Sıçramak Hayaldir

e-Posta Yazdır PDF

Allah Teâlâ’nın kanunlarından biri de kullarının dünya hayatını adımlaya adımlaya yürümeleridir. Yol katetmek için de yükselmek için de sıçrama şeklinde tabii bir yöntem yoktur.


Bir yolun ne kadarda ve nasıl katedildiği adımlarla ölçülebilir.


Bu kanunu, günlük hayattan din eksenli emellere kadar her alanda uygulamamız mümkündür. Bebeğin “yürür” duruma gelmesinde bunu izlememiz mümkündür. Bir binanın yapı-mında da bu izlenebilir. Hiçbir binanın üst katı alt katından önce inşa edilemez. Hiçbir canlı mesela yedinci yaşından önce sekizinci yaşını idrak edemez. Bu, doğmadan yaşamak kadar hayâl edilemez bir kuruntudur.


Mü’minler olarak imanımız adına ortaya çıkan beklentilerimiz için de böyle bir kanunun var olduğunu bilmemiz gerekiyor. Böyle bir kanundan habersizliğimiz, içten içe kendimizi yiyip bitirmemiz şeklinde sonuçlanabilecek evhamlarla boğuşmamıza neden olacaktır. İmanımız, iman ekseninde yürüyen bir devletimizin olmasını emretmektedir. İçinde yaşadığımız toplumun, imanımızın yasakladığı şeylerden arındırılmış olmasını ve Allah Teâlâ’nın emrettikleri ile bezenmiş olmasını isteriz. Bu isteğimizi de bizi yaratan Rabb’imizin bizden muradı olduğu için gayet haklı ve hemen gerçekleşecek bir istek olarak algılarız. Âdeta “Ya böyle olur ya da...” diye özetlenebilecek bir savunma içinde hissederiz kendimizi.


İçinde barındığımız evimizin, iş güttüğümüz iş yerimizin bu beklentilerimize uygun olmasını isteriz. Eşlerimiz mükemmelolsun, bizde olmasa bile onlarda imanî mükemmellik bulunsun isteriz. Çocuklarımız üzerinden hayâller çizer, senaryolar oluştururuz. Eşlerimize ve çocuklarımıza hamura şekil verir gibi şekillendirebileceğimizi zannettiğimiz bir süreci yıllarca yaşar dururuz. Bugün olmasa da yarın muhakkak arzu ettiğimiz gibi olacağına itimat ederiz. Aradan geçen yıllar, kimimizi yıpratır kimimizi de başka hayâller içinde beklentilerini unutup giden biri durumuna düşürür. “Ne bekliyorduk, ne oldu?” sürecinde eriyip gidenimiz daha fazladır.


Emellerimiz hatta bağırıp çağırmamız bize hükmeden kanunları değiştirmemektedir. Bizim varlığımız, şu koca kâinatta bütün insanlar olarak hesaplansak dahi bir noktaya bile tekabül etmezken, bizim noktası kadar olamadığımız bir yerde küre kadar bir alana hükmetme arzumuz, sürekli kuru bir beklenti olarak sonuçlanır. Bizden önceki nesillerin durumu da bu idi, bizim durumumuz da budur. Bir sonraki nesiller de bu büyük gerçeğe vâkıf olmazlarsa aynı sonuçla karşılaşacaklardır.


Ekmek Örneğimiz


Şunu kesinlikle bilmeliyiz: Kâinatta her an ve her alanda Allah’ın kat’i kanunları hükümrandır. Bu kanunlardan biri de tedrîc kanunudur. Bu kanunun özü şudur: Her şey, onun için takdir buyrulmuş olan zaman ve şartlarda gerçekleşecektir.


Bir an önce veya sonra gerçekleşmesi mümkün değildir. Göz açıp kapamakla mucize oluşabilir ama bu mucize insanın yapmakla mükellef olduğu şeylerden olmaz. İnsan ne yapacaksa onu yapmak zorundadır. Bir ekmek gibi... Buğdayını ekecek, harman yapacak, değirmen kuracak, su bulacak, hamur yapacak, maya katacak, bekleyecek ve pişirecek. Pişirirken de başında olacak. Bu süreci iyi oluşturabilen ekmek yer. Bir günde buğday oluşturup ekmek yemek yoktur. Bu kâinattaiken yoktur. Onun da olabileceği yer olacaktır ama orada ekmeğe ihtiyaç olmayacaktır inşaallah.


Bu ekmek örneğini alıp hayatın her alanına uyarlayabiliriz. İyi bir yuva kurmayı, iyi bir çocuk yetiştirmeyi, mü’min bir toplum oluşturmayı ekmek örneğimize yüzde yüz uyarlamamız mümkündür.


