Başka Bir Açıdan Tesettür

e-Posta Yazdır PDF

Tesettür denince aklımıza hemen kadının örtünmesi geliyor. Bu kavramı sadece kadınlara has olarak algılıyor zihnimiz. Oysaki tesettür kavramı çok boyutlu olarak algılanması gereken bir kavramdır. Şöyle ki; Kadının tesettürü, erkeğin tesettürü, çocukların tesettürü ve en önemlisi örtülmesi gereken her şeyin tesettürü. Müslüman kardeşinin ayıbını örtmek, kusurunu gizlemek gibi.


Kadının tesettürü için çok şey yazılıyor çiziliyor. Keza erkeğin tesettürü ile alakalı da öyle. Çocukları ise küçük yaşta örtünmeye alıştırmak gerektiğini biliyoruz zaten. Fıtratta zaten var olan haya duygusunu muhafaza ettiğimiz takdir de örtünmeleri noktasın da hiç zorlanmayacaklarını biliyoruz. 

Ama bu yazımız da asıl dikkat çekmek istediğimiz tesettür çeşidi, ayıp ve kusuru gizlemek, örtmek, setretmek ile ilgili olandır. Zira bu konu, küçümsenip ikinci plana atılmayacak kadar önemlidir. Mümin örtmeli, örtücü olmalı, ayıbı örtmeli, hatayı örtmelidir.


Allah azze ve celle’nin isimlerinden bir tanesi de Settar dır. Settâr, sözlükte “örtme, kapama, gizleme” anlamlarına gelirken ıstılahta ise Allah’ın bir ismi olarak, örten, gizleyen, kullarının günah ve ayıplarını, hatalarını örten ve bağışlayan anlamına gelmektedir.


Yaratan, yoktan var eden, gizli aşikar her şeyi bilen Rabbimiz dahi kendisini ayıpları örten, kusurları affeden, hataları gizleyen olarak vasıflandırıyor. Kitabımızda yer alan ayetler de Rabbimiz şöyle buyuruyor;


“Mü’minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.” (Nur, 24/19).


“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin (kusurunu arayıp) tecessüs etmeyin, kimse kimseyi gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır?..” (Hucurat, 49/12).

 Ayetlerden anlıyoruz ki; Hatayı ortaya dökmek, konuşmak yayılmasına ve sıradan bir şey haline gelmesine sebep olmaktadır. Ve yine anlıyoruz ki; Mü’mine yakışan şey, kusur araştırmak ve ortaya dökmek yerine hüsn-ü zan ile hareket ederek gizlemeye çalışmaktır. Ancak doğru olan davranış hata yokmuş gibi davranmak, umursuzca kafa çevirmek değildir elbette. Doğru olan davranış, kardeşimiz de gördüğümüz yanlışı, hatayı, ayıbı gizlice, kırmadan, incitmeden uyararak, düzeltmesi için yardımcı olmaktır.

 

 Rasulullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerin de şöyle buyurmaktadır; “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr 72.. Buhârî, Mezâlim, 3)


 Resulullah (s.a.s. ) başka bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

“Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah’u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)

 

İnsan başkalarının ayıp ve kusurunu değil, kendi ayıp ve kusurunu görmeye çalışmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, II, 46) buyurmuştur.


Güzel ahlaklı olmak isteyen bir insanın yapacağı en önenmli şey, başkasının kusurları ile meşgul olmak yerine kendi kusur ve ayıpları ile meşgul olmak, onlardan kurtulmaya çalışmaktır. Başkasını ayıplamadan önce kendimize bakmalı ve sonra yargıladığımız, ayıpladığımız insanı anlamaya çalışmalıyız. Güzel bir söz de şöyle söylenir; 

Benim hayatımı yargılamadan önce,

Benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan,

Sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. 

Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. 

Benim geçtiğim senelerden geç

Benim takıldığım taşlara takıl.

Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git,

Benim gittiğim gibi. 

Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin!...      (B.Marley)


 Birinin yaşadığı şartları, geçirdiği evreleri bilmeden yargılamak kolaydır. Maalesef başkasın da büyük gördüğümüz hata her nedense kendimiz yaptığımızda gözümüz de sinek kanadı gibi küçülmektedir. Oysaki Rasulullah s.a.v şöyle buyurur; “Kâfir dağ gibi günahlar işler, onu burnunun ucuna konmuş bir sinek gibi görür. Mümin ise, bir sinek kanadı kadar günah işlese, onu üzerine yıkılacak bir dağ gibi büyük görür.” (Buhari)


 Yani kamil bir mü’min e yakışan kendi hatası ile meşgul olmak, hata ve kusurlarını düzeltmeye çalışmak başkalarında gördüğü kusurları da edebi ve adabınca, kırmadan, incitmeden uyararak düzeltmesi için kardeşine yardımcı olmaktır.


 Ayrıca her durumda güzel düşünmek, güzel bakmak, güzel görmek ahlakına sahip olmak için gayret etmeliyiz. Rasulullah s.a.v in bu konuda dehşetli bir uyarısı vardır. Usame bin Zeyd in yaşadığı bir hadise günümüz de bize ibret olması için şöyle nakledilmiştir; Usame B.Zeyd in kendisi anlatıyor:


“Resulûllah (s.a.v) bizi bazı kabilelere gönderdi. Onlar da bizim gelişimizden haberdar olarak kaçtılar. Biz bu grubun içinden birisine yetiştik. Onu yakalayınca, ‘Lâ ilahe illâllah’ deyiverdi. Fakat biz kendisini öldürdük. Döndüğümüzde bu olayı Peygamber aleyhisselâm’a aynen anlattım.

Peygamber aleyhisselâm:

‘Kıyamet gününde o adamın söylediği bu tevhid kelimesinin kıymet ve büyüklüğünden dolayı sana kim yardımcı olacak?’ dedi.

Ben:

‘Ey Allah’ın Resûlü, o adam, bunu ölümden korktuğu için söyledi,’ diye cevap verdim.


Peygamber Aleyhisselâm:

‘Kalbini yarıp baktın mı ki, bunu başka bir sebepten dolayı söylemiş olduğunu bilesin! Kıyamet gününde ‘Lâ ilâhe illallah’ kelimesinin karşısında kim senin yardımcın olacak?’ buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, ‘keşke Müslümanlığa o günden sonra girmiş olsaydım,’ dedim.” (Müslim (158); Ebû Dâvûd (2643)…] 


Evet bizler de kimsenin kalbini yarıp bakmıyoruz. Kimsenin için de kalbin de olanı bilemeyiz. Ama kendi kalbimizi ve için de olanı bilebiliriz. Bu nedenle önce özeleştiri yaparak hatalarımızı, kusurlarımızı tesbit edip manevi hastalık diye tabir edilen bu durumlardan kurtulmak zorundayız. Güzel ahlak sahibi olmak için gayret etmek elzem vazifelerimizdendir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur; “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Husnü’l Halk, 8; Müsned, 2/381) 


 Konu basite alınmayacak, ikinci plana atılmayacak kadar önemlidir. Bu sebeple hem dua hem gayret ile Rabbimiz den gerçek anlamda ayıpları örten, bu konuda ki tesettürü muhafaza edenlerden olabilmeyi isteyelim. 


 Her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh olan El-Kuddûs, Kulları mahcub olmasın diye ayıp ve kusurları örten Es-Settâr:

 

Ey affetmeyi çok seven El-Afuvv olan Allah’ım! Bizi affet Doğu ve batıyı uzak eylediğin gibi bizleri hata ve günahlardan uzak eyle. Ey ayıpları örten Allah’ım! üstümüzdeki bizim günahlarımızı gizleyen perdeyi kaldırma! Kaldıracağın bu perdenin arkasından, bütün çirkinliği ile görünecek iç yüzümüzü görme ve gösterme! Başkalarında ayıp ve kusur gören gözlerimiz kapat. Bizlere Hakkı duyan kulak; hakikati gören göz nasip eyle. Bizleri hakiki anlam da hem maddi hem manevi olarak her anlamda ki tesettürü muhafaza edenlerden eyle….