Kudüs Davamiz

e-Posta Yazdır PDF

Âlemlerin rabbi Allah’a hamd, Efendimiz Muhammed aleyhisselama, ailesine, ashabına salat ve selam olsun.

Değerli Kardeşler, Aziz Öğrenciler ve Aziz Osmanlı Torunları,

Bir toprak parçası, sadece toprak olduğu için değerli olmaz. O toprağın insanla bağını kuran olaylar, toprağa değer verir. Ya üzerinde bir nesil ağır bedeller ödediği için filan yerdeki toprak parçası değerlidir ya da insanın petrolünden elmasına veya muzuna kadar olan gıda ihtiyacı o topraktan karşılandığı için değerli bir topraktır. Ya da birilerinin dedesi oradan geçtiği için, birilerinin de annesinin düğünü o köyde yapıldığı için değerlidir.

Toprak ve coğrafya, kendiliğinden değer oluşturmaz. Üzerinde cereyan eden olaylar ve insanla kurduğu bağlantılar toprağı değerli hâle getirir ya da sıradanlaştırır.

Kudüs’ümüzün insanla bağlantısı, insanın orta doğuya da uzak doğuya da yakın doğuya da ayak basmasından öncedir. İnsan henüz kıtalar dolaşmadan önce Kudüs Allah’ın planında mübarekti, saygındı, değerliydi. İnsan, daha sonra kıtalar arası gezdi, ticaret yaptı, ziraat yaptı, siyaset yaptı ve filan toprak değerli oldu. Filan kıta denize yakın olduğu için insanın daha çok ilgisini çekti. Filan yer filancadan dolayı saygın oldu.

Aziz Osmanlı Çocukları,

Kudüs, Osmanlı’yla bağlantılı ama iki ifade Osmanlı’nın Kudüs’le bağlantısından daha önemli. Birincisi; Kudüs Osmanlı’dan önce başkalarıyla da bağlantılı. Bir de Osmanlı’nın da başka şeylerle bağlantısından dolayı Kudüs’le bağlantısı var. Yoksa Osman Gazi’nin  çadırlarına yakın bir yer değil Kudüs.

Kudüs’te Kâbe’nin minik bir modeli bulunduğu için Kudüs değerli. Mescid-i Aksası’ndan dolayı Kudüs, Kudüs’tür. Bu nedenle biz, sadece Osmanlı’nın Kudüs mirasından dolayı Kudüs’te gözü olan bir anlayış sahibi değiliz. Osmanlı’dan önce Osmanlı’nın  dedelerinin de Kudüs’le bağlantısı vardı. Osmanlı’nın sancağından önce kafası Kudüs’teydi zaten. Çünkü Osmanlı’yı diğer Oğuz Boyları’ndan ya da Orta Asya’dan göçüp gelen diğer Türk soylarından farklı yapan şey; Osmanlı’nın kafasının, ırkı kadar dinini de barındıran anlayışla dolu olmasından kaynaklanıyor. O yüzden Osmanlı çekilse de, üzerinde sancağı bulunsa da Kudüsçü’dür, Mescid-i Aksacı’dır. Onun için Osmanlı farklı; Osmanlı’dan kalan miras bütün Osmanlı çocukları için ve Osmanlı soyundan gelsin, gelmesin Osmanlı’yla iman paylaşanlar için değerlidir.

Şimdi, bu gerçeklerden sonra bizim Kudüs’le bağlantımızın ya da Kudüs’ü değerli yapan şeylerin ne olduğuna tekrar dönebiliriz. Dedik ki; bir toprak parçası, şu milyonlarca kilometrekarelik dünyada adı “toprak” olduğu için değerli olmaz. Eğer muzun yetiştiği tek yer orasıysa farklılık gösterir. Başka hiçbir yerde bulunmayan bir ağaç türü o toprak parçasında varsa onu biz değerli ve farklı görürüz.

Kudüs, değer olarak insanlıktan eski bir toprak parçasıdır. Çünkü insan dünyaya gönderilmeden önce Kudüs, insanın mukaddes yaşama alanı olarak belirlenmiş bir yerdi. Kudüs ve Mekke. Mekke ile Kudüs’ün inşası arasında sadece kırk sene var. Mekke yapıldı, ondan kırk sene sonra Kudüs yapıldı.

