MÜSLÜMAN KADININ KİMLİĞİ

e-Posta Yazdır PDF


İçerisinde hayat sürdüğümüz şu vahşi dünya, hepiniz de şahit olduğu gibi korkunç bir şekilde bayağılaşma sürecine girmiştir.


İnsanlar, İslam dininin getirmiş olduğu o güzel ahlaki değerleri beğenmemişler, yerine temelinde zulüm yatan insan uyduruğu kanunlar çıkarıp onları tercih etmişlerdir. Ve neticede ahlaki bozukluk, bayağılaşma, her türlü rezillik ve utanmazlık, sınır tanımayan oyun ve eğlenceler, danslar ve müstehcen müzikler, meyhaneler ve kadın ticareti başını almış yürümüştür. Ve şu an insanlığın kısmı azamı, şehevi arzu ve isteklerinin esiri olmuş ve Allah’ın kendilerini yarattığı o tertemiz fıtrattan bütünüyle sıyrılmış vaziyete düşmüşlerdir.


Değerli Müslümanlar! Unutmayın ki bu çirkin oluşumun içerisinde kadının çok büyük ve etkili bir rolü olmuştur ve hala da olmaktadır.


Kadını,”haklarının elinden alındığı “ve” tarih boyunca geri plana itildiği yaklaşımıyla kandırmışlar ve “kendisini hürriyete kavuşturma ve layık olduğu mevkie getirme” soganıyla da onu rezil ve rüsva etmişlerdir. İşte kadına en büyük ihanet bu yolla yapılmıştır.


Maalesef bu gün kadın, bu sloganik aslı astarı olmayan sözlere aldanmış ve kendisine sunulan birçok değerleri, bilmeden anlamadan- elinin tersiyle kenara itmiştir. Hâlbuki o tanımadığı İslam kendisine çok değer vermiş ve yine kendisine çok güzel haklar tanımıştır.


İslam, kadın erkek arasında adalet anlamında eşitlikle gelmiş, adını saygın bir yere oturtmuş ve onun şanını yüceltmiştir. Onu, hakkı olan her şeye eksiksiz ulaştırmıştır. Gücü, yetenekleri ve yapısına uyan alanlarda ona yetkiler vermiştir.


Mesela, o da erkekler gibi mal-mülk sahibi olabilir. Şeriatın koyduğu kurallara uymak şartıyla ticaret yapıp, alıp satabilir. Okuması ve hayatında kendisine gerekli olan şeyleri öğrenmekte onu hakkıdır.


Düşman baskısı olursa, o da dinini korumak için hicret edebilir. O da rızası ve tercihine göre evlenebilir.O da erkekten nafaka ve diğer hakkı olan şeyleri talep edebilir. Gerektiği zaman boşanma talebinde bulunabilir. Yani hakları çiğnendiği takdirde onun da; kocasından, babasından, kardeş ve evladından miras alma hakkı vardır. Onun, karı olarak, kız olarak bacı veya anne olarak nafaka isteme hakkı vardır.


Alım-satım, ihtiyaç halinde çalışma, sadaka verme, hibe etme, vasiyet ve icare yetkisi de vardır.


Kadının İslam dinindeki yeri ve değeri, ancak Kuran’ın ve Sünnet’in bilinmesiyle anlaşılabilir. Kur’an ve Sünnet hakkıyla bilinmez ise bunları bir insan nereden bilip tanıyacaktır.


İşte İslam, kadına vermiş olduğu bu değerden dolayı onu, saklanması gereken çok değerli bir mücevher olarak kabul etmiştir. Ve onun yabancı ellere geçmemesi için de birçok tedbirler almıştır. Bu tedbirlerin en önemlisi de bilindiği ve defalarca anlatıldığı gibi onun tepeden tırnağa örtünmesidir.


MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜSÜ


“Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve tüm mü’minlerin kadılarına söyle; cilbablarını üzerlerine bürünsünler. Bu, onların tanınmaları ve eza edilmemeleri bakımından en uygun olanıdır.” (Ahzab 59)


Hicabın Farz olduğunu anlatan en açık Ayet-i kerimelerden bir tanesi de budur. Ayeti celileye dikkat edilirse buradaki hicab emri, bazılarının iddia ettiği gibi sadece peygamberin hanımlarına veya kızlarına yönelik bir emir değildir. Bu emir, bütün Müslümanların kadınlarına ve kızlarına da yönelik bir emirdir. Rasulullah (s.a.v)’in hanımları ve kızlarının özellikle anılmasının sebebi ise, üstün mevkilerinden ve aynı zamanda diğer kadınlar için örnek teşkil ettiklerinden dolayıdır.


