Eğitimde Rabbanîlik

e-Posta Yazdır PDF

   Her şeyden önce eğitim kavramı, küçük çocukların yetiştirilmesi olarak anlaşıldıkça içine girilemeyecek demektir. Eğitimi küçük veya büyük, insanın yetiştirilmesi olarak anlamalıyız.

   Eğitim adına okulu yeterli görmek yanlışın ilk basamağıdır. Okul hayatın ne kadarıdır ki eğitimin bütünü olsun? Öğretimle eğitimi karıştırmamalıydık.

   Müslümanlar olarak, eğitimimizin en önemli basamağının evlerimiz olduğunu anlamakta geciktik. Anladıktan sonra da eğitimle ilgili kitaplar alıp kitaplığa koymayı yeterli gibi gördük. Hâlbuki asıl eğitim, anne babanın eğitecek kıvama gelmesi ile mümkündür. Müslümanlar, iyi bir okul iyi bir öğretmenden önce iyi bir anne iyi bir baba bulmalıydılar.

   Biz, bugünkü neslin de yarınki neslin de eğitiminin rabbanîleşmesi ile Allah katındaki mesuliyetimizden kurtulabileceğimiz bir eğitim vermiş oluruz.
   Eğitimimizin rabbanîleşmesinin, çocukların genç yaşta Kur'an okumalarını, ilmihâl bilmelerini sağlamakla oluşmayabileceğini de idrak etmeliyiz. Rabbanîleştirme önce mantık ve idrak üzerinden sağlanmalıdır.

Eğitimi idrak etmek

   Eğitim adı ‘okul’ olan kurumların tek başına yürüttüğü bir iş değildir. Ev, iş yeri, çevre ve en önemlisi mescit eğitim kurumudur. Bu kurumların arasında da en güçlü eğitim kurumu evlerdir. Eğitimin şu veya bu vasıftan çıkarılıp rabbanîleştirilmesi düşünüldüğünde bunu, okulların rabbanîleştirilmesi şeklinde anlarsak hem şu an için zor bir talepte bulunmuş oluruz hem de köklerini ihmal ettiğimiz bir ağacın dallarını süslemeye kalkarız. Eğitim, insanın bulunduğu ve yetiştirildiği her yerde eğitimdir.

   Eğitimi rabbanîleştirmek, evlerimizin kıblegâh olmasıdır. Yazlık anlayışımızın, tatilimizin, eğlencemizin şer’ilik vasfına haiz olması da eğitimimizin rabbanîleştirilmesi süreci içindedir. Kurduğumuz derneklerin, vakıfların, şirketlerin helal-haram süzgecinden geçerek kurulmasını temin etmedikçe, çocuklarımızın hayatlarının bir bölümünde devam edebildikleri okulları arzu ettiğimiz seviyede ve kalitede görmeyi isteme hakkımız da olmayacaktır.
   Evlerimizin rabbanîleştirilmesi, mescitlerimizin rabbanîleştirilmesi de öncelikle evlerimizin esası olan kadınlarımızın rabbanîleşmesini ve o rabbanîleşmenin simgesi durumunda olan Meryem’e benzemeleri ihtiyacını karşımıza çıkaracaktır. Mescitlerimizde, mihraba geçip tekbir getirerek batıla ve nefse karşı savaş ortamında bizi idare eden durumundaki imamlarımızın, Allah'ın adını her gün yücelten müezzinlerimizin kimin vekili olduklarını, kimin makamına vekâlet ettiklerini müdrik olarak iş yapmalarını gerektirecektir. Namazı memurluk gereği kıldıran arkasında kılınan namazın eğitim gücüyle, kendisini Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin makamında cılız bir vekil olarak görüp ayaklarının bağı kesilerek namaz kıldıran bir imamın arkasındaki namazın eğitim gücü aynı olabilir mi? Kendisini Allah'ın insan üretmek için seçtiği bir fabrika gibi görüp, doğurduğunu Allah'a adama lezzetini hisseden mü'min kadınla, erkeğinin hakkı olduğu için bir çocuk doğurmayı kabul eden kadının kıyas edilmesi mümkün müdür? Eğitim için okuldan önce ev seçilmelidir. En büyük öğretmen annedir. Anneyi yetiştiremeyenlerin iyi öğretmen arayışları, gece karanlığında odun toplamaya benzetilse yeridir.