Her insanın Allah’la kurulu bağı olan imanından dolayı Kudüs’ü mukaddes görmesi söz konusudur. Sadece bizden önceki dinlerin mensupları olan Yahudilerin ve Hıristiyanların değil. Her “Ben Allah’a iman ediyorum.” diyenin bilse de bilmese de kalbinde Kudüs’ten bir kare muhakkak vardır, olmalıdır. Bu nedenle Kudüs, Allah’a iman edenlerin hepsinin ortak paydasıdır, olmalıdır.

Bir Yahudi’nin eğer gerçekten Yahudi ise, bir Hıristiyan’ın da gerçekten Hıristiyan ise asla Kudüs’ten taviz vermesi mümkün değildir. Bu onun, başta peygamberleri olmak üzere imanına ait, mukaddesatına ait pek çok şeyi yok sayması anlamına gelir.

Bir Müslüman da Kudüs’le bağlantısını en az Mekke ve Medine kadar imanıyla ilgili görür. Hıristiyanların ve Yahudilerin bu Kudüs bağlantısı ise, sadece yüzdelik olarak bir limite kadardır ama Müslümanlar iman olarak, iman ettikleri peygamberleri açısından, son Peygamber olan Muhammed aleyhisselama iman ettikleri için, Muhammed aleyhisselama imanları sebebiyle Kudüs’le bağlantıları var. Bu bir boyut. Ama her Müslüman’ın, İsa aleyhisselama ve Musa aleyhisselama da iman ettiğinden dolayı Hıristiyanların ve Yahudilerden daha fazla Kudüs’le, Kudüs’ü Kudüs yapan Mescid-i Aksa ile bağlantısı vardır.

Bunun için yeryüzünde eğer imandan dolayı, Allah’ın mukaddes yapmasından dolayı Kudüs kutsal görünecekse eğer, bu kutsallıkta Yahudiler ve Hıristiyanların bir puan önünde İslam ve Müslümanlar vardır. Çünkü Yahudilik ve Hıristiyanlık, tarihin bir dönemine kadar sadece Kudüs’le ilgilenmişlerdir. Eğer Kudüs Allah’a imandan dolayı mukaddesse Allah, iman bağı olan Yahudiliği ve Hıristiyanlığı tedavülden kaldırdıktan sonra Hıristiyanlık ve Yahudilik adına hiç kimse ne Kudüs’le ne peygamberlikle bağlantısını iddia edemez. Müslümanlar eğer Muhammed aleyhisselamın getirdiği dini ve kendi dini kadar Yahudilik ve Hıristiyanlığın da asıllarını barındıran bir din olarak bulunduruyorsa o zaman yüzde yüz Kudüsçüdürler, yüzde yüz Mescid-i Aksacıdırlar. Ama Yahudiler ve Hıristiyanlar ise hiçbir zaman yüzde yüz değil yüzde on bile Kudüsçü olma hakkına sahip değildirler. Çünkü Kudüs’ü mukaddes yapan iman sınırlarının dışına taşmışlardır.

Kudüs, tevhidin sembolüdür; tevhidi simgeler. “Uzeyr Allah’ın oğludur.” veya “İsa Allah’ın oğludur.” diyenin tevhidin simgesi olan Mescid-i Aksa ile Kudüs’le ve Kudüs’ü cihat davası hâline getiren Musa aleyhisselam ve İsa aleyhisselamla bağlantısı olamaz. Bu, meselenin birinci boyutu.

Değerli Gençler, Aziz Kardeşler,

Bütün bunları kıyamete kadar “Ben Müslüman’ım.” diyen hiç kimse unutmasın diye, olur ki günün birinde birileri çok yoğun filan şartlardan dolayı Kudüs’ün bu boyutunu unutur diye Allah bir işaret bırakmıştır. Nedir bu işaret? Kâbe’nin dibinde yeni bir din getiren Sevgili Peygamberimiz aleyhisselam, yeni bir din getirdiği hâlde ve bu dinin merkezi Mekke olduğu hâlde Kudüs’ü Allah ona kıble olarak kullandırtmıştır.

Günün birinde Müslümanlar “Orada dalgalanan bayrak bizim bayrağımız değil. Biz, şimdi başka bir bayrak kullanıyoruz.” diyecek olsalar peygamberlerinin geçmişinde yıllarca iz yapmış bir gerçeği atmaları gerekir. O zaman yirmi üç yılın on beş yılını yok sayarak Müslüman olmak durumunda olunur. Bu, “Kur’an’ın yüzde altmışı yok, yüzde kırkına iman ediyorum.” demek gibi Batıl bir anlayış olur. Çünkü Peygamber, benim Peygamberim. Ben Muhammed aleyhisselamın babasına, dedesine, doğduğu zamana, hastalığına, her şeyine önem veriyorum. Doğum gününde şu tören bu tören yapıyorum. Hayatının on beş yılında namaz gibi bir ibadetin yönü ve kutsallığı olan bir bölümü ise yok sayıyorum. Böyle İslam da olmaz, böyle Müslüman da olmaz. Günün birinde siyasetin getirdiği, dünya konjektörünün getirdiği ama geçici bir sorundan dolayı Müslümanların Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı dinin bir parçası görmemelerine bu büyük bir işarettir.

