Kalemiz, Mahremimiz, Tavrımız: Evlerimiz…

e-Posta Yazdır PDF

Allah Teâlâ’nın üzerimizdeki en büyük nimetlerinden biridir evlerimiz. Küçük bir baraka şeklinde bile olsa, bizi sıcaktan ve soğuktan koruyan, avretimizi örten evlerimiz bir nimettir. Nimet olarak sadece mutfaklarımızdaki yiyecekleri anlıyor olmamız ise bizim eksikliğimizdir. İçinde barınabildiğimiz, uyuyup dinlenebildiğimiz, aile efradımızla bir arada olabildiğimiz evlerimiz, ekmeğimizden aşağı bir nimet değildir. 


Bütün nimetlerdeki en temel kurallardan biri olan, şükredilen nimetin devamının gelmesi, nankörlük edilen nimetin ise bir yolla elden çıkması kuralı evler için de geçerlidir. Yağmurdan koruyan, bizi sevdiklerimizle baş başa bırakabilen evlerimizin adeta yokmuş gibi sayılması, evlerimiz sayesinde kavuştuğumuz imkânların hor görülmesi nimete nankörlüktür. 

Nimete nankörlüğün akıbeti ise onu kaybetmektir. İçinde huzur bulmamız için Allah Teâlâ’nın bize lütfettiği evlerimizin ve evlerimiz sayesinde kavuştuğumuz nimetlerin, bizim elimizdekilerden daha iyi durumda olanlara kıyas edilerek hor görülmesi nebevi terbiye çizgisinin gerisinde kalan bir tutumdur. Mü’min, elindeki dünya nimetlerini değerlendirirken, o nimetler konusunda kendinden daha aşağıda olana bakarak değerlendirme yapar.

Yağmurda ıslanmadan barınabileceği bir evi olan, yağmur altında yaşamak durumunda olana bakarak hamd eder. Sünnete uygun olan budur. Zira ele geçen nimetler konusunda, daha iyi durumda olanlara bakılması halinde, gözün göreceği şeylerin bir sınırı yoktur. İyinin daha iyisi, onun daha iyisi muhakkak vardır. Böyle bir imrenmenin sonu yoktur.


Biz evlerimizi, mutfaklarında yemek yediğimiz, kış aylarında ısındığımız mekânlar olarak görmekle evlerimizin değerini düşürmüş oluyoruz. Bizim için evlerimiz, dünya nimetlerine kavuştuğumuz ve ahiret saadeti elde edeceğimiz yerlerdir. Evlerimiz, aynı zamanda manevi mekânlarımızdır. Evlerimiz sayesinde cehennem ateşinden korunuruz.


Bu açıdan bakıldığında, bizi namaz kıvamına getiren, namazımızı eritecek haramlardan koruyan evimiz, toplanıp namaz kıldığımız camimizden aşağı değildir. Nihayetinde camileri dolduran musalliler de evlerden boşalıp camilere koşmaktadır.


Evler Emanettir


Bizim için soğuktan korumanın ilerisinde bir hedefi temsil eden evlerimiz bize emanettir. İçinde iffetimizi, ahlâk ve ibadetimizi barındırdığımız evlerimizin korunması veya ihmal edilmesi, iffetimizin korunması veya ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. 


Muhtevası emanet olan evlerin kendisi de emanettir. Evlerimizi koruyabildiğimiz kadar mukaddesatımızı korumuş olacağız. Evlerimizin, dışarıdan gelen tehditlere karşı korunmuşluğu kadar çocuklarımızın korunmuşluğundan söz etmemiz mümkündür. Medreselerden, herhangi bir kurumdan önce evimiz neslimizin yetiştirilmesini sağlayacaktır. Kiraya verilmiş, gelen geçene konak haline getirilmiş evlerin doğurduğu açığı mahalle camileri kapatamayacaktır.


Evlerimizin mutfaklarına giren gıdaların sağlık açısından tahlil edilmesinin önemi ne ise, evlerimizin çatısındaki antenlerin çektiği yayınların tahlili de o öneme haizdir. Mutfağa önem verip anteni ihmal etmek önemli bir hatadır. Beyinlerin zehirlenmesi, midelerin zehirlenmesinden daha basit değildir.


Evler, anne ve babalara emanettir. Bu emanet, hesabını Allah Teâlâ’nın soracağı bir emanet olarak, bir sepet kirazın emanet edilmesiyle kıyas edilemeyecek kadar ağır bir emanettir. Ev emaneti bizim akidemizin, ibadet ve kimliğimizin en kritik muhafaza alanlarından birini ihtiva etmektedir. 


İçindeki çocuklarımız ve mukaddesatımız bakımından bir an bile göz kapamaya müsait olmayan bu emaneti, kendi mülkümüzde görerek, fitnelere kiralamamız imanımız açısından tehlike oluşturmaktadır.

Emaneti başkalarına kiralayamayacağımızı idrak ettiğimiz zaman iyi bir mesafe kat etmiş olacağız.


Takva Evler


Eşlerin takva üzere kurdukları bir yuva, Allah’ın rahmetinin indiği bir yuvadır. O yuvanın kendisi rahmet vesilesidir. O yuvaya maaş yeter; bereketi herkes lokmasında hisseder, huzur her nefes alışta hissedilir. Ezan o evlerde yankı bulur. Evin imamı, cemaati sabittir. O evlerde lavabo olmaz, abdestlik kullanılır. Temizlik gösteriş için değil, taharet içindir.


