Hayal Değil, Önümüzü Görüyoruz

e-Posta Yazdır PDF

Allah’a iman ederek mü’min olmak elbette, imanın şartları olarak bildiğimiz altı maddeye iman etmektir. Elbette bu böyledir. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere iman etmekle iman gerçekleşiyor. Elbette cennete, cehenneme, sırata iman etmeyen mü’min olmaz.


Peki, Allah’ın vaadine iman etmek şart değil mi?


Kur’an’ın yarınla ilgili haberleri, küfrün sonunu imanın yükselişini bildiren âyetler Kur’an ayetleri ise biz, Allah’ın kitaplarına iman etmek’ diyerek bunları da kastetmiyor mu idik?


Peygamber aleyhisselama iman, onun dünyanın sonuna kadar olacaklara dair verdiği bilgileri de ihtiva etmiyor mu?

Şüphesiz iman, parçalanabilir değildir; bir bütün olan imanda geleceğe dair bilgilerin de bulunması gerekiyor. Yeter ki o bilgiler Kur’an ve sahih hadis kaynaklı olsun.


Saf suresinin sekiz ve dokuzuncu âyetleri, Allah’ın, kâfirler istemese de nurunu tamamlamayı murat ettiğini, kâfirlerin ise ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmeye çalıştıklarını haber veriyor.


Allah’ın nurunu tamamlaması, yeryüzünün her yerinde dininin hükümran olması demek değil midir? Şu hâlde mü’minler, ileriki dönemlerde kuzeyden güneye her yere hâkim olan İslam’a iman etmekle mükelleftirler. İslam’ın hükümranlığı bir siyasi vaat değildir. Bir sosyolojik tespit değildir. Güneş kadar açık bir hakikattir.


Rûm suresinin dört-altıncı âyetleri ise mü’minlerin sevineceği günden söz ederken bu sevincin Allah’ın yardımı ile olacağını ve bunun Allah’ın bir sözü olduğunu, Allah’ın sözünde bir değişiklik olmayacağını ama insanların çoğunun bu hakikati bilmediklerini söylemektedir.


Nûr suresinin elli beşinci âyeti ve Enbiya suresinin yüz beşinci âyeti de incelendiğinde Allah Teâlâ’nın salih kullarına yeryüzü hükümranlığı vaat ettiği görülür.


Bu hükümranlık, âyetteki şartları bulunduran her nesil için geçerlidir şüphesiz.


Şu anda bulunduğumuz hâlimiz, kesinlikle son hâlimiz olmayacaktır. Bu Ümmet, azizdir. İzzeti ile var olmaya devam edecektir. Ra’d suresinin on birinci âyeti incelendiğinde işaret anlaşılacaktır: Ümmet, değişim yönünü seçince Allah da değiştirecektir. Şimdi zillet içinde bulunduğumuz ebedî bir durum değildir; değişim hamlemizin akabinde Allah’ın yardımı gelecektir. Allah yardım ettikten sonra da kimsenin teknolojik üstünlüğü veya yay-gın gücü, Müslümanların izzetine mâni olamayacaktır. (Âl-i İmran, 120)


Allah Teâlâ’nın yardımını hak edecek neslin özelliklerini, Kur’an âyetlerini esas alarak belirlememiz durumunda, ne yapmamız gerektiğini, hâlimizin bize nasıl bir vazife yüklediğini de anlamış olacağız. Şu âyetler üzerinde inceleme yapabiliriz: Nûr, 55; Maide 54-56; Enfal, 60; İbrahim, 13-14; Enbiya, 105-106; A’raf, 137; Secde, 24; Hûd, 49, 112-113; Bakara, 143; Tevbe, 38-39, 78; Hacc, 41.


Bu âyetlerde şu hususlar öne çıkmaktadır:


Allah, ihlasla kendisine kulluk edenlere yardım ediyor.

Sevgiyi Allah doldurmalıdır; dünya sevgisi yardımı öteleyen bir nedendir.

Allah korkusu, yaşam tarzı olarak belirginleşmelidir.

İbadet eden kullar yardım görür.

Mütevazılık yardım görmenin nedenlerindendir; kibir bütün çeşitleriyle bir engeldir.

Zühdü elde edemeyenler yani dünya nimetleri içinde eriyenler yardımdan uzak kalırlar.

Bütün anlamlarıyla cihat yapılmalıdır.

Sabretmek, sebat göstermek şarttır; acele edenler yardımı engellerler.


Müminler birbirlerinin kardeşleri olmayı becerebilmelidirler. Müminler bir cephe, küfür de bir cephe olarak bilinmelidir. Allah’a asi olanlarla bir arada olmak ağır bir engeldir.


Ümmet’in temel karakteri vasat olmaktır; her işinde itidalli olanlar daha çok rahmet görürler.


Tefekkür İçin Kaynaklar


Kasas suresinde Allah Teâlâ, Karun’dan söz ettikten sonra akıbetin muttakiler için olduğunu, siyasi zulümlerin geçici olduğunu haber vermektedir. Yunus suresinin seksen bir ve seksen ikinci âyetleri ise mücrimler istemiyor olsalar bile Hakk’ın galip geleceğini müjdelemektedir. Âl-i İmran suresinin yüz altmışıncı âyeti de Allah’ın yardım ettiğini, kimsenin mağlup edemeyeceğini haber veriyor.


Yusuf suresinin doksanıncı âyeti, takva üzere yaşayıp sabredenlerin ecirlerinin heba edilmeyeceğini bildiriyor.


Bu âyetlerin muhtevası, bütün insanlar içindir; bir nesilden diğerine değişecek kurallar değildir. İlahi kanunlar bütün insanlığın umumuna geçerli kanunlardır.