Umudumuz Saliha Kadın

e-Posta Yazdır PDF

Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd, Efendimiz Muhammed aleyhisselama, ailesine, ashabına salat ve selam olsun.


Değerli kardeşler,

İnsanla alakalı ne kadar sorunumuz varsa bunların çözümünde en büyük umudumuz salihakadınlardır.


İnsanı kadından başkası doğurup dünyaya getiremeyeceği gibi aynı şekilde insanın yeryüzündeki iyileşme sürecinde de saliha kadından başka hiçbir alternatif, tabiî değildir. Nasıl ki kadında sorun olunca insan için ‘tüp bebek’ müracaatı yapılıyorsa saliha kadın dışındaki insan yetiştirme projelerinin tamamı da ‘tüp projeler’dir.


En tabiî insan yetiştirme ve ıslah yöntemi, yeryüzünü imar edip Allah’ın dininin yaşandığı yer hâline getirecek proje saliha kadın projesidir. Fertler olarak baktığımızda da huzur kaynağımız ve dertsiz hayat garantimiz; geniş bir ev, maddî imkânlar ya da gürültüsüz ortamda yaşamak türünden ‘tüp’ projelere de bağlı değildir. En orijinal huzur kaynağı, Allah’ın şeriatının kaynağı olan Kur’an’ın beyanıyla saliha kadındır.


Güneş, okyanuslar, dağlar, vadiler ne kadar büyük ihtiyaç durumunda ve birer mucize iseler, bunları buyuran ve Allah’ın azametini anlatan aynı ayetler, “yanlarında huzur bulun diye sizin için eşler yaratması, Allah’ın ayetlerinden biridir” de buyurmaktadır. (Rum suresinin 21. ayeti)


“Allah’ın ayetlerinden biridir.” Yani mucizelerinden biridir. Bir yerde güneşin insanları aydınlatması, diğer yanda huzur bulmak ve birlikte olunduğunda rahatlamak için yaratılmış eşler. Saliha bir kadın, her sabah güneşin doğup da Allah’ın kudretini ve azametini ispat eden bir mucize olarak başımızın üzerinde durması gibi, evlerimizde durmaktadır. Allah’ın kitabı Kur’an’ın beyanı budur.


Allah Teâlâ, insanı sıkıntı yumağı olarak yarattığını buyuruyor  ve diğer yandan da huzur kaynağı olarak eşler yarattığını beyan ediyor. Bizim evlerimizdeki kadınlarımızın ve doğurup yetiştirdiğimiz kızlarımızın nasıl oldukları ayrı meseledir; ama Allah kadını bunun için yaratmış ve ona farklılığını bu sebeple vermiştir.


Hatice radıyallahu anha, Muhammed aleyhisselamın davasının güneşi bunun için olmuş, “yürü Muhammed, korkma, Allah seni utandırmaz” diyerek kocasını cesaretlendirmiş, insanlığa binlerce sene yetecek kadar büyük enerjinin ilk kıvılcım kaynağı bir kadın bu sayede olabilmiş ve Allah’a ilk itaat eden kişi yine bir kadın olabilmiştir.


Kadın değil, Müslüman kadın da değil; saliha kadın. Müslümanlık zaten cennete girip girememenin ölçüsü ve standardıdır. Saliha kadın olmak ise yeryüzünde Allah’ın mucizelerinden biri olup olmamanın ölçüsüdür. Biri kadınlık standardında kalacaktır; ama parazit, ama ticarete düşkün, ama kocasının başının belasıdır fakat iman ehli olduğu için günün birinde inşallah cennete girecektir. Diğeri ise Allah’ın milyarlarca erkek kuluna güneş, okyanuslar, rüzgârlar gibi mucizelerinden biri olarak gösterdiği, Allah’ı tanımak için sunduğu bir örnektir.


Akşama kadar yorgunluktan mecali kalmamış, tarladan bitkin dönen, eve nerdeyse sürünerek gelen kocasına tek bir gülümsemesiyle yorgunluğunu unutturabilen kadın, Allah’ın mucizesi ve saliha kadının farkıdır. İnsanlık tüp bebeklerle yeryüzünü dolduracak nitelikte üretim yapamayacağı, tabiî anaya ve doğal hamileliğe muhtaç olduğu gibi sıradan kadınlara değil saliha kadın olmuş, Allah’ın mucizesi olarak kalmayı şeref kabul etmiş kimselere de muhtaçtır.