   Çocuklarımızın eğitilmesinde kısa vadeli düşünceler sakıncalıdır. Beş yıllık planlarla iş yeri kurulabilir ama insan yetiştirilemez. Uzun, en uzun olan hesaplarla yola çıkılmalıdır. Bir anne babanın çocuğuyla ilgili planı, doğumdan önce başlamalı ama ölümle bitememelidir. Bir çocukla cennette sürdürülecek beraberlik hesap edilerek plan yapılmalıdır ki, o plan meleklerin de desteği ile sürsün. Diploma, iş gibi kısır ideallerin öldürdüğü planlar, sadece dünyeviliği yansıtır.

Rabbanî bir eğitim için

  a- Eşyayı ve insanı yerli yerine oturtmak birinci esas olmalıdır. İnsan her şeyden öncedir. Her şey insan için vardır. İnsan da Allah'a kulluk için vardır. Plan ve çalışma bu mantık üzerine kurulu olmalıdır. Ahiret için yaşıyoruz ama ahiretimizi dünya üzerinden kazanacağız. Ahireti istediğimiz gibi dünyadan da nasibimizi unutmayız. Dünyanın bütün mübahlarına talibiz fakat hiçbir mübah boğulma ve erime nedenimiz olmamalıdır. Eşyanın doğal yeri, insanlar arasındaki doğal tasnif, Allah'ın yaptığı tasniftir. Modern gelişmelerin ortaya çıkardığı tasniften, dinimizin temel esaslarına aykırı olanı alamayız. Eğer dinimiz ahlâkı öne çıkardı ise biz, işi ve sermayeyi öne çıkaramayız. Mesela bir aile tesisi için ‘dininden ve ahlâkından razı olduğunuz’ birini uygun görün dedi ise bunun yerine biz, işi ve kazancı öne çıkaran bir anlayışı kabul edemeyiz.

  b- İlimler arasında öncelikli ve daha önemli ayrımı yaparız ama gereksiz ilim görmeyiz. Akide ilmi alfabeden öncedir. Konuşmayı, yazmayı bilmeden hatta Kur'an öğrenilmeden akide öğrenilmelidir. Akide en üst ve sarsılmaz yerine oturduktan sonra diğerleri önem sırasına göre gelmelidir. Beşerî isimlerle adlandırılan ilimler de insana yararı kadar önemli ve önceliklidirler. İlimsiz kalmak kadar ağır bir yanlış olan iki hataya düşmemeye dikkat ederiz: Bunların birincisi, ilimler arasındaki sıralamanın yanlışlığıdır. Anatomiyi bilmeyene cerrahi tatbikatının yaptırılmasındaki ağır hata bunun örneği sayılabilir. İkincisi de Allah'ın her insana farklı yerleştirdiği yetenekleri yok sayarak herkesin her alanda uzmanlaşabileceği anlayışını yansıtan yetenek farklılığına rağmen bir alanda eğitim baskısıdır. Bunun örneği olarak da farz ilim olarak namaz kılacak kadar Kur'an bilmenin yeterli olacağı kabiliyet sahibi bir insana bütün Kur'an’ı ezberleme zorunluluğu getirme hatası sayılabilir. Herkes yeteneği ile baş başa bırakılmalıdır. İlmin yersiz verilmesi de bir tür cahil bırakmadır.

  c- Tefekkürde aşırılığa sevk edecek ifrat nedeni olan eğitim de rabbanîlik açısından hatalıdır. Allah sevgisi dışında sınırsız bir sevgi ve alaka yoktur. Hiçbir ilgi ve bilgi abartılmamalıdır. Hor görülme, kıymeti bilinmeme seviyesine de düşürülmemelidir ama abartılan ilgi ve alaka, hayatın bir alanını abartıp diğer alanlarında körelmeye neden olacaksa bu yanlıştır.
   d- Bilgide ve uygulamada masumluk yoktur. Kimse de kâmil değildir. Kemal sıfatı Allah'a mahsustur. Masumluk da nebilere aittir. Bizim eğitimimizin rabbanîlik kalitesini yakalayabilmesi için eğitenin ve eğitilenin üzerinde kemal ve ısmet sıfatlarının bulunmayacağını bilmiş olmalıyız.

