Eğitim Önce Kendinden Başlar

e-Posta Yazdır PDF

Her zaman gençlerin eğitiminden bahsederiz. Eğitim dendiğin de aklımıza ilk gelen çocukların eğitimidir. Oysa ki kendi henüz eğitilmemiş olan bizler nasıl olur da çocukları eğitmekten bahsedebiliriz ki? 


Aile içi iletişimin internet sayesin de dibe vurduğu, herkesin elin de teknolojik bir aletle kendi köşesin de komşusunun, arkadaşının, akrabasının neler yaptığını stokladığı, gezmenin tefekkür için değil sosyal ortamlar da paylaşmak için yapıldığı şu zaman da kim kimi ne kadar eğitebilir ki? 


Önce eğitilmesi gereken kitle yediklerini, içtiklerini pervasızca sosyal ortamlar da paylaşan ebeveynlerdir. Çektikleri ve paylaştıkları resmin kadrajın da çocukları var. Ve o çocuklar bilmiyor ki bizler komşusu eğer yemiyorsa aynı şeyden, boğazından geçmeyen bir neslin evladıyız. Nerede onu paylaşmak, sergilemek.


Bize altın tepside sunulan teknoloji zehrini bu kadar sorumsuzca kullanmaya devam ettiğimiz sürece ne kendimizin ne de çocuklarımızın talim ve terbiyesini sağlıklı bir şekil de yapmak asla mümkün olmayacaktır.  Teknoloji ve kitlesel iletişim araçlarının bu kadar yaygın ve kolay ulaşılabilir olması aslın da bir nimettir. Ama bu kadar sorumsuzca kullanılması sebebi ile adeta bir mihnete dönüşmüştür. 


Düşünelim! Biri gelse, hiç tanımadığımız biri, yediğimize, içtiğimize, giydiğimize, konuşmamıza, evlerimize kısacası tüm hayatımıza karışsa, müdahale etse, yönlendirmeye çalışsa, bunu böyle şunu da şöyle yap dese bunu asla kabul etmez kendimizi o kişiye teslim etmeyiz. Kendi doğru ve kabullerimizden taviz vermeyiz. Hele de bu kişi bizim örfümüzü, adetlerimizi ve her şeyden önemlisi dini değerlerimizi baltalayacak şekil de telkinler veriyorsa, çocuklarımızın ahlakını dejenere etmeye çalışıyorsa o kişiyi kovmaktan beter ederek uzaklaştırırız. Ancak medya aracılığı ile işte tam da böylece her şeyimize müdahale ediliyor. Her davranışımız adeta uzaktan bir kumanda ile kontrol altına alınıyor. Biz ise çocuklarımızdan daha beter bir kabullenme ile bu çarkın dişlileri arasında eziliyoruz.

Eğer bugün bir dede torununa  internet çizgi filmi olan elsa ismin de son derece kötü örnek olan bir karakterin kıyafetini almaktan bahsediyorsa biz kontrolü iyiden iyiye teslim etmişiz demektir. Oysa ki evvel den dedeler torunlarına peygamber hikayeleri anlatır nasihat ederdi. Onlara örnek olarak peygamber hanımlarını gösterir sana Hz. Aişe’ nin başörtüsünden alayım mı derdi.  Şimdi eğitime çocuktan önce dededen başlamak gerekiyor. 


Birine teslim olmak için sevmek gerekir. Biz çocukları  en ufak bir hatada cehenneme atan, yakan bir Allah inancı ile büyüttük.   Onları durdurmak için Allah yakar dedik. Bunca verdiği nimetleri hatırlatarak sevdirmek yerine hep korkuttuk. Çocuklara peygamberi örnek olarak gösteremedik. Teknolojiyi kullanarak medya vasıtası ile domuzu fareyi bile sevdirdikleri günümüz de biz çocuklara Rasulullah  (S.A.V.)’i  sevdiremedik. Annelerin, dizilerin adını, yayın saatlerini, oyuncuların hayatını ezber etmekten bir ayet ezber etmeye vakitleri kalmadı. Babalar ise futbolcuların adlarını ezber etmekle meşgul. Düştükleri geçim kaygısından vakit buldukça. Zira onca teknolojik aleti alıp sonra da onların faturalarını ödeyebilmek için daha çok çalışmaları gerekiyor (!)


Ya çocuklar! Ya çocuklarımız! Ya yeni nesil! Onlar nerede?  Başöğretmenleri olan internetin ağında takılı kalmışlar. Aynı ebeveynleri gibi. Rahmetli şair Mehmet Akif Ersoy ne güzel demiş;


Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... 

Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! 

Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir; 

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;


Filistin için kahrolsun paylaşımın ardından yediğimiz içtiğimiz şeylerin resmini paylaşabiliyorsak bugün, evet insanlık artık bizden geçmiş demektir. 


