Cahiliye Asrını, Saadet Asrına Çeviren Sır (Muhabbetle İttiba)

e-Posta Yazdır PDF

Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; 

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!


Üstad’ın dediği gibi idi ashabının hayatı. Gerçek bir terbiye metodu olan sünnete sımsıkı sarılmış, en ince detaylar da dahi Rasulullah s.a.v.’i örnek edinmiş ve hayatının her anını sünnet olarak değerlendirmişlerdi.


İslam dinini, dünyaya yayan sahabeler, dini asıl kaynağından alabilmek için Rasulullah(s.a.v)ı gece gündüz her anın da takib etmeye gayret ederler bu konuda hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlardı. Şartların zorluğuna dahi aldırmadan sünneti yaşamaya özen gösterir ve hiçbir şeyi sünnete tercih etmezlerdi.


Sünnete ittiba etmenin önemini öylesine anlamış, öylesine içlerine sindirmişlerdi ki; Bir sünneti duydukların da hiçbir tartışmaya girmez, kendi görüşlerinden vazgeçer ve hemen sünnete uyarlardı.


Sahabeyi sünnete bu kadar titiz bir şekil de uymaya teşvik eden neden, Kur’an-ı Kerime olan bağlılıkları idi. Zira, Rasulullah (s.a.v.) e böylesine bir titizlikle uymayı emreden bizzat Allah azze ve celle idi.


Doğru yolu bulabilmenin şartı idi sünnete ittiba. Şöyle ki:


De ki: Allah’a itaat edin; Peygamber’e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber’in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber’e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.(Nur: 54)


Rasulullah(s.a.v) herhangi bir konu da hüküm verdi ise, aksini tercih etme hakkını yasaklamıştı Allah azze ve celle. Şöyle ki:


Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab:36)

Allah ( c.c.) itaatin isbatı idi  Rasulullah ( s.a.v) e itaat. Şöyle ki: 

(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (Ali imran:31)


Gönülden sıkıntı duymaksızın  iman etmenin şartı idi Rasullullah (s.a.v.) e itaat. Şöyle ki:


Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa:65)



              İşte cahiliye asrının saadet asrına çevrildiği dönemin mimarı olan sahabeyi, Rasulullah (s.a.v.)  a itaat noktasın da titizliğe sevkeden nedenler, tamamı ile Allah azze ve celle nin emri olmasından kaynaklanıyordu.


Sahabe Rasulullah (s.a.v.) ı örnek edinme konusunda öylesine titizdi ki;   Hz. Osman canı pahasına tdahi olsa halifelik görevinden ayrılmamıştır.  Evi isyancılar tarafından muhasara edilince, Hz. Peygamber’in bir zamanlar kendisine “Belki sana Allah hilafet gömleği giydirecektir. Şayet senden o gömleği çıkarmanı isterlerse, onlar için o gömleği çıkarma” buyurduğu için “Rasulullah (s.a.v.) bana bir vasiyette bulundu. Ben buna mutlaka sabredeceğim”  demiş ve canı pahasına da olsa Rasulullah (s.a.v.) in emrine itaat etmiştir.


Hz. Peygamber (s.a.v.) in söz ve sünnetine hiçbir engel tanımadan, hiçbir mazeret ileri sürmeden,  tereddüt dahi etmeden ve anın da uymak konusunda titiz davranmak hayatlarının vazgeçilmez prensibi olmuştu.


Çünkü onlar anlamışlardı ki: Hakiki mana da iman etmiş olmanın şartı idi Rasulullah SAV e itaat. Çünkü onlar bizzat vahyin gölgesin de yetişmiş İslam neferleri idi.  Nefislerini, arzularını, isteklerini bırakmış, Rasullullah a tabi olmuşlardı.

Birgün namazda Cebrail Aleyhisselam gelerek, Resulullah (s.a.v.)’e, sağ ayağının mestinde namazı bozacak kadar pislik olduğunu belirterek, mestini çıkarmasını ister. O’da yavaşça çıkarır.. Namazdan sonra arkasına döndüğünde, herkesin sağ mestini çıkardığını görür.. “Niye böyle yaptınız?” dediğinde “Senin yaptığın gibi yapmadığımızda helak olmaktan korktuk..” cevabını verirler..


Sahabe (r.anhüm), Efendimiz (s.a.s)   kendilerine bir hususta emir verdiğinde onu güçlerinin yettiği ölçüde, en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışırlardı.   Mus’ab bin Umeyr’in kardeşi olan Ebû Azîz  şöyle anlatıyor:


“Bedir savaşında ben de esir alınmış, Ensar’dan bir gruba teslim edilmiştim. Allah Rasûlü (s.a.v): “Esirlere iyi davranın” buyurmuştu. Onun bu emrini yerine getirmek için yanlarında bulunduğum cemaat sabah akşam kendileri sadece hurma yedikleri halde, bana hurma yanında ekmek te verirlerdi.


