Bir Ömrü Ramazan Kılmak (Söz Orucu)

e-Posta Yazdır PDF

Razaman ve oruç. Rahmet ayı. Bağışlanma ayı. Hayır hasenatı çoğaltma ayı. 


Sloganik mesajlar dolaşıyor sosyal paylaşım sitelerin de. Resimli mesajlar yolluyoruz birbirimize. Önemsiyoruz fazlasıyla aklımız yettiğince. Bu ayı dolu dolu geçirmek gerek diyoruz muhabbetlerimiz de .İftar ve sahur da neler yediğimizi ya da yiyeceğimizi konuşuyor. Oruç yoksulu anlamak için diyoruz üstüne bir de. Oysa öyle değil aslında. Eğer yoksulu anlamak için olsa idi oruç, yoksullara da farz olmazdı. Tıpkı zekatın fakirlere farz olmadığı gibi. Yoksulun halinden anlamak için yoksul olmak, açın halinden anlamak için aç kalmak gerekmez. Vicdan eğer körelmedi ise sadece görmek, hallerini bilmek yeter.


İşte aslolan vicdandır. Aslolan onu köreltmemektir. Orucu yılda sadece 30 gün belli saatler de aç kalmak zanneder, tüm azalara oruç tutturmamız gerektiğini görmezden gelir, orucu sadece mideyi aç bırakmak olarak düşünür isek, bizler ne Ramazan’ı, ne de orucu anlamışız demektir.


Rasulullah (s.a.v.) mübarek sözlerin de buyuruyor ki: “Nice oruç tutanlar var ki, oruçlarından payları açlık ve susuzluktur. Ve yine nice ayakta duranlar/namaz kılanlar var ki, namazından elde ettiği şey yorgunluktur.” (İbn Hanbel, 2/373)


 “Kim yalan söylemeyi, cahilliği ve cahillikle amel etmeyi (günah işlemeyi) terk etmezse, Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmeye ihtiyacı yoktur.” (İbn Mace, Sıyam,21)


 Oruç, sadece yememek ve içmemek değildir. Bununla beraber oruç, hayırsız ve fahiş sözden de oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman, “ben oruçluyum, ben oruçluyum” de. (H.MÜSTEDREK : 1. 430. 431)

 

Allah rasulü (s.a.v.) bu mubarek sözleri ile bize orucun sadece aç kalmak olmadığını ne güzel ifade ediyor. Orucun sevabını gideren, yapıldığı takdirde geriye sadece açlık kalır diye uyardığı ve bizleri sakındırdığı ameller vardır. Bunlar hadisler de ifade edildiği gibi evveliyle sakınılması gereken kötü hasletlerdir.


Bunların en başta gelenleri ise, yalan söylemek, gıybet etmek ve nemmamlık yani söz taşımaktır. Orucu en evvela ve sadece bir ay değil bir ömür boyu dilimize tutturmak zorundayız. 


Bu kötü hasletlerden ilki olan yalancılık, en çok zemmedilen ameldir. Zira Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmuştur:  Safvan İbnu Süleym (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! Mü’min korkak olur mu?” diye sorduk

“Evet!” buyurdular. “Peki cimri olur mu?” dedik, yine:

“Evet!” buyurdular. Biz yine:

“Peki yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer: “Hayır! Müslüman asla yalancı olmaz buyurdular.” [Muvatta, Kelam 19, (2, 990)

 

 Doğruluk, Peygamber Efendimiz (a.s.)’ın cennete kefil olduğu haslettir.

Enes (ra), Hz Peygamber’in (asm) şöyle dediğini rivayet eder:  “Bana altı haslet için kefil olunuz, ben de size cennet için kefil olayım” 

Ashâb-ı kirâm: (ra) 

“O altı haslet nedir?” diye sorunca şöyle dedi: 

1.Sizden birisi konuştuğu zaman yalan söylemesin. 

2.Söz verdiği zaman sözünden dönmesin. 

3.Emanete hıyanet etmesin. 

4.Gözünü haram bakıştan korusun. 

5.Tenâsül uzvunu zinâdan korusun. 