Kur’an, o evlerde kitaptır; o okunur, onunla amel edilir. Aile fertlerinin ne halde olduklarının ölçüsü o dur. Kim ne kadar Kur’an biliyor, ne kadar onunla amel ediyorsa; o, onun kadardır o evlerde. 


O takva evler, Allah’ın zikredildiği evlerdir. Allah’ı zikir o evlerde, tesbihi devretmek olarak anlaşılmaz. Tesbihi devretmek de zikir olarak bilinir; ama asıl zikir, haramlarla karşılaşıldığında Allah’ı hatırlayıp uzak durmaktır. Namaz vakti girdiğinde mescide koşmak, seccadenin başına geçmektir. Allah’ın ayetleri duyulduğunda haşyet halinde olmaktır. O eve girmek, cehennemden sığınmaktır.


Takva evlerde ‘moda’ muteber değildir. Muteber olan tesettürdür, insanların beğenisine karşı bir kompleks yoktur. Göze değil, kalbe hitap edilir o evlerde.


Takva evlerde hüküm Allah’ındır. Tartışmalar Allah’ın hükmüne göre çözüme kavuşturulur. 


O evlerde kanaat vardır. Tamahkâr değildirler. Daha iyisine sahip olmakta sakınca görmezler; ama olana razıdırlar. Ellerindekinin şükrünü yapmaya çalışırlar. Şükrü de yemekten sonra dua etmek olarak anlamazlar. Her nimetin şükrünü kendi cinsinden yapmaya çalışırlar. 


Bedenlerini kullukta kullanarak bedenlerin şükrünü yaparlar. Mutfaklarında miskinlere yer açarak mutfağın şükrünü yaparlar. Evlerinde dine hizmete oda ve zaman ayırarak ev nimetinin şükrünü yaparlar. Yedikten içtikten sonra da hamd ederler, dillerinin şükrünü eksik etmezler.


Merhamet o takva evlerinin taşı tuğlasıdır. Acı içindeki bir mü’min onların uykusunu kaçırır. Onların merhameti önünde dünya küçülür; bir ucundan diğerine dünya onların gündemine girer. O evlerde sadece küçük bebekler değil, herkes şefkat görür. 


O takva evlerde israf yoktur. Cimrilik de yoktur. Su da değerlidir, zaman da. Ekmek de israf edilmez, bedenler de. Gençler kıymetlidir, yaşlılar da azizdir.

O takva evler asla kiralık değildir. O evlerde cennetlere kavuşacağımız havamızı teneffüs ettikçe biz oraları yabancılara, yabancıların telakkilerine kilitli tutarız. Evlerimiz mahremdir. Evlerimiz bizimdir.


Ne İstemiyoruz?


Topraklarımıza yönelen dış saldırılar ve tank paleti sesleri bizi nasıl rahatsız ediyorsa, evlerimize yönelen saldırılar da rahatsız etmelidir. Topraklarımıza baktığımız gözle, o toprakların üzerindeki evlerimize de bakabilmeliyiz. Saldırı ve işgal silahla olduğu kadar spikerle, aktörle de yapılabilmektedir; bunu idrak etmekte gecikmemizin sonucu ağır olacaktır. Ev, camidir; evdekiler cemaattir.


Evlerin icra ettiği vazife cami ve medreselerin icra ettiğinden daha önceliklidir. Yeni bir insan da evlerin ürünüdür, namaz kılan bir mü’min de evinden çıkıp camiye veya medreseye gidecektir. Cami veya medresenin görevi evlerde filizlenen beyinleri geliştirmektir. 


Olmayan filizi büyütmek mümkün olmaz. Yeryüzünde Allah’ın adının yücelmesi, yeryüzünün imarı ancak insanla mümkün olduğuna göre, insana bağlı bir hamle onun neşet ettiği kaynağın korunması ve geliştirilmesiyle ayakta kalabilecektir.


İnsan neslinin safiyetini koruma anlamında da en önemli kaynak ailedir, evdir. Ülkeler şehirlerden, şehirler köylerden, köyler de ailelerden oluştuğu gibi din de ona iman eden mü’minlerden, mü’minler de gece evinde dinlenip sabah vaktinde caddelere açılan insanlardan oluşmaktadır. Bu anlamda bakıldığında evindeki bir mü’min, Ümmeti Muhammed’dir. Tıpkı Ümmeti Muhammed’in evindeki bir mü’min olduğu kadar.


Evlerimizin, mutfaklarıyla ve yatak odalarıyla eş değer tutulmalarını istemiyoruz. Medyanın işgal ettiği ev istemiyoruz. Hürriyet ve hoşgörü adı altında değerlerimizin heba edilmesini istemiyoruz. 


Kadınlarımızın dinimize karşı kalkan olarak kullanılmalarını istemiyoruz; onları itikadları yüzünden esir hayatı yaşayan mahrumlar olarak gösteren anlayışın revaç bulmasını istemiyoruz. Kısırlaştırılmış, kaç çocuk doğuracağına evlilik öncesinden karar verilmiş aileler istemiyoruz. Eşinden ayrıldığı zamanın hesaplarını buluğ çağına gelmeden önce yapmaya başlayan kızlar istemiyoruz. 


Ahlâkımızın çözülmesini ekonomiden sonraki konular arasında gören anlayışı istemiyoruz. Eve ve mutfağa kilitlenmiş, Allah’a davette görevi olmayan kadınlar istemiyoruz. Evliliğin gecikmesini, insan nesline sınır getirilmesini istemiyoruz. Hayatın meşakkatlerine karşı sabırsız, aceleci, her istediğini elde etmeye alışmış bir nesil istemiyoruz. Kur’an ve hadis cahili, fıkıh bilmez bir aile istemiyoruz…