Sabredenler Kazanacak

e-Posta Yazdır PDF

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbi’l âlemin ve sallallahu ve selleme âlâ seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.  


 Aziz Mü’min Kardeşlerim; 

 Bir devletle o devletin vatandaşları arasında vatandaşlık ve devlet ilişkilerini düzenleyen bir anlaşmadan söz edilebilir. Bir işçi ile işveren arasında anlaşmadan söz edilebilir. Bir ev sahibi ile kiracı arasında da anlaşmadan söz edilebilir. Bu anlaşmaya göre de hak sahibi olur, alacaklı olur, verecekli olur. Hak sahibi hakkını talep eder, borçlu, borçlanmasının karşılığındaki haklarını talep eder. Ancak Allah ile kulları arasında bir devletin vatandaşları ile arasındaki ilişki gibi bir anlaşmadan söz edemeyiz. Allah ve kul söz konusu olduğunda Allah’a her halükarda teslim olmayı kabul eden ve bu teslimiyetin gereği ne ise onu yapacağına söz veren insandan söz edilebilir.  

 Hiçbir insan, “Allah’a karşı filan hakkım var.” diyemez. Kulun hakkı olmaz, teslimiyeti olur ama Allah kulundan ister. Çünkü bir devletle vatandaşları arasında filan sözleşme söz konusu olur. O sözleşmeye göre de devlet görevlerini yapar, vatandaş da vergisini verir. Taraflardan birisi kusur ettiğinde de öbürü onun hesabını sorar. Vergisini vermeyen vatandaş devlete karşı suçlu olur. Hizmetini yapmayan devlet de vatandaşına karşı suçlu olur. Kul ile Allah arasında ise böyle bir sözleşme yoktur. Çünkü kul, kendisine sorulmadan dünyaya gönderilmiştir ve kendisinin şartları oluşturmadığı bir hayat yaşamaya mecburdur. Başında ve dibinde ve de ortasında söz sahibi olmadığı bir hayatı yaşadığı için insan, günün birinde Allah Teâlâ’ya karşı, Rabb’ine karşı her hangi bir itirazda bulunamaz. Allah sadece emreder. Yaratırken sormadığı gibi neyin nasıl yapılacağına dair kulundan da görüş almaz. Kulluk budur. Böylesi bir kulluğu kabul edenin adı mü’mindir. Başta peygamberler olmak üzere böyle bir anlaşmaya tek taraflı olarak teslim olan, bir beklenti içine girmeden kulluğu kabul edenler, Allah’ın dostları olarak meleklerin kayıtlarına geçmişlerdir.  


Aziz Kardeşlerim; 

Bizim Rabb’imize karşı her hangi bir itirazımız yoktur. O, bu itirazsızlığımızı bilerek bizi kulluğuna kabul etmiştir. Başka türlü mü’min olmak iyi kul olmak da zaten mümkün değildir. Biz Rabb’imizin bizi soktuğu yolda sonuna kadar gitmeyi kabul ettik, “gideceğiz” dedik ama Rabb’imiz de “Siz mademki kulum oldunuz benim huzuruma mü’min olarak gelmeyi istediniz, size her şeyi kolaylaştıracağım” diye bir vaatte bulunmamıştır. Tam aksine biz kulluğa yaklaştıkça ve “cennet istiyorum, senin razı olacağın bir hayat istiyorum” dedikçe bu sözümüzde de direndikçe Allah sözümüzü ispat edeceğimiz oranda bizi imtihan etmeyi dilemiş, “bu imtihanı kazanırsanız sözünüzü kabul ederim” demiştir. Müslümanlık budur. Yola girmekten çok yolda dayanabilmek gerçek Müslümanlığın adıdır. Biz bu tek taraflı olarak Allah’ın sürekli önümüze koyduğu ve koymaya devam edeceği barikatları aştıkça ona yaklaşacağımız bu mü’min hayatımız, bu Müslümanca yaşantımız sabır adını verdiğimiz bir mücadele ile kazanılacaktır. Biz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı, kulluğumuzu test etmeye yönelik olan barikatları aştıkça imtihan kazanacağız. Her barikatı aşışımız her engeli bir kere sıçrayarak veya tırmanarak geçişimiz başardığımız bir sabır imtihanıdır. 


