EĞİTİM

e-Posta Yazdır PDF

Genel anlamda eğitim denildiğinde: İnsanın dünyevi ve uhrevi hayatı için ona lazım olan bilginin verilmesi, kendisinde var olan değerlerini bozulmaktan koruyarak onların tekamül etmesi için gelişimini sağlamaktır. Kötü ahlak ve davranışlardan kişiyi uzaklaştırıp toplumun salahını ve güveni sağlamak için onu en iyi olana yönlendirmektir. Eğitimi belli bir bölgeye, belli bir kesime ve zamana hasretmek doğru değildir (yani eğitim 5 yaşında okulda başlar gibi).


Kur'an ve Sünnette eğİtİm ne zaman başlar (eğİtİmİn başlangıcı)?


Giriş:


İnsanlar en basit mesleklere sahip olmak için senelerce öğrenim gördüğü ve bir o kadarda maddi imkanlarını sarf ettiği halde, insanın eğitimi denildiğinde, bu eğitim kendi haline bırakılmıştır. Bizim eğitimdeki boş vermişliğimiz dinimizin bu konuyu ihmal ettiğinden kaynaklanmamaktadır. Dinimiz insan eğitimine son derece önem vermiş, eğitmede bir ölçü ve nizam koymuştur. 


Bu gün topluma baktığımızda maalesef ahlakın dejenerasyonunun (ahlakın yıpranmasının ) had safhada olduğunu görüyoruz. Bunun altında yatan sebeplere baktığımızda ise: eğitimin kelime olarak, cümle olarak çokça dile getirildiği halde hayata yansımasında bir çok aksamalar olduğunu, daha doğrusu; toplumun eğitime nereden ve nasıl başlayacağını ve bu eğitimde kaynak olarak ellerinde bulundurmaları gereken, eğitimde esas almaları gereken kaynakları tespit edememekten doğan bir kavram kargaşasının olduğunu görüyoruz. Eğitimin son dönemlerde çokça gündemde tutulduğu halde ahlakın yıpranmasının önüne geçilemeyişi, nereden nasıl başlanılması gerektiğini tespit edememekten kaynaklanmaktadır.


Konu:


Eğitim denildiğinde akıllara ilk gelen çocuk eğitimi oluyor. Oysa eğitim denildiğinde bu genel anlam içeren bir kelimedir, bu genel anlamı sadece çocuk eğitimine hasretmek doğru bir anlayış olmasa gerek. Genel bir çerçeveden Kur’an ve Sünnete baktığımızda: Kur’an ve Sünnet insanın eğitimini ele alır. Bir yaş sınırı, bir adedlendirme ve nitelik belirtmeden İslam dininin insanın eğitimini ele aldığını görüyoruz.


Mesela eğitim çerçevesinde Kur’an da bize örnek verilen geçmiş kavimlerin kıssaları vardır. Ve bizim bunlardan ibret alarak hayatımıza, eğitimimize yansıtmamız gereken yönlerinin olduğunu görüyoruz.


Bunun akabinde; eğer bizler insanı eğitmeyi başarırsak veya insan kendisini eğitmeyi başarırsa, sonraki nesillerin eğitimi her bireyin kendisini eğitmesinin üzerine bina edilecektir.


Örneğin çocuk eğitimini ele aldığımızda: çocuk eğitimi nereden başlıyor dersek? Çocuğun eğitiminin başlama noktası, bir anne baba adayının çocukluğundaki eğitiminden başlar. Eğer bir kız çocuğu annelik vasfını, bir eğitmenlik vasfını taşıya bilecek şekilde yetiştirilmiş ise; ki burada şöyle bir açılım yapabiliriz: fertlerin sahip olmaları gereken kimlik ve bu kimlikteki nitelikler (evsaflar), önce bir insanın kadın olarak kimliği (bizler fıtraten kadın olarak yaratılmamız hasebiyle, birer anne vasfıyla yaratıldığımız için önce kadın olarak kendi kimliğimizi ele alırsak) bunun ardından inan bir kadın kimliği, bunun ardından bir eş kimliği, inanan bir eş kimliği, bir ana kimliği ve inanan bir ana kimliği. Eğer bir insan, bir kadın kendisini inanan bir anne konumuna gelmeden bundan önceki merhalelerde eğitmiş ise yani inanan bir kadın kimliğine sahip olmuşsa, bu kadın kendisine ileride zürriyetinin temeli olacak, inanan bir eş tercihi yapacaktır.


