En güçlü silah: Zikir!

e-Posta Yazdır PDF

Vesvesenin en belirgin alanı ve iman açısından en tehlikelisi Allah Teâlâ hakkında olan vesvesedir. Kimi zaman tefekkür kılığında, kimi zaman hakikati araştırma adı altında farklı sorularla Allah Teâlâ’nın zatını, insan beyni ile şekillendirmekten O’nun emirlerini ve yasaklarını irdelemeye kadar bir yığın sorular etrafında bocalamanın adı tam anlamı ile vesvesedir. Sonunda bu vesvese, imandan ve iman davasından şüphe etmeye, dinin içeriğini sorgulamaya, Allah’ın vaadi olan cennet ve cehennemi tartışmaya kadar ulaşabilir. 


Ancak bu noktadaki vesveseye karşı mü’minin tam bir teslimiyetle Rabbine sığınıp, şüphe kapılarını Şeytan’ın yüzüne kapatması tam bir cihaddır. Böyle psikolojik bir savaşta Şeytan’ı yenmesidir.


Vesvesenin tehlike olduğu ikinci alan ise ibadetlerdir. Taharet, abdest, namaz en çok vesveseye düşülen alanlardır. Başka bir açıdan da vesvesenin gözle en rahat izlenebilecek bölümü bu bölümdür. Çünkü Şeytan için önemli olan, kulun Rabb’inden uzak kalmasıdır. Eğer bu uzak kalma, imandaki bir şüphe ile sağlanmış ise maksat hâsıl olmuştur. İmanda bir şüphe oluşmadı ise imanın bir eseri olarak yerine getirilen abdestte, namazda veya benzeri bir yerde oluşmasında da Şeytan açısından kazanç vardır. Mü’min ziyanda olsun da nasıl olursa olsun!


Temizlikte titizlik ve daha temiz olmak, namazda kusur yapmamak gibi aslında güzel olan gerekçeler sadece bir pusu olabilir. Bu tip gerekçeler yerine fıkha uygun, hadise-ayete uygun gibi prensiplerin sahibi olmak gerekmektedir. Fıkıh esas alındıktan sonra gerisine aşırılık olarak bakabiliriz. Bu da iyi bir ilmihal bilgisinin ne kadar gerekli olduğunu anlatır.


Vesvesenin en yaygın olduğu üçüncü alan masiyetlerdir. Salih düşünceler ve amellerle dolu olmayan beyinleri haramlara yönlendirinceye kadar vesvese devam edebilir. Gelecek endişesi, menfaat kaybı gibi tehditler vesvese ile beyne sokulur. Önce basit kuruntular olarak girer ardından da gece gündüzün yekûnunu dolduran düşüncelere dönüşür.


Dördüncü alan unutturmadır. Sürekli zihinde tutulması gereken şeyleri en kritik anlarda unutturarak İslamî ve insanî görevlerimizde ihmalkârlığın nedeni olur.



Ümmetin büyüklerine ve değerlerine karşı hafife almalar, tehlikeli bir başlangıç olabilir!


Başta Allah’ın Resûlü aleyhisselam olmak üzere, ashabı kiram, onların ardından gelen hayırlı nesil ve mü’minlerin gözünde asırlardan beri örnek şahsiyetler olarak bilinen isimler saygınlıklarını yitirmemelidirler. Onların yıpranması, önden gidenlerin kaydığı buzlu bir zeminden gitmek gibi olur. Şeytan şahsiyetler üzerinde bir vesvese üretebilir. 


Mukaddesat olarak bilinen kavramlar da sulandırılmamalıdır. Kavram olarak sulanmış bir amelin ihlasla eda edilmesi artık zor gerçekleşebilir.


Vesvese asla basit değildir!


Onurlu bir hayat ve akıbeti cennet bir ölüm uman insan için vesvese hedeften kaymadır. Çünkü vesvese:


Allah’a itaat yerine Şeytan’a itaattir.