Şurası çok iyi bilinmelidir ki; Hicab Ayet’leri, kadını tepeden tırnağa örtmek için gelmiştir. Ve en önemlisi, onun güzelliğinin ve çirkinliğinin kendisinden belli olacağı yüzünü örtmek için gelmiştir. Çünkü hicab Ayet’lerinden önce zaten Müslüman kadınlar örtülü idiler. Yani onlar çıplak olarak dolaşmıyorlardı.


Hatırlarsınız Allah Resulü (s.a.v) Mekke de işkence edilirken kızı Zeynep’in yanına geliş şeklini ve Rasulullah (s.a.v)’ın da ona söylediği ifadeleri.


Gamid kabilesinden Haris 'in oğlu Haris diyor ki; Biz Mina’da iken babama “bu cemaat nedir” diye sordum, babam dedi ki, onlar bir müneccim için toplanmışlardır. Haris diyor ki: Biz indik “başka bir rivayette de geldik” baktık ki, Rasulullah (s.a.v) insanları tevhide ve imana davet ediyordu. Oradaki kalabalık ise Rasulullah (s.a.v)'ın sözünü reddedip ona eziyet ediyorlardı. Gün yarıya varıp yanındaki kalabalık çekilince gerdanlığı görünen bir kadın ağlayarak Rasulullah (s.a.v)'ın yanına geldi. Kadının elindeki kadehte su bulunuyordu, bir elinde de mendil vardı. Onu Rasulullah (s.a.v)'a sundu, Rasulullah sudan içti, abdest aldı. Sonra başını kadına doğru kaldırarak buyurdu ki: “Ey kızım gerdanını ört. Babanın mağlup ve zelil olacağından korkma” “Kimdir bu kadın?” dediğinde, “O kızı Zeynep’tir” dediler.( Tabarani Mu’cemül kebir: 1.C 245 S İbni Asakir Şam tarihi 4.C.46)


İşte bu ve emsali deliller, Müslüman kadınların Mekke de iken yüzlerinin açık ama örtülü olduklarını ispat etmektedir. Hicab Ayet’i ise Medeni’dir ve yüzün örtülmesi için gelmiştir. Bunun en açık ve en güzel delillerinden birisi, Aişe annemizin ıfk hadisesinde kullanmış olduğu şu ifadelerdir:

Ben Zekvan’ın “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” sözlerini işitince, hemen fereceme bürünüp yüzümü örttüm, halbuki bu zat beni hicaptan önce tanırdı. (Buhari 10.c.4598 Müslim 8.c.2770)


İşte bu açık ve net ifadeler, hicaptan önce kadının yüzünün açık olduğunu ve hicap emrinin ise kadının yüzünü örtmesi hususunda indiğini bildirmektedir.


Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurdular: “İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin” (Buhari 4.c.1730 Ebu Davud 5.c.1826)


Gerek Peygamberimizin kadınlarının ve gerekse diğer Müslümanların kadınlarının hicaba bürünerek yüzlerine değin örttüklerini belirten hadisler pek çoktur. Gelin onlardan bazılarını beraberce okuyalım.


“Aişe (r.anha)’dan: Sevde (r.anha) hicabını çıkardıktan sonra bir ihtiyaç için dışarı çıktı. Sevde (r.anha) cüsse bakımından iri yapılı bir kadındı. Onu tanıyanlar hemen farkına varırlardı. Hattab oğlu Ömer onu görünce dedi ki: “Ey Sevde Allah (c.c)'tan korkmaz mısın ki, bizim yanımıza örtünmeden geliyorsun? Baksana nasıl çıkmışsın.” Bunun üzerine Sevde (r.anha) gerisin geriye eve döndü. Rasulullah (s.a.v) de o an benim evimde akşam yemeğini yiyordu. Elinde de bir et parçası vardı. Sevde (r.anha) hemen Rasulullah (s.a.v)'ın yanına gedi. Ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasulü, ben bazı ihtiyaçlarım için dışarı çıktım. Ömer ise böyle böyle dedi.” Bunun üzerine gelen vahyi ilahide belirtilen Ayet’in hükmüne muvafık olarak Efendimiz buyurdu ki: “Öyleyse siz ihtiyacınızı gidermek için dışarı çıktığınızda hicaba bürünmelisiniz.” Hz. Aişe der ki: Vahiy geldiği an da etin dikesi hala Rasulullah (s.a.v)'ın elinde bulunuyordu.” (Buhari Müslim Ahmed 6/56 İbni Sa’d Tabakat 125)


“Aişe (r.anha) buyurdular ki; “Biz Rasulullah (s.a.v)'la birlikte ihramlı olduğumuz zaman süvariler yanımızdan gelip geçiyorlardı. Tam hizamıza geldikleri vakit her birimiz abalarımızı başımıza ve yüzümüze örterek yan tarafa sarkıtıyorduk. Bizi geçtikleri vakit tekrar açıyorduk.” (Ahmed: 6/30 - Ebu Davud ve Beyhaki Hac mevzuunda zikretmişlerdir.)