Kendisini Allah’ın cennetiyle müjdeleyip erkeklerin önüne güneş gibi parlak bir mucize olarak çıkarmasına, onu bir ayetin konusu yapmasına, bedelini Allah’tan cennette bulmaya razı emeklerin sahibi saliha kadınlar ümmeti Muhammed’in kıyamete kadar sürecek en büyük emelidir. Ümmetimizi ayağa kaldıracak nesilleri o kadınlar yetiştireceklerdir. Bunun dışındaki projeleri hem akim kalacaktır hem de tabiî değillerdir.


Saliha kadınlar üzerinden yürüyecek bu projeye iman etmekteyiz. Bu bizim düşüncemiz veya yaptığımız anketler sonucunda ortaya çıkan bir şey gibi değildir. Allah böyle demiştir ve Peygamberi aleyhisselam da böyle söylemektedir. Nasıl ki kadınsız bir hayat insanlığın devamı için mümkün değilse saliha kadın olmaksızın da ümmetimizin okullarının, camilerinin, evlerinin beton yığınları olmaktan çok öteye gidemeyeceğini bilmemiz gerekir.


Kurduğumuz okullar, inşa ettiğimiz camiler ve diğer her şeyimiz birer tüp bebektir. Her üretilen çözümün bizatihi kendisi sorunun parçasıdır. Ama Allah Teâlâ ve Resûlullah aleyhisselamın insanlığa sunduğu saliha kadın projesi kurtuluşun ta kendisidir.


Şu hadisi şerife dikkat ediniz:

“Bir kul evlendiği zaman dininin yarısını tamamlamış olur. Geri kalan yarısında da Allah’tan korksun.”


Allahuekber.

Din ne demektir? Bakınız, çocukluktan beri din adına öğrendiklerimizi alt alta yazsak ne kadar fazla şey çıkıyor. En fazla duyduklarımızı sıralasak taharet, abdest, namaz, cihat, hac, oruç, Kur’an tilaveti, hadis… Bir delikanlının bir genç kızla nikâh akdi yapması dininin yarısını tamamlamasıysa şu sayılan onca şey evliliğin karşıladığı miktarın aynısını karşılayabiliyor demektir.


Bunun anlamı odur ki iffet ve namus ümmeti olan ümmet-i Muhammed, iffetini ve namusunu korumaya almak için evlenen kimselerle aslında dinin yarısını korumaya almaktadır. Bu hadisi yüzlerce defa düşünsek değmez mi? Evlenip dininin yarısını korumaya alan bir insan, nihayetinde sevapların 1 derece bile olsa fazla çıkmasıyla cennete girileceğini düşündüğümüzde, meselenin yarısını oluşturan saliha kadının yanında mesela bir cüz Kur’an okumak, hacca gitmek gibi bir iş daha üstüne koymakla sonuç cennete girmek değil midir?


Ticaret merkezlerindeki lüzumsuz vakitlerden feragat etmiş, bedenini ve ziynetini kocasından başka göstereceği ikinci insan tanımayan saliha kadın, kendini ümmet-i Muhammed’in güneş ve denizler, vadiler, rüzgârlar kadar büyük bir proje mesabesinde görür ve bu mucizeyi ucuza, onun bunun dedikodusuna, şu model mobilyaya, bu model tırnak boyasına kaptırmaz.


Fedakâr, karşılığını Allah’tan bekleyerek kadınlık yapan saliha hanım, Müslümanlar’ın umudunun %50’sidir. Ümmetimiz umudunu buraya bağlamış, saliha kadın sahibi olmak ve saliha kadın olacak çocuğu yetiştirmek büyük bir hedef hâlinde durmakta ve Allah’ın ‘en hayırlı ümmet’ olarak çıkardığı kimseler olmanın gereği buysa şeytan da aptal olmadığından, o da bilmektedir ki ümmetin kadınlarını ele geçirmek ümmetin yarısını ele geçirmektir. Bir evi dağıtmak için suyu, elektriği, gazı kesmek gerekmiyor; evin kızını gırtlaklamak evi ele geçirmektir. Şeytan akıllıdır, petrolü dağ başında aramaz, benzin istasyonlarının yerini bilir.


