Kim Kazandı?

e-Posta Yazdır PDF

Zorlu ve çok çetin geçen  ve inananların çok yara aldığı,Rasulullah ın amcasının Şehidlerin seyyidi olarak rabbine kavuştuğu  Uhud savaşı nın üzerinden  henüz dört ay kadar bir zaman geçmişti ki, Necid' bölgesinden, Ebû Berâ adında,kavminin seyyidi ve aynı zamanda lideri olan  bir adam,Medine'ye gelerek Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i ziyaret etti. Ebû Berâ Âmiroğulları kabilesindendi.. Gelirken beraberinde bazı hediyeler de getirmişti. Bu hediyeleri  Resûlullah'a takdim ettiği zaman, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

   “Ben müşriklerin hediyesini kabul etmem. Hediyeni kabul etmemi istiyorsan, önce müslüman ol.” buyurdu. Sonra da İslâm dinini Ebû Berâ'ya anlattı. Anlatılanları dikkatle dinleyen Ebû Berâ, müslüman olmadı ancak anlatılanlara ilgisiz de kalmadı. Ebû Berâ:

   “Yâ Muhammed! Anlattığın şeyler, pek güzel ve şerefli şeylerdir.Hepsi mutlaka doğru olan hakikat olan şeylerdir.Ancak  ben burada tek başımayım. Benim kavmim kalabalıktır ve onlar arasında benim sözüm geçerlidir.. Eğer yanıma arkadaşlarından birkaç kişi verirsen, onlar getirdiğin ve bana anlattığın bu şerefli dini kavmime anlatırlar ve kavmim sana tâbi olur iman ederler dedi.

   Ebû Berâ'nın teklifini dinleyen Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu tekliften şüphelenmişti. Bu şüphesini Ebû Berâ'ya da anlattı:

   “Göndereceğim kişiler hakkında Necid halkından endişe ederim.Onlara bir zarar verilmesinden korkarım.” dedi. Ebû Berâ:

   “Yâ Muhammed! Göndereceğin öğreticiler için,tebliğciler için sakın  Necid halkından endişe etme.İçin rahat olsun. Onlar , benim himayem altındadır. Benim himayem altında oldukları sürece onlara kimse dokunamaz,Zarar veremez. Onları gönder ki, kavmime,bir an önce dininize davet etsinler.”

   Resûlullah'ın endişesi devam etmesine rağmen, yine de konu  İslâm'ı tebliğ olunca, başka seçenek kalmıyordu. Resûlullah, Ebû Berâ'nın yeğeni Âmir bin Tufeyl'e bir mektup yazdı. Âmir bin Tufeyl, Ebû Berâ'nın vekili idi.Kavminin yönetimini üstleniyordu. Resûlullah talimat verdi, Münzir b. Amr başkanlığında bir heyet hazırlandı. Bir rivayette yetmiş kişi, bir başka rivayette de kırk kişi oldukları yazılıdır.

   Ebû Berâ,  Medine den ayrılmış ve henüz tebliğ heyeti Necid e varma dan, o varmıştı bile. Kavmine durumu anlattı.Ve Medine den bir öğretici heyeti geleceğini haber verdi.

   Tebliğ heyeti de  uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Bi'rimaûn'e su kuyusunun bulunduğu bölgeye geldiler. Bu kuyunun yanında mola verip, biraz dinlenmeye karar verdiler. O sırada tebliğ heyetinin geleceğini bilen, Ebû Berâ'nın yeğeni Âmir b. Tufeyl, ,etrafına topladığı, kalabalık bir grupla, hain bir plan hazırlamış ve Bi'rimaûne kuyusunun yakınına kadar gelmişti. Kuyu nun yanında oturuyor,bir taraftan da söyleniyordu.-

  -Bize gelip yeni dini anlatacaklarmış.Ne olmuş ki bizim dinimize.Atalarımızın dininden kopabileceğimizi ummak ne büyük ahmaklık.Ve bu ahmaklara da gereken cezayı vermek boynumun borcudur.

   Başlarına gelecek olandan habersiz, Maune kuyusuna ulaşan ve istirahat eden müminler, yakınlarında, tebliğle görevli oldukları kavimden bir grup olduğundan haberdar oldular., içlerinden birini topluluğa göndererek, Resûlullah'ın mektubunu onlara vermeyi kararlaştırdılar. Haram bin milhan, arkadaşlarına hitaben, "Önce ben gideyim, siz burada saklanın. Eğer beni dinler ve sözlerime kulak verirlerse, siz de gelirsiniz. Yok, eğer bana birşey yaparlarsa, siz kaçar kurtulursunuz" dedi. Onlar da teklifini kabul ettiler.