 Aziz Kardeşlerim; 

 Genelde biz sabrı başımıza gelen musibetlere karşı dayanabilmek olarak anlarız. Hâlbuki bu dünyada her anımız bizim bir musibet, bir imtihan bir denemedir. Sabah namazına kalkabilmek de ancak sabırla aşılabilecek bir engeldir. Helal yeme mücadelesi yapmamız da sabrın ürünlerinden birisidir. Bu dünyada en sabırlı insan maazallah yirmi sene eli kolu ayağı alçıda hastanelerde kalan insan değildir. Onun zaten alternatifi yoktur. Alternatifsizlik halindeki tavrımız sabır değildir. Sabrın şu bu çeşitlerinden biridir. Bu dünyanın en sabırlı mü’mini, önünde engelsiz olarak bekleyen harama karşı iki dakikalık iradesini gösterip harama karşı sabreden delikanlıdır. Eyyüb sabrı o delikanlıda vardır. Seksen yaşından sonra elinde tespih ile ecelini bekleyen de sabrediyor diyecek halimiz yok herhalde. Ne yapacaktı ki zaten. Asıl sabreden sağanak sağanak kafasından aşağı düşen haramlara karşı Allah korkusuyla sistemini kontrol edip haramlara karşı direnebilen insandır. Bu direnç de genç yaşta daha zor olduğu için ya da gencin fren sistemi daha zor tuttuğu için buna rağmen becerip, delikanlılık çağında olduğu halde genç erkek, genç kız çağında olduğu halde “Allah bunu haram ettiyse ben direnir taviz vermem, bu harama düşmem” diyebilen genç, bin bir felaketler karşısında Allah’a isyan etmeyip sabreden herhangi bir Müslümandan daha değerlidir. Birine,  hastalıklara karşı direnen çökmeyen Müslümana sabır sevabı vaat edilmiştir.  


Bu delikanlının harama düşmemeye karşı sabrı ayakta tutmasına da hem sabır sevabı, hem de arşın gölgesinde yedi insandan biri olmak vaat edilmiştir. Şu dünyada Ömer bin Hattab gibi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Medine’de kurduğu devleti adaletle, şeriatla, Kur’an’la on yıl idare eden adil bir imam olmak ne ise, zina ile yüz yüze gelip hiçbir engelin bulunmadığı bir yerde Allah’tan korktuğunu hatırlayıp zinaya karşı kendisini koruyan da on yıl Resûlullah’ın kabri başında aleyhisselatu vesselam Medine’nin devletini idare eden başarılı adil Ömer bin Hattab’tır bu ümmetin içinde. Bunun için Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Resûlullah’ın devletini on yıl idare eden adil Ömer’e arşın gölgesini vaat ettiği gibi hiç kimsenin görmediği, fırsatın avucuna düştüğü bir yerde bile zina haramına karşı “ben Allah’tan korkarım bu işe bulaşamam” diyen zevkinin doruğa çıktığı zaman Allah’ı hatırlayan insan da arşın gölgesindeki yedi büyük insandan bir tanesidir. Demek ki bizim sabır testimiz; önüne devlet fırsatları yağıp imzanla istediğin her yere verildiği zamanda Allah’ın kulları arasında adaletle karar vermen anında da bir sabır imtihanı var, zinanın engelsiz bir şekilde önüne serildiği bir zamanda bile Allah’ı hatırlama sabrı diye bir sabır var. Tıpkı ayağı kırılmış bir ihtiyarın alçısını kurtarmak için ikinci bir muayeneye kadar balkonunda oturup sabredip beklediği sabır gibi. O da sabır o da sabır o da sabır. Ama Mekke’de namaz kılmak da namaz, filan camide namaz kılmak da namaz, yatak odasının kenarında namaz kılmak da namaz. Hepsi namaz ama Mekke’deki bambaşka bir namaz. O da sabır, o da sabır o da sabır, ama şehvetini dizginlerken Allah’ı hatırlayan gencin sabrın bambaşka bir sabır. Bu ümmetin başına taç olacak genç kız, genç erkek de o sabrın kahramanı olan mü’min gençtir. 