Müslümanlar Kudüs’ü, Arapların bir sorunu olarak ne zaman görebilirler? İman ettikleri Muhammed aleyhisselam Arapların peygamberiyse Kudüs de Arapların sorunudur. Muhammed aleyhisselam ne kadar Filistinlilerin peygamberiyse Muhammed aleyhisselamın on beş yıllık kıblesi de o kadar Filistin sorunudur. Kâbe ne kadar Araplarınsa Kudüs de, Mescid-i Aksa da o kadar Araplarındır.

Kâbe; tıpkı Allah’a iman eden, ahir zaman peygamberine iman eden herkesin Kâbe’si olduğu gibi Kudüs de herkesin Kudüs’üdür. Her iman eden mü’minin Kudüs’üdür. Daha önceki geçici nöbette bulunan ama nöbet görevleri belli bir dönemden sonra Allah  tarafından kaldırılmış olan peygamberlere bağlandığını söyleyen -ki böyle bir bağı Allah kabul etmiyor- Yahudilerin ve Hıristiyanların herhangi bir hak talebinde bulunmaları da mümkün değildir. Dinleri tedavülde değil ki o din nedeniyle bağlantıları geçerli bir bağlantı olsun.

Bir husus daha var. O husus da nedir? Müslümanlar günün birinde siyasi gelişmelere kurban gidip medyanın yanlış yönlendirmesine aldanıp Kudüs’ü Filistinlilerin ve Arapların, Ortadoğuluların sorunu gibi algılayıp büyük bir hataya düşecek olurlarsa ahiretlerini helak edeceklerinden dolayı Allah akılla tartılmaması gereken bir iş yaptırmıştır peygamberine.

Yeni din İslam, kendinden önceki dinleri kaldırıp onların yerine gelen ve onları da kuşatmış olan İslam; Kâbe’yi, Mekke’yi kıyamete kadar yön olarak insanlığa tayin ettiği hâlde ve bu karar, insanlık henüz dünyaya sürgüne gitmeden önce Allah’ın Levh-i Mahfuz’unda yazılı bir kararı olduğu hâlde Kâbe’nin elli metre yanı başında uyuyan Peygamber’i Muhammed aleyhisselamı Miraç’a alırken dünyadan intikal üssü olarak Mescidi Aksa’yı ve Kudüs’ü seçmiştir Allah.

Bu, akılla düşünüldüğünde, planlama mantığıyla bakıldığında makul değil. Neden? Eğer yeni bir sistem, yeni bir iş yapılacaksa ve bu iş için asırlardan beri tedavülde olan bir merkez değil de yeni bir merkez meşhur edilecekse mesela; meşhur edilecek Mekke’nin bu resmi Miraç Töreni’nin Mekke’de yapılması lazımdı. Bunu Allah, Mekke’de değil Mekke’yi din yapan, İslam’dan önceki dinler için resmi makam olan Mescid-i Aksa’da yaptı.

Bildiğiniz gibi orada Allah, Peygamber’i Muhammed aleyhisselamı ruhlar düzeyinde mihraba geçirtti. Ve on binlerce peygamberi de arkasına cemaat yaptı. Eski dinlerin tamamının  devir  teslim  töreni;   bu  eski  mabette,  eski  kıblede  yapıldı.  Oradan Mirac’a yükselen Muhammed aleyhisselam insanlığın son peygamberi olma kapasitesini, Mescidi Aksa’da kazandı; Kudüs’te kazandı.

Geri geldikten üç sene sonra da Kudüs’ün kıble oluşu, bu törenin gerektirdiği hakkaniyetliği kaldırıldı. Mekke’ye devredildi. Miraç’tan üç sene sonra Miraç görüp namaz getirmiş Peygamber aleyhisselam, Mekke’de durduğu hâlde Kâbe’nin duvarlarının dibinden Mescid-i Aksa’ya döndü. Kâbe’nin dibinden başka bir yöne Mescid-i Aksa’ya doğru dönmek, Peygamber’in de içinde şöyle kıpırdanışlar, heyecanlı sahneler oluşmasına neden olduğunu Kur’an’ı Kerim’den öğreniyoruz.