Şeybe (r.anha) diyor ki: Ayşe’yi, Kabeyi tavaf ederken peçeli olarak görmüştüm.”


Büyük ilim adamı İbnu’l Kayyım, şunları söylemektedir: “Kadının ihram esnasında peçeyi çıkarması hariç, yüzünü açmasının gerektiği hakkında bir tek harf dahi nakledilmiş değildir.” Daha sonra şunları söyler: “Esma’dan sabit olduğuna göre o ihramlı olduğu halde yüzünü örterdi. Âişe de şöyle demiştir: “Binek sırtında olan erkekler yanlarımızdan geçer ve biz o sırada Peygamber (s.a.v) ile birlikte ihramlı halde bulunuyor idik. Binekliler bizimle aynı hizaya geldiklerinde biz cilbabımızı yüzümüzün üzerine örterdik. Bu kişi geçip gidince biz de yüzümüzü açardık ” (Tehzibu’s Sünen: 2. 350)


Hz. Ömer (r.a) son haccında Peygamberin hanımlarının da birlikte hacca gitmelerine izin vermiştir. Onlarla beraber Hz. Osman (r.a)’ı Abdurrahman bin Avf (r.a)’ı da gönderdi. İbrahim diyor ki, Osman (r.a) Kâbe’de şöyle bağırmıştı: “Onların yanına kimse yaklaşmasın, kimse onlara bakmasın” dedi. Onlar indikleri zaman Osman ve Abdurrahman (r.anhüma) topluluğun gerisinde idiler ve yanlarına kimse yaklaşmamıştı.”


Bütün bu hadislerden açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber (s.a.v)’in devrinde gerek peygamber hanımlarının ve gerekse diğer mü’min kadınların yüzleri peçeli idi.


Ve tabiki daha sonra gelen fazilet sahibi kişiler de onların yolunu takip ederek peçe kullanmış ve yüzlerini örtmüşlerdir.

Asım oğlu Ahvel anlatıyor: Biz Sirin'in kızı Hafsa’nın yanına vardığımızda abasını hep şu şekilde yapardı: Yüzünü ve gözünü örterdi. Biz ona derdik ki, "Ey Allah'ın rahmeti üzerine olasıca kadın. Allah'u Azze ve Celle Kur'an’ı keriminde buyurmuyor mu ki: “Evlenme arzusu kalmamış oturan ihtiyar kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur.” (Nur: 60) Hz. Hafsa ise bunda ne var diyordu. Biz ayetin devamını okuyup “Şayet iffetlerini takınırlarsa kendileri için daha hayırlıdır.” dediğimiz zaman. Ve o: “İşte hicabın şart olduğunu beliren hüküm budur” diyordu.” (Beyhaki: 7 / 83 – Albani Hicab: 48)


Hulasa! Yukarıda Kur’an ve Sünnet’ten derleyerek sunduğumuz bu delillerden açıkça anlaşıldığı gibi, kadının tepeden tırnağa örtünmesi onun üzerine vacip olan bir görev olduğu anlaşılmaktadır.


KADININ EVDEN ÇIKARKEN KOKU SÜRÜNMEMESİ


Ve bu örtünmesinin yanı sıra yine kendisinin yararına olan birçok güzel hükümler vazetmiştir İslam. Bunlardan bir tanesi de: Evinden dışarıya çıkarken koku sürünmemesidir.


İslam, seddu’z zerai (yani kötülüklere engel olma veya set çekme) kabilinden koyduğu bu kaideyle, kadının evinin dışına çıkarken erkeklerin nazar-ı dikkatlerini celbetmemek için güzel koku sürünmesini yasaklamıştır.


