ENES BİN NADR

e-Posta Yazdır PDF

Dava adamı olmak, bir davaya gönül verip bu yolda her şeyini feda edebilmek, ölmek var dönmek yok deyip, canını malını hiç tereddüt etmeden  Allah yolunda vermek, en güzel ticareti yapmak. İşte sahabenin hayatı buydu. İki kelimeden ibaretti, amenna vesaddakna.

   İşte bu mübarek sahabeden Enes bin Nadr Hicretten on yıl önce (612) doğmuş, 10 yaşından itibaren Hz. Muhammed (sav)'e hizmet etmiş ve vefatına kadar onun yanından hiç ayrılmamış bir kahraman mücahiddir. Bu birliktelik sayesinde en çok hadis rivayet eden sahabilerden biri olmuştur.

   Hz. Muhammed(sav) Mekke'den Medine'ye göç ettikten sonra sahabeler ona hediyeler veriyordu. Bir kadın sahabe de çok fakir olduğu için verecek bir hediye bulamamıştır. Bunun üzerine 10 yaşındaki oğlunu vermeye karar vermiştir. bu teklifini bildirmiş ve o da olumlu yanıt vermiştir. O günden sonra Enes Hz. Muhammed(sav)'ın yanından hiç ayrılmamıştır ve ona en yakın isimlerden biri olmuştur.

   Enes bin Nadr, Bedir Savaşı'na katılamayan bir sahabi idi. Bunun acısını yüreğinde duyuyordu. İslam'ın bu, ilk ve önemli büyük olan savaşına katılamadığından dolayı kendini kınıyordu.

   Bedir gibi bir savaşta Allah’ın nebisinin yanında olamamak o büyük sahabenin Enes bin Nadr’ın yüreğinde kor olur, alev alır ateşlenir.  Der ki bundan sonra yapılacak ilk savaşta Allah c.c. benim ne yapacağımı görecek. Başkada bir şey demeyecektir. Öylesine bir sözdür ki bu. Yüreğin sızısıdır. Mücadele aşkının,cihad sevdasının tercümanıdır.  Küfre olan öfke ile küfrün karşısında müminlerle omuz omuza savaşamayışın acısını en derin şekilde hissettirir.

   Uhud o zorlu gün.  Meydanda yiğitlerden bir yiğit Enes bin Nadr vardır.Yiğitçe.mertçe,kahramanca  dalar savaşın ortasına. Ölümü korkusuzca beklemek bu olsa gerek. Ölüm bir son değildir onlar için.Bir başlangıçtır.Hem de sorunsuz,dertsiz,tasasız bir hayatın başlangıcı.Necip Fazıl’ın dediği gibi.

   Kalkılır bir yerde, kalır oyuncak,
   Kurgular biter.
   Ölüm... O geldi mi ne var korkacak?
   Korkular biter.

   Ve savaş kıyasıya devam etmektedir, durum İslam ordusunun lehine görünmekte ve düşman ordusu dağılıp kaçışmaktadır.Okçular tepesini deki sahabeler zafer kazanıldı deyip unutunca peygamberin “etlerimizi kuşların yediğini de görseniz terk etmeyeceksiniz yerinizi” emrini, Halid bin Velid (r.a.) in kumanda ettiği Mekkeli süvariler hareket eder Müslümanların üzerine.

   Bunu görünce kaçan müşriklerde geri döner ve İslam ordusunu iki ateş arasında sıkışır kalır.  Resulullah bu kargaşada bir ara korumasız kalır. Mübarek dişleri kırılır. Birden sahabeyi sarsan o kötü haber yayılır ortalığa. (Resulullah şehit oldu diye.) Oysa şehit düşen Resullullah’ın yerine bedenini siper eden Musab bin Umeyr’dir.