İşte onları bu derece itaate sevkeden şey hiç şüphe yok ki; Rasulullah (s.a.v.) e duydukları sevgi idi. Çünkü ancak seven itaat edebilirdi. Sevginin delili, ispatı ise itaatti.


Sahabe (r.a.) Rasullaullah  ( s.a.v.) e olan sevgilerini her fırsatta dile getirir, itaatten yüksünmez, zorlukta ve kolaylıkta, bollukta ve darlıkta her daim yanın da olurlardı.  Bu durum onları asırlarının en medeni insanı haline getirmiş ve gerçek manada nefslerini terbiye unsuru olmuştu.


Rasulullah (s.a.v.) e duydukları sevgi, aile fertlerine duydukları sevgiden, mallarına duydukları muhabbetten daha ileri idi.  Şöyle ki;

Ebu Süfyan Müslüman olmadan önce şöyle demiştir:

“Hiçbir kimsenin başka birini, Muhammed’in ashabının Muhammedi sevdiği gibi sevdiğini görmedim.”


Bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurarak bu konuyu dile getirmiştir:


“Üç şey var ki, bunlar kimde bulunursa, o ki, imanın tatlılığını bulur. –Allah ve Resulünü başka her şeyden fazlasıyla sevmesi, kişi ancak Allah için sevmesi, ateşe atılmayı çirkin gördüğü gibi küfre dönmeyi çirkin görmesi.” (Buhari 1/12, Müslim: 66)


Buhari’de geçen başka bir hadiste de, Hz. Ömer (r.a.); “Ya Resulallah, sen bana nefsim hariç her şeyden daha çok sevimlisin.” deyince Rasullullah  “Sizden hiç biriniz, ben onun için nefsinden daha sevgili olmadıkça (gerçek) iman etmiş olamaz.” buyurmuş, Hazreti Ömer’in “Sana Kitab’ı indiren Allah’a yemin olsun ki elbette sen, nefsimden daha fazlasıyla bana sevimlisin” demesi üzerine Resulüllah: “Şimdi tamam, Ya Ömer” buyurmuş ve Hazreti Ömer’i bile bu durumun dışında bırakmamış, kişinin imanının ancak bu sevgiyle tamam olacağı açık bir şekil de bu hadis naklinde ifade eilmiştir.


Allah’tan sonra en çok sevgiye layık olan, şüphesiz, Allah Resûlü’dür. Resûlullah’ı en çok sevenlerin başında ise hiç şüphesiz ki Sahabe gelir. Bu gerçek, yüce kitabımız Kur’ân’da Rabbimiz tarafından şu şekilde ifade edilmiştir:


“Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.” (Ahzab:6)


Hz. Ali’ye, “Siz Resûlullah’ı (a.s.m.) ne kadar seviyordunuz?” diye sorulduğunda, o, şu cevabı vermişti:

“Resûlullah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve babamızdan daha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzudan daha çok arzu duyar, daha çok severdik.”


Bu emirler ışığında yaşamayı hayatının yegâne gayesi edinen sahabilerin en mühim meselesi, Resûlullah’ın sevgisini kazanmak, ona olan bağlılıklarını göstermek, ona itaatten asla ayrılmamaktı. Ona kayıtsız ve şartsız itaat etmenin yolu da onu dinlemek ve ona tabi olmaktan geçiyordu.


Bunun en güzel örneğine de Bedir Savaşı öncesin de Sa’d bin Muâz’ın şu sözlerinde şahit oluyoruz:


“Yâ Resûlallah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Getirdiklerinin hak olduğuna şehadet ettik. Dinlemek ve itaat etmek için de sana kesin söz verdik. Yâ Resûlallah! Nasıl isterseniz öyle yapınız. Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, bize denizi gösterip de dalsan, hiçbirimiz geri kalmaksızın seninle birlikte dalarız!”


Şimdi düşünelim, tüm bu anlatılanlar hikâye değil. Tüm bu olayın kahramanları olan sahabe de aynen bizim gibi insan. Yani tüm bu itaat ve sevgi örnekleri gerçek.


Şimdi de dönüp kendimizi sorgulayalım. Biz Rasulullah(s.a.v)’e itaat noktasında neredeyiz. Hangi duraktayız. O’ nu sevmek noktasında neredeyiz. Bugüne kadar bir sünneti yaşamak için, ihya etmek için, bir hadis-i şerifi nakletmek için ne kadar gayret sarfettik.


Evet, şimdi biz de sahabe gibi ya da onların gayretinin küçük bir cüz’ü kadar fedakârlık yapabildik mi?  


Cevabı ‘ EVET ‘ olanlara ne mutlu!