Vakfedilmiş Sultan Hz. Meryem

e-Posta Yazdır PDF

35 — Hani,  İmrân'ın  karısı: Rabbım karnımdakini hür olarak Sana adadım, benden kabul buyur. Doğrusu Sensin Sen, Semî, Alim, demişti.

36 — Fakat onu doğurunca —Allah onu ve doğurdu­ğunu daha iyi bilici iken— Rabbım, ben onu kız olarak do­ğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçekten ben adını Mer­yem koydum. Ben onu da soyunu da kovulmuş şeytândan sana sığındırırım, demişti.

37 — Bunun üzerine Rabbı onu güzel bir kabul ile karşıladı. Onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyyâ'nın himayesine verdi. Zekeriyyâ mihraba her girişinde onun yanında bir yiyecek bulurdu. Ey Meryem, bu sana nere­den? derdi. O da: Allah tarafından derdi. Şüphe yok ki Allah; dilediğini hesâbsız rızıklandırır.

 (Ali İmran Suresi)

 

           En sevdiğini Allah c.c. için vakfetmek ne demek, diye sorulsa bu soruya en güzel cevabı verecek örnek işte bu  en değerli varlığını Allah c.c. için vakfeden hz.Meryem validemizin annesi olan Hanne annemizin kıssasıdır. Ve bugüne kadar Allah a adanmış en kıymetli şey nedir sorusunun cevabı da gene bu örnekte mevcuttur ki; en güzel adak, Allah için vakfedilmiş en güzel vakıf ta hz. Meryem dir.O Allah a vakfedilmiş bir sultandır.

        

       Adak kıssası, Meryem'in annesi olan İmran'ın karısı Hanne nin  kalbindekini bir ibret vesikası olarak bize sunmakta, uzun yıllar çocuk sahibi olamamasına rağmen yıllar süren evlat hasretini dindirecek olan evladını Allah a c.c. vakfedecek bir iman ve sahip olduğu en değerli varlığıyla Rabbine yönelişini anlatmaktadır.. Bu en değerli varlık karnında taşıdığı yavrusudur. İmran'ın karısı Hanne nin , her çeşit bağ, her çeşit ortak koşma ve yüce Allah dışında hak sahibi olabilecek herkesten bağımsız bir tavır, bir  samimiyet ve özgür ve cesurca ve iman dolu bir davranışla kızını  Allah a adaması gerçekten çok anlamlıdır.

     Hanne ;-Rabbim yavrumu HÜR olarak sana adadım buyuruyor.Bağımsız olmak hür olmak nedir bize anlatıyor.Ve adeta diyor ki;

    - Gerçek bağımsızlık ancak, bütünü ile Allah'a teslim olmak ve her kişi, varlık ve değere kulluk etmekten kurtulmakla elde edilebilir. Bu durumda insan tek Allah'a kulluk eder. Gerçek özgürlük budur işte... Bundan ötesi özgürlük gibi görünse de kölelikten başka bir şey değildir. Burada, Tevhidi özgürlüğün en güzel ve ideal şekli  ortaya çıkmaktadır. İnsan ,yaşama biçiminde, bu hayatta hakim bulunan konular, değer yargıları, kanunlar ve yasalarda Allah'tan başka birine herhangi bir şekilde boyun eğdiği sürece asla özgür olamaz. İnsanın hayatında; Allah'tan başkalarından alınma yasalar, değer yargıları, düşünce sistemleri, ve ölçüler yok edilmedikçe insan asla özgür olamaz.

         Gerçek özgürlük HAKKA köleliktir. 