Ebu Musa el-Eş’ari (r.a) Rasulullah (s.a.v)’den şöyle naklediyor: “Her göz zinacıdır. Kadın güzel koku sürünüp bir topluluğun yanından geçerse işte o da böyle böyledir.” yani zina etmiş gibidir.” (Ahmed: 4/398)


Zeyneb es-Sakafi (r.a) da, Rasulullah (s.a.v)’in: “Siz kadınlardan kim camiye çıkarsa sakın güzel koku sürmesin” buyurduğunu nakletti. (Müslim: 4/163 – Nesai: 8/133)


Ebu Hureyre (r.a).da, Rasulullah (s.a.v)’in: “Hangi kadın üstüne buhur sürerse; bizimle birlikte yatsı namazına gelmesin” buyurduğunu rivayet etmiştir. (Müslim: 4/163)

Ebû Raham’ın azatlı kölesi Ubeyd şöyle rivayet etmiştir: Ebû Hureyre (r.a) koku sürünmüş olarak mescide doğru giden bir kadınla karşılaşır. Ona şöyle der: Ey el-Cebbar’ın cariye kulu, böyle nereye gidiyorsun? O da: “Mescide!” der. Ebû Hureyre: “Bunun için mi koku süründün?” Kadın: “Evet!” der. O da der ki: “Ben Peygamber (s.a.v)’in: “Eğer herhangi bir kadın koku sürünür de mescide böyle giderse, Allah Teâlâ, gusül abdesti alana kadar o kadının namazını kabul etmeyecektir” dediğini duydum. (Ebû Dâvûd: Teraccul: 7 - İbn Mâce : Fiten : 19)


İşte bu hadisler, kadının koku sürünerek dışarı çıkmasını yasaklar. Zira bu fiiliyle ondan güzel koku yayılacaktır. Bu ise, erkeklerin ona yönelip bakmasına, ondan haz almasına ve ona meyletmesine sebep olacaktır.


Unutmayalım ki; Hoş koku, şehevi duyguları kamçılayan çok etkili bir vesiledir. Bu yasak şu ilahi kelamın şumulü dâhilindedir; “Kapalı olan süs güzelliğinizi bilsinler diye ayaklarınızı yere vurmayın”


Çünkü bu Ayet, kadın için erkeği uyaracak ve kendisiyle meşgul edecek olan her türlü davranış, eylem ve görüntüyü yasaklamaktadır.


KADININ ŞEFFAF, PARLAK VE DAR ELBİSE GİYMEMESİ


İslam’ın kadını koruyup kollama amacına yönelik olarak koyduğu engellerden ve yasaklardan bir tanesi de; ince, şeffaf ve bedenini gösterecek, sezdirecek elbise giymekten onu menetmesidir.


İşte bu türden kadının vücudunu sıkan, uzuvlarını belli eden dar elbiseler giymek, çıplak olmakla aynı anlamda zikredilmiştir. Yani, örtünmenin mantığını bu şekilde bozan bütün giysileri İslam haram kılmıştır.


Unutmayalım ki kadının bu tür dar ve şeffaf elbiseyle dışarıya çıkması, fitnenin en önde gelen temel sebeplerindendir. Bu şekilde giyinip kuşanan kadınlar, lanetlenmiş ve cehennem namzeti olan kimseler olarak vasıflandırılmışlardır.


Ebu Hureyre (r.a)’dan gelen bir rivayette Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır. “Cehennem ehli iki sınıf insan var ki öylesini hiç görmemiştim: Bir sınıf, elindeki sığırkuyruğuna benzer kırbaçlarla insanları döver. Birisi de, giyinmiş ama çıplak kadın. Yürüyüşlerinde sağa sola yaylanır ve çalkalanırlar. Başları ise zayıf deve hörgücü gibi yapılmış vaziyette. Bunlar Cennete asla giremezler. Kokusunu da alamazlar. Hâlbuki onun kokusu şunun şunun yolundan alınır.” (Ahmed: 2/355–356 - Müslim, Beyhaki, Malik)


Abdullah bin Ömer (r.a) dan gelen başka bir rivayette ise Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Ümmetimin sonrakileri arasında bazı adamlar olur ki; binek hayvanının semerine benzer şeye binerler ve mescitlerin kapısında inerler. Kadınları ise, giyinmiş çıplaktırlar. Başlarında zayıf deve hörgücü gibi bir şey vardır. Onlar lanetliktir. Sizden sonra bir ümmet gelse, kadınlarınız onlara hizmetçi olurdu, tıpkı sizden öncekilerin size hizmetçi olduğu gibi.” (Ahmed: 2/323)


Herhalde zikredilen bu iki hadisteki: “Giyinmiş çıplak kadın” tanımlamasından kastın ne olduğu gayet açık ve nettir.