 Aziz Kardeşlerim; 

Bizim hayatımız Müslüman olarak bizim yaşadığımız bu dünya hayatı üç şeyden biriyle devam eder. Ya Allah’ın nimetlerini görür o nimetlere karşı sabreder, şükreder, istiğfar eder mantıkla bir hayat yaşarız. Ya da nimetlerin önünde şımarır şükretmeyi bilemez, sabretmeyi bilemez azar gideriz. Veyahut da günah işler, günahımızdan tövbe etmeyi, istiğfar etmeyi beceremez günahımızla Rabb’imize gider, helak oluruz ya da filan Allah dostunun başına geldiği gibi günah işler ama sonra sabreder Rabb’imize tertemiz gideriz. Demek ki biz şükür, sabır ve istiğfar diye isimlendirebileceğimiz üçayaktan birinin üzerinde duruyoruz sabrediyoruz, şükrediyoruz, istiğfar ediyoruz. Hangisi olursa olsun bizi muhakkak kazandırıyor.  

Kardeşlerim; 

Nimetler de, musibetler de, yanlışlar da her şeyimiz Allah’ın bizim ayağımız kaymadan ne kadar nimeti kullanabileceğimizi ne kadar sıkıntıya dayanabileceğimizi görmek istediği şeyler imtihanlar olduğu için sonunda nimetlere karşı sabredenler kazanacaklar. Sıkıntılara karşı sabredenler kazanacaklar, gençlik heyecanına sabredip, ilim yolunda Allah’a kulluk yolunda kullananlar mücahit olarak iyi mü’min olarak Rabb’lerine kavuşacaklar. İhtiyarlık günlerini boş kuruntularla, geçmişin hikâyeleriyle geçirme yerine Allah’a daha yakın olayım daha çok zikredeyim diye ihtiyarlığın verdiği sıkıntılara rağmen sabırla geçirenler de Rabb’lerine o sabır heyecanı sayesinde daha iyi mü’min olarak gidecekler.  


Genç olsun, ihtiyar olsun, kadın olsun, erkek olsun bütün mü’minler Allah’ın kulu olduğunu ve Allah’ın herhalukarda gecesiyle, gündüzüyle, yazıyla, kışıyla, gençliğiyle, ihtiyarlığıyla muhakkak bir çeşit imtihan etmeyi murat ettiğini bildiğine göre mü’min neticede kazanır. Neyle kazanır? Gençliğinde sabrederek kazanır, ihtiyarlığında sabrederek kazanır, hastalığında sabrederek kazanır, fakirse sabrederek kazanır, zenginse şımarmama sabrı yaparak kazanır. Zenginin de imtihanının adı sabırdır. Zenginliğin onu şımartıp şımartmadığını Allah görecek. Fakirliğin de imtihanının adı sabırdır, Allah’a karşı asi olup olamayacağını Allah görecek. Sağlıklı sıhhatli olmak da sabır imtihanıdır, bu sağlığı sıhhati kalın bedeni veya narin bedeni ne için kullanacağını Allah görmek isteyecek. Arkadaşlarının iğvasına, aldatmasına karşı ne yapacağını görmek isteyecek. Daha çok yürüyen sağlam ayaklarını hangi yollarda eskittiğini görecek Allah. Arkadaşlarınla sahilde boş turlar da atabilirsin, Allah yolunda sayılı adımlar da atabilirsin. Herhalukarda Allah muhakkak imtihan edecek. Zengini, fakiri, genci, ihtiyarı, kadını, erkeği, güzelliği veya çirkinliği şehirde oturmayı, köyde oturmayı hangi hayatı yaşıyorsan yaşa Allah seni murakabe ediyor mu? Allah’ın kontrolü altında mısın? Allah her dakikanın hesabını muhakkak soracak mı? Soracak. 


