Sabır Abidesi Kutlu Şehide (MAŞİTE SULTAN)

e-Posta Yazdır PDF

 

Zaman: Hz.Musa zamanı.

Yer: Fravun un sarayı.

Saray da bir sultan Bir iman abidesi var.

Vazifesi: Hizmetçi.

Adı: Maşite.

 

Önce Bir LA diyerek Fravunun ilahlığını reddetmiş.Ve Allah c.c. ın tek ilah olduğunu kabul ederek İLLALLAH sarayını varmıştı.Zira gönül sultanlarından biri şöyle buyurmuştur.LA süpürgesi ile yolları temizlemeyen İLLALLAH sarayına varamaz.

İmanını gizliyordu Maşite sultan.Gizlice Rabbine dua ve niyazda bulunuyor ibadet ediyordu.Bir gün sarayda vazifeli olduğu işlerinden birini yapmaya başlayacaktı ki:Ağzından bismillah lafzı aşikare döküldü.Hemen yanında bulunan diğer bir temizlikçi arkadaşı ,daha önce hiç duymadığı bu sözü duyunca merakla sordu:

 

-Sen ne dedin Maşite?

Şaşırmıştı,Çünkü o zaman bir işe başlayacakları zaman ‘Biizzetifarvun’ yani Fravun un izzeti ile diyerek başlarlardı.

Maşite sultan gerçekleri olduğu gibi anlattı.Belki arkadaşı da iman eder diye düşündü.Biri daha küfrün karanlığından imanın aydnlığına ulaşır diye ümitlendi. Ve dedi:

-Allah ın c.c. adı ile başlarım dedim.

Aralarında ki konuşma şöyle devam etti.

-Allah ne demek?Allah kim?

-Seni,beni ve her şeyi,herkesi yaratan,yöneten,rızık veren,yaşatan,öldüren tek  ilah.

-Bizi yaşatan,öldüren,yöneten,rızkımızı veren Fravun değil mi?

-Geceleri göz kapaklarına sahip olamayan,söz geçiremeyen, bu dediklerini nasıl yapar? Düşündün mü hiç?

 

Kafası karıştı hizmetçinin.Ancak hemen kendini toparladı. Bunlar büyük laflardı. Asla inanmamalı Maşite ye ve dediklerine. Hatta derhal Fravun a bildirmeliydi. Zira eğer Firavun un haberi olurda Maşite nin iman ettiğinden ve eğer bunu bildiği halde kendisine haber vermediğini öğrenirse Fravun,başına gelecekleri düşünmek bile istemiyordu. Bunu göze alamadı.Arkadaşına ihanet etmeyi daha kolay buldu. Koştu hemen, Anlattı:

 

-Efendimiz! Hani Maşite var ya! Saray hizmetçilerin den. İşte o kafir oldu.Sizin ilahlığınızı reddediyor. Musa ya ve O’nun Rabbine iman ediyor.

Firavun kızdı,öfkelendi. Bu asla duyulmamalı idi. Zira bir hizmetçi nin Musa ya ve Rabbine iman ettiği duyulursa itibarı zedelenirdi.İlahlığı tehlikeye girebilirdi.Kafası karışanlar olabilirdi. Bu asla olmamalıydı. Belki başkalarına da anlatmış olabilirdi Maşite. Belki başkalarının gizlice Musa nın Rabbine iman etmesine sebep olabilirdi. Belki de olmuştu.İlahtı!(haşa)Ama bilmiyordu.

Hemen Maşite yi çağırttı.Sordu:

 

-Kafir olmuşsun Maşite.Musa ya ve O nun ilahına iman ediyormuşsun,doğru mu?

-Evet! dedi.

Yalan söylemek aklından bile geçmedi.Pervasızca,cesurca ‘EVET’dedi.

Firavun önce sükunetle davrandı. Bazı teklifleri vardı Maşite ye. İçi rahattı Maşite bu teklifler karşında dayanamaz,imanından dönerdi. Zira oldukça cazipti teklifleri bir hanım için.

-Maşite! Gel küfründen geri dön.Tekrar bana iman et.Bunu açıkla tüm saray halkının önünde.Buna karşılık sana istediğin herhangi sarayımdan birini vereyim.Git kocanla çocuklarınla yaşa.Ya da istediğin kadar mal mülk vereyim.Nereye istersen gidersin.

 

Emindi ki firavun kendinden o kadar olur.Hangi kadın bu teklifi geri çevirebilirdi ki.Ancak hiçte umduğu gibi olmadı. Maşite Hatun daha teklifin bitmesini beklemeden ‘HAYIR’cevabını verdi.