Bu, tıpkı günümüzdeki daracık ve incecik biblo elbiseler gibi süslü püslü giyinen kadın demektir. Ya da daracık sıkma kot pantolonu giyinerek vücudunun en mahrem yerlerini dahi teşhir eden kadın ve kız demektir. Ve hatta güya örtünüyorum diye daracık pardösüler giyinerek vücut hatlarını ortaya koyan bazı zavallılar demektir.


Rabbim bütün Müslümanların kadın ve kızlarından bu durumu uzak eylesin. Hatta bu çirkin hal öyle ilerledi ki, inanın bu gün kadın ve kızların vücutlarının ortası kapalı, altı, üstü, başı, göğsü, boynu, saçları, gerdanı, bacakları, açık bir şekilde sokaklarda dolaşmaktadırlar.


Bunun anlamı nedir dersiniz? Bu, fıtrattan ayrılıp çıplak vahşete geçiş değil midir? Hâlbuki Cenab-ı Hak Âdemoğluna seslenerek şöyle buyurmaktadır: “Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size süs kazandıracak bir giyim indirdik. Takva ile kuşanıp donanmak ise, daha hayırlıdır. İşte bunlar, Allah'ın Ayet’lerindendir. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.”

“Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, sizleri görmektedirler.” (A’raf 26 – 27)


İslam bizi değerli mücevher kabul etmiş ve saklı olmamızı istemiştir. Öyleyse neden bu değere nankörlük ediyoruz? Bu halimizle nereye gidiyoruz ey kadınlar topluluğu? Nedir bu dar ve şeffaf elbiseler? Bu halimiz bizi yaratan rabbimize karşı gelmek değil midir?


Usame bin Zeyd (r.a) dedi ki: Rasulullah (s.a.v) bana, Dihyetü’l-Kelbi’nin hediye ettiği kalınca bir kıptiye giydirdi. Ben de bunu hanımıma verdim, o giyindi. Rasulullah (s.a.v) bana: “ne oldu, niçin kıptiyeyi giymiyorsun” dedi. Bende Hanımıma verdim deyince: “Öyleyse söyle ona altına bir iç gömlek giysin. Çünkü vücudunun yapısını belirteceği endişesindeyim” buyurdu. (Ahmed 5/205)


Bunun içindir ki Şevkani (r.a) şöyle der: “Bu hadis, kadının vücudunun şeklini şemalini vasfetmeyecek bir elbiseyle örtünmesinin farz olduğuna delildir. (Neylül Evtar: 2/115)


Hafsa binti Abdurrahman Rasulullah’ın hanımı Aişe’nin yanına girdi. Hafsa’nın ince bir başörtüsü vardı. Aişe onu ikiye katladı ve kalın bir başörtüsü yaptı. (Muvatta: 1718)


Hişam bin Urve (r.a)’dan rivayet ediliyor. Münzir bin Zübeyr Irak’tan dönmüş ve Ebu Bekir (r.a)’ın kızı Esma’ya marukuh diye anılan ince ve değerli bir kumaş elbise göndermişti. O da gözleri görmediği için eliyle elbiseye dokunarak: of götürün elbisesini geriye, bu Munzir’e ağır gelir, dedi. Ona denildi ki: Anacığım bu şeffaf değil. Tekrar dedi ki: Değil ama vücudu tam sarar. Sonra ona ayni tip ama ince olmayan bir elbise satın aldı. Ve onu kabul edip, bak böylesi giyilir, dedi.” (İbni Sa’d: 8/252)


İşte bütün bu anlatılanlar, kadının vücudunu sıkan, uzuvlarını belli eden dar ve şeffaf elbiseler giymesini ona yasaklayan birer delildir.

KADININ EVİNDEN ÇIKMA ADABI VE ŞARTLAR


Kadının evinden çıkarken mutlaka dikkat etmesi gereken bir takım adab ve şartları vardır Çünkü o evinden çıtımı şeytan ona musallat olur.


İbni Mesud (r.a)’dan Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Kadın avrettir. Çıkınca ona şeytan rehber olur.” Diğer bir rivayette ise İbni Mes’ud (r.a)’dan: Nebi (s.a.v) buyurdu ki: “Kadın avrettir. Kadın evinden çıktı mı, bu normaldir. Ama hemen, şeytan ona önder olur ve der ki: kime rastlarsan herkes sana gıpta ediyor. Kadın da elbisesini giymiştir. Kendisine nereye diye sorulunca: Hasta ziyareti, cenaze takibi ya da camiye namaza der. Hâlbuki kadın, Rabbine evinde yaptığı ibadetin benzerini yapamaz.” (Tirmizi 2.c.1182)


Mubarek furi Sünen-i Tirmizi şerhinde şöyle diyor: Buhari’nin mecmain de denir ki; “Allah kadını bütünüyle avret kıldı. Çünkü o ortaya çıkınca ondan utanılır. Tıpkı esas avret yerinin ortaya çıkması gibi. Avret ise açılınca utanılan her şeydir.


