Arınma ve Korunma Mücadelesi

e-Posta Yazdır PDF

Müslüman’ın ham maddesi insandır. İyi Müslüman için çıkılacak yolda iyi insan aranacaktır. Din insan içindir. Onu ancak insan üstlenebilir, yaşayıp içini doldurabilir. Allah’ın emanetini yüklenmeye uygun yaratılmış olan insandır. Bunun için de iyinin ve kötünün hesabını o verecektir. Çünkü cennet ve cehennem onun içindir. Melekler bile bu pencereden bakıldığında insanın gerisindedir. Bütün yatırımlar insan üzerine planlandı; her şey onun hizmetine verildi. İnsan cennetten çıkarıldı, tekrar oraya davet edildi. Koca bir düzen onun için kuruldu.


Ezan okuyanla ezana icabet edip namaz kılan aynı mahlûktur, insandır. Allah’ın yeryüzündeki halifesi, emanetinin bekçisi, dininin tatbikçisi insandır. İnsan mukaddes yükün hamalı, mukaddes davanın eridir. Nübüvvet ve kitap ona verildi.


Kendi neslini devam ettirmek, yeni bir insan üretmek için de o seçildi. Secdeye layık görülen mahlûk o oldu.

İnsan imtihan için gönderildiğinden, imtihanın iyi veya kötü iki kesin sonucundan biriyle karşılaşması onun nihai kaderidir. Bu kaderinden kaçamaz. Ya şaki, ya da said olarak ömrünü bitirecektir. Boş yaratılan yoktur. Herkese en iyi ve en kötü olma yolu ve imkânları sunuldu. İki yol için yeterli sebep hazırlandı. İyilik yolunu tutanın da, kötülük yolunu tutanın da etkileneceği yoğun sebepler vardır.

İyilik tarafından yürümek isteyen şüphesiz, ibadet olarak özetleyebileceğimiz bir programı uygulayacaktır. Namaz, hac, oruç, zekât gibi farizaları eda edecektir. Kur’an okuyacak, sadaka verecektir. Salih amel yapacak, hayırda yarışacaktır. Gerektiğinde gereken cihadı da yapacaktır. O bunları yaptığında biz onun hakkında ‘iyilik’ yolunu tuttuğunun şahitliğini yapacağız.


Allah Teâlâ da hasenatını yazacaktır. İslam’ın Müslüman’dan istediği kulluk listesine dahil ne varsa, tamamı yapılabilir işlerdir. Nefislere ağır gelse de bünyeye ağır değildir.


Öncekiler tarafından yapılmış, kimsenin altında kaldığı işler değildirler.


Ancak İslam’ın Müslüman’dan yapılmasını istediği kulluk gereklerinin tamamında insan için ve insana uygun olma karakteri vardır. Bu da şöyle bir sonucu doğurmaktadır: Müslümanlık insan için olduğu gibi, iyi bir Müslümanlık da iyi bir insanlığı gerektirmektedir. İnsanlığın eridiği yerde, Müslümanlığın diri kalması düşünülemez. Müslümanlık için insanlığın canlandırılması zaruridir. Minareler kadar ahlâk da korunmalıdır. Cami kubbeleri kadar iffete de göz kulak olunmalıdır. İnsanın maddi ve manevi her yönü korunmalı, canlı tutulmalıdır. İslam, meleklerin dini değildir. İnsanlar bu dine muhataptır. İnsanlarda ‘insanlık’ ne kadarsa din de o kadar olacaktır elbette.


Şahsiyeti yıpranmamış insanlar, zillete düşmemiş, Allah’ın lütfu olan benliklerini eritmemiş insanlar her türlüsüyle cihad edebilir, ibadet yapabilir. Şeytana veya kendisi gibi insan olan, ama şeytanlaşmışlara alet olmuşların üzerine İslam güneşi yansısa bile, onlardan kulluk yeşermesini bekleyemeyiz. Yıpranmış insandan mükemmel mü’min beklemek, kökleri zedelenmiş filizden koca ağaç beklemek gibidir. Sadece Kur’an’ın insan onurunu korumaya yönelik ahkâmından olan gıybeti anlatan ayetleri bile incelense, insanın bir ham madde olarak nasıl korunduğu anlaşılacaktır.


İyi Müslüman için, onurunu korumuş, kimliği zedelenmemiş insan şarttır. Esarete alışmış bir kitleyi bir gün Musa, denizleri yol yapıp karşı kıyıya geçirse dahi, onlar dik duramayacak: ‘Sen Rabbinle git savaş, biz burada bekleriz.’ diyeceklerdir.

Müslümanlık, büyük düşünen, ileriye bakanların dinidir. Müslümanlık âli himmet olmaktır. Dünyaya takılıp kalmadan düşünebilmektir.