Şimdi bir Müslüman; bütün bu iman gerçeklerini, Osmanlı’nın torunu olmak gibi sonradan oluşmuş tarihle bağlantılı şeyleri bir kenara bırakıp “Ben Müslüman’ım, Allah’a iman ediyorum; Kur’an benim kitabım, Muhammed aleyhisselam benim peygamberim.” diyen bir insandır. Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, Arap sorunu, Ortadoğu sorunu, Filistinli insanların sorunu gibi gördüğü zaman, imanının günün birinde onun vicdanını ezmekten başka ya da “Ne biçim Müslüman’sın, neye inanıyorsun? Senin iman geçmişinle bağlantın bu düzeyde.” gibi bir soruya cevap veremeyeceği sahnelerle karşılaşır. Şimdi biz bundan şu sonuca çıkıyoruz.

Kudüs, basit bir toprak parçası değil. Allah’ın bile bile Müslümanların önüne koyduğu sorun parçasıdır. Kudüs sorundur. Çünkü Allah; Hıristiyanlığı ve Yahudiliği tedavülden kaldırdı ama Yahudilerin ve Hıristiyanların neslini kurutmadı. Yeni gönderdiği İslam’a iman edenlere de “Bunlarla mücadele edeceksiniz.” dedi.

Yahudilerde Mescid-i Aksa’nın herhangi bir izi yok. İnsanlığa dair bir iz yok ki yüzlerinde, Mescid-i Aksa gibi bir mabedin hassasiyetine sahip çıksınlar. Onlar sadece tarih bağlantısı itibari ile ve bölgede emperyalizmin maşası olabilmek için bir oyuncak olsun diye Mescid-i Aksa ile ilgileniyorlar. Allah, emaneti Ümmeti Muhammed’e teslim etti, onların kalbinden Mescid-i Aksa sevgisini söküp almadı. O toprağı da onlara sevdirdi. Hıristiyanlar da aslında o bölgeye hayrandırlar ama şimdi “Düşmanın düşmanı dosttur.” mantığı ile Yahudilerle beraber çalışıyorlar. Kazara aradan Müslümanlar çekilecek olsa Hıristiyanlarla Yahudiler kendi aralarında önceki asırlarda olduğu gibi en az üç asır sürecek bir savaşa girerler. O savaşın planını da zaten yapıyorlar.

Demek ki Allah; Müslümanların önüne bu Yahudilerin, daha önce de Hıristiyanların Mescid-i Aksa tutkusunu bilerek koymuştur. Neden? Çünkü Allah, hem Mescidi Aksa’yı mübarek tutacak hem de önüne hiçbir engel koymayacak olsaydı bu, bedava iman konusu olurdu. Herkesin sabah niyet edip öğlende Mekke’de namazı kılıp ikindide evine dönmesi ve bunun her gün gerçekleşmesi nasıl mümkün olmuyorsa ömründe bir defa bile pek çok Müslüman nasıl camiyi göremiyorsa aynı şey Mescid-i Aksa için de geçerli. Biri uzaklığından dolayı öbürü de siyasi bir zulümden dolayı engelli hale gelecek.

Kim, yüreğinde Allah’ın sevdiği Mescidi Aksa’yı sevecek bunu görmek istiyor Allah. Kim, Peygamber’ine sevgisini basit bir doğum haftası diye bir törende yatıştırıp gidecek, kim de “Peygamberim’in Emaneti” diye Mescidi Aksa’yı büyük bir sorun ve iman davası olarak ölünceye kadar bağrında taşıyacak? Bunu görmek istiyor Allah. Bu yüzden Mescid-i Aksa, sorun mekânıdır ve Yahudiler gitmiş olsa bile oradan -ki bir gün gidecekler Peygamber haberi bu- kıyamete kadar Mescidi Aksa sorunu olmaktan çıkmayacaktır. Neden? Çünkü Yahudiler oradan kovulduğu zaman Hıristiyanlar çullanacaklar. Hıristiyanlar, eski Haçlı sürülerinde olduğu gibi sorun üretecekler. Bunun için Sevgili Peygamberimiz aleyhisselam:

