İlk Muhacir Lideri (Osman Bin Maz'un)

e-Posta Yazdır PDF

Habeşistan’a hicret eden on kişilik ilk kafilenin lideri idi.  Medine'de Vefat Eden İlk sahabi, Bakî kabristanlığına defnedilen ilk muhacir idi.


Eğer Rasûlüllah'ın (s.a.v.) ashabını İslâm'daki önceliğine göre sıralamak istersek ondört rakamının  Osman ibn-i Maz'ûn'a ait olduğunu görürüz.


O, ilk müslümanlardandır. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Dâru'l-Erkam'a yerleşmeden önce islâmla şereflendi. Cahiliye döneminde bile temiz kalmayı başarabilmiş, ağırbaşlı bir insandı. O dönemde de hiç içki içmemişti.


“Aklı gideren, başkalarını bana güldüren bir şeyi içmem” derdi. O’nun islâm'a girişi Ahmed İbni Hanbel'in Müsned'inde şöyle anlatılır:


Rasûlullah s.a.v. bir gün Mekke'de evinin yanında oturuyordu. Osman İbni Maz'un da oradan geçiyordu. Rasûlullah (s.a.)'e bakıp tebessüm etti. Rasulullahta ona: "Biraz oturmaz mısın?" buyurdu. O da karşısına oturdu. Konuşurlarken Rasûlu Ekrem (s.a.) Efendimize bir hal oldu. Sanki karşısında birisi ona bir şeyler anlatıyor, Rasulullah’ta  anladım der gibi başını sallıyordu. Bu hal bir müddet sonra geçti. Osman bu halin ne olduğunu merak etti ve Rasulullah’a sordu.


Resûl-i Ekrem (s.a.) kendisine Allah'ın elçisi Cebrâil'in geldiğini ve Nahl Sûresinin  90. âyet-i celilesini indirdiğini söyledi.


Ayet meâlen: "Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsânı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinâdan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor. Size böylece öğüt veriyor ki, benimseyip tutasınız."


Yoldan geçerken şahit olduğu bu olay  Osman İbni Maz'un'un gönlünde iman nurunun parlamasına vesile oldu.Hemen orada Kelime i şehadet getirerek Müslüman oldu... İslâm'ın ilk günlerinde Osman'ın Müslüman olması Rasulullahı  çok memnun etti.


Osman ailesine de İslâm’ı anlattı ve onların da Müslüman olmasına vesile oldu. Diğer Müslümanlar gibi o da müşriklerin ezâ ve cefâlarına mâruz kaldı, çok işkence gördü. Ama inandığı şeylerden hiç taviz vermedi. Sonunda Habeşistan a hicret edilmesine karar verilince ilk muhacir gurupla beraber yola çıktılar.


O, hicret eden ilk gurubun başkanıydı. Habeşistan’da inançlarını daha rahat bir şekilde yaşama imkânına sahip olan ilk muhacirler bir taraftan da her an Mekke'den haber bekliyorlardı. Rasulullah tan ayrı kalmalarına çok üzülüyorlardı.


Bu arada Kureyş'in İslâm’a girdiği haberini aldılar. Bunun üzerine Müslümanlar Mekke'nin artık güvenilir olduğunu düşünerek geri dönmeye başladılar. Ancak Mekke'ye yaklaşınca bu haberin yalan olduğunu öğrendiler. Aralarında istişare ettiler ve herkes bir dostunun himayesine girerek Mekke'de kalmağa karar verdiler. Kimi kendisini himaye edecek birini buldu, kimi de gizlice Mekke'ye girdiler. Osman İbni Maz'un (r.a.)da Velid bin Muğire'nin himayesine girmişti. Fakat inanan bir insan için müşrik birinin himayesinde olmak kabul edilebilir bir şey değildi. Bu durum hiç içlerine sinmiyordu, bu yüzden hepsinin gönlü huzursuzdu.

Osman’da bir müşrikin himayesi altında olmaktan çok rahatsız idi. Hele eziyet gören Müslüman kardeşlerini gördükçe Mekke sokaklarında rahat yürüyor olmak Osman’ı iyice huzursuz ediyor ve şöyle diyordu; Vallahi, arkadaşlarım ve dindaşlarım, benim görmediğim eziyet ve kötülüklerle karşılaşırken, müşrik bir adamın himayesinde yaşamak benim için büyük bir ayıptır.