Âli himmet sahibi insan


Âli Himmet sahibi insanın temel karakteri, dünyadan da nasibini unutmadan ahiretini kazanmaya çalışan insan olmaktır. Onun hayatında, dünyaya esir olmadan onu elde tutmak, ibadetlerle işi çatıştırmamak, geceyi gece, gündüzü gündüz gibi yaşamak vardır. İnsana insan gibi, eşyaya eşya gibi muamele etmek, herkese hakkını vermek, tabii olmak vardır.


Önünü değil, ileriyi görmeye çalışan bir insandır o.


Âli himmet sahibi bir insanın yetiştirilmesinde temel esaslar:


1- İlim candır:


Müslüman olarak yaşayabilmek için gereken kadar din ilmini öğrenmesi farz, daha fazlasını öğrenmesi de müstehaptır. Dünya hayatını, onurlu bir şekilde yaşayabilmesi için gerekli ilimler de farz veya müstehap tasnifine tabidir. Aslında Müslüman için ilim, her durumda mübarektir. Şu kadar ki, önemli ve gerekli sıralaması yapması basiretini gösterir. Konusu ne olursa olsun ilmi ‘diploma’ uğruna elde etmek ilme karşı saygısızlık, şahsiyet açısından kısa görüşlülüktür.


2- İbadet renktir


İnsanın yaratılış gayesi ibadet etmek olduğuna göre ibadetsiz bir hayatın onurlu olması mümkün değildir. Allah’ın huzurunda secde etmemek, başkalarının önünde eğilmek olarak karşılık bulur. İbadet için iki önemli noktaya dikkat edilir:


a- İbadetlerde de farz, vacip, sünnet ayrımı vardır. Önce farzlar yerine getirilir. Sonra da vacipler ve sünnetler.


b- İbadeti namaz ve zikirden ibaret görmek yanlıştır. Allah için ve O’nun şeriatına uygun yapıldıktan sonra uyku bile ibadete dönüşür. Çalışıp mal kazanmak bile ibadet olur. İbadeti hayat kadar geniş düşünmek durumundayız. İnsan nerede nefes alıyorsa, orada imtihan halindedir. İmtihan anında her şey ibadet veya isyandır. Bunun için dinimiz, evlenip şehvetini tatmin eden bir mü’minin yaptığını sadaka olarak görmektedir. Bunun için, kendi doğurduğu çocuğuna satın aldığı bir ayakkabı onun ecir hanesine yazılmaktadır.


İbadette tembellik halinden sıyrılıp, heyecanla ibadet eder hale gelmek, ‘kalbi mescitlere kilitlenmiş’ olmak, ibadet rengiyle renklenmektir.


3- Allah’a davet heyecandır:


Mü’min iman edip, cennete girmek için ibadetler yapmakla yetinemez. Kendisine nasip olan imanın bütün insanlara nasip olması için yollara düşer. Kendisinin kurtulacağını umduğu cehenneme kimsenin girmemesi için didinir. En yakınlarından başlayarak uzağa doğru açılan bir daire içinde gayret eder. Kimi zaman eliyle, kimi zaman diliyle ve kimi zaman duasıyla Allah’a davet etmekten geri kalmaz. Sadece kendisini düşünen mü’min aslında cimridir. Cimrilik üstün insanların meziyeti değildir. İnsanlıkta üstünlüğü yakalayamayanın Müslümanlık’ta üstün olması zordur. Allah’a davet neyi gerektiriyorsa vazife odur. Kötülüklerle mücadele gereken yerde davet o mücadeledir.


4- Günahlar ateştir:


Günahların biriktiği benlikte, güzellikler yer bulamaz. Her işlenen günah bir nokta gibi görülse, o noktaların birikiminden kararmış bir kalp ortaya çıkar. Kararmış kalplerin sahiplerinden berrak işler beklemek zorlaşır. Âli himmet olmak için hiç günah işlememiş olmak belki şart olarak ileri sürülmez; ama günahlardan arınmak önemli bir şarttır.


5- Ahlâk şarttır:


İslam güzel ahlâk dinidir. İnsanlık ah lâkla beraber olduğunda güzeldir. Ahlâk ibadet gibidir. Sahibini yükseltir. Güzel ahlâkı sayesinde bir mü’min Allah katında ve kulların nazarında iyilerden sayılır. Yalan, kibir, haset, hayâsızlık, kindarlık gibi illetler şahsiyet gelişmesinin önünde ciddi engellerdir.


6- Mubahlar serbesttir; ama sınırsız değildir:


Allah Teâlâ’nın emretmediği ve yasaklamadığı bilakis kullarını serbest bıraktığı işlere mubah denmektedir. Namaz emredildiği için farzdır. Alkol yasaklandığı için haramdır. Ekmek yemek ise, ne farzdır ne de haramdır. O serbestler arasındadır. Ancak yeri gelir ekmek yemek farz veya haram olabilir. Bu nedenle mubahları serbest alanlar olarak görebiliriz; ama sınırsız göremeyiz.


