritada başka başka renklere boyandıklarına bakmayın. Bunlar bir merkezden yönetilir. Bunları yönetenler, Siyonizm ve ırkçı emperyalizmdir. O halde Hak yolunda çalışan bizler de ilahi emir gereği bir ve beraber olmalıyız ve teşkilatlı olarak çalışmalıyız.”

- “Birlikte hizmet ettiğimiz arkadaşlarımızla ihtilaf ve çekişmeye girmemeli, safları kenetlenmiş halde bulunmalı, uyumlu insan olmalıyız. Sadık olmalıyız. Davamıza ve liderimize bağlı olmalıyız. Vefa çok üstün bir vasıftır.”


“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme.”


- Hocamız ayetlerde buyurulduğu gibi dua eder ve daima Rabbimiz’e sığınırdı: “O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! bize tarafından rahmet ver ve bize (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.” (18/10),  “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” (2/286), “(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.” (3/8) Ya Rabbi sen bize hakkı hak olarak göster. Ya Rabbi sen bize batılı batıl olarak göster. Hakkı tutmayı nasip et. Batıldan kaçınmayı nasip et.


- “Ben kesinlikle inanıyorum ki önümüzdeki yıllarda bütün dünyada en gür sada Hakk’ın ve Hakk’a inananların olacaktır.” “Ve’l akıbetülil muttakin, Güzel akıbet (nihai zafer) muttakilerin (Allah’tan hakkıyla sakınan müminlerin)dir.” (A’raf 128)