  e- Bilgiyi uygulama için elde etmediğimiz sürece, o bilgiden ibadet ecrinin oluşması mümkün değildir. İbadet düzeyinde olmayan bir bilgi de kimseyi Rabbine kavuşturmaz. Bu kural, tefsir ilmi için de geçerlidir coğrafya ilmi için de.

  f- Dinde yenilik peşinde olmak veya yeniliğe alet olmak da eğitimimizin rabbanîleşmesine mânidir. Dini olduğu gibi korumak ve bir sonraki nesle aktarmak asıl amaç olarak öne çıkarılmalıdır.

  g- İlim öğrenmede ve insan eğitmede tedric (adım adım gitmek) Kur'an medeniyetinin koyduğu bir esastır. Hazmederek ilerlemek, birden ilerleme arzusuna göre daha başarılı bir metottur. Bu adımlamanın gereklerinden biri de avam ve havas arasındaki algılama farkına dikkat ederek eğitim vermek olmalıdır. Avamdan olmak yani bir ilim dalında derinleşme imkânı olmayan bir mevkide olmak ilme ve eğitime yüzeysel bakabilmek demektir. Eğiten ve öğreten kim ise o, bu hakikate dikkat etmelidir.

  h- Eğitim ve öğretim, açık seçik kavramlar üzerinden yapılmalıdır. İnsanlar sözlüğe muhtaç olmadan verileni alabilmelidir.

  i- Kur'an’ımız, ‘güzel öğüt kullanmayı ve en güzel olanla Allah'a davet emeyi’ tavsiye ederken bize de eğitimin ana kurallarından birini göstermiş olmaktadır.

  j- Peygamberler başta olmak üzere Allah Teâlâ’nın Kur'an’da örnek gösterdiği isimleri ve Ümmet’in tarihini yazan isimleri örnekliğiyle öne çıkaran bir eğitim tatbik edilmelidir.

  k- Şatıbî, şu alanlarda gündem oluşturmayı, soru üretmeyi mü'min kültürüne aykırı bulmaktadır. (Muvafakât, Âl-i Selman baskısından özetle, 5/387)  Böylece Şatıbî, eğitim ve öğretim önceliğimiz konusunda bize ışık tutmaktadır.

 - Din ve davet konusunda gereksiz olan tartışmalar,
 - Yeterli seviyenin üstünde kalan bölümü tartışmaya açmak,
 - Zamanı olmayan konularda gündem açmak,
 - Derin ve muğlak konulara dalmaya zorlayan konular,
 - Akıl yürütülemeyecek meselelerde fikir yürütmeye çalışmak,
 - Zorlamaya sevk eden, tabii seviyeyi aşan konular,
 - Kur'an ve Sünnet’a ters düşen konular,
 - Kur'an’ın müteşabih konularına yani Allah Teâlâ’nın kullarına açmadığı bilgilere dayalı konular,
 - Sahabe, selefi salihin ve ulema arasındaki tartışmaların öne çıkarıldığı konular.

  l- Eğitimimizin rabbanî olması muhasebe edilir ve tarafları muhasebeye hazır bir eğitim olmasını mecbur kılmaktadır. Kıyamet gününün hesabına hazırlanan mü'min, dünyada da bir hesap şuuru ile yaşamalıdır.
Ebu Davud’un Üseyd bin Hudayr radıyallahu anhtan rivayet ettiği bir olay, örneğimiz ve önderimiz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üzerinden kendimize öğüt almamıza yarayacak bir örneği temsil etmektedir:

   Üseyd cemaate konuşma yapıyordu. Konuşmasında da güldürücü espriler vardı. O cemaati güldürürken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elindeki bir odun parçası ile onu dürttü. Bunun üzerine Üseyd, kendisini incittiğini söyleyerek hakkını almak istediğini söyledi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: ‘Hakkını al!’ (yani sen de bana vur.) dedi. Üseyd: ‘Senin üzerinde gömlek var. Benim üzerimde gömlek yoktu.’ dedi.