7- Kaçmak basitliktir:


Sorumluluktan kaçan, yük almak istemeyen, dünyayı da cenneti de kolaydan kazanmak isteyen, her şeyden önce büyük olmanın en önemli yollarından birini kendisi için tıkatmış olmaktadır. Sorumluluktan kaçmak sadece aranılan yerde bulunmamak değildir. Hiçbir Müslüman, ‘Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüğünüzden mesulsünüz.’ tembihini unutamaz.


8- Değerli olup kolay olan ne var?:


Âli himmet olmak, öyle bir insan yetiştirmek büyük bir arzu olduğuna göre, böyle bir arzunun gerçekleşmesi için yoğun gayret ve süreklilik muhakkak gerekecektir. Âli himmetlik, sabır ve mücahede ister. Nefis muhasebesi ister. Temiz ve salih bir çevre ister. Örnek isimleri tanımayı ister. Kur’an ve hadis kaynağından sulanmayı gerektirir. İhlâslı dua ister.


9- Engelleri tanımak şart:


Herkes büyük düşünmek, büyük olmak ister. Ama büyük olmak için engellerin kaldırılması önemli bir basamaktır. Çocukluk dönemindeki yanlış eğitimler, kötü ve günahkâr çevrede kalma, cemaatsiz yaşama, mubahlarda aşırılık, erteleme hastalığı, ölüm ve ahiret bilgilerini uzak tutma, nefsi azdırma, acelecilik, hakka destek olan bir faaliyette bulunmama âli himmet olmaya engeldir. Bu engeller bir yandan âli himmet olmayı engellerken bir yandan da kalbin manevi hayatının ölmesine, günahlarla iç içeliğe, kuru dindarlığa, zor zamanlarda çökmeye, sabırsızlığa ve çetin bir ahiret azabına neden ol-maktadır.


10- Sebep çok:


Düşük kalmaya en büyük sebep şüphesiz nefis ve şeytandır. Şeytana alet olmuş insan kılıklıların oluşturduğu sebepleri de ilave ettiğimizde maddi ve manevi pek çok sebebi aşarak, himmetimizi yüceltebileceğimizi anlamış oluruz. Bir de mevcut sebeplerin yanında, çok önemli; ama gizli duran bir sebep daha vardır. Gizli sebepler de bizim içten çökmüş halimiz, kendimize ve dinimize güvenimizi yitirmiş olmamızdır. Allah için ayakta durmaya, çalışmaya gayret edenlerin azlığı, yaygınlaşan fesadın hızına paralel bir ıslah çalışmasının yapılamayışı da tuz ve biberdir.


Yeme içmede, uykuda, ziynette abartı, ortayı yakalayamamak sebeplerden bir sebeptir.

11- Nefis terbiye ister:


Zor anlarda nefsi dizginlemek, intikam hırsını dünyevi ölçülerin üstüne taşımak, şecaat ve hikmetle donanmak, ibadet ve cihad ehli olmak terbiyenin esasıdır. Dünyevi nedenler ve sonuçlar için kızıp kükreyen, dilini salan nefis terbiyesinde geri kalan Müslüman’dır.


Onun âli himmet olma süreci uzundur. Âli himmet olacak bir insan göğsü geniş, sabırla mücehhez, Allah’tan beklediği kullardan beklediğinden daha büyük olan, örneklerini seleften seçen, günübirlik düşünmeyen bir insandır. Yaptığını unutan iyilik sahibi olmaya çalışmak, büyük bir eğitim malzemesidir.


Mü’min; kendisini ve ümmetini ilgilendirmeyen işlerden uzak, ilgi alanında kalanlar için fedakârlığa hazır, sözüyle özü arasında uyum bulunan insandır. Onu toplum yönlendirmez. Toplumun tükettiğini değil, ihtiyacı olanı tüketir. Deli bir âşık da olmaz. Sever, sevilmek ister; ama kendisini salmaz.


12- Dış boyaya takılmak, içi kaybettirebilir:


Allah kalplere bakıyor. Dış görüntümüz ise, zaruretleri karşılayacak kadar olmalıdır. Bu dünyevileşmeden, dünyayı kullanma taktiğimizin ana kuralıdır. Buna rağmen, düğünden ev ile vasıtaya kadar, toplumun ve yaygın hastalıkların sürüklediği bir ortamda bulunmak ‘âli’ olmaya manidir.


13- Ebeveynin yükü ağırdır:


İyi bir okula göndermek, bol bol öğüt vermek şahsiyet-li ve büyük düşünen insan yetiştirmek için yeterli olmayabilir.


Çocukların fıtratlarının iyi tespit edilmesi, evin okul haline getirilmesi, evde konuşulan sözlere, eve giren çıkanlara, kullanılan eşyaya varıncaya kadar her şeyde ölçülü ve kurallı davranılması, semt seçilmesi, kesinlikle iyi örneklik oluşturulması, şahsiyetli ve ileriyi görebilen bir çocuk yetiştirmek için önemlidir. Dar ufuklu bir anne baba, öğretmen, mahalle imamı çocuk için eksikliktir.