   Müslüman safları dağılınca, -arkadaşlarını kastederek- «Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı sana özür beyan ederim.», müşrikleri kastederek de «Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu bildiririm.» deyip ilerler Enes bin Nadr, Sa'd bin Muâz'la karşılaşır ve:
   -Ey Sa'd! İstediğim cennettir. Ka'be'nin Rabbi'ne yemin ederim ki Uhud'un eteklerinden beri hep o cennetin kokusunu alıyorum, der.. Sa'd daha sonra olayı anlatırken; «Ben onun yaptığını yapamadım, ya Resûlallâh!» demiştir.

   Savaş meydanında,İslam ordusun saflarında bir üzüntü,bir kırıklık,bir acı vardır.Rasulullah ın şehadet haberini  gerçek sanır sahabe. Hz. Ömer, ensar ve muhacirden daha birçok yiğit bu haberin ardından ne yapacağını bilmez bir halde olduğu yerde kalakalır. Enes bin Nadr görünce onların bu halini sorar, ne oldu size diye. Resulullah öldü derler. Bunu duyunca O, şu eşsiz sözü söyler;

   Kahraman sahabe Enes Bin Nadr öyle bir söz söyler ki,tüm sahabenin yüreği titrer.Onların üzerinde ki rehavet,bir anda yerini cesarete bırakır.İşte tam bu anda ne demiştir Enes bin Nadr.Ne demelidir ki yaralı yüreklere ferahlık,kırık gönüllere dayanak,hüzünle tireyen yüreklere cesaret olsun.Sizce Enes bin Nadr ne demiştir?

   İşte kahraman sahabenin serlevha sözü:
   O’nun öldüğü yerde siz niye yaşıyorsunuz. Öyleyse kalkın ve O’nun gibi siz de ölünceye kadar savaşın der. Savaşın içine korkusuzca dalar gider.

   Savaş bitmiştir. Savaş meydanında gözleri müşrikler tarafından oyulmuş, kulakları ve burnu kesilmiş bir kişi yatmaktadır. Vücudunda seksenden fazla yara vardır. Kılıç, mızrak ve ok yarasıdır. Bakanların tanıyamacagı bir haldedir. Enes bin Nadr’dır. Ona ve Onun gibi olanlara müjde olan bir ayet vardır: "Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. Onlardan kimi adağını yerine getirdi(şehit oldu), kimi de bunu bekliyor. Onlar hiç bir şekilde ahidlerini bozmadılar"(Ahzab/23)

   Enes bin Nadr’ın kız kardeşi yaklaşır şehit bedeninin yanına, parmak uçlarına bakar ve tanır bu şehit  Enes bin Nadr’dır. Her yara bir şahit olur,  Uhud şahit olur, akan her damla kan şahit olur, yer ve gök şahit olur Enes bin Nadr’a. Şahadet ile koşar Âlemlerin Rabbinin huzuruna. Allah(cc)  huzuruna en güzel şekilde varanlardan eylesin bizi.

   Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. AHZAB:23

   Resulullah (s.a.s.) mealen söyle buyurmaktadir: "Allah (c.c.), yolunda cihad için çikan kimseye kefildir. Kim sadece benim yolumda cihad etmek ve bana iman ettigi ve peygamberlerimi tasdik ettigi için evinden ayrilirsa, bu kimse onu cennete koyacagimi veya elde edecegi mükafatiyla evine çevirecegimi garanti etmis olur."

   "Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda alinan herhangi bir yara kiyamet gününde ayni sekilde görülecek. Rengi kan renginde ve kokusu misk kokusunda olacaktir." (Buhari, Müslim)

    Can verenin uğrunda ,canı hiç tereddüt etmeden vermeyi bilmek.Hem vakdi,hem nakdi,hem bedeni fedakarlık yapabilmek Allah c.c.c yolunda.İslam ın ,cihad ın, şehadetin lafını, edebiyatını değil fedakarlığını omuzlamak.Yani ENSAR olmak,bir ENES, bir HAMZA yürekli olmak .VESSELAM