Nimet verdiyse nimeti, sıkıntı verdiyse bu sıkıntıyı niye cennet sebebi yapmadığını bu sefer soracak. Bunun için biz, sabırdan konuşurken Allah’a itaatte sabır gerektiğini Asiye olabileceği hatalara karşı da muhakkak sabırla ayakta durabileceğini, bizim insan olarak başımıza gelecek sıkıntıları da ancak sabırla aşabileceğimizi sabırsız ne namaz, ne oruç, ne hac, ne de ilim hiçbir şey elde edemeyeceğimizi bilmemizi istiyor Allah. Onun için biz mü’minler olarak nimetlerde ve sıkıntılarda Allah’ın sabrını isteriz. Bize Rabb’imiz sabır vermiş olsa ondan daha büyük bir nimeti yoktur diye düşünürüz. Gençler hafız olmaktan Kur’an sahibi olmaktan, ilim sahibi olmaktan önce keşke sabrı öğrenmiş olsalar. Kelime olarak değil, uygulamaya olarak sabrı öğrenmiş olsalar sabır gencin elindeki gençlik nimetini Allah yolunda kullanmasını sağlar. İhtiyarın ağlayıp sızlama yerine tespihle Rabb’ine kavuşmasını sağlar.  


Değerli Mü’min Kardeşlerim; 

Rabb’imiz Kur’an’ında sabırdan söz ederken Ra’d Suresi’nin 23. ayetinde cennete giren kullarına meleklerin selam vereceğini ama bu selamın filan şehitlik, filan vakitte kılınan namaz değil. “Sabırla geçirdiğiniz hayatın sonunda, ey cennetlikler, size selam olsun diyecek melekler” diyor. Demek ki bu dünya hayatında formülümüz sabırlı veya sabırsız olamamamıza bağlı. Cennete giriş sabırla elde edilebilecek bir formüldür. Gençlikte, ihtiyarlıkta, kadın, erkek veya köylü şehirli, fakir, zengin herkesin imtihanının adı sabırdır, sabreden kazanacak. Şunu unutmamız gerekiyor ki sabır anında devreye giren formülün adıdır. Vakti geçtikten sonra ağlamak olur, sabır olmaz. Matem tutmak sabır değildir. Bir kenarda beklemek sabır değildir, zevkleri dizginlemek sabırdır. Gençliği kontrol edebilmek sabırdır, şehveti helale kaydırmak sabırdır. Harama düştükten sonra sabır değil, istiğfar olur, tövbe olur. Biz Rabb’imizin bize neyi neden istediğini anlayabildiğimiz zaman sabrın manasını da anlamış oluruz. Sözümüzün başında dedik ki Rabb’imiz bizimle herhangi bir antlaşmanın sonucu olarak bizi kul, kendisine de Allah kabul etmemiştir. Bize sormadan bizi göndermiş ve imtihan edeceğini söylemiştir. Allah imtihan edecek, imtihanı da kendisi belirlemiştir. Mü’min olarak biz sadece imtihanın gereğini yapmaktan başka bir yol bulamayız. Bunun için şehvetimizi zevklerimizi arzularımız kontrol edebileceğimiz kadar bir insan olacağız. İşte bu kontrolün adı sabırdır. Hastanede beklemek de şüphesiz sabırdır. Hacıların tavaf ederken kalabalığa karşı sabretmelerinin adı da sabırdır şüphesiz. Ama helal vakti gelinceye kadar harama direnmek de sabırdır. Bu zamanın en büyük sabrı herkesin krediyle ev aldığı bir zamanda yüz sene en ağır kirayı vermeye razı olup krediyle bir evde oturmama sabrıdır. Faize bulaşmama azmin Eyyüb olduğunun işaretidir. Eyyüb’ü aleyhisselam Allah hastalıkla imtihan etti. Beni kira ile imtihan etmek istiyor. “Nedir başıma gelen bu hastalık” deseydi Eyyüb, imtihanı kaybedecekti. “Herkesin evi var, benim niye yok” desem ben imtihanı kaybederim. Mekke sokakları içki, alkol fıçılarıyla doluydu. Ben, bu alkole ne yapayım, evimde su gibi kullanılıyor, mecbur bulaştım diyen o zaman kaybetmiştir. Şimdi sokaklar, panolar, dergiler, gazeteler, televizyon, internet haram olan, göz zinası olan sakıncalı şeylerle dolu. Ben mü’min olarak “her yer böyle” diyemem Rabb’ime. “Her yer öyle idi. Ben bulaşmamak için kendimi kıstım, bunaldım, çatladım, harama bakmadım Allah’ım” derim. Sabır budur. Ateşe tutmadan direnebilmek sabırdır. Tuttuktan, elini ateşte yaktıktan sonra sabrın gereği yoktur.  