İmran'ın karısı, Rabbine adağını ki bu onun yılar süren hasretini dindirecek  ciğerparesiydi- kabul buyurması için tüm samimiyeti ile dilinden dökülen  bu duası, tertemiz olarak yalnızca  Allah'a teslim oluşun, tamamen alemlerin Rabbi ne yönelişin, ve rızasını elde etmek dışında her çeşit düşünce hedef ve idealin ortadan kalkarak hakiki manada özgür oluşun ve kurtuluşun, gerçek hürriyete kavuşmanın  ifadesidir:

"Hani İmran'ın karısı `Rabbim, karnımdaki çocuğu, her türlü endişeden,korkudan arınmış olarak sırf sana adadım, onu benden yana kabul buyur. Hiç kuşkusuz sen işiten ve bilensin' dedi."

Fakat O bir kız doğuruyor, erkek doğurmuyor:

" O'nu doğurunca Allah ne doğurduğunu gayet iyi bildiği halde şöyle dedi;

    `Rabbim, doğurduğum kız çocuğudur, oysa erkek, kız gibi değildir. O'na Meryem adını taktım. O'nu ve soyunu lânetlenmiş şeytandan senin himayene havale ederim."

     Halbuki O, bir erkek çocuk bekliyordu. O gün tapınaklara erkek çocukların adanması dışında başka bir adama şekli yoktu. Adanan çocuklar Havralara hizmet ediyor, kendilerini ibadete ve Allah'a veriyorlardı. Fakat O kendi çocuğunun kız olduğunu görüyordu. Üzgün bir şekilde Rabbine yöneldi: "Rabbim O'nu kız olarak doğurdum. Halbuki Allah O'nun ne doğurduğunu daha iyi biliyordu: '

Hanne ; Çocuğum kız doğdu, artık adak olarak çocuğu vermekten kurtuldum gibi bir düşünceye hiç kapılmadı.  Aksine yine o, gördüğünü Rabbine arz ediyordu, kız çocuğu olduğu için adağı yerine gelmeyecek korkusundan gene Rabbine dönerek niyaz ediyordu.

     Halbuki erkek, kadın gibi değildir.

    Bu alanda kadın erkeğin görevini yerine getiremezdi, yapamazdı.Hem zaten kız çocukları da adanmıyordu.Tüm bunlara rağmen Hanne geri adım atmadı, caymadı, kaymadı ve dedi ki;

     "O'nu ve soyunu lânetlenmiş şeytandan senin himayene havale ederim."

     Bu son sözü hediyesini Rabbine sunduktan sonra evladını rabbine vakfettikten sonra söylüyor: O'nun koruması ve himayesine havale ediyor. O'nu ve soyunu taşlanmış şeytandan Allah'a sığındırıyor. Bu da samimi, gönülden gelen bir sözdür, samimi, gönülden gelen bir arzudur. Kızının Allah tarafından, kovulmuş şeytanın kötülüklerinden korunmasından daha güzel bir durum düşünmüyor.O nun geleceği için en güzel yatırımı yapıyor.Onu şeytanın şerrinden koruması için Rabbine havale ediyor.Rabbi de O'nu güzel bir kabul ile karşılıyor Ve O'nu güzel bir şekilde yetiştiriyor.

Annenin kalbini ferahlandıran bu samimiyetin ve adaktaki mükemmel teslimiyetin mükafatı olarak... Rabbi en güzel adağı en kıymetli vakfiye yi en güzel bir kabulle kabul ediyor.

    37)"Bunun üzerine Rabbi O'nu güzelce kabul etti, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi; bakımı ile Zekeriyya'yı görevlendirdi. Zekeriyya ne zaman o mabede girse çocuğun yanında yiyecek bulur ve `Ey Meryem, bu sana nereden geldi?' diye sorardı. Meryem de `Allah tarafından geldi. Hiç kuşkusuz Allah dilediğine hesapsız rızık verir' derdi."

      Hz. Zekeriyya havranın başkanı imamı  idi. Hz. Meryem in  bakımını gene mucizevi bir şekilde sonucu  belli olan bir kura sonucu hz. Zekeriyya üstleniyor.İşte bu kutsal adak işte bu VAKFEDİLMİŞ SULTAN hz. Meryem havra ya yerleştiriliyor

     Kendisine ayrılan bir odada da ibadetle meşgul oluyor.Hz. Zekeriyya yanına her girdiğinde çok değişik yiyecekler görüyor.Bu rızıkların bolluğuna ve kışın yaz yazın da kış meyvalarının oluşuna şaşırarak ,hayretle soruyor.