Ku’an’da, üzerinde bulunduğumuz dünyanın yaratılmasında bile bu olgunlaştırmanın bulunduğunu görürüz. Allah Teâlâ için dünyayı yaratmak saniye bile sürmesi gerekmeyen bir iş olmasına rağmen, gökleri ve yeri altı günde yarattığını beyan etmesi, iyi izlenmesi gereken bir kural dizisini ihtiva etmektedir. Dünyanın kendisi bile bir planlama ve zamanlama ile ortaya çıkmışken, onun üzerinde bir-iki duygusal temenni ile projeleri seri bir şekilde sonuçlandırmak akıllıca bir beklenti olmaz.


Bir ince noktadan daha bakarak örneğimizi geliştirebiliriz: Allah Teâlâ’nın Kur’an ile insanı buluşturması bile yirmi üç yıl sürmüştür. Kur’an’ın bir dakika içinde inmesinin hiçbir zorluğu yoktu. Kesinlikle olamazdı da. Önceki kitaplar öyle inmişlerdi. Görüyoruz ki Peygamber aleyhisselam efendimizin başında bulun duğu bir harekette bile Kur’an’ın pratikleştirilme süreci bu zamanı bulmuştur. Günün birinde başka bir diyarda Kur’an’laştırma sürecinin iki yüz otuz seneyi bulması bile pek tabii bir sonuç olarak görülmelidir. İnsanın sabırsızlığı, tabiatın seyrini değiştiremez.


Zaman ve çalışma planı olarak “kademelendirme”ye dikkat edilmesi şarttır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Mekke’deki çalışmasında önce yakın akrabasını, ardından geniş akraba ve yöre insanını, onların ardından da bütün insanlığı ilgi alanına alan bir plan üzerinden gittiğini ve bu planın en az üç yıllık bir başlama ve yerleşme süreci olduğunu bütün siret kaynaklarından izleyebiliriz.


Pratik Örnekler


1- Kendi iç âlemimizdeki mü’minleşme sürecimiz, belli bir yaşla beraber kesinleşmiş ve kat’ileşmiş olmayacaktır. Şu kadar ilerlemiş bir yaştan sonra, haccedip döndükten sonra dahi olgunlaşmanın devam ettiğini bilmeye mecburuz. Bu olgunlaşmanın bittiğini zannettiğimiz zaman kaymaya başlıyoruzdur ve birikimimiz de erimektedir.


2- Bizim bu olgunlaşma sürecimizin en doğal sonucu, mesuliyetimiz altındakilerin de böyle bir süreçte bulunacaklarını biliyor olmamızdır. Kendisinin olgunlaşmasına dair süreyi bir ömre yayan babanın, çocuğuna ayırması gereken zamanı “şu yaştan bu yaşa” diyerek beş veya on yıla sıkıştırması, bir insanın en azından idrak zafiyetini gösterir. Eşlerin de birbirlerine bakışında bu idrak sıkıntısını görebiliriz. İnsanın kendisi için bir sabır planı yapması gerektiği gibi eş ve çocukları için de belli bir sebat ve sabır planı yapmış olması gerekir.


3- İlim tahsil etme ve bilme süreci de bu kurala dâhildir. Bir dinleme, bir okuma sadece bir nokta, bir satır ilave edecektir. Hakikat budur. Eğitimi birkaç yıla sıkıştırmakla birkaç yılda diploma sahibi olmak arasındaki açık fark budur.

4- Zaman ve eylem olarak toplumların ıslahında ve mü’minleşme sürecinde önümüzdeki kural budur. İki asırda harap edilmiş bir toplumun iki seçim döneminde ıslah edilmiş olmasını ummak gaflettir. İnsanların tek tek eğitime alınmış olmaları durumunda bile bu beklenti uçuk bir beklenti olacaktır.


Hilkatimiz Böyledir


Allah Teâlâ bizi aceleci yarattı, bizler hemen sonuç görmek isteriz. Her şey istediğimiz gibi olsun bekleriz. Çabuk kırılır, çabuk dökülür bir yapımız vardır. Umudumuzu yitirince ezilmeye başlarız. Allah Teâlâ da bizi bu noktadan imtihan etmeyi murat etmektedir.


Allah Teâlâ görmek ister ki bizim için dağlar gibi görülen işlerin O’nun için bir hiç durumunda olduğunu idrak etmiş olalım. Zaman bizi ürkütmesin, sonuçların planladığımız gibi olmamasından ötürü yılmayalım, erimeyelim. Her gün yeni bir güneş doğduğu gibi her yataktan kalkışımız da yeni bir enerji yüklemiş olsun bize. İmtihanımız bu yapı üzerinden yürümektedir.


Hesap/kitap Allah’tan, çalışmak bizden olacaktır. Biz, kim ve ne olursak olalım O en büyüktür. O’nun hükmü nihai karardır.