6.Ellerini zulümden uzak tutsun. (Hâkim, Harâitî) 


 Yalan, Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve ashabına en ağır ve en kötü gelen huydur. Aişe annemiz dedi ki:   “Hz. Peygamber’in ashabına, yalandan daha ağır ve zor gelen bir haslet yoktu. Hz. Peygamber ashâbından bir kişinin yalan söylediğine muttali olursa, onun göğsünden menfi tesiri silinmezdi. Ta ki o kişinin söylediği yalandan tevbe ettiğini bilinceye kadar.” (İhya’u Ulum’id-Din) 


Hz. Musa (as) dedi ki: 

“Ya Rab! Amel yönünden kullarından hangisi daha hayırlıdır?” Allah Teâlâ:  “Yalan söylemeyen, kalbi fısk ve fücur taşımayan ve zina etmeyen kul” dedi. (İbn Ebî Dünya) 

  Rasulullah (s.a.v) bir hadis-i şerifin de ise yalanın tarifini yaparak şöyle buyurmaktadır: “Kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter!” (Müslim ve Nesâî) 


 Rasulullah (s.a.v.) yalan söylemekten şiddete sakındırır ve doğru söylemeye teşvik ederdi. Çünkü doğru sözlü olanlar Allah katında sıddık olarak yazılır, yalan söyleyen ise yalancı olarak yazılır.


“Kişi devamlı olarak doğru söyler, doğruyu talep eder; nihayet Allah indinde o, sıddîk olarak yazılır.” 


“Yalan hakkında ise şöyle dedi:  “Kişi devamlı olarak yalan söyler, yalanı talep eder de Allah katında nihayet yalancı olarak yazılır.” (Buhari) 


Dilimizi sakındırmamız gereken en çok yerilmiş olan hasletlerden biri de gıybettir.

 

Yüce Rabbimiz gıybet etmekle ölü kardeşinin etini yemeyi bit tutmuştur. Hucurat suresi 12. Ayet şöyle dir: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”


Rasulullah (s.a.v.) de mübarek sözlerin de gıybetten son derece uzak durmayı emrederek şöyle buyurmuştur: “Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de,bir daha yapmazsa, Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.” (İbni Ebid-Dünya)


Gıybetin tarifi ise peygamberimiz tarafından şöyle yapılmıştır: “Din kardeşinin yüzüne söylemekten hoşlanmayacağın şey gıybettir.” (İbni Asakir)


Falancanın boyu kısadır, diyen birine; Peygamber efendimiz, “Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur, buyurdu.” (Tirmizi)


Yine Rasulullah (a.s.) gıybet edilen mekanı terk etmeye kadar giden bir tavır göstermek gerektiğini emretmiştir: “Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaatı da ondan men etmeye çalış veya oradan kalk git.” (İ.Ebi-d Dünya)


Orucun sevabını aslen gideren, geriye sadece açlık bırakan kötü hasletlerden biri de nemmamlık etmek yani söz taşımaktır. Bir kıssa da şöyle anlatılmaktadır:


HZ. MUSA (a.s.) - YAĞMUR DUASI


Hazreti Musa (a.s.) zamanında bir ara kuraklık vuku bulmuş, millet susuzluktan sıkıntıya düşmüştü, inananlar Hz. Musa ile beraber yağmur duasına çıktılar. Kaç gün devam ettilerse yağmur yağmıyor, yani Cenab-ı Hak onların duasını kabul etmiyordu. Hz. Musa Aleyhisselâm Tur-i Sina’ya çıkarak:

— Ya Rabbi, duamız kabul olunmadı. Bize yağmur vermedin. Bir günahımız mı var acaba? diye niyazda bulunduğu zaman, Allah (c.c.) Hazretleri:

— Ya Musa! Aranızda nemmam, (yani lâf götürüp getiren) biri var buyurdular. Bu sefer Hz. Musa:

— Ya Rabbi! Sana malûm, onu bana bildir de aramızdan çıkaralım ki duamız kabul olsun, dediğinde, Hak Teâlâ Musa Aleyhisselâm’a hitaben:

— Ya Musa! O nemmamın kim olduğunu sana bildireyim de, bende mi nemmam olayım?,         buyurdular.