   Haram bin. Milhân, Âmir b. Tufeyl'in yanına vardı, kendilerine verilmek üzere Efendimiz s.a.v. tarafından yazılan mektubu Amir e uzattı. Eli bir süre öylece havada kaldı Haram bin Milhan ın.Sonra uzanıp mektubu aldi Amir ve öfkeyle yırtıp yere attı.Ve hemen Haram bin Milhan ın arkasında ,Amir bin Tufeyl den gelecek bir işaret bekleyen Cebbar ,beklediği işaretle harekete geçti. Ve tam da arkasından Haram Bin Milhan ın,tamda hainlere yakışan bir şekilde,tam da en vahşice bir hareketle sapladı mızrağı sahabenin sırtına. Arkadan giren hançerin ucu göğsünden çıkmıştı.Ve Haram ın kanı fışkırıyordu bedeninden.Tam da tüm kanını kaybettiği anda.canını vereceği anda öyle bir laf etti ki Haram bin Milhan,donakaldı tüm hainler,ama en çokta mızrağı tutan elin sahibi.Ve bu söz, katilininn tüm hayatının değişmesine ebedi saadeti kazanmasına neden oldu.

   Haram bin Milhan tüm kanını kaybederken,canını vermek üzereyken öyle bir laf etti ki donakaldı tüm hainler.En çokta katili donakaldı.Mubarek sahabenin ağzından dökülen son cümlesi şöyle idi. KAZANDIM VALLAHİ BEN KAZANDIM.KABENİN RABBİNE YEMİN OLSUN Kİ KAZANDIM. Böylecer Haram bin Milhân'ı orada şehit ettiler. Ardından adamlarına Bi'rimaûne kuyusunun yanında bulunan diğer mü'minleri kuşatma emrini verdi. Mü'minleri kuşattılar. Müşrikler adeta, kana susamıştı; İSLAM’ı tebliğden başka niyetleri olmayan, bu güzide ashabı.bu mazlumları katletmeye, kararlı idiler.

   Artık başka çarenin olmadığını gören mü'minler de kılıçlarını çektiler ve kanlarının son damlasına kadar çarpışarak, şehit olmaya and içtiler. Çarpışmaya başlamadan önce hep birlikte şu duayı yaptılar:

   “Ey Rabbimiz! Vaziyetimizi Resûlüne haber verecek senden başka kimsemiz yok. Resûlüne ve kavmimize haberimizi ulaştır ki, biz Rabbimize kavuştuk. Rabbimiz bizden hoşnut oldu, bizi de hoşnut kıldı.”

   Habir olan Allah c.c.bu sevgili,mücahid  kullarının isteğini yerine getirdi.

   Cebrail Aleyhisselâm durumu anında Peygamberimize bildirdi. Haberi alır almaz Peygamberimiz de bir hutbe verip, durumu ashabına bildirdi:
   “Kardeşleriniz, müşriklerle karşılaştılar. Kahramnca cihad ettiler., mızraklarla delik deşik oldular.Kardeşlerinizden herbiri rabbine kavuştu, hepsi şehit oldu.”

   Resûlullah, onların selâmlarına bizzat mukabelede bulundu. Üzüntüsü çok büyüktü, aynı günün sabah namazında, ikinci rekatta rükûdan doğrulduğu zaman katillere beddua etti.


   Onlar yıldızdı Efednimizin tabiri ile.Onlara tabi olanda kurtulurdu.? Onlar Resûlullah'ın arkadaşlarıdır. Onlar Resûlullah'ı dünya gözü ile görmüş, ona iman etmişlerdir. Onlar Rablerine kullukta en yüce makamı yakalamışlardır. Ve onları yıldız yapan şey ise:Allah c.c. ve Rasulünün emirlerine gösterdikleri sadakat idi.Tüm dünya karşılarına çıksa gene de itatten dönmezlerdi.

   İslâm'ı tebliğ için yola koyuluyorlar. Tek bir gaye var: İslâm'ı tebliğ etmek. Onlara pusu kurulmuş.Önlerinde ölüm var.Başka çıkar yol yok. Ya dinlerinden vazgeçecekler, düşmana teslim olacaklar ya da çarpışarak şehit düşecekler. Onlar ikinci yolu tercih ediyorlar; her biri çarpışarak şehit oluyor. Bi'rimaûn'e kuyusundan su yerine kan akıyoradeta. Hep birlikte elleri havada yalvarmaktalar Alemlerin Rabbine  “Ey Rabbimiz! Durumumuzu Resûlü'ne bildir! ” işte iman, işte ihlas ve işte teslimiyet!..

