Zor Zamanın Ahlâkı

e-Posta Yazdır PDF

Ahlâk bütün zamanlarda güzeldir, gereklidir. Ancak zor zamanlarda ahlâk diğer zamanlara göre daha değerlidir, ahlâklı olmak isteyen için gereken himmet de daha yoğundur. Bu, sahrada ahlâklı olmakla şehirde ahlâklı olmak şeklinde bir benzetme ile de izah edilebilir. İnsanların sayısı arttıkça ortaya konması gereken ahlâki tavır da yoğunlaşmalıdır. Zenginlik elde edildiğinde ortaya çıkması gereken ahlâk, fakirlikle boğuşurkenki ahlâktan daha zor bir ahlâk olacaktır.

İmanın elde kor gibi taşınır hâle geldiği bir zamanda ahlâk elbette kolay bir beceri olmayacaktır. İnsanlar ya ahlâkın şeklini değiştirecekler ve ahlâksızlığı da ahlâk olarak benimseyecekleri için ortada aykırılık kalmayacak ya da ahlâk ispatı zor bir iddiaya dönüşecektir. Her iki durum da ahlâk için erimedir, ahlâklı için zorluktur.

Gerek ahlâka yeni bir şekil verilip, aslında gayri ahlâki olanların ahlâk dairesine alınması ve gerekse ahlâkın esastan gereksiz görülmesi, mü’min için elbette bir zorluktur; ama kayıp değildir. Çünkü mü’min, dininin bir emrini yerine getirirken karşılaştığı sıkıntı onun için ecre dönüşür. Kimsenin ahlâka itibar etmediği bir zamanda veya maddi değerlerin daha üstün tutulduğu ortamlarda aslî kimliğini koruyup ahlâk üzere kalan, bir tür cihat eden mücahit durumundadır. Şüphe ve tereddütlerin fırtına gibi estiği dönemlerin sabit ayakta kalabilenleri, cephelerinde ribat hâlinde olan murabıtlar olarak vasfedilmeye müstehaktırlar. 

Ahlâk, dinin en tabii parçalarından bir parçadır hatta ahlâkın hayâ gibi bölümleri imandan bir parça olarak takdim edilmiştir. Ahlâktaki erime, gelgitler mü’min gözüyle bakıldığında esastan bir tehlikeyi, kalplerdeki sapmaları işaret eder. Ahlâksız bir İslam düşünülemeyeceğine göre, onun varlığı veya yokluğu ya da zayıflığı İslam adına varlık, yokluk veya zayıflık kelimelerini çağrıştırır.

Her hâlükârda iman davasında olanlar, ahlâk adına da talepte bulunmalıdırlar. Ahlâkın yükselmesini imanın yükselmesi olarak görmeli, kaybolmasını da kalplerin kayması, amellerin yitirilmesi olarak düşünmelidirler. Zor zamanlarda ahlâk, zor zamanlarda iman çağrışımı yapılmalıdır.

Ahlâkın en mükemmel örneği olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve sünnetinin önemsenmediği bir zamanda yaşayan Müslümanların ahlâka verilmeye çalışılan yeni şekle karşı da ahlâkın kökten yok sayılmasına karşı da kendilerini kalenin son neferleri olarak görme basiretini gösterebilmelidirler.

Mü’min, kapasitesini ve imkânlarını aşan, altında kalacağı işlere girmemelidir. Ahlâk, ikinci insanlara karşı mü’min kimliğimize uyumlu tavırlar sahibi olmak olduğu gibi, şahsiyetini ve mü’min kimliğin verdiği özellikleri korumak da bir tür ahlâktır. Mü’min onuru, imanî şahsiyet acil korunacaklar arasında bulunmalıdır. 

Mü’min, altında ezileceği sözleri konuşmamayı, altından kalkamayacağı taahhütlerde bulunmamayı prensip edinmelidir. Çocukları ve sorumluluğunu taşıdıklarının önünde onurunu zedeleyecek söz ve tavırlardan kaçınmalıdır. Kendi kuyusunu kazan durumunda olmaması mü’min kimliğinin gereğidir. İbadetlerde bile durum böyledir. Ardını getiremeyeceği yükümlülüklerin altına girmesi hatadır.

Ödeyemeyeceği bir rakamı infak etmeyi söz vermesinden filan ibadeti şu çapta yapmayı benimsemesine varıncaya kadar her alan için bu prensipten söz edebiliriz. Mü’min, kapasitesini bilmeli ve o kapasiteyi zorlamamalıdır. Bu hususta, kapasiteyi zorlamakla Allah yolunda meşakkate katlanmak arasındaki ince çizginin korunması da ayrı bir önem taşımaktadır.