En değerli varlık olan vakti israftır.

İbadette eksikliktir.

Sünnete aykırılıktır.

Su ve benzeri değerlerin israfıdır.

İnsan onurunun zedelenmesi, cemaat ve kardeş ortamından dışlanmadır.


Elbette çaremiz var!


Çareye muhtaç olmadan önce vesvesenin oluşmaması için gayret etmeliyiz. Vesvesenin kaynağını tanımalıyız. Şeytanla mücadelemizin derinliklerini, onun en eski ve en güçlü düşmanımız olduğunu bilmeliyiz. Bir anlamda vesvese ile mücadele Şeytanla olan mücadele olarak görülmelidir.


Şeytanın vesvesesine en uygun tiplerin zayıf iradeliler olduğunu hiç unutmamak gerekir. İstikrarlı düşünememek ve zafiyete teslim olmak, onu kabullenmek iradesizliğin nedenlerindendir. 


Ümmeti Muhammed’den olmak gibi bir meziyete sahip insanın ufkunda gökler ve feza küçücüktür. Derin düşünceler ve yoğunluğu bitmez çalışmalardan vesveseye vakit kalmamalıdır. Keyfinden taviz vermeyen, zevklerini adeta putlaştıran, dediğini ikiletmemeyi prensip edinenler genelde vesveseye daha yakın dururlar.


Vesveseye yakalanan şüpheye değer vermemelidir. 


Yalnızlık tehlikelidir: İnsan yalnızlığı, düşünce yalnızlığı, çevre yalnızlığı tehlikedir. Salihlerle beraber olmak, zikir ve ilim meclislerinde bulunmak, muhakkak camide cemaatle namaza önem vermek güçlü bir silahtır. 


“Boş vakit” ve “boş yer” vesvesenin kuluçkası olabilir.


Geniş bir düşünce ağı kurmalıyız: Nefsimizin kusurları, çevremizde olup bitenler, ümmet olarak içinde bulunduğumuz hal, iman davamıza katkımız gibi durumları tefekkür etmeliyiz. Küçük ve bireysel işlerde eriyip gitmeyi engelleyecek büyük düşünceler şarttır. Kısır bir döngü içerisinde kalan, ‘evinden işine işinden evine’ tarzında ifade edilebilecek basit düşünceli hayatlar, doğal bir sonuç olarak değersiz şeyleri tekrarlayıp büyütmeye mahkûm insanların hayatıdır.


Allah’ın razı olacağı ve kullarının hayır duasına vesile olacak işler bulup üretmeliyiz. Hayırlara koşuşturan, kendisini insanların hizmetinde efendileştirenlerden olmalıyız.


Vesvesenin Şeytan’dan olduğu bir gerçektir. Ne var ki, Şeytan’ın kendisine maşa olarak kullandığı insanları da vesvesenin bir nedeni olarak bilmeli ve ona göre tedbir almalıyız. Şeytan’a savaş açtıktan sonra ona neredeyse rahmet okutturacak odaklarla beraber olmak veya onların yörüngesinde olmak tehlikedir.


Vesvesenin yoğunlaştığı zamanlarda istiazeyi tekrar edip sol tarafına üç defa “tu, tu, tu!” yapmak, Peygamber aleyhisselam efendimizin öğrettiği bir sünnettir. Allah’ın izni ile de güzel bir çaredir.


Bu mücadelede dua ve zikir en güçlü silahımızdır.


Her sabah en az on defa “la ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu lehulmulkü ve lehul hamdü ve huve ala külli şeyin kadir” denmelidir.


Yatmadan önce ayetelkürsi ve muavvizeteyn okunmalıdır. Bu okumaları da tam bir iman ve ihlâs ile yapmalıyız ki bereketi hâsıl olsun.


Belirli ayet ve zikirlerden bir vird edinip onu hiç ihmal etmeden istikrarlı bir şekilde sürdürmeliyiz.