Umudumuz ve beklentimiz saliha kadınlar olduğu gibi ayağımızın kayacağı en riskli alan da yine kadınlar konusudur. Saliha kadınları kaybettikten sonra camilerin yıkılıp yıkılmaması çok bir şeyi değiştirecek değildir. Zira camiler de ancak ve ancak saliha kadınların yetiştirdikleriyle imar edilebilirler. Camiler dolar, onu hocalar,öğretmenler doldurabilir, bu mümkündür ama camilerin imar edilmesiyle doldurulması aynı şey değildir.


Karlı bir günde cami taa bahçesine kadar dolmuş olabilir ama o cami cemaatine “şeriat hakkında ne düşündüğü” sorulduğunda ‘şeriattan Allah’a sığınıyor’ veya faizi zamanının gereği olarak görüyor ve ortaya Allah’ın şeriatından yine Allah’a sığınan bir kitle çıkmış ise cami dolmuş ama imar edilmemiştir.


Faiz düşmanlığını çocuğuna emzirdiği süt gibi kalbine yerleştiren ananın doğurduğu çocukların doldurduğu camilerden, şehadete davet eden ayetler-hadisler okunduğunda insanlar kitleler hâlinde cihada koşarlar.


Öbür türlüsüyle ‘doldurulmuş’ camilerde cihadın adından bile bahsedilemez, “hoca siyaset yapıyor” diye ihbar edilmek korkusundan.

Peygamber’imiz aleyhissalatu vesselam, ümmetinin gençlerinin saliha kadınlarla evlendiklerinde dinlerinin yarısını kurtardıklarını buyurduktan sonra başka bir seferinde, saliha kadın sahibi olmayı bir başka açıdan tarif ediyor:


“Allah kime saliha bir kadın rızkı lütfettiyse…” Bakınız, evlenmek kelimesini kullanmıyor. Önceki hadisinde “evlendiği zaman” diyerek evlilik kelimesini kullanmıştı ancak bu sefer söz konusu kadın saliha olunca, bu vasıf kazanılınca, bu olsa olsa Allah’ın erkeğin kursağına koyduğu bir rızık olarak görülmelidir anlamına geliyor. Öyleyse rızık kelimesi, Allah’ın kula ihsanı ve lütfu olarak görülen bir şeydir. Çocuk rızkı da böyledir haccetmek de.


Saliha kadın; hac, şehadet, âlimlik, cihat gibi Allah’ın her kuluna vermeyip bazı kullarına ihsan buyurduğu nimetidir. “…Allah ona imanının yarısı konusunda yardım etmiş demektir. Diğer yarısında da Allah’tan korksun.”


Allah’tan korkan, yeni açılmış ticaret merkezlerinde gözü olmayan, evinde yatacak ve ana-babası misafir gelince yetecek kadar minderi bulunduktan sonra fazlasına göz koymayıp eşya deposu gibi ev tutmayan, avize temizliğini zulüm görüp deterjanın ihtiyaç hissedilmeyeceği çapta tüketim malzemesi kullanmayı bir siyaset hâline getirebilen, zaruretleri aşmayan kadın, bir erkeğe nasip edildiğinde o erkek kıyamet günü Rabbinin karşısında, “ya Rabbi, durumlar çok kötüydü… bir bilsen… Siyonistler her yeri işgal etmişti, medya ellerindeydi… yoksa biz ne kulluk ederdik, Ebu Bekir’den aşağı kalmazdık” diyemez!


Çünkü firavunun zulmünden naçar olan İsrailoğulları o cümleyi diyemesinler diye, Allah Teâlâ elçileri Musa ve Harun aleyhimesselama evlerini kıbleleştirmelerini tembihlemişti. Siyonizm odakları Müslümanlar’ın her şeyini, ticaretinden silahlarına kadar her şeyini ele geçirebilir ama evler Müslümanlar’ındır. Müslümanlar siyasete hâkim olamıyorlar, ticarette söz sahibi değillerse saliha kadınları da mı yok? Öyleyse kıymeti bilinecek olan, saliha kadındır.


Yarın Allah’a mazeret olarak sunulabilecek olan, Allah’ın lütfetmediği ama hesabını sorduğu şeydir.


Fakir bir insana neden zekât vermediği sorulsa Allah’ın ona mal vermediğini ileri sürebilir. Saliha bir kadınla rızıklandırılmış herhangi bir müminin ise dininin yüzde ellisi konusunda hiçbir itirazı kalmamış demektir.