 “Kıyamet sabahına kadar Mescid-i Aksa’nın eteklerinden cihat eksik olmayacak.” buyuruyor. Her yerde bitecek belki; barış sağlanacak, sükûnet olacak ama Mescid-i Aksa’nın eteklerinde sorun bitmeyecek. Kıyamete kadar “Kim evrensel Müslüman’dır, kim yöresel Müslüman’dır, kim köyünü aşamıyor, kim Orta Doğu’yu köyüne getiriyor?” Bunu Allah Kudüs’le ölçecek, Mescid-i Aksa ile ölçecek. Bunun için Mescid-i Aksa, Osmanlı mirası değildir. Osmanlı’dan devralınmış Muhammed aleyhisselamın mirasıdır. Osmanlı da Selçuklu’dan almıştı, o da Abbasîlerden almıştı, o da filancadan, o da Selahaddin’den alarak nöbeti değişikliği olmuştu. Şimdiki nöbetçilerin adının “Filistinli” diye bir millet olması çok şey değiştirmiyor.

Biz, bu emaneti Allah’tan Miraç Gecesi’nde aldık. Kıyamete kadar herkesin turnusolü Kudüs’tür. Kudüs’ün dışında dünya Müslümanlarının evrensel boyutta hiçbir sorunu yoktur. Keşmir diye bir sorun var, yöreseldir. O coğrafyadaki Müslüman’ı ilgilendiriyor. Filan yerde  bir sorun var. O da o yöredeki Müslümanları ilgilendiriyor ama Kudüs, Kâbe’ye dönen herkesin sağ cephesinde kalan bir sorundur. Kâbe ile bağını koparmamış hiçbir Müslüman, Kudüs’le bağını koparamaz. Kâbe gittikten sonra Kudüs zaten lazım değil.

Kardeşler,

Bir küçük düzeltme yaparak bu konuyu bitirmiş olayım: Mescid-i Aksa, şu sarı kubbeli bina değildir. Mescid-i Aksa, şu etrafı sur gibi duvarla çevrilmiş arazinin adıdır. Biz, o küçücük şadırvan gibi sarı kubbeli yeri Mescid-i Aksa diye simgelersek yarın adamlar “Burası, Birleşmiş Milletler’in koruması altında, hadi burası sizin olsun.” deyip ellide birini bile vermeden bizi geçiştirecekler.

Mescid-i Aksa, arazinin mübarek olduğu bir yerdir. Allah: “الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ” diyor. Kutsal alana. Mübarek olan, oradaki minareli cami değildir. Dolayısıyla Müslümanlar “Mescid-i Aksa’da rahat namaz kılalım, Yahudiler bizi rahat bıraksınlar.” diye bir dava güdemezler. Bu çok çocukça bir dava olur. Çikolata ile oyalanmış olur Müslümanlar.

Bizim davamız, Kudüs toprağının davasıdır. O toprak, Ümmeti Muhammed’e  emanet edilmiştir. “بَارَكْنَا حَوْلَهُ” Mescit mübarek değil mescidin arazisi mübarek. Bir santiminden bile taviz veremeyiz. Bir tek zeytin ağacından dahi taviz verme hakkı yoktur Müslümanların. Orada, o sarı kubbeli cami de diğer Mervan Camisi de herhangi bir minare olmadan önce   de “بَارَكْنَا حَوْلَه”  ayeti  inmişti.  Orada  tek  bir  taş  yoktu,  Allah  orayı  mukaddes  yapmıştı.  Çünkü mukaddes olan o taşlar, duvarlar, surlar, kubbeler, çeşmeler, kuyular değildir; kendisi mukaddestir, mübarektir. Dolayısıyla Müslümanların üzerinde oynanan oyunların, yapılan baskıların sonunda bizi, orada bir çeşme gibi bir yere razı olup “Hadi hakkımız helal olsun. Eyvallah! Gidelim.” dedirtecek hâle gelinmesine karşı da uyanık bulunmalıyız.

Kardeşler,

İşin özü şudur: İnsanlık yokken Mescid-i Aksa vardı. Bu sorun, yeni bir sorun değildir. Bu kıyamete kadar da devam edecek. Ve her insanın yöresel veya evrensel mi nasıl Müslüman olduğunu; Allah’ın mülkünü köy camiasından ibaret mi, yoksa içinde Mescid-i Aksa’nın da bulunduğu kâinatı tamamen gören büyük projeli bir kafa yapısına sahip olup olmadığımızı Allah görecek.

İnşallah biz, ömrümüz olsa kıyamete kadar Mescid-i Aksa’yı dava göreceğiz. Mescid-i Aksa ile yaşayacağız. Hepimizi Allah bu onurlu görevde muvaffak olmayı nasip etsin.

Selamunaleykum.