Ancak elbette umutsuz, elbette çaresiz değiliz.  Düştüğümüz batak derin ancak çıkılmaz değil. Uyuduğumuz gaflet uykuları derin ancak ölüm haricin de hiçbir uyku uyanılmaz değil. Malcolm X in dediği gibi; Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter.

 

Rasulullah (S.A.V.)’de tek başına çıkmadı mı yola?


Hz. Ömer i cehaletin karanlığından kurtarıp adalet timsali yapan sır neydi? Hz. Mus’ab ı zenginliğin şımarık debdebesinden kurtarıp Medine’nin öğretmeni, hicretin mimarı yapan sır neydi, kölelerin insan bile kabul edilmediği dönemde Bilal’i Habeşi kardeş kabul ettiren sır neydi, cehalet asrını saadet asrına çeviren sır neydi?


Eğitimdi elbette. Sevdirerek eğitmek. Yaşayarak eğitmek. Hoşgörü ile eğitmek. Sabırla eğitmek. 


Tüm uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeterse o bir kişi olabilmek için gayret etmek zorundayız. Nebevi bir metod ile sevdirerek önce kendimizi sonra ailemizi sonra da çevremizi sosyal medyanın, çevrenin, diziler ile pompalanan rezaletlerin esaret ve karanlığından, imanın aydınlığına çıkarmak zorundayız. Aksi halde bu karanlık zindanlar da yaşamaya mahkum olacağız. Hem çocuklarımız hem de bizler.


Camiyi kirleten bedeviye dahi sabır ve hoşgörü ile muamele eden Peygamberin ümmeti olan bizler aynı sabır ve hoşgörüyü kalkan yaparak yine Rasulullah s.a.v. gibi bıkmadan usanmadan önce kendimiz sonra insanlığın kurtuluşu için gayret etmek zorundayız. 


Ebu Hureyre’nin anlattığı bu olay bizim için yol gösterici olmalı;


Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Bedevînin biri, Peygamberimiz (S.A.V.)’in mescidinin içinde küçük abdestini bozdu. Mescitte bulunanlar kızdılar, bağrıştılar, yerlerinden kalkıp adamın üzerine yürümeye başladılar. Nerdeyse adamı döveceklerdi... Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onlara şu emri verdi:


“Onu bırakın. İdrarını yaptığı yere bir kova su dökün ve temizleyin. Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.... Buharî, Vudü 58.


Hz. Aişe (r.a.), Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle dediğini nakleder:


“Şüphesiz ki Allah çok hoşgörülü ve yumuşaktır, her işte yumuşaklığı sever.”


Öncelikle sabır ve hoşgörü bizim şiarımız olacak ki; uyandırma eylemi başarılı olsun. Önce kendimiz yaşayacağız ki; Kelamdan önce halimiz tebliğci olsun, kelamımız etkili olsun.


Bakara suresi 44. Ayette Rabbimiz buyuruyor: “İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitabı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”


Elinden telefon düşmeyen bir annenin babanın çocuğuna bu konu da uyarı yapması ne kadar etkili olabilir? Anne babasının elin de kitap görmemiş bir çocuk ne kadar kitap okuyabilir? Nasihat önce kendinden başlar. 


İşitsel eğitim görsel eğitim den sonradır. İnsan öncelikle gördüğünü alır kabullenir. Tek kelime konuşulmayan çizgi filmleri var internette. Özellikle küçük çocuklar için hazırlanmış. Tek kelime konuşulmadığı halde sadece görsel metodla çocuklar yönlendiriliyor.  Demek ki sözlü anlatım yerine, sürekli nasihat yerine kendimiz yaşasak, halimiz ile örnek olabilsek en iyi eğitim metodunu kullanmış olacağız. 


İmam Gazali; “Ağaç doğrulmadan gölgesi doğrulmaz.” der. Yahya bin muaz da; “Halinle örnek olmuyorsan, sözlerinden fayda bekleme” diyor. 


En etkili tebliğ yolu, insanın benimsediği kendi hayat tarzıdır. Kişi, söyledikleriyle uyumlu bir yaşantı içindeyse, onun çok söz söylemesine ihtiyaç bile kalmaz. Çünkü o, hâl ve tavırlarıyla konuşmaktadır. Yaşadığı güzel ahlâk, o insanın en etkili ve güvenilir sözcüsü durumundadır.


Allah aze ve celle mübarek kitabımızda şöyle buyuruyor; 


“İnsanları Allah’a dâvet ve kendisi de iyi amel ve hareket eden ve ‘Ben şüphesiz Müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kimdir?” (41/Fussılet, 33) 


Özü güzel, sözü güzel, fiili güzel insanlardan olmak ve çocuklarımızı da bu şekilde yetiştirebilmek dua ve temennisi ile…..


Gayret bizden Tevfik Allah tan…. Sefer bizden zafer Allah tan…..