İşte Osman Bin Mazun bu ayıbı daha fazla kendine yediremeyerek kalkıp Velîd bin Muğire’ye gitti.


“-Ey Ebû Abdi'ş-Şems! Senin üzerine aldığın himayem sona erdi. Artık senin himayeni kabul etmiyorum.” Dedi.


El-Velîd’de ona:

- Niçin? Kardeşimin oğlu! Belki kavmimden birisi yine sana eziyet edebilir? Dedi.


Osman:

-Hayır, ben artık yalnızca Allah'ın himayesini kabul ediyorum. Ondan başkasının himayesine girmek istemiyorum...» diye cevap verdi.


-Öyleyse, Kâbe’ye git ve daha önce açıkça benim himayemi istediğin gibi, şimdi de benim himayemi reddettiğini açıkça söyle...


İkisi  birlikte Kabe'ye gittiler ve el-Velîd :

-Bu Osman, artık benim himayemi kabul etmediğini söylemeye gelmiş.” Dedi.

Osman:

-“Doğru söylüyor... Ben onun vefalı ve iyi bir himayeci olduğunu gördüm, biliyorum ama Allah'tan başkasının himayesine sığınmak istemiyorum artık” Dedi.


Osman, daha sonra, Lebîd ibn-i Rabîâ'nın şiir okuduğu Kureyş'in toplantı yerlerinden birine gitti ve onların yanına oturdu.


Lebîd:

-Şüphesiz, Allah'tan başka her  şey  batıldır. Dedi.


Osman:

-Doğru söyledin. dedi.


Lebîd:

-Her nimet mutlaka yok olacaktır. Deyince, 


Osman:

-Yalan söyledin, cennet nimetleri yok olmaz. Diye cevap verdi.


Bunun üzerine Lebîd:

-Evvelden sizin toplantılarınıza katılanlara bu şekilde davranılmaz, saygı ile dinlenilirdi. Böyle davranmakta ne zaman çıktı. Oradakilerden birisi: 


-Bu beyinsiz bizim dinimizi terk etti. Söylediği sözleri hiç dikkate alma, canını da sıkma. Dedi. 


-Osman îbn-i Maz'ûn da ona cevap verdi. Bunun üzerine adam öfkelenerek kalkıp Osman'ın yanına geldi ve ona bir tokat attı. Tokat gözüne isabet etti. Hemen orada bulunan Velid, Osman’ın yanına gelerek; 


-Gel yeğenim! İstersen, yeniden himayeme gir. Eğer himayemden çıkmasaydın başına bu gelmezdi, gözünü kaybetmezdin. Dedi.


Bunun üzerine o da dedi ki:

-"Vallahi, Allah yolunda bu sağlam gözüm de ötekinin akıbetine uğrasa gam yemem. Şüphesiz ben senden daha güçlü birinin himayesindeyim. Bana ne kadar eziyet etseler de bu yolda yürüyeceğim." dedi.


-Sa'd İbni Ebî Vakkas (r.a.) da o meclisteydi. Kardeşine yapılan bu zulme karşı sessiz kalamadı ve o kâfirin suratına müthiş bir yumruk da o indirdi. Osman’a tokat atan müşrik Abdullah İbni Ümeyye'nin yüzü gözü kanlar içerisinde kaldı. Hak ettiği cezayı bulmuş oldu.


Osman İbni Maz'un (r.a.) Mekke'de kaldığı müddetçe belâ ve musîbetleri sabırla karşıladı. Hep Müslüman kardeşlerine destek olmaya çalıştı. Rasulullah Medine'ye hicret izni verince, kardeşleri, hanımı Havle binti Hakim ve oğlu Sâib ile beraber Medine'ye hicret etti. Sevgili Peygamberimiz onu Medine de Ebu'l-Heysem ile kardeş yaptı.


O, dünyaya hiç değer vermedi. Geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutardı. Her şeyi bırakıp Allah'a yönelen âbid, zâhid,mücahit biriydi.