   İçinde bulunduğumuz İslâm dini nimeti bize kolay ulaşmadı. İslâm dini kıyamete kadar var olsun diye bu güzide sahabeler  az mücadele vermediler. Bi'rimaûn'e şehitlerinin dahi üzerimizde hakları vardır.Tüm şehitlerin hakkı vardır.İslam ı öğrenmekle,yaşamakla ve tebliğ etmekle en az onlar kadar mükellefiz.

   Haram bin Milhan ın katili anlatıyor.
   Cebbâr b. Sülmâ anlatıyor. “Bi'rimaûne günü ben o adamın tam sırtından mızrağımı sapladım! Mızrağımın o adamın göğsünden çıktığını gördüm.Tam o anda   ağzından şu sözler döküldü:

“ Vallahi kazandım!”

   Kendi kendime şu soruyu sordum: Adamı öldürdüm, acaba ne kazandı? Tüm kanını, canını kaybeden biri ne kazanabilir ki?Kazanan ben, kaybedense o…”

   Cebbâr b. Sülmâ anlatmaya devam ediyor: “Mızrağımı çıkardım. . Öldürdüğüm adamın “vallahi kazandım” sözü kulaklarımda çınlıyordu.Bu olaydan sonra Medine ye gittim gizlice.Orda sordum ,öldürdüğüm adam ne demek istedi diye.

  -“O öldürdüğün adam, “cenneti kazandım” demek istiyordu.”dediler.Herşeyini kaybettiğin anda,herşeyi kazanmak,işte asıl kazanç bu dedim ve müslüman oldum.

   Bi'rimaûn'e katliamından iki sahabî kurtulmuştu. Bunlar da kurtulduklarına pişman vaziyette idiler.

   Arkadaşları, makamların en güzelini kazanmıştı,hayırda birbiri ile yarışan sahabeler bu şehadet nimetinden asla mahrum kalmka istemiyorlardı. erdi. Onlar da son nefeslerini verinceye kadar savaştılar. Bu son iki kişiden biri Münzir b. Amr'dı. Müşriklerin onun üzerine öyle bir saldırdılar ki, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz onun için: “Ölüme koşan kişi” buyurdu.

   Resûlullah, katliamlara çok üzülmüşlerdi. Sabah namazından sonra katillere beddua ettiler. Ve bunu bir ay müddetle beş vakit namazlarında tekrarladılar. Efendimiz, hain kabilelerin isimlerini sayarak şöyle yalvarıyorlardı:

  -Ey Allahım! Onların senelerini Yusuf Peygamberinki gibi yokluk, kuraklık ve fakirlik seneleri yap. Allahım bu kabileleri sana havale ediyorum. Çünkü onlar sana ve Resûlüne isyan ettiler.

   Hakikaten çok geçmeden o bölgede kuraklık ve bu kuraklığa olarak da yokluk başladı; sular çekildi ve ürün  namına bir şey kalmadı.
Âmr bin Ümeyye, Medine'ye vardığında Sevgili Peygamberimiz'e olan-bitenleri nakletti ve son olarak da gelirken yolda Âmiroğullarından iki kişiyi öldürdüğünü haber verdi.

   Çoğu hem Bedr'de hem de Uhud'da kahramanca dövüşen,mücadele eden  Suffe'nin bu hem kılıç, hem kalem ehli,  hain bir  bir saldırı sonucu bu dünyaya veda etmiş,rablerine kavuşmuışlardı.Ama kim kazandı?

   Şüphesiz ki canını teslim ederken ,tüm kanını kaybederken,Haram bin Milhan'ın kavuştuğu şehidliği kastederek "ben kazandım" dediği gibi neticede mü'minler kazandılar; Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in sözünü dinleyenler,hayatlarını Allah c.c. ve Rasulü ne adayanlar kazandı.

   Teslimiyetin en zirve noktalarından bir nokta. Öyle bir iman, öyle bir ihlâs ki, canını veriyor; can derdi yok. Onun tek derdi var: Rabbini razı etmek. “Vallahi kazandım” diyecek kadar hem kalp gözü açık, hem de ihlâsı ve imanı büyük.

   İhlâs ve imanın zirve noktasına çıkıldığında sebepler birer birer ortadan kalkıyor. Mevlâ'mızın güzel sıfatları ortaya çıkıyor. İşte, biraz sonra son nefesini verecek olan bir güzide insan nereleri görebiliyor. Daha henüz ruhunu teslim etmeden, Rabbinin ona ikram ettiği makamı dünya bakışı ile görüyor. Gördüğü manzara karşısında kendini tutamayıp, haykırıyor: “Vallahi kazandım!”

   Bize düşen de gözümüzde büyüttüğümüz dünyalık kazanımlarımızı,kayıplarımızı gözden geçirip,fani olan değil baki kalacak kazanımlar için gayret etmeye çalışmalıyız inşallah.

            Fİ EMANİLLAH