Biz, Eyyüb aleyhisselamın başındaki sabır imtihanıyla başka başka çeşitleriyle karşı karşıya gelebiliriz. Allah, bizi nasıl imtihan etmeyi murat ettiğini kendisi bilir. Onu, hastalıkla imtihan etti. İbrahim’ini aleyhisselam Nemrut’un ateşine karşı dayanıp dayanamayacağının imtihanıyla imtihan etti. Başka kulunu akrabalarıyla imtihan etti. Lut aleyhisselamı hanımıyla imtihan etti. Nuh aleyhisselamı oğluyla imtihan etti. Bu imtihanlardan aynısı veya bir benzeri benim karşıma çıkabilir. Fakirlik imtihanım olabilir. Zenginlik başımın belası, imtihanım olabilir. Fakirlik, zenginlik, yokluk, hastalık, sıhhat ne verdiyse Allah imtihanım olabilir. Güzelliğim imtihanım olabilir. Yüzümdeki bir yara benim utanma vesilem olduğu için imtihanım olabilir. Beni Allah, hangi imtihana uygun gördüyse, beni neyle sınamak istediyse onun hesabını vereceğim.  


Eyyüb’ün hastalığından ben imtihan olmayacağım. Eyyüb aleyhisselam hastalığından imtihan oldu ben,  sağlığımla imtihan olurum. Filan kul fakirliğiyle imtihan oldu, çalacak mı, kadere isyan edecek mi, asi olacak mı bunu görmek istedi Allah. Bu kuluna da mal verdi, şımaracak mı zengin olduktan sonra namazı savsaklayacak mı onu görmek istiyor. Kimse kimsenin elbisesini giymediği gibi kimse kimsenin imtihanının aynısını yaşamaz. Kimi eşiyle imtihan olacak, kimi çocuğuyla imtihan olacak. Kimi komşusuyla imtihan olacak kimi başındaki devletin tasallutuyla imtihan olacak. Kimi soğukla imtihan olacak kimi sıcakla imtihan olacak. Ama herkes kul, herkes Allah’ın huzurunda bu dünyada imtihan için var. Hiç kimse imtihan değiştiremez. Hiç kimse Allah’ın huzurunda “filanca kulun daha iyi şartlarda imtihan olmuştu” diyemez.  