Demek ki kadının kendisi avrettir. Şeytan onun sokağa çıkmasında kendisine delil olur. Yani onu erkeklerin gözüne güzel gösterir. Bakışlar onu şaşırttığı gibi bakanlar da şaşırır. İşte bu, şeytanın eşlik etmesinin esasıdır. Öyleyse kadın ortaya çıkıp görünmesi hususunda çok dikkat etmelidir. Çünkü çıkınca gözler ona yönelecektir. Dolayısıyla kadın, gözlere ne kadar az görünür ve dışarıya ne kadar az çıkarsa o derece Allah’ın rızasına yaklaşır.


Cabir (r.a) dan nakledildiğine göre, Rasulullah (s.a.v) bir kadın gördü. Hemen eşi Zeyneb binti Cahş (r.a)nha’nın yanına girip, onunla arzusunu yerine getirdi. Sonra ashabının yanına çıktı ve onlara dedi ki: “Kadın önden şeytan kılığına girer gelir. Geriden de şeytan suretinde döner gider. Eğer biriniz bir kadın görür de kalbine bir arzu düşerse, hemen karısının yanına gitsin, onunla birleşsin. Böylece nefsindeki o ateşi söndürmüş olur.” (Ahmed 1/33 Müslim 4.c.1403)

Görüldüğü gibi şeytan kadını kullanarak erkeğin heva ve arzusuna uymasını ve fitneye düşmesini istemektedir. Çünkü Allah erkek nefisine kadına meyli konulmuş, öyle ki ona bakmaktan bile zevk alır. Hatta onunla ilgili her şeyden zevk alır. Dolayısıyla bu ve emsali delillerden elde edilecek sonuç; zaruret yokken kadının erkekler arasında boy göstermesi ve onlarla içli dışlı olması sakıncalıdır. Çünkü şeytanın işi gücü vesvese ve fitne çıkarmak olduğu için; kadını kullanacak ve kendisini de karşısındakini de şeytanlaştıracaktır.


KADININ EVİNDE KILDIĞI NAMAZI MESCİDDE KILDIĞI NAMAZINDAN DAHA EFDALDİR


İslam dininin kadınlar için almış olduğu bütün tedbirler, onun fitneye düşmekten korunması içindir. O derece ki, onun evindeki kılmış olduğu namazını, mescitte kılınana tercih etmiştir. Çünkü kadın ancak bu yolla değerini artırır. Evinin içindeki hali, en temiz hali ve ırzını şerefini koruduğu en güvenli ortamıdır.


Allah resulü (s.a.v) bu konuda inananları irşad etmiş ve en önemli olanını da onlara belirtmiştir. 


İbni Ömer (r.a) dan: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’ın dişi kullarını camilerden kovmayın; evleri onlar için daha hayırlı olsa da” (Ahmed: 2/76)


İbni Mesud (r.a) dan Rasulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Kadının evindeki salonun da kıldığı namazı misafir odasında kıldığı namazdan üstündür. Kendi hücresindeki kıldığı namazı da, salonundaki kıldığı namazından üstündür.” (Ebu Davud 1.c.570)


Ümmü Seleme’den: “Kadınların en hayırlı mescidi, evinin dip köşesidir.” (Ahmed: 6/297)


Görüldüğü gibi sevgili öğütçümüz ve önderimiz Allah Rasulü (s.a.v) kadın ümmetine neler öğretiyor ve onlar için neyi tercih ediyor. Evlerinin onlar için daha hayırlı olduğunu anlatıyor. En hayırlı secdegah evinin dibidir diyor.

Ama ne yazık ki bütün bunlara rağmen, Müslümanların birçoğu bu harika yönlendirmeyi terk etmiş, onlara alabildiğine evden çıkma izni vermişlerdir. Yani camiye, namaza çıkma hususunda değil; caddelere, sokaklara, yönetime, mahkemeye, sahil boylarına ve parklardaki kalabalıklara...


Şimdi kadının örtülü olarak mescitte ibadete gitmesine mani olmayı düşünen var mı? Cevap ise; hayır yok. Peki, gerdeğe girer gibi erkeklere karışıp kahkaha atmasına izin verenler var mı? Bunun cevabı ise; Evet var. Öyleyse vallahi biz bitmişiz. Vallahi ar namus diye bir değerimiz kalmamış ve baştan ayağı da değişmişiz. Unutmayın ki bunun adı; kadına itaat etmek demektir.


