Kadınların Cihadı

e-Posta Yazdır PDF

Cihadın dindeki kadrini gösteren onlarca ayet ve hadis vardır. Cihad, sıradan bir ibadet de değildir. Zirvenin en üstünde duran bir ibadet olarak cihad, Kur'an ayetlerinin ağırlıklı konularından, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hayatının temel meselelerinden biridir. Cihadı, sadece meydanlarda kılıç kuşanmaktan ibaret zanneden anlayışı bir kenara bırakırsak, cihadın hayatı kuşatan her insanî eylemde görülebilecek bir ibadet olduğunu rahatlıkla anlarız. İster 'meydanda kılıç kuşanmak' anlamında alınsın veya 'Allah'ın adının yücelmesi için yapılan her iş' anlamında alınsın, cihad kesinlikle imanın gereğidir. İmanın gereği olan bir iş de iman eden herkesin ana gayelerinden biridir. Dönemlerden bir dönemde gündem dışı kalmış olması, Müslümanların dünyevileşme hırsından dolayı ikinci plana itilmesi, onun kadrini azaltmaz. Cihad, Kur'an ayetleri okunduğu sürece bir numara ibadetlerdendir. Şehitlik konuşuldukça cihad da konuşulacaktır. İnsanlar, onun anlamını evirip çevirmekle Kur'an ve hadislerin diktiği bir bayrağı indirmeye muvaffak olamayacaklardır.

Kur'an'ımız, çeşitli ayetlerinde cihadı öne çıkaran açık mesajlar vermektedir. Tevbe suresinin 111. ayeti, Allah Teâlâ'nın cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını aldığı bir alışverişten söz etmektedir. Saff suresinin 10-12. ayetleri ise, iman edenleri elim bir azaptan kurtaracak bir ticarete davet ettikten sonra o ticaretin, Allah'a iman ve Allah yolunda mal ve canla cihad olduğunu, bunun da bilenler için daha hayırlı olacağını haber vermektedir. Bakara suresinin 218. ayeti de, iman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihad edenlerin Allah'ın rahmetini umacaklarını beyan eder. Tevbe suresinin 20-22. ayetleri ise iman ve hicret edip Allah yolunda cihad edenlerin Allah katında en büyük makama sahip olacaklarını, onlara rahmet ve razılık müjdesinin, ebedi kalacakları cennet haberinin verileceğini bildirir. Âl-i İmran suresinin 169-171. ayetlerinde ise Allah yolunda cihad ederken öldürülenlerin ölü olarak anılmamalarını, onların Rableri katında diri olduklarını, Allah'ın nimetleri içinde yüzdüklerini haber vermektedir.

Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste (İman, 8/2616) Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz bin Cebel radıyallahu anha, cihadı İslam'ın en zirvesi olarak tanıtmıştır.

Cihadın faziletini anlatan ayet ve hadisler, burada zikredilenlerle sınırlandırılamayacak kadar çoktur. Bu da bütün Müslümanları en azından cihadı tazimle anan, mücahide saygı gösteren bir konuma getirmiştir. Erkeğiyle kadınıyla Müslümanlar, cihad eden veya cihada destek veren durumunda olmayı istemişlerdir. Kadınlar da bilhassa sahabe döneminde cihad eden durumda olmayı arzulamışlardır.

Cihadın hükmü

Umumi istilâ gibi olağan üstü durumlar dışında cihad, farzı kifaye bir emirdir; bir grup Müslüman'ın yerine getirmesiyle diğer Müslümanlardan düşer. (el-Fıkhu’l-İslami, 6-416) bu hüküm, İslam mezhepleri arasında ittifak edilmiş bir hükümdür.

Kadının cihadı için hüküm

Fukaha, kadına cihadın farz olmadığına dair görüş birliği içindedir. Çünkü cihadı bütün Müslümanlara farz olarak belirleyen Kur'an ayetlerini, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hadisi şerifleri erkeklere özelleştirmiş, kadınları bu hükmün dışına taşımıştır. Kadınlara cihadın farz olmadığına dair hadisler, sahih ve sarih hadislerdir. Tartışma götürür bir yönleri yoktur. Bu hadislerin bir bölümü, Buharî, Nesaî gibi ana kaynaklarda mevcuttur. Buharî'nin de rivayet ettiği bir hadiste Aişe radıyallahu anha validemiz, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme cihada kadınlar olarak da katılmayı arzuladıklarını söyleyince ona cevap olarak kadınların cihadının hacc olduğunu söylemiştir. (Buharî, Cihad, 62/2875) Bu hadisleri esas alan fukaha, kadına cihadın farz olmadığına hükmetmiştir.