İmam Tirmizî’nin Huzeyfe radıyallahu anhtan bize ulaştırdığı bir hadisi şerif çok önemli bir uyarıyı kulağımıza akıtmaktadır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. ‘Mü’minin kendini zelil düşürmesi uygun olmaz.’ buyurunca: ‘Kendini nasıl zelil düşürebilir?’ diye sormuşlar. Bunun üzerine şöyle buyurmuştur: ‘Kaldıramayacağı bir sıkıntının altına girerek.’ (Tirmizî, Fiten, 67-2254)

Kaldırılamayacak bir yükün altına girmek, düşmanla çarpışma, sözlü taahhütte bulunma, ağır tehditler savurma, devam ettiremeyeceği işlere girişme şekillerinden biri ya da daha farklı bir amel olarak anlaşılabilir. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, kolayı bulunanın zoruna talip olmak bu hadisi şerifte önerilmemektedir.

Biz bu hadisi şerifi, en güzel anlaşılabileceği mesela teheccüt namazına uyarlayabiliriz. Teheccüt namazı, farzlardan sonra birinci derecede bir nafile ibadettir. Allah dostlarının büyük makamlara yükseldikleri önemli ibadetlerden biridir. Kimsenin teheccüdün azametine karşı söyleyebileceği bir sözü olamaz. Teheccüt, tartışmasız bir ecir kaynağıdır.

Buna rağmen mü’min teheccüt eda etme uğruna ertesi gün işinden olmayı tercih edebilir mi? Gece teheccüde kalkıldığı için iş göremez hale gelip mü’minlerin sadakalarıyla ailesini geçindirmek durumunda kalan birinin durumu nasıl değerlendirilecektir? Ya da teheccütten ötürü sabah namazını hatta sabah namazının cemaatini kaçırmak değer mi?

Mü’min bela peşinde koşmaz. Bela gelirse sabreder, azmeder, cihat eder ama bela aramaz.

Başına sorun oluşturacak işlerin alternatifi varsa onu yeğlemesi nebevî bir tavsiyedir. Şüphesiz, belanın tek tercih olduğu durumu konuşmuyor, tartışmıyoruz. O zamanki tercihin adı cihat olur ki, onun ne alternatifi olur ne de terk edilmesinin affı. Burada, kısa yol varken uzun yolu kullanmanın anlamsızlığı, maşa varken ateşi tutmanın abesliği vurgulanmaktadır.

Şeriatımızın en temel ilkelerinden biri, Allah Teâlâ’nın kimseye kaldıramayacağını yüklemediği ilkesidir. Allah kimseye zorluk dilememiştir, bilakis kolaylık dilemiştir. 

Zor zamanda ahlâk ölçüleri

1- Hayâyı bir İslam simgesi olarak benimse. Hayâsı olmayanda hayır yoktur.

2- Emin olmak şarttır. Eli, beli, dili, gözü, kulağı emin olan zor zamanlarda bile imanî vasıflarını koruyan insandır.

3- Vefa, taviz verilemez özelliklerimizdendir. Allah’a karşı, Peygamber aleyhisselama karşı, mü’minlere karşı, ebeveyne karşı, iyiliği bulunanlara karşı vefalı olmak gerekmektedir.

4- Merhamet esas ölçüdür. Merhamet etmeyen merhamet görmeyeceği için muhtaç olduğumuz kadar merhamet etmek zorundayız. Göstermediğimiz şeyi beklemeye hakkımız olmaz. Yumuşaklığı da merhametin bir uzantısı olarak tercih ettiğimiz tavır olarak benimsemeliyiz. Bağışlamak önemli bir erdemdir.

5- Doğru olmak, doğrularla beraber bulunmak Allah’ın emridir.

6- Anne ve babanın önünde kimse yoktur. 

7- Haramdan ve harama sürükleyen şeyden uzak dur.

8- Dilin ve eylemin Allah’a şükretsin.

9- Mü’min kardeşliği mukaddesattandır; korunması dini korumaktır.

10- Sevgi, basit bir kelime değildir. Allah’ı sevmek ve sevdiğini Allah için sevmek dindir.

11- Sabrı bütün zamanların silahı olarak bil.

12- Her hak sahibine hakkını ver ve bir hakkı vermen öbür hak sahibini ezmesin.

13- İlimsiz kalmayı güneşten ve havadan uzak kalmak kadar tehlikeli gör.

14- Ahlâkının ecrini Allah’tan bekle. Ahlâk Allah’ın emri, peygamberinin kimliği olduğuna göre ahlâklı ecir kazanacak, ahlâksız da çok şey kaybedecektir.