Firavun çok kızmıştı.Tehdit etmeye başladı.Zira küfrün metodu bu idi hep.

 

-Eğer halkın karşısında imanından döndüğünü açıklamazsan sana yapacaklarımı tahmin bile edemezsin.Seni cellatlarıma teslim ederim.Başına öyle şeyler açarım.öyle işkence ettiririm ki,bunlara dayanamazsın.Gel inadından dön ne istersen al ve çek git.

-Hayır! dedi Maşite. Asla imanımdan dönmem. Ne istersen yap.

 

Firavun cellatlarını çağırdı.’Alın götürün ‘dedi.Hiç sormadı cellatlar.Nereye götürelim,ne yapalım diye.Zira onlar ustaydı.Ne yapacaklarını,nereye götüreceklerini iyi bilirlerdi.

Maşite Sultan ı işkence mahzenlerine götürdüler.Önce çarmuha gerdiler.Tırnaklarını bir bir sökerek başladılar işkenceye.Her tırnak söktüklerin de soruyorlardı

 

-Maşite! Vazgeçtin mi?

Cevap net: Cevap tek kelimeden ibaret.

-LA İLAHE İLLALLAH

 

Şimdi düşünelim,o Sultan her tırnağı sökülürken o kadar işkence altında iken bile,Kelime-iTevhid i zikretmekten hiç gafil olmadı.Ya biz ,bunca rahatın içinde günde kaç kere Rabbimizi zikrediyoruz?

Tırnaklarını söktüler, kırbaçladılar, aç susuz bıraktılar. Ama nafile. Vazgeçmiyordu.Dilinden Kelime-i Tevhid düşmüyordu hiç.Firavuna anlattılar durumu artık ölecekti. Ama inkar etmeden ölmemeliydi.Kötü örnek olurdu. Bu ne büyük ,ne kıymetli bir iman ki,canını verdi,ama dönmedi,dememeliydi hiç kimse. Firavun yaptı firavunluğunu. Maşite nin iki kızı olduğunu biliyordu. Bir annenin en zayıf noktasının çocukları olduğunu da.

 

-Maşite nin kızlarını getirin,dedi

Getirdiler.Önce büyük kızını annenin yanına getirip annesine sarılmasına müsaade ettiler.Tam sarıldıkları anda ayırıp,iğrenç tekliflerini yinelediler.

-Bak Maşite!dedi Fravun.Al kızlarını git.Bak seni ne kadar özlemişler.Ama bir kere de ki:Ben Musa nın  ilahını inkar ettim.Firavun a iman ettim.Eğer kabul etmezsen,kızını hemen buracıkta boğazlar,kanı ile de seni yıkarım.Teklif korkunç,tehdit korkunç ama Cevap aynı;

-LA İLAHE İLLALLAH

 

Kızını gözlerine önünde kestiler Maşite nin. Boğazından fışkıran kanlar Maşite nin yüzüne bulaştı. İçi yanmadı mı? yandı elbet. Anneydi o. Ama kaypak, korkak, dünya perest değildi. Ahiretini dünyasına değişecek kadar basit hiç değildi.

 

İstediğini elde edemeyen Firavun delirmişti. Kendi gözünde basit olan bir hizmetçiye lafı geçmemişti. Demezler miydi sen nasıl ilahsın? Mutlaka bir yolu olmalıydı bunun.

Şimdi sıra küçük kızına gelmişti.Koca bir ateş yaktılar.Bebekti daha küçük kız.Dokuz On aylık bir bebek ti. Annesi işkence mahzenine alındığından beri süt emememiş ti.Açtı. Bebeği annesine verdiler.Al emzir dediler. Aç olan ebbek yapıştı annesinin memesine.Tam emmeye başladığında hızla çekip aldılar.Başladı feryada .Bunu defalarca tekrar ettiler.En adi,en vahşi yaratığın bile içini acıtacak bu olay.Firavun un içini titretmedi bile.O nun tek isteği Maşite nin tekrar kendisine iman ettiğini açıklaması idi.  Bebek feryad ediyor.Anne kucağını istiyordu.Maşite sultan a yeni bir teklif sundu Firavun,o pislikle dolu,hep zulme çalışan ve kendisini ebedi cehennemlik yapacak  aklına çok güveniyordu.

 

-Bak Maşite!İstersen bir kere bana iman ettiğini söyle.Al bebeğini dilediğin yere git.Yok kabul etmezsen bu bebeği şu gördüğün ateşe atarım.Sonrada seni de, koca nı da yakarım. Dedi.