Ancak kadına cihadın farz olmaması, ona cihadın yasak olması anlamına gelmez. Zira sahabe kadınlarından bazılarının cihada çıktığına dair sahih rivayetler de vardır. Farz olmamakla yasak olmak arasındaki farka dikkat edilmesi gerekmektedir. Kadın, fıtratı ve konumuna uygun görevleri icra etmek üzere istemesi halinde cihada katılabilir. Yalnız farzı kifaye olan bir cihada katılabilmesi için evli olması halinde eşinin izni olması şarttır. Çünkü kadının eşiyle ilgili görevleri, onun için farzı ayın durumundadır. Farzı ayın görevi bırakarak farzı kifaye bir göreve gitmesi ise caiz değildir. (el-Fıkhu’l-İslamî, 6/416)

Neden kadına cihad farz değil?

Bir: Cihad, diğer ibadetlere göre ağırdır. Erkek bünyesinin kaldırmaya daha müsait olduğu yükümlülükler ihtiva etmektedir. Bilhassa meydan savaşı şeklindeki cihad, kadının yaratılışı itibarı ile kaldırabileceği bir amel olmadığı için ondan muaf tutulmuştur. Bu da İslam Şeriatı’nın, insan fıtratına dikkat eden ahkâmı ihtiva ettiğini gösteren işaretlerden biridir.

İki: Kadın, evinde oturmak, tesettüre riayet etmekle emredilmiştir. Hareketli bir cihad görevi, kadının en önce tesettürü açısından sakınca oluşturmaktadır. Bu nedenle kadının tesettürünü koruması, meydanda cihad etmesinden evlâ görülmüştür. Cihadın herkes için farzı ayın olduğu durumlar istisna tutulacak olursa kadın, evinde oturmakla da cihaddan daha aşağıda bir görev ifa etmiş olmamaktadır.

Üç: Kadın, doğuran, eşinin iffetini koruyan, Müslüman erkeği harama düşmekten koruyan bir kaledir. Kadın, nesil yetiştiren bir okuldur. Onun evinde oturması, aynı zamanda cephede cihad eden mücahitler yetiştirmesi demektir. O evinde otururken bile ifa ettiği görevleri ile bir tür cihad etmektedir zaten. Hatta onun ifa ettiği cihad, cephedeki mücahidin yapamayacağı bir cihaddır. Zaten cephedeki cihad da, insan kazanmak, imanı ayakta tutmak için yapılmaktadır. Kadının evinde yaptığı da odur ya da o olmalıdır. Kendisinden cihad sevabını elde etmek için cihada çıkma izni isteyen kadınlara Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin söylemiş olduğu şu cümle, kadın ve cihadın nerede nasıl bir araya geldiğini gayet güzel izah etmektedir: 'Sizden birinin evindeki sıkıntısı, ona Allah yolunda cihad sevabını kazandırır.' (Şuabu’l-İman, 8368)

Farklı kadın

Esma binti Yezid radıyallahu anha, ashabının arasında bulunduğu bir esnada Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme gelerek cihad özlemini dile getirmiş ve erkek sahabilerin huzurunda çok açık cümlelerle kadınlara ait düşünceleri dile getirmiştir. Onun konuşması ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ona cevabı oldukça dikkat çekicidir:

'Ya Resûlellah. Anam babam sana feda olsun. Ben kadınları temsilen sana geldim. Allah azze ve celle, seni, erkek ve kadın herkese gönderdi. Doğuda veya batıda beni duyan bir kadın yoktur ki bu sana gelişimde benim gibi düşünmesin. Sana da seni gönderen ilahına da iman ettik. Biz kadınlar, evlerde kısıldık kaldık. Şehvetlerinizi gideriyoruz, çocuklarınızı taşıyoruz. Siz erkeklerin, cuma ve cemaat, hasta ziyareti, cenazeye katılma, hac üstüne hac üstünlüğü var. Bundan da üstünü cihad farkı var. Sizden bir erkek hacca, umreye veya cihada çıktığında mallarınızı koruyoruz, elbisenizi dikiyoruz, çocuklarınızı büyütüyoruz. Bizim sevabımız ne olacak ya Resûlellah?'

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bütün yüzüyle ashabına döndü. Buyurdu ki: 'Dini konusunda, bu kadından daha güzel konuşan bir kadın gördünüz mü?' Dediler ki: 'Ya Resûlellah; bir kadının böyle konuşabileceğini zannetmezdik.' Peygamber aleyhisselam, kadına yöneldi ve buyurdu ki:

'Ey kadın! Git ve seninle beraber olan kadınlara de ki: Sizden birinin kocasına iyi eşlik etmesi, onun gönlünü alması, ona uyumlu olması bunların hepsine denktir.'

Kadın, sevincinden tekbir ve tehlil getirerek ayrıldı. (Şuabu’l-İman, 8369)