Kişiye söylenen söz emanettir. Eğer o sözü söylememesi gereken birine iletir ise bu takdirde emanete ihanet etmiş olur. 


Gördüğümüz gibi Rasulullah (s.a.v.)’in bizi en çok uyardığı mevzulardan biridir dilin doğru olması. İslam alimleri kitapların da ‘Dilin Afetleri’ başlığı altında oldukça geniş bahisler açmışlardır. Konunun ne denli önemli olduğunu, neden sadece mideye bir ay değil, tüm bedene ama özellikle de dile bir ömür oruç tutturmamız gerektiğini yine Rasulullah (s.a.v.) bize şöyle anlatıyor: “Âdemoğlu sabaha çıktığı zaman bütün organları dile baş eğerler ve kendi dilleri ile şöyle derler: Ey dil! Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Biz sana uyarız. Eğer sen doğru olursan biz de dürüst oluruz. Eğer eğilirsen bizde eğiliriz.” (Tirmizi, Zühd, 60)


Sahabeden Süfyân b. Abdullah (r.a.) anlatıyor: “Benim hakkımda en çok korkup endişe ettiğin şey nedir? Ya Rasulallah!” diye soran bir sahabeye Efendimiz mübarek dilini tutarak “işte budur” cevabını vermiştir. (Tirmizi)

 

“Kim dili ile iffeti konusunda bana garanti verirse, ben de ona cennet hakkında garanti veririm.” (Buhari, Rikak, 23)


 Tüm azaların doğruluğu dilin doğruluğuna bağlıdır diyor Rasulullah (s.a.v.) ve yine buyuruyor: “Allah, her sözün hesabını soracaktır; o halde herkes Allah’tan korksun ve sözüne dikkat etsin. Kişi, Allah’ın razı olacağı bir kelime söylerse, onun tahmin etmeyeceği şekilde bu kelimenin sevabı kıyamete kadar yazılır. Ve yine bir kişi de Allah’ın gazabını gerektiren bir kelime sarf ederse onun zannedemeyeceği şekilde cenab-ı Hak o kimseye kıyamete kadar günah yazar.” (Camiu`s-Sagir 1.cilt 2. Bölüm)


 Şimdi şöyle düşünelim ; Ağzımızdan gün için de çıkan her sözü kaydeden bir cihaz olsa ve her gün sonun da bu cihazda ki kayıtlar sesli olarak en azından hane halkına dinletilse…


 Düşündük mü? Eğer hakikaten böyle bir şey yapılacak olsa konuştuğumuz sözlerin ne kadarını konuşabilirdik acaba? Ya da ne kadarını konuşamazdık. İnsanların duymasını dahi istemeyeceğimiz sözlerimizi Rabbimiz işitiyor halbuki.. Her sözümüz kayıt altına alınıyor. Ve tüm bu kayıtlar bir gün ortaya dökülecek. Tek tek hepsinden hesaba çekileceğiz. Hiçbiri es geçilmeyecek. Acaba ne kadarını hiç söylememiş olmayı arzu edecek, ne kadarı için mutluluk duyacak ve iyi ki söylemişim diyeceğiz. Belki pervasızca ağzımızdan çıkan ve bizim dahi unuttuğumuz sözlerimizi dinlediğimiz ve hesabını verdiğimiz o günde yoksa hiç konuşmamış olmayı mı arzu edeceğiz. 

 

 Şimdi sadece bir ay mideye oruç tutturmak mı bizi kurtaracak yoksa bir ömür dile oruç tutturmak mı? 


KURTULMAK İÇİN VARMIYIZ BİR ÖMRÜ RAMAZAN KILMAYA. BİR ÖMÜR DİL ORUCU TUTMAYA ….


 Ve son söz niyetine; Ukbe İbnu Âmir (ra) anlatıyor: “ Bir gün: “ Ey ALLAH’ın Resûlü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?” diye sormuştum, şöyle cevap verdiler: “ Dilini tut, günahlarına da ağla!” (Tirmizi Zühd)