Nitekim bu konuda Allah’ın Rasulü: ‘‘Kadın 4 şey için nikahlanır diyor…’’


Erkek için ise: ‘‘Dininden ve ahlakından emin olduğunuz gençleri evlendirin .’’ buyuruyor.


Demek ki, inanan bir kadının kendisine eş olarak, ilerideki aşamalarda çocuklarının babası, torunlarının dedesi olacak yani onun zürriyetinin devamının odak noktası olacak bir eşi seçerken dikkat etmesi gereken 2 husus olduğunu söylüyor Allah Rasulü (s.a.v.). bunlardan ilki dini, ikincisi ise ahlakıdır. Zira isteyerek veya istemeyerek her çocuğun anne ve babasının ahlakından örnek almaya meraklı bir yaş dönemi vardır. En azından çocuğun kendi kimliğini tam oturtma yaşına gelmeden önceki zaman biriminde anne ve baba çocuğun gözünde modeldir. Allah rasulünden gelen naslara baktığımızda, çocuk eğitiminde başlanılması gereken nokta insanların kendilerini yetiştirmeleridir. Akabinde ise inanan bir eş seçiminin gerçekleştirilmesidir.


Hatta çocuğun dünyaya gelmesine sebep teşkil eden noktada dahi ‘‘Sizler cima için eşinize yaklaştığınızda Allah’ın ismini anın ve şöyle deyin: Rabbim bu birlikteliğimizden bize Salih bir evlat ver. Şeytanı bizden ve ondan uzak tut.’’


Meryem (a.s)’ın annesinin Meryem ve soyu için yaptığı bir dua sebebiyle, (şeytan doğan her çocuğa dokunur) yalnızca Meryem’in annesinin duası sebebiyle Meryem(a.s) ve soyuna şeytan ilişemedi.’’


Burada, o çocuğun dünyaya gelişine sebep teşkil eden noktada yine çocuğun eğitimi göz önüne alınarak şeytanın ondan uzak tutulması ve onun Salih veya Saliha bir evlat olması duasıyla bu çocuğun eğitiminin ilk basamağı eyleme dökülmüş oluyor.


Yine belirli bir yaş aşamasına gelindiğinde ise; Allah Rasulü (sallahu aleyhi ve selllem) ‘’Her doğan İslam fıtratı üzere doğar’’ diyorsa, bu çocuk zaten sorumlu tutulacağı emir ve nehiylere eğilimli olarak doğacaktır. Selim bir fıtrat ancak bu dini hüsnü kabule meyyaldir. Fıtrat bozulmadığı zamanda zaten Allah Subhanehu ve Teala onu güzel bir ahlakla donatmıştır, mesela düşündüğümüzde, insanın fıtratında asıl olan dürüstlüktür yalandan uzak kalmaktır, insanın fıtratında asıl olan hayadır, insanın fıtratında asıl olan infak etmektir, ve biz eğitim dediğimiz aşamada eğitimi gündeme getirdiğimiz noktalarda dikkat edersek, anneler çocuklarına genelde şunları telkin eder aşılamaya çalışır eğitim adı altında: Sakın yalan söyleme! Sakın hırsızlık yapma! Gibi meseleler, sakın şunu yapma sakın bunu yapma gibi, bu güya eğitim adı altında sakındırmaların gündeme gelmesi o çocuğun fıtratının bozulması, sonrada o fıtratın düzeltilmeye çalışılmasından dolayı eğitimin belki şuan bir çok insanın anladığı şekilde gündeme gelmesi söz konusudur. Ama aktarılan naslarla burada görüyoruz ki, günümüz pedagoglarının ‘‘çocuğun eğitimi anne karnında başlar’’ tezini çürütmüş oluyor bu nakiller. Eğer çocuğun eğitiminin anne karnında başlaması söz konusu olsaydı, çocuğun eğitimi o an sadece anneyle başlardı çünkü çocuk anne karnındadır.