Kur’an’ı Kerim bize peygamberleri farklı hayat tarzlarıyla örnek olarak önümüze koydu, Musa aleyhisselamı konuşurken biz, bakıyoruz ki Firavun’un ve Karun’un zulmüne karşı büyük bir mücadele yaptı. Yahu bu Musa aleyhisselam ne çekti bu Firavun’dan diyoruz. Ama eksik bırakıyoruz. Aynı Musa kendisine iman eden biz seni peygamber kabul ettik diyenlerle daha uzun bir savaş geçirdi. Firavun’u bunalttılar, Firavun onu bunalttı. Firavun öldü gitti ama İsrailoğulları yani Musa’ya iman ettiğini söyleyenler çekip gitmediler, Musa aleyhisselam öldü onlar hâlâ işkencesine devam ettiler. Musa aleyhisselamın sabır abidesi, sabrın zirvesine çıkan bir Allah dostu olması sadece Firavun ve Karun’un zulmüyle değildir. Kendi adamları, kendi cemaati, kendi akrabaları olan İsrailoğulları’ndan çok daha fazla çok daha uzun süreli bir zulüm dönemi görmüştür ama sabretti, sabretti. Sabrettiği için Musa oldu. Sabrettiği için Allah’ın beş büyük kulundan birisi oldu. Ama biz, eğer Musa aleyhisselamı sadece Firavun’un zulmüne karşı sabredip bu makama geldiğini zannedersek bir şeyi anlamamış oluruz. Hem dış düşmana sabretti hem de kendi akrabalarına, iman edenlerine sabretti.  


Dolayısıyla mü’minler olarak biz, Allah’ın bizi imtihanını yani sabır mücadelemizi sadece kâfirlerden gelecek sıkıntı olarak göremeyiz. Aynı camide namaz kıldığımız kardeşlerimiz de imtihan sebebimiz olabilir. Doğurduğumuz çocuklarımız bizim ne kadar Allah’a yakın olduğumuzun ölçüldüğü test malzemelerimiz olabilir. Yataklarımızı paylaştığımız eşlerimiz en büyük imtihan konumuz olabilir. Allah eşlerimizin, çocuklarımızın, beraber namaz kıldığımız saf arkadaşlarımızın veya annemizin babamızın üzerinden bizi imtihan etmek istemiş olabilir, istiyor da yapıyor da nitekim. Herhangi birimiz geçen on senesini veya yirmi senesini ya da gençliğinden bugüne kadar geldiği günlerini bir geri dönüp seyretsin, baksın, Allah’ın imtihanını en çok hangi noktada geçirmiş? En önemsiz gördüğümüz şeyler, en yakınımızdakiler, en değerli tuttuğumuz şeyler en ağır imtihanımız olabilir, olmaktadır, peygamberler için hep böyle oldu zaten. Sevgili peygamber aleyhisselam efendimiz için de öyle oldu. Zira Allah, sadece yağmurla tehdit etmiyor. Terleyip sen kendi kendini de ıslatabilirsin.  

Dışarıdan yağmur yağar ıslanırsın, kendi içinden gelen ter de senin çamaşırını ıslatabilir. İmtihan dışarıdan da gelebilir. Sen kendin de imtihan konusu olabilirsin, olmuşsundur da. Bütün hayatımız imtihan olduğuna göre biz, cennete girmek veya girmemek için bu dünyada bulunduğumuza göre imtihana hazır yaşamamız gerekiyor. Bu imtihanı da nereden gelecek diye beklemeye gerek yok, gözünü açarsın imtihan, kulağını açtığında muhakkak imtihanla karşı karşıyasın. Peygamberler böyle bir hayat yaşadılar. Allah dostları böyle bir hayat yaşadılar. Biz de muhakkak böyle bir hayat yaşayacağız ve sadece sabredenler kazanacaklar. Çünkü uykuya sabredebilen sabah namazı kılar. Çünkü evladına sabredebilen mücahid, âlim, muttaki, kendisine daha sonra sevaplar gönderen bir çocuğun babası annesi olabilir. Çünkü eşine sabredebilenler yarın cennetlerde karşılıklı oturacağı bir eşinin kocası bir eşin hanımı olabilir. Bir eşin bir çocuğun annesi, babası, eşi, hayat arkadaşı olmak ancak sabırla sonuçlanır.  


