Allah’a Dönüş Operasyonu

e-Posta Yazdır PDF

Peygamber aleyhisselamın hamisi, onu yıllarca koruyup kollayan amcası Ebu Talib, Efendimizin ‘Bir kere olsun lailaheillellah de.’ ricasını neden kabul etmemişti? Çünkü bilmişti ki, bir kere lailaheillellah demekle her şey olup bitmiyor. Onu söylemek, gereğini benimsemektir.
Nihayet birkaç harften ibaret olan bir söz, hem de onun kendi ana dilinden olduğu halde söylense ne olurdu? Ebu Talib, bu sözün dillendirilmesinin ardından putları terk etmekle başlayan bir sürecin geleceğini biliyordu. Bir dine girmeyi kabul etmek, çağdaş deyimiyle ‘kâğıt üzerinde’ olamazdı.

Böyle bir sözü söylese, ardından içkiyi terk etmesi gerekecek, faiz alacakları ona kâr kalmayacaktı. Gözüne, kulağına, eline ve cebine kurallar konacaktı. O ise yasaksız yaşamak, dilediğini yapmak istiyordu. Zevklerine sınır getirilmesini kabul edemiyordu. Ama yeğenini seviyor, uğruna aç açık kalmaya razı oluyordu. Seviyor; fakat itaat etmiyordu.

Müslüman olmak yeni bir şekil almaktır. İslam, kendine mahsus kurduğu dünyada kâmilen yaşanabilir bir dindir. İslam, mozaiğin içinde bir renk olarak görüldüğü zaman İslam olmaz. Renklerin boyasını, toprağın suyunu, gözlerin ışığını İslam verir. Kalıp, İslam’ın kalıbı olmalıdır.

Apartmanda bir daire, yuvarlak masada bir oy sahibi üye gibi görülen İslam, Allah’ın, ‘dinin tamamı O’nun olsun diye’ gönderdiği İslam değildir. Müslümanlar olarak, yaşadığımız çağın müessir güçlerinden etkilenerek dinimizi şekillendiremeyiz. Bilakis dinimizin şekline bürünmek durumundayız.

İslam’ın uygulamadaki temel kurallarından biri, önce haramlardan arınmak, sonra da emirleri tatbik etmektir. Bu kural uygulandığında önümüzde duran tablo şudur: İçkiden kaçınmak, zemzem içmekten önemlidir. Faizden uzak durmak, sadaka vermekten öncedir. Tesettür, zikirden öncedir. Haram sözden kaçınmak, Kur’an okumaktan öncedir. Kısaca, kabın temizlenmesi, içine konacak temiz nesneyi elde etmekten önce gelmektedir.

Şirkten arınmadıkça Kâbe’yi tavaf, kuru dönmedir. Müşrikler dönüyorlardı. Ama dönüşleri ibadet sayılmıyordu. Avret örtülmedikçe namaz, namaz değildir. Sahur sofrasında yenenler haram olduktan sonra, günü oruçlu geçirmek nasıl ibadet olsun?

Haramlara karşı hassasiyetimiz, nabzımızın ölçülmesi gibidir. Allah’ın emirlerinden bir emre itaat edip, yasaklarından bir yasağa tepkisiz kalmak nabız sıkıntısıdır. Sinir sistemimizin sağlıklı olup olmadığını test ederken, farzların edasından önce haramların neresinde durduğumuza bakabiliriz.

Nice insanlar namazı terk etmedikleri halde, belki de haccı bile eda ettikleri halde, haram, önlerine bir lokma olarak sürüldüğünde dayanamadılar. Faizin, namaz kemiren bir mikrop olduğunu, göze değen namahremin Kur’an tilavetini erittiğini bilmek istemediler.

Farzları eda etmek kolay, haramlardan kaçınmak daha zor oldu. Haramların bizi çepeçevre kuşatmasına karşı, farzların eda edilmesindeki yoğunluğun koruyucu olacağına inanıldı. Farzların haramları sileceğine inanılırken, haramların farzları silebileceği ihtimali göz önünde olmadı.

Şu üç gerçek acı bir şekilde önümüzdedir:
1-    Her haram aleyhimize açılan bir dosyadır. Ta tevbe edilinceye kadar.
2-    Her haram yukarıdan izlendiğinde bir farzı ve o farzdan elde ettiğimizi abluka altına almaktadır.
3-    Her haram, kendisi gibi veya kendisinden büyük bir haramın mayasıdır. Küçük zannedilen bir haramla başlayan süreç, müthiş bir uçurumun önüne doğru sürüklemektedir.

Bilhassa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin lisanında ‘büyük günahlar’ olarak zikredilen haramların gitgide toplum normlarından sayılması, esef edilecek bir hal almıştır. İnsan öldürülmesinin bile neredeyse normal vakıalardan sayılması ne büyük bir felakettir. İnsanın öldürülmesi şüphesiz anormaldir de bu olayı sıradan bir haber gibi bültenlerde tekrar tekrar izlemek ne kadar normaldir? Haramlar açısından Müslümanlık tahliline girdiğimizde önümüzde hayret uyandıran gelişmelerden biri de şudur: Allah’ın ve Peygamberinin haramlar arasında zikrettiği, hatta büyük haramlardan dediği bir haram, günlük meşgalemizin arasında haramlık riski düşük bir haram olarak yer alabilmektedir.

Pek çok Müslüman’ı etkileyecek bir örnek olması açısından ‘ukukulvalideyn’i zikredebiliriz. Allah’a şirk koşmakla beraber anılan yedi büyük günahtan birisi ‘ukukulvalideyndir. (Anaya babaya asi olmaktır.) Ana babaya karşı, onları yok sayan baş kaldırışı ağır bir suç gören İslam’ı kendisine din edinenlerin, bu suçu alenileştirmiş insanlara gerekli tepkiyi göstermemeleri ne olarak adlandırılabilir?  Bulaşıcı hastalık düzeyinde bile görülmemesi ürkütücüdür. Böyle birinde bereketsizlik olacağından endişe edilerek, ticarete ortak edilmek istenmediğini duyamıyoruz. Her koyunu kendi bacağından asacaklarını zanneder olduk. Allah’ın ve Peygamberinin savaş ilan ettiği, defalarca lânetlediği haramlar, bir yolu bulunup mutatlaştırıldı.

İbadetlerin etrafında kat kat dikenli teller örülürken haramlar şirinleştirildi. Dileyen dilediği harama kılıf buldu, kendi kafasında oluşturduğu mazeretlere sığındı. Bir üst modele geçme arzusu zaruret, çevreyi körü körüne taklit mecburiyet oldu. Allah’ın ahkâmını esnetmeyi kabul etmeyip bildiği hakkı söyleyen âlimler mutaassıp sayıldı.

Artık haramlar, fasit bir dairenin içine aldı bizi.

Dün dile alınamaz şeyler, bugün uluorta savunuluyor.

Bu gidişatın tehlikeli olduğunda şüphe yoktur. Kulluğa dönüş yapmak, Rabbimize sığınmak durumundayız.

Allah’a dönüş iddiamız samimi ise, başlangıç noktamız haramlar olmalıdır. Haramlarla haşir neşir yaşarken hac, hac; oruç, oruç; zekât, zekât; cami, cami; ilim, ilim değildir.

Haram yakar. İnsanı da yakar, biriktirdiği ibadetleri de...