-Bunlar nereden Ey Meryem.?

Meryem de cevap olarak - O Allah katındadır. Hiç kuşkusuz Allah dilediğine hesapsız rızık verir!" diyor.

           Sen kendini Allah a vakfet te bak O nasıl sahip çıkıyor nasıl nimetlendiriyor , diye asırlar öncesinden bize sesleniyor.

           Kuran da geçen kıssalar, bir hikaye gibi okuyup geçmek için değildir. Payımıza düşen hisseyi almak, ibret almak içindir.

             Şimdi düşünelim, Biz neyi vakfettik bugüne kadar.Ne kadar vaktimiz ve ne kadar nakdimiz Allah a c.c. adandı.Neyimizden fedakarlık yaptık.

   Bugüne kadar ;Bizi yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran, bizi eşref-i mahlukat olarak, insan olarak yaratan, bize imanı bahşeden bunca nimetlere garkeden mevlamıza ne vakfettik.

   Beş vakit namaz için bize verilen 24 saatin sadece bir saatini vakfetmek güç mü geliyor yoksa. Yoksa namaza üşenerek kalkanlardan mıyız.Malımız dan fakirler için ayrılması gereken bir pay olan zekatı verirken elimiz titriyor da; nasıl yapsam nasıl etsem de az versem diye hesap kitap mı yapıyoruz.

       Bizim hayat kitabımız yaşam kılavuzumuz olan kitabımızı tanımak, anlamak ve o Kitaba hizmet için neler yapıyoruz. Bize verilen ve sarıldığımız takdirde asla sapıtmayacağımız iki emanetten biri olan Sünnet İ Rasul ü ihya etmek, yaşamak ve yaşanılır hale getirmek için neler yaptık?

       Bir tarafta yılar sonra yaşlılık halinde sahip olduğu evladını Rabbine vakfeden Hanne, işte diğer tarafta biz.

   Şimdi, düşünmek tefekkür etmek, ibret almak , ne yapabilirim nasıl yapabilirim diye dert etmek zamanı. İman sahibi olmanın ,kor tutmakla eş olduğu bir devirdeyiz.Asırlar öncesinden Rasulullah ın ‘ kardeşlerimi özledim’ sedası ile O rasul e kardeş olmanın şerefine erişebilmiş olmak sevdası ile yanmak zamanı şimdi.

  Televizyona vakfettiğimiz saatleri en aza indirgemek zamanı şimdi.Televizyon için aldığımız televizyona vakfettiğimiz özel sehpalar gibi Allah c.c. kitabını anlamak öğrenmek için kitaplar alıp, Rasulullah ın sünnetini  öğrenmek için kitaplar alıp  ve onları koyabileceğimiz  bir dolap alıp evimizin bir köşesini, günümüzün bir bölümünü Allah c.c. ve Rasulu ne vakfetmek zamanı şimdi.

          Yönümüzü Kitabımıza ve Sünnet i Rasul e çevirme zamanı. En kıymetli neyimiz varsa Allah a c.c. adayarak en kıymetlilerden olmak zamanı şimdi.

          Kendimizi Allah ın c.c. rızasına adamak zamanı şimdi….Gafletin, cehaletin, boşvermişliğin, sadece dilde İslam olmanın,şuursuzluğun karanlığından, imanın, İslam ın ve Tevhid in aydınlığına çıkmak zamanı şimdi.  

   RIZASINI ARAYANI ,RIZASINA TABİ OLANI ALLAH C.C. KURTULUŞ YOLLARINA GÖTÜRÜR VE ONLARI KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ÇIKARIR VE DOSDOĞRU BİR YOLA İLETİR.( Maide:16)