Sabretmeyi hastanede, hacıların kalabalık tavafında, depremde, yangında, trafikte zannedenler hayatı sadece deprem sadece trafik sadece yangın sadece hastalık olarak anlıyorlar demektir. Hayat ne ise, iman odur. İman da sabırdır. Ne kadar sabredebiliyorsan o kadar Allah’ı tanıyabiliyorsun demektir. Çünkü cennete girdiğinde sana ilk defa hoş geldin diyecek olan melekler sabrın sonucu olarak buraya geldin diyecekler. Harama karşı sabır, nimetlere karşı sabır, belalara karşı sabır, Allah’ın imtihan ettiği çocuklarımıza karşı en büyük sabır, eşlerimize karşı Nuh sabrı, İbrahim sabrı, Eyyüb sabrı göstererek Allah’ın rızasını kazanacağız. Kazananlar böyle kazandılar. Kaybedenler de alkol müptelası dediğimiz insanlarda iki dakika irade sabrı gösteremediği için alkolik oldular. Cinayete bulaşanlar da beş dakika sabredemedikleri için katil oldular. Uykusuzluğa beş dakika sabredemeyenler sabah namazı kaçırdılar.  

Biz adımızın soyadımızın kenarına sabır, sabır, sabır diye yazdırabildiğimiz zaman melekler bizi sabreden mü’min olarak kaydettikleri zaman biz barajı geçmeye hazır Allah’ın imtihanını kazanmaya hazır mü’minler olduk demektir. Eğer sabırda zorlanırsak ama hangi sabırda faiz fırsatı önümüze ucuza geldiği zaman, zina fırsatı önümüze ucuza geldiği zaman boğazımızdan geçen kelimeleri kimsenin hesap sormayacağı bir yerde konuşurken bile Allah’ın sözlerimizi bir gün bize dinleteceğini hatırlayıp sabrederek söyleyebileceğimizi, sövebileceğimizi hakaretimizi içimize gömebildiğimiz zaman imtihan kazanıyoruz demektir.  


Eşimize karşı konuşmayıp bağırmayıp sinirlenmeyip bunu da Allah’a saldım diyebildiğimiz zaman Eyyüb olduk, Nuh’un yolundayız demektir. Her sinirlendiğinde bağırırsan her kızdığında bağırıp çağırırsan her ihtiyacın olduğunda kredi alırsan her bunaldığında bir sigara tüttürürsen sabredemeyen mü’min olursun. Sen hastanede ilacın tesirinin geçmesini bekleyen hastayı sabır adayı olarak görürken asıl sabır sendeydi. Sen kaybettin olursun. Mü’min sabır adamıdır. Mü’min Musa’yı, İsa’yı, Nuh’u, Lut’u, İbrahim’i aleyhimusselam Kur’an’dan masal olarak dinlemeyen bilakis Allah’ın önümüze örnek olarak koyduğu örnek mü’min insanlar olarak dinleyen insandır.  


On küsur sene hastalığına sabreden Eyyüb de senin örneğindir. Yüz, iki yüz sene oğlunun imanı için sabreden Nuh en büyük sabır örneğidir.  Kendi iman edenleriyle senelerce Tih çölünde mücadele eden ama onlara beddua etmeyen Musa’yı görüp de cemaatinin arkadaşlarının kahrına eziyetine sabretmezsen Musa tanımış olmazsın. Müşriklerden kaçıp Medine’ye gelen ama Medine’de ashabının hanımlarının ve kendisine iman edenlerin eziyetine karşı elini kaldırıp beddua etmeyen bilakis Musa’ya da eziyet edilmişti. Musa sabretmişti. Ben de sabredeceğim diyen Muhammed aleyhisselamın ümmeti olduğunu hatırlayacaksın.  