   Bu sefer Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gömleğini kaldırdı. Üseyd Peygamber aleyhisselamı bağrına basıp onun böğrünü öpmeye başladı. Sonra da dedi ki:

   ‘Ya Resûlellah! Ben bu öpmeyi istemiştim.’ (Edeb, 150/5224)
   Sireti Nebi’ye ait bu tatlı hatıra, her şeyden önce sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin bir itiraza karşı nasıl cevap verdiğini örneklendirmektedir. Eğitim ve öğretim alanında bunun kadar cazip bir örnek nereden bulunacaktır?

   Eğitim ve öğretimimiz muhasebeye açık tutulmalıdır; harcanan mal kadar harcanan umutlar ve emeller de muhasebe edilmelidir.

  m- Eğitimimizin rabbanileşmesinde en önemli etkenlerden biri de dünya nimetlerine kapılmaya karşı alınacak tedbirler olacaktır.

   Dinimizin bizden dünyadan el etek çekmeyi beklemediğini bilakis dünya nimetlerinin de mü'min kullar için sunulmuş bir lütuf olduğunu biliriz. Ancak her nimet aynı zamanda bir imtihandır da. Hiçbir nimet hesapsız ve sınırsız sunulmuş değildir. Bu bilinçle kullanılmaları halinde nimetler nimet olarak kalır. Bu bilinç olmadan sunulan nimetler, nimetlikten çok sıkıntıdır.

   Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz üzerinden inceleme yaptığımızda şunu görürüz: Tatlı ve güzel şeylerden hoşlanıyordu. Ama sürekli onlarla iç içe değildi. Sınırsız bir şekilde de onlara dalmıyordu. Kadınları sevdiğini defalarca dillendirmişti. Kesilmiş bir hayvanın etini gördüğünde ‘Şurasını daha çok seviyorum.’ demişti.  Ashabı da bunlar çok iyi biliyordu.
Bütün bunlara rağmen sevgili Peygamber aleyhisselamın hayat tarzı zevklere dalmama, aşırıya kaçmama üzerine kurulu idi. Nesil yetiştirirken oluşturduğumuz eğitimin, rabbanîlik düzeyini yakalamasının en önemli mânilerinden biri, çocukların aile büyüklerinden daha lüks ve daha masraflı bir hayat yaşamaya alıştırılmalarıdır. İleriki dönemlerde kendilerinden büyük fedakârlıklar beklenecek bu gençlerin, hiçbir fedakârlık yapmadan, onun eğitimini görmeden tam aksine lüks düşkünü olarak yetiştirilmeleri hâlinde bu gençler kendilerini lüksün olmadığı hayata nasıl alıştıracaklar? Küçükken yapamadıklarını büyükken nasıl yapacaklar? Evet, lüks ve zevke uygun yaşamak bu asrın getirdiği bir imtihan çeşididir. O kadar ki fakirlik standardı yokluğu değil, lüksü bulamamayı temsil eder duruma gelmiştir.

   Cihat kalitesinde işlere aday olarak yetiştirilecek neslin; sadece sefere çıkma, silah kullanma, yazı yazıp kudretli konuşmalar yapma üzerine yetiştirilmesi yetmez. Nefsine mâni olabileceği, keyfinin bozulmasına karşı hazırlıklı olacağı bir ortamı gençler muhakkak görmelidirler. Telefonsuz da yaşanabileceğini, her istediğinin hemen olmasının her zaman mümkün olmayacağını bilmelidirler. Biz de ticaretin bile evden çıkmadan bir tuşla yapılabilir hâle gelmesinden kendimize ipuçları çıkarmalıyız.

   Ailelerimizde ‘infak günleri’ tayin edebilir, aile fertlerinin kendileri dışındakileri de kendileri gibi düşünebilecekleri fırsatlar üretebiliriz.

   Nafile oruca yoğunluk kazandırılması, böyle bir anlayış için iyi bir eğitimdir.

   En azından belli dönemlerde evlerimizde yeme içmeye sınırlar getirebiliriz. Mesela bir ay yağ tüketimini, öbür ay şeker tüketimini kısabiliriz. Bir hafta kahvaltıları normalleştirebiliriz yani bir iki çeşitle yapabiliriz. Nefsimizin çok arzuladığı şeylere ara sıra sınır koyabiliriz.

   Kesinlikle selefimizin hayatına dair bize ciddi yollarla ulaşan bilgileri ailece okuyup öğrenmeliyiz.