Güneş kadar parlak, okyanuslar kadar derin ve dağlar kadar yüksek bir mucize olan saliha kadının vasıflarından biri Kur’an hafızı olmak, Buharî’yi ezbere bilmek ya da Filistin’de kırk Yahudi öldürmüş olmak mıdır? Hayır. Hafız olan kadın, hafız kadındır. Cihat eden kadın da mücahit kadındır. Kur’an’dan ve Resûlullah aleyhisselamdan öğrendiğimiz ‘saliha kadın’ bu kişi değildir.


İbni Mace’nin Ebu Ümame radıyallahu anhtan rivayet ettiği hadis-i şerifte Efendimiz aleyhissalatu vesselam, saliha kadının kim olduğunu tarif ediyor. Bakalım, güneş gibi bir mucize olan ve erkeklerin kıyamet günü, dünyada saliha bir kadına sahip olmalarına rağmen hâlâ cennete girip girmeyeceği tereddütlü biçimde bocalıyor olmaktan dolayı hesap verecekleri o kişi kimdir: “Mümin, Allah’a karşı muttaki olmak konusu hariç, saliha kadın kadar büyük bir nimet bulamaz.”


En büyük nimet, ebedî cehennemden kurtulmak için mümin olmaktır. Bunun ardından ise saliha kadının da nasip olması, imandan sonra insana gelebilecek en büyük nimet olarak sayılıyor. Çünkü iman dahi o saliha kadın sayesinde gür fidanlar büyütebilecektir. Saliha değil de fasıka bir kadın olsa, insana namazını dahi burnundan fitil fitil getirebilir.


Ve Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ‘saliha kadın’ olarak gözümüzün önüne koyduğu bu kimse çarşaflı, hafız, mücahit, hoca… hanım değil; başka biri. Kim peki? Hadis-i şerif tarif ediyor:


1. “Kocasının emrine itaat eder.”

Elbette bu itaat, maruf ve yapılabilir olan, haram olmayan işlerde geçerlidir.


2. “Bakıldığında mutlu eder.”

‘Mutlu etmek’, her yerde rahatlıkla konuşulabilecek türden bir şey değildir ancak her erkek ve kadın bunun ne olduğunu bilir. Mutluluk kelimesinin ayrıntısı herhâlde “mutluluklar dilerim” diye mesaj yazıp göndermek veya hediye almak, yıldönümü kutlamak değildir... Bunlar mutluluğun gâvurcasıdır.


Tarif edilen mutluluk ise erkeğin sadece baktığında bile tebessüm etmesi ve mutlu olup böyle bir kadına sahip olmakla dünyadaki diğer hiçbir kadına ihtiyaç hissetmediğini bilmesi, erkekliğini damarlarına kadar duyup önündekinin kadın mı huri mi olduğunu şaşırmasıdır. Bunu iliklerine kadar hissettiği bir mutlulukla “hangi günahımdan bu belayı buldum!” denen durum arasında ne büyük fark vardır.


Bakınız, değil o kadınla yatağa girmek, Efendimiz aleyhisselamın bahsettiği yalnızca dönüp eşinin tarafına bakmakla bile hallolabilecek bir mutluluktur. Erkeği dönüp ona baktığında adeta Allah’ın mucizelerinden bir güneş, bir ayet gördüğünü hissedecek, bakması mutluluk veren kadındır saliha kadın.


Hanımların şimdilerde dillerine doladıkları “ama sen onu bir tanıdın mı!” mazeretlerinin de manası yoktur. Zaten bütün o erkek kabalıklarına tahammül edip karşılığını Allah’tan beklemek dolayısıyla ‘saliha kadın’ unvanı layık görülmüştü. Kendinden daha kadın kılıklı bir erkek bulup ona saliha kadın olmak marifet midir, o zaman iki kadın bir araya gelmiştir! Kaba, sert, hırçın da olabilen bir erkeğe tahammül edip Rabbinin rızası için böyle yapabildiği bir güne hazırlanandır saliha kadın.


Burada bir ayrıntıya da temas etmeliyiz. Kadın kocasını ‘bakınca’ iki türlü mutlu eder. En sıkıntılı anlarda, bir ölüm haberinin ardından dahi kocasıyla birleştiği zaman ona bir koca olarak bakar ve her anında tabiî bir güzellik taşır. Bir de şu vardır ki bizler Müslümanlar olarak kuaför, parfüm, terzi, güzelleşme, bakım, boya, krem gibi kelimelere bir açıdan ‘lanetli’ kelimeler olarak bakarız ancak kadınlarımız-kızlarımız, kocaları dışında herkes için bunları kullandıklarından dolayı böyle bakmaktayızdır.