Her sinirlendiğinde beddua edersen her kızdığında cama vurursan her önüne çıkan engele tekme atarsan Musa daha çok eziyet gördü. Sabretti ben de sabredeceğim diyen Resûlullah’ı nereye koyacaksın aleyhisselatu vesselam. Müşriklerden kaçtı huzur içinde bir Medine kurdu. Medine’ye Cebrail geldi rahmet geldi göklere kadar melek doldu. Ama etrafındaki ashabı insandılar. Yer yer onu bunalttılar ne beddua etti ne tokat vurdu ne sitem etti ne sinirlendi. Tamam, tamam dedi. Rabb’ine kavuşacağı güne her şeyi havale etti. Vefat ederken bile beş dakika sonra ruhunu teslim edeceği yerde bile Yusuf’a yapılan işkenceyi bana yapıyorsunuz, dedi. Ama beddua etmedi. Sinirlenmedi. Dövmedi. Kızmadı çünkü sabır ayetlerini o getirip ümmetine teslim etmişti. Çünkü o sabreden Muhammed olarak Rabb’ine gitmek istiyordu aleyhisselatu vesselam. İman budur. Bunun için iman ediyoruz. Bunun için Kur’an terbiyesi gören mü’min olarak yaşamak istiyoruz.  


Sadece hastalara ve hacılara sabrı uygun görüp sinirlendiğinde önünü dağıtan ağzından kıvılcımlar çıkan mü’min sabır terbiyesi konusunda sıkıntılı mü’mindir. Biz evde, camide, işte, trafikte hayat olarak nefes aldığımız her yerde sabrederiz. Elbette enayileşmiş kendisini çiğneten her yumruğa aday birisi elbette değiliz. Ne zulmederiz ne zulme rıza gösteririz. Şamar oğlanı değiliz. Ama camide de kavga etmeyiz. Şamar oğlanı değiliz ama evimizi ringe çevirmeyiz. Şamar oğlanı değiliz ama iş yerinde parazit insan olarak bilinmeyiz. Hakkımızı yedirmeyiz. Zulme razı olmayız. Ama her şeye bağıran çağıran ateş küpü de olmayız. Çünkü mü’min sabırlı insandır. Sebat insandır. En son söylenecek sözü en sona bırakan insandır. Evinde böyledir, işinde böyledir. Trafikte böyledir. Camide de böyledir.  


Bir mü’mini evinde eşinden sorup cennetin neresinde olduğunu öğrenebiliriz. Çünkü eşine sabreden insana selam olsun sabrın karşılığı olarak geldiğin bu cennetlerde sana denecek. Çocuğundan sabırlı olup olmadığını öğrenebiliriz. Bir Müslümanı trafikte ulu orta kornaya basıp basmadığından ne kadar sabırlı olduğunu öğrenebiliriz. Gaz pedalı kadar kornaya basan Müslüman başka, yeri gelmediği için kornaya basmayan Müslüman başka. 


 Trafikte de evde de camide de Kâbe’nin dibinde de yürüdüğümüz sokaklarda da Allah bizimle beraberdir. Allah’da bizi sabreden mü’minler olarak görmek istiyor. Çok sinirlenmiştik, diyemeyiz. Çünkü sabrı sinirlenince görmek istiyor Allah zaten. Zenginken israf edip etmeyeceğimizi görmek istiyor. Fakirken asi olup olmayacağımızı görmek istiyor. Gençken harama bulaşıp bulaşmayacağımızı görmek istiyor. Arkadaşlarım benim etrafımda toplandığı zaman propagandadan etkilenip etkilenmeyeceğimi Allah görmek istiyor. İş işten geçtikten sonra ne sabrın kıymeti var ne de iddia etmenin bir anlamı var.  


Kardeşler; 

İmanın şartlarından bir tanesi de sabır değildir. Ama imanımız sabırla ölçülmektedir. Vel’hamdülillahi Rabbil âlemin.