Bir gün o, Rasulullah  (s.a.)  ashabıyla otururken Osman (r.a.) mescide girdi. Üzerinde post parçasıyla yamanmış bir elbise vardı. Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz ona hüzünlü gözlerle baktı ve şöyle dedi: 


Sizden birinizin giderken gelirken bir başka elbise giydiği, önüne bir tabak konulup başka bir tabağın kaldırıldığı, Kâbe'nin örtüldüğü gibi evlerinizi örttüğünüz gün sizin haliniz nasıl olur acaba?


Bu sözleri dinleyen Osman İbni Maz'un (r.a.) daha zahit daha sade bir hayat sürmeye başladı. O kadar ki meşrû, helal olan nimetleri bile terk etmeye kadar vardı. Bunun üzerine alemlere rahmet Rasulullah ona: 


“Ben senin için güzel bir örnek değil miyim? Gözlerinin, bedeninin, ailenin senin üzerinde hakkı var. Namaz kıl, fakat aynı zamanda yat ve uyu, oruç tut, ancak bazen da tutma. Ey Osman! Allah Teâlâ beni ruhbanlıkla değil, uygulaması, yaşaması kolay bir din ile gönderdi.” buyurdu. Bundan sonra o, hayatı terk edip inzivaya çekilen abidlerden değil, aksine hayatı güzel amellerle, Allah yolunda cihatla dolduran, hayatı örnek olan mücahit ve  âbidlerden oldu.


Allah (c.c)  yolunda yılmadan, yorulmadan, bıkmadan çalışan, hayırlı işlerde devamlı fedâkârlıklar gösteren Osman İbni Maz'un (r.a.) hicretten otuz ay sonra ebedî aleme göçtü. O sırada Müslümanların henüz bir kabristanı yoktu. Rasulullah (s.a) Medine etrafına çıktı ve;


“-Bakî' ile emrolundum.” Buyurdular. Osman İbni Maz'un (r.a.) Medine'de ilk vefat eden sahabî ve Bakî kabristanlığına defnedilen ilk muhacir oldu. Zevcesi kabri başında:


-Ey Ebâ Sâib! cennet sana âfiyet olsun." dedi. Sevgili Peygamberimiz de:


“-Allah ve Resûlunu severdi, desen kâfi idi" buyurdu.


Cenazenin techizi ve tekfini hazırlığı sırasında Rasulullah (s.a)Osman (r.a)’ı alnından öptü ve  ağlayarak şöyle buyurdu:


“-Ey Ebû Sâib! Allah sana rahmet etsin! Dünyadan çekip gittin. Ama ne sen ona iltifat ettin, ne de o sana.”


Defnedildikten sonra da: "O bizim ne iyi selefimizdir..." dedi ve kabrinin başına bir taş dikti. Ondan sonra birisi vefat edince "nereye defnedelim" diye sorulunca Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz "Selefimiz Osman İbni Maz'un'un yanına" cevabını verirlerdi.


Kızı Rukiyye vefat ettiğinde de: "Bizim hayırlı selefimiz Osman'a kavuş..." buyurarak devamlı onu anardı.

İşte dünya ya iltifat etmeyen, dünyanında iltifat etmediği, nefs ile mücadele nasıl olur, Allah için Allah’ın istediği şekilde nasıl yaşanır, Rasulullahın övgüsüne nasıl mazhar olunuru bize öğreten gerçek bir kahraman.


Örümcek adamlar, Süpermen’ler, pokemonlar gibi ucuz ve uydurma kahramanlar yerine,Osman gibi gerçek kahramanları çocuklarımıza tanıtıp sevdirebilseydik, bugün gençlik bu halde olmazdı herhalde.


Umud ediyoruz ki artık çocuklarımız, gençlerimiz sahte kahramanların esaretinden kurtulup gerçek mücahitlerin, gerçek kahramanların hayatlarını okuyup kendilerine onları örnek alsınlar.


Tabi burada en büyük görev ebeveynlere düşüyor. Haydi, hepimiz hemen işe koyulalım. Her akşam yarım saat hatta 10 dakika bile olsa çocuklarımızı toplayıp, tüm ev halkı bir araya toplanıp bu kahramanların hayatını okuyalım inşallah.


Okuyup, örnek ve ibret almak duası ile. Fi emanillah