Müslüman kadın, en lüks kuaförde saçını yaptırabilir ama o saçı kocasından başkasının görmemesi için. En pahalısı bile olsa kocasının seveceği parfümleri kullanabilir hatta kullanmalıdır. Ama kocası dışında bir misafir geleceği zaman o parfümler ortalıkta duyulmamalıdır. Kocasına güzel görünen, misafire ise sıradan olan kadındır saliha kadın.


Kadın bakım yapmalı, hem Allah’ın verdiği fıtrî güzellikle erkeğini şoke edecek kadar hem de üstüne gayretle bakımını yapmalıdır. Bu dahi Resûlullah’ın emridir, sekiz buçuk senede 63 adet savaş yöneten Resûlullah’ın kendi hanımlarından ona ve ashabın hanımlarından kocalarına karşı yapmalarını istediği emridir. (Bazı otların kaynamış suda gezdirilerek kokulu suyla yıkanılması) Sadece teheccüdü değil, geceyi yatak odasında en güzel zevklerle geçirmeyi de ibadet olarak emreden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ümmet olduk. Cabir radıyallahu anh diyor ki: “Bir gün bir gazveden dönüyorduk.” Lütfen dikkat ediniz, ‘gazve’ Efendimiz aleyhisselamın da katıldığı savaş demektir. Devam ediyor:

“Medine’ye yaklaştık. Akşama az bir vakit kaldı. Resûlullah ilerlemememizi buyurdu, bu saatte şehre girmemizin doğru olmayacağını söyledi: Mola verelim, biraz daha bekleyelim de Medine’ye sabaha yakın girelim.”


Sahabiler bunun sebebini sorduklarında ise “kadınların o esnada yatmış olacaklarını ve saçları başlarının dağınık bulunacağını” buyurmuş ve “onları hazırlıksız yakalamış olmamalarını, sabaha doğru Medine’ye geldiklerinin belli olmasıyla tıraş olacak kadının tıraşını olmasını, saçını düzeltecek olanın saçını düzeltmesini ve evlerine öyle girmelerini” söylemiş, naziklerin sultanı Peygamber’imiz aleyhisselam. (Buharî, Müslim)


Allah için kılıç kuşanmış bir orduyu karşılaması gereken evlerdeki kadınlara tavsiye edilen hazırlıklara dikkat ediniz. İslam budur, Resûlullah’ın getirdiği İslam budur. O ordu Allahuekber dediğinde beraberlerinde sayısız melek de saf tutmuştu, başlarında Resûlullah aleyhisselam ile cihat ettiler ve döndüklerinde “şimdi oturup tesbihat yapalım” demiyorlar da kadınlarına tıraş olacak ve saçlarını başlarını düzeltecek imkân tanıyorlar.


Bu nedenle İmam Buharî, “kocalarının kadınlara gece ansızın baskın yapar gibi gelmelerinin yasaklığı” diye bölüm açmıştır. Abdullah ibni Mesud radıyallahu anh namazdan döneceği zaman kapının önüne gelmeden “ehem ühüm” yapar ve yaklaştığını belli edermiş. Eşi uygunsuz bir pozisyondaysa onu öyle yakalamış olmamak için.


3. Kocasının yeminini boşa çıkarmaz.

Bu kocası bir işte diretiyorsa onunla tartışmamak anlamına gelir. Mücadeleci, Yahudi’yle savaşır gibi kocasıyla savaşan kadın değil, “evet, senin dediğin olsun, ben de karşılığımı Allah’tan beklerim, nasılsa sen on günlük dünyanınkini istiyorsun, ben de cenneti isterim” diyen kadın istiyor. Koca, erkeklik numarası yapıp kendi dediğinin olmasını istediğinde kadın da saliha kadınlık yapıp Allah’tan ebedî cennette verilecek olanı istemelidir.


4. Kocası yanında yokken mal ve namus riski taşımaz.

Adam hazır cüzdanı bırakıp gitti, kadın da alimallah bi’ çarşıya girdi! Kocanın böyle bir derdi olmamalıdır. Kocasının belki bir ihtiyacı düşündüğü vardır diye sormaksızın parasını almayan kadın, saliha kadındır. İffette zaten Müslüman’ın inşallah kolay kolay derdi olmaz.