Sonuç:


Sonuç olarak: insanın eğitiminin ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Zira her bir fert bu toplumda belki bu gün bir çocuk ama yarın bu toplumu oluşturacak bir yetişkin olacaktır. Yarın oda kendisinin geçtiği çocukluk aşamasından geçecek çocuklar yetiştirecektir. Bunun için eğitim sadece çocuk eğitimi olarak düşünülemez, eğitim denildiğinde genel olarak insan eğitimi esas alınarak çocuğun eğitiminin de bunun içine dahil edildiğini unutmamak gerekir.


kitap ve sünnette eğitim insan eğitiminden başlar


İnsanoğlunun eğitimi, daha kendisi bu dünyaya gelmeden önce ona sorumlu tutulacağı bütün konuların alt yapısı niteliğinde, bu sorumlulukta gelen emir ve nehiylere teslimiyeti açısından yüklenen fıtri değerler (hasletlerle) donatılarak yer yüzüne gönderilmiştir. Ve yer yüzünü de onun fıtratına hitap eder bir biçimde yaratmıştır. (insana yeme kabiliyeti vermişse, onun için yiyecek şeyler var etmiştir. Görme, koklama kabiliyeti vermişse, görülecek güzellikler ve koklanacak güzellikler var etmiştir. Yeryüzünü insanın fıtratına göre dizayn etmiştir.) Bu da şunu gösteriyor, Allah, insanoğlunun fıtratını eğitime müsait bir şekilde yarattığı gibi dünyaya gönderdiği zaman kulunu, ona yüklediği sorumluluğu da onun tabii hasletlerine yönelik olarak ondan bir sorumluluk istemiştir.


Bizlerinde insanı eğitirken göz önünde bulundurması gereken husus budur. İnsanı eğitirken onun fıtratına tabiatına ters düşülmeden insanın eğitilmesidir. Eğer bu husus göz önünde bulundurularak muhatap eğitilir ise ancak o zaman eğitimde başarı elde edilir.


“Gazâlî,“Eyyuha’l-Veled” adlı eserinde terbiye anlayışına ilişkin olarak şunları ifade etmiştir:


Terbiye, mahsulünün güzelleşmesi ve mükemmel olarak büyümesi için ekinin arasındaki dikenleri söküp yabancı otları çıkaran çiftçiye benzer. Gazâlî, çocuklar arasındaki farklılıkların gözetilmesi görüşündedir. Çocukların tek yöntemle ele alınamayacaklarına ve aynı muameleye tabi tutulamayacaklarına işaret etmiştir. Aksine mizaçları, tabiatları, yaşları ve çevrelerindeki farklılıklara göre farklı şekillerde tedavi edilmeleri, farklı terbiye edilmeleri gerekir. Bu hususta şunları söylemiştir:


Nasıl ki doktor bütün hastaları tek ilaçla tedavi etmeye kalktığında birçoğunu öldürürse, eğitimci de aynı şekilde öğrencilere tek yönlü bir riyazeti işaret etse onları helake sürükler, kalplerini öldürür.

Terbiye/eğitim aslında üç ana unsura dayanır veya bir başka ifadeyle üç ana direği bulunmaktadır:


1- Öğrenci,


2- Metot,


3- Öğretici.Her ne kadar bu işte köşe taşı ise de bu üçüncü sıradadır.


“Havle’t-Terbiye ve’t-Ta’lîm” adlı eserin müellifi şunları dile getirmiştir: Eğitim aşamalı hareket etmektir. Eğitim üst üste biriken ve birbirini destekleyen çabalardır. Eğitimin gayelerine ulaşmasında zaman önemli bir faktördür.


İnsana kültür aşılamak katiyetle bir seferde olabilecek bir iş değildir, Birbirini takip eden aşamalardan geçerek gerçekleşir.