Maşite sultan. Yerde kanlar için de yatan kızına baktı bir.Bir de feryadı iç yakan,annesini isteyen,karnı aç bebeğine baktı.Bir de yaktıkları o kocaman ateşe.Bir an düşündü.’Acaba bir kere sadece dilimle Firavun a iman ettim desem.Ama kalbim de imanımı saklasam.Şu minicik yavrumu alıp gitsem.Bari bunu kurtarsam.Hangi anne göz göre razı olurdu ki evkadının diri diri yakılmasına. Karar verdi.İçinde ki imanının kuvvetini artırmasını istedi Allah tan. Allah ım affet sadece ama sadece dilimle söyleyeceğim. Kalbimde ki imanımın nasıl olduğunu sen biliyorsun dedi. Kararını vermişti.

Tam da ‘Benim rabbim sensin’diyecekti ki Firavun’a, minicik bebek  konuşmaya başladı.

 

-Sakın anne. Sakın dönme imanından.Dilinle bile olsa dönme. Vallahi şu anda Rabbimizin bizim için hazırladığı cennet köşkünü görüyorum. Ve seni o kapıda bekleyeceğim dedi.

Herkes şaşkındı. Ama Firavun dehşete düştü. Konuşturmayın söyletmeyin şunu.Yoksa fitne çıkacak. Atın ateşe dedi. Hemen attılar.

Arkasından Maşite’nin kocasını getirdiler.

 

-Söyle karına, benim ilah olduğumu söyle. Dedi Firavun.

Yerde yatan kızına, perişan halde olan hanımına baktı. O da gizlice iman etmişti. Artık imanını saklaması için bir gerekçe yoktu.

-Sen ilah değilsin. Sen hiçbir şey değilsin.Sen hiçbir şeye sahipte, malikte değilsin dedi.

 

Firavun delirdi iyice.

-Derhal bir kazan getirin. İçine yağ doldurun. Bunların hepsini içine atın. Eriyene kadar kaynatın.Asla kabirleri olmasın. Kimse bunları anmasın. Hatırlamasın dedi.

Denileni yaptılar. O mubarek bedenleri eriyene kadar kaynattılar. Onların adlarını anmayı,bu olayı anlatmayı yasakladılar. Kimseye ibret olmasın,örnek olmasın  diye.

Ama Allah c.c bu olay ibret olsun diye bize kadar ulaştırdı. Sadece kendi dönemi değil,yıllar sonrası dönemde bile ibretle ve rahmetle anıldı bu kutlu şehitlerin kıssası. Firavunda amacına ulaştı! O da unutulmadı. Ama adı lanetle ebedi cehennemlikler listesinde.

 

O mubarek şehide, zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmeyi tercih etti. Ruhsat var iken, can korkusu olduğu durumlarda, kalbinde imanı muhafaza ederek, sadece dili ile inkar etmeye, o azimeti tercih etti.

Dili ile bile olsa inkar etmek istemedi. Sabretti Tam en hassas anda da, rabbimiz Onu korudu. Evladının dili ile cennetle müjdeledi o kutlu şehide yi. Ve şimdi o mubarek  aile cennet köşklerin de refah içerisindeler.

 

Onca sıkıntı ve işkence altında gene de ruhsat olanı tercih etmemek. En doğruya en güzele sarılmak,canı veren uğruna hiç tereddüt etmeden can vermek şerefine erdiler. Peki ya bizler? Günde kaç dakikamızı ayırıyoruz rabbimizi zikir için. Ya da hangi zevkimizden, nefsi arzumuzdan vazgeçiyoruz Allah cc.rızası için. Ya da Rabbimiz den gelen sıkıntılara ne kadar sabrediyoruz. Yoksa en ufak imtihanda  oflayıp,inleyenlerden miyiz.

 

Rabbimiz buyurur, KUDSİ HADİS’te: “Ben kulumdan razı olmam, kulum benden razı olmadıkça.”

Ve Efendimiz a.v.s buyurur:

 

Demirin pas tutuğu gibi kalplerde pas tutar. Kalbin pasını da ancak Allah ı c.c zikremek giderir.

İşte Maşite sultan ın hayatından çıkaracağımız en büyük iki ders, kulağa küpe iki öğüt.

 

1) Ne halde ve ne şartta olursak olalım her daim SABIR.

2) Ne halde ve ne şartta olursak olalım her daim ZİKİR.