Kardeşlerim,

Efendimiz aleyhissalatu vesselamın bu kadına vaat ettiği nedir? Resûlullah Efendimiz, Allah adına konuşur. Reklam ve propaganda yapmaz. Ahmed bin Hanbel’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifi bütün kadın nesli duymalıdır:

“Bir kadın beş vakit namazını kılar, ramazan orucunu tutar, namusunu korur, eşine itaat ederse ‘cennetin hangi kapısından istiyorsan gir’ sözünü duyacağı kesindir.”


Bakınız, sayılanlar arasında ne hac ne zekât ne infak ne cihat gibi dev ibadetler var. Zaten ramazan orucunun on günü yok, namazdan da her ay indirim var nasıl olsa. Tekrar bakınız: *Beş vakit namaz  *Ramazan orucu  *Namus  *Eşine itaat


Kocasıyla tartışmadan sabredebilmek, cepheye gidip kâfirlerin karşısında Allah için ölümcül sahnelerle karşılaşmak kadar zor ve çetin olduğu için ve kadın zaten erkekle sürekli bir ‘cihat’ gibi meşakkat içinde olduğundan dolayı kadına da cihat farz edilmediği hâlde cennetin dilediği kapısından girebilmek vaat edilmiştir.


Ama hem dünyam cennet olsun hem de cennete istediğim kapıdan gireyim diye düşünmek; Allah bu ikisini birden kimseye vermemiştir, Peygamber hanımları dâhil.

Gerçi bu hususta ‘namusu korumak’ dendiğinde biz zannediyoruz ki kadın, Müslüman bir erkekle evli olduğu hâlde iffetiyle ilgili bir riske girip elindekileri kaybetmektedir… Ebu Said el-Hudrî ve Cabir bin Abdillah radıyallahu anhumanın ikisi bir hadis rivayet etmektedirler. Dikkat ederseniz bu hadis, söküğün nasıl başladığını tarif etmektedir:


“İsrailoğulları’nda (bizden önceki Yahudiler) ilk çözülme kadınların tüketim çılgınlığıyla başladı. O kadar ki fakir bir ailenin hanımı da elbise ve boya konusunda kocasını bunaltırdı…”


Yani ellerinde paraları olmadığı hâlde fakir ailenin hanımı dahi sırf başkalarında olduğu için aynısından alması konusunda kocasına baskı yaparmış. Hatırlar mısınız, kıyamet hadislerinin birinde kıyamet alameti olarak, kadınların kocalarının paralarını saymaya yardım etmeleri zikredilmişti. Kadınların da ticarete müdahil olacak tavır içinde bulunmaları…


Efendimiz aleyhisselamın hadisi devam ediyor: “…İş o kadar ilerledi ki sonunda boyu kısa olan bir kadın bundan dolayı kendine ağaçtan ayak yaptırdı, iki uzun kadının arasında yürüyordu ve o üç kadın izlendiğinde hangisinin kısa hangisinin uzun olduğu anlaşılamıyordu.”


Kendine o kadar iyi protez ayak yapmış. Sadece ‘komşu kadın uzun, ben onun yanında kısa görünüyorum’ düşüklüğü sebebiyle. Aleyhissalatu vesselam, İsrailoğulları’nın çökmeye böyle başladığını buyuruyor. Bu ümmet cihat, eğitim, siyaset, ekonomi ve diğer bütün projelerini kadınları üzerinden yürütür.


Bunun içindir ki Akkaf isimli bir sahabiyi gören Efendimiz aleyhisselam, ona evli olup olmadığını sorup evli olmadığı cevabını alınca “evlenmek için imkânın yok mu?” sorusuna da “var” yanıtını duymuş, imkânı olup da evlenmeyen bu sahabisine “o zaman sen şeytansın!” buyurmuştur:


“Eğer Hıristiyan papazıysan git onlar gibi ruhban ol. Görmüyor musun, biz kadınlarla evlenen bir ümmetiz. İyi müminlerin üzerinde şeytanın bekârlık kadar güçlü bir silahı yoktur.”


Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd, Efendimiz Muhammed aleyhisselama, ailesine, ashabına salat ve selam olsun.