KADIN, YANINDA KOCASI YA DA MAHREMİ BULUNMADAN SEFERE ÇIKAMAZ


Rezaletin başını alıp yürüdüğü, fesadın yayılıp ahlakın iflas ettiği ve hayâ ve edebin kaybolduğu şu günlerde, bir kadının veya bir kızın mahremsiz olarak sefere çıkması çok yanlıştır.


İbni Abbas (r.a) dan dan. Rasulullah (s.a.v) halka şöyle hitab etti:“Kadın bir erkekle, yanında mahremi bulunmadan halvet edemez. Sefere de mahremsiz çıkamaz.” Birisi kalkıp “Ya Rasulullah! Benim karım Hac için yola çıktı, bense falanca gazveye yazıldım,” deyince, Rasulullah (s.a.v): “öyleyse hemen yola çık ve hanımınla birlikte hac et” buyurdu. (Buhari: 4.C.1744.S)


Ebu Said el-Hudri (r.a) diyor ki: Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına; babası, kardeşi, kocası, oğlu ya da kendisine haram olmayan bir yakını olmadan üç günden fazla sürecek bir yolculuğa çıkması helal olmaz.” (Müslim: hac Tirmizi: istihzan)


İbni Ömer (r.a) dan. Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kadın, yanında mahremi olmadan üç günlük sefere çıkamaz.”


Ebu Hureyre’den Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve Ahiret gününe iman eden bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gece yolculuğuna çıkamaz.” (Buhari: 3.c.1058)


Nevevi (r.a) konuyla ilgili şöyle der: Sefer diye adlandırılan her yolculuk kadına, mahremi veya kocası olmaksızın caiz olmaz. Çünkü kadın orada, heves çeker, şehveti tahrik eder. Yaşlı da olsa bu böyledir. “Her malın alıcısı vardır” sözünün söylenmesi işte bundandır. Ayriyeten seferde, düşük kaliteli insanlar, sefihler birleşirler. Yaşlıya bile; din zaafı, mürüvvetsizlik ve hıyanet yüzünden şehvetle bakarlar. (Şerhu Müslim: 9 / 104)


KADININ DIŞARI ÇIKMASINA İZİN VERİLEN ŞEYLER


Kadın açısından ev koruyucu bir kaledir. Onun istikrar yeridir. Huzur ve sükûn mahallidir. En güzel örtüsüdür. Oraya bağlı kalmalı, ayrılmamalı, zaruret olmadıkça da dışarıya çıkmamalıdır Eğer çıkacaksa da bu çıkışı meşru ölçüler çerçevesinde olmalıdır. Çünkü bu ortamda ancak bu şekilde koruyabilir kendi şerefini ve toplumunun şerefini.


Bunların hepsi onun hayrı içindir. Ama bütün bu tedbirlerine rağmen, İslam kadını kıskıvrak bağlayan bir tutum da göstermez. Yani ona hapis muamelesi yapmaz.


Ona bazı hallerde dışarıya çıkma izni vermiştir. Mesela Müslümanların müşterek toplantılarına katılmak için ruhsat tanımıştır. Örneğin cami’ye gitmek için ona izin vermiştir.


DİNİNİ ÖĞRENMEK İÇİN DIŞARIYA ÇIKMASI


Bilindiği gibi ilim öğrenmek kadın erkek herkesin üzerine farz olan bir görevdir.


Enes İbn Malik (r.a) dan. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “İlim öğrenmek kadın ve erkek her müslümanın üzerine farzdır.” (İbni Mace: 1.c.224)


Çünkü İlim bir nur, cehalet ise karanlıktır… Âlimle cahil arasındaki fark, ölüyle diri, yerle gök arasındaki fark gibidir… Kadın da, bu konuda erkek gibi sorumlu olduğuna göre, onun da cahil kalmaması gerekir… O da İslami ilimler elde etmek için bir yerlere gitmesi lazımdır… Dolayısıyla dinini öğrenme ve bunun gereği için kadının dışarı çıkmasına müsaade edilmiştir.