Herhangi bir gelişim meyvesi vermeyen bir eğitim ile karşılaştığımızda biliriz ki, bu kısır bir eğitimdir. Herhangi bir “şey”in geliştirilmesini hedefleyen fakat merhale takip etmeyen, sürekli ilgiden uzak çabalar gördüğümüzde bu çabaların “eğitim” diye anılmayı hak etmediklerini biliriz.”Dr. Ahmed Ali el-Funeyş, el-Ususu’n-Nefsiyye li’t-Terbiye, s.259


Öncelikle eğitim denildiğinde benim zihnimizde yaptığı ilk çağrışım ve bunun ilk aşaması; insanoğlunun kendisini yaratana karşı olan sorumluluğunun bilincinde olması ve hayra meyyal olarak, şerri ve hayrı tefrik edecek vicdanını fıtratını koruması, selim tutmasıyla başlamaktadır.


Dolayısıyla bizlerin inandığı Kitap da Araf suresi 172. ayette ‘‘ben sizin Rabbiniz değimliyim?’’ sorununa binaen verilen cevapla; Rabbi kabulü ele alırsak, “Rabb’’ kelimesinin içerdiği manalardan biri de terbiye eden, manasın da idi. Bu ise, bizim fıtratımızın eğitildiğini (yani bizlerin bu dünyaya eğitilerek gönderildiğini) ortaya koymaktadır. İnsan için imanı bazda muhatap olduğu emirler ve neyiler ise onun fıtri eğitiminin tekamülüdür denilebilir. Bu bağlamda ise Allah’ın bize lütfüdür ki, insanı eğitirken de onun önüne bir örnek koymuştur. Sizden Allah’a ve Ahiret gününe iman edenler için Rasul en güzel bir örnektir, buyurmaktadır.


İnsanın eğitimi sadece çocuğa, çocuk eğitimine hasredip bunun başlangıcı olarak ta anne babanın, anne ve baba olma aşamasında yada eş seçme aşamasında başladığını iddia etmek konunun başından ele alınmasının anlaşılırlığını ortadan kaldırır.


Kur’an ve sünnetin insan eğitimini esas alması; kendisini yaratılmış diğer mahluklardan farklı kılan bir idrak (akletme) kabiliyeti verilen insanın bu kabiliyeti neticesi ibadetle, kendisini yaratana ubudiyetiyle sorumlu tutulması söz konusudur.


Eğitimde kişiye gücü nispetinde sorumluluk yüklenmelidir. Zira Allahu azze ve celle’nin ayetini Allah Rasulü: “gücünüz nispetinde korkun’’ buyurarak beyan ediyor.


Sonuç: Olarak diyebiliriz ki: başlığımızda da ele aldığımız gibi, Kitap ve sünnet insanın eğitimini konu edinir. Onlarla gelen tüm emir ve nehiylerin, insanın bozulan fıtratını düzelterek ve bir nizama alarak, hassaten fertleri ve o fertlerin oluşturduğu aileleri, bu ailelerin oluşturduğu milletlerin ve toplumların eğitimini baz (esas) almıştır. Ve eğitimde başarıya ulaşmak için, eğitilenin tabiatına ters düşmeyecek bir eğitimin verilmesi gereklidir. Eğitimin merhale merhale olduğu da dikkate alınması gereken bir husustur. İnsanın fıtrattan vahye kadar olan eğitimi, vahiyle gelen eğitimi, çocuk olarak eğitimi, genç olarak eğitimi , anne olarak eğitimi baba olarak eğitimi vs.. merhaleleri vardır.


Eğitim kavramını sadece çocuk üzerinden konuşmak EĞİTİM KAVRAMI nı yeteri kadar anlayamadığımızı gösteriyor.Unutmayalım ki öğrenmenin yaşı yoktur. Her yaştaki insan için öğrenecek bir şeyler mutlaka vardır.Ve hangi yaşta olursak olalım eğitilmeye ihtiyacımız olduğunu unutmayalım.


Rabbimizin bizi Rab sıfatı ile terbiye etmesi dua ve temennisi ile ...


Fİ EMANİLLAH