Ebu Said el-Hudri (r.a) diyor ki; bir kadın geldi, Rasulullah (s.a.v)’a şöyle sordu: Ya Rasulullah, erkekler seni dinliyor. Erkekler sana bizden çok geliyor. Bizim için de bir gün tayin et de, gelelim bize Allah’ın sana öğrettiklerinden öğretesin. O da: “falan gün toplanın, falan yerde olun.” dedi. Toplandılar ve Rasulullah (s.a.v) geldi. Allah’ın vahyinden onlara öğretti. (Buhari: 16.c.7194)


Demek ki kadınların ilim ve nasihat ortamlarına katılmasında bir mani yoktur. Ama kadın erkek karışık olmaması şartıyla… Cemaat namazlarında olduğu gibi erkeklerin arkasında ve uzağında olabilirler. Âlimin de onlara gitmesi, özel olarak talim, zikir ve nasihat yapması; onlarla konuşması, onların sorularını cevaplaması, dinini caizdir.


İbni Abbas (r.a) dan. Rasulullah (s.a.v) sonra yanında Bilal’le Kadınların bulunduğu tarafa geldi onlara nasihat edip bazı hatırlatmalarda bulundu ve sadaka vermelerin emretti. Kadınlar da küpe ve yüzüklerini Bilal’e attılar. Bilal de eteğine devşirdi. (Buhari: 2.c.934)


Ebu Said El-Hudri (r.a) şöyle diyor: Rasulullah (s.a.v) Kurban bayramına çıktı. Musallaya geldi ve kadınların yanına geçti. Onlara: “Ey kadınlar cemaati: Tasaddukta bulunun zira cehennem ehlinin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.” “Niçin ya Rasulullah?” dediler. Buyurdu ki: “Çok lanet okumanız ve kocanıza nankörlük etmenizden. Dininiz ve aklınız eksik olmanıza rağmen, sizin kadar dirayetli bir erkeğin aklını çelen kimse görülmedi.” Dediler ki: “Din ve aklımızda hangi noksanlık var?” Buyurdu ki: “Kadının şahitliği, erkeğin yarı şahitliği değil mi?” Evet dediler. “İşte bu aklınızın eksikliğindendir. Hayız halinde namazı ve orucu terk etmiyor musunuz?” Evet dediler. “İşte bu da kadının dinindeki noksanlıktır,” buyurdu. (Buhari: 1.c.402)

Bu ve emsali deliller kadının, müftü ve âlimin yanına giderek onlara soru sormasının caiz olduğunu göstermektedir… Ama bunu halvet şeklinde olmaması gerekir. Yani yanında birisinin olması veya kendisine soru soracağı âlimin, hocanın yanında birilerinin olması gerekir. Bu yönlü dini meseleleri sormada ayıp da aranmaz. Çünkü sahabe kadınları da böyle yaparlardı.


Aişe (r.anha) şöyle der: “Ensar kadınları ne hoştur: Dinlerini öğrenmekten utanma bahanesiyle çekinmezler.” (Müslim: 1.c.332/61)


Ümmü Süleym (r.anha) Rasulullah (s.a.v)’a geldi. Hz. Aişe de yanındayken sordu: Kadının rüyası azar mı? Erkeğin gördüğü şeyi o da görür mü? Hz. Aişe de; Ey Ümmü Süleym, kadınları rezil ettin, elin toprağa değsin, dedi ve böyle bir şey gördüğün zaman, guslet buyurdu.” (Müslim: 1.c.310 – 311)


Aişe (r.anha) dedi ki: Ebu Süfyan’ın karısı, Utbe kızı Hind geldi ve: “Ya Rasulullah; Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Bana ve çocuklarıma yeterli nafaka vermiyor. Habersiz ne alırsam odur. Bundan ötürü vebal var mı bana” diye sordu. Rasulullah (s.a.v) de: “Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadar alabilirsin, buyurdu.” (Müslim: 5.c.1714)


İşte bütün bu hadislerden anlaşılıyor ki kadının dini ile alakalı ister itikadı meseleleri olsun, ister ameli konuları olsun kocası kendisine öğretmiyor veya öğretecek bilgisi yoksa gidip öğrenmesinde bir sakınca yoktur.


Çünkü o da kendisini Rabbine yaklaştıracak şeyleri öğrenmekle, helâlı ve haramı bilmekle, nelerin faiz olduğunu ve olacağını anlamakla mükellef olan birisidir.


Ve tabi ki sürekli dile getirdiğimiz gibi; Evden çıkınca, nelere dikkat edeceğini, nelere uyacağını bilmesi ve onlara uygun hareket etmesi gerekir. Bu şartlara uymadığı sürece çıkış izni de kalkar. Ama bütün bunlara rağmen dinlemez çıkarsa; unutmasın ki asi ve günahkâr olması bir yana; ahlakın bozulmasına ve toplumun ifsat olmasına en büyük vesile olacaktır, Rabbim bütün Müslümanların kadınını ve kızını bu yönlü fitne ve